NE ARAMIŞTINIZ ?

* Bu alan zorunludur
* Bu alana en az 3 karakter girmelisiniz
TÜRKSAM Burslu Stajyer İlanıdır

TÜRKSAM’da Güz Dönemi Staj ve Eğitim Programı Başvuruları Başladı‬ Kurumumuz üniversitelerin bölümlerinde lisans/yüksek lisans/doktora düzeyinde öğrenimlerine devam eden öğrencilerin ve mezunların başvurabileceği Eylül – Ekim - Kasım 2021 tarihleri arasında düzenlenecek Güz dönemi staj ve eğitim programı için stajyerlerini aramaktadır. GENEL NİTELİKLER * Photoshop, Illustrator, After effects/Premier gibi programların en az bir tanesine hakim * Video düzenlemesi yapabilen, * Kendi insiyatifinde tasarım yapabilen, * Türkçeyi etkin kullanan, yazım ve imla kurallarına hakim, * Sosyal medyayı etkin bir biçimde kullanabilen, * İngilizce bilen, * Öğrenmeye açık ve istekli, * Detaylara önem veren, * Sorumluluk sahibi ve iş takibine dikkat eden, * Takım çalışmasına yatkın ve iletişimi kuvvetli, * Haftanın minimum 2 günü staja devam edebilecek, * Ankara'da ikamet eden. *Adayların sitemizde yer alan “Staj Başvuru Formu”nu eksiksiz bir şekilde doldurarak e-posta yoluyla “ staj@turksam.org ” adresine göndererek başvurularını yapmaları rica olunur. *Başvurular sadece e-posta yoluyla yapılmakta olup elden evrak alınmamaktadır.  *Eksik doldurulan başvuru formları değerlendirmeye alınmayacaktır. Değerlendirmede etkili olacak sosyal medya adresleri kısmı özellikle boş bırakılmamalıdır. NOT: 1- Üniversitelerin yukarıdaki niteliklere sahip tüm bölümlerinden stajyer kabul edilmektedir. Bu niteliklere sahip kabul alan stajyerlere ayrıca TÜRKSAM Bursu verilecektir. 3- Staj sürecini başarıyla tamamlayanlara daha sonra iş teklifi imkanı sunulacaktır. TÜRKSAM Staj Koordinatörlüğü

15.09.2021 15:13

DUYURULAR

Matruşkalaşan Terörizm

10 Eylül 2004

Rusya’da her şey matruşkalaşıyor: Oligarklar, yönetim, demokrasi… Şimdi ise Rusya’da Çeçen sorunu ve bundan kaynaklanan terör de matruşkalaşmaya başlamıştır. Terör ve bağımsızlık savaşının iç içe geçtiği Rusya’da, terör örgütleri uluslar arası örgütlerle işbirliği yaparak karmaşık bir yapıya bürünmüş, böylelikle daha etkin ve acımasız eylemler yapmaya başlamışlardır. Başkan Putin’in “çözüm” vaadettiği için iktidara gelmesinde etkili olan Çeçenistan sorununda, Kremlin sertleştikçe Çeçen sorunu daha fazla terörize olmaktadır. Açıldıkça içinden yeni bebekler çıkan matruşkalar gibi, Rusya’da terör daha çetrefilli bir hal almış ve giderek küreselleşen Çeçen terörü, Putin’in Türkiye ziyaretini ertelemesine sebep olmuştur.

 

Terör Putin’in Ziyaretini Erteletiyor

 

Başlangıçta bağımsızlık talepleriyle ortaya çıkan ve Rusya ile iki büyük savaş yaşayan Çeçenler, son dönemlerde cephede kaybettikleri savaşı terör yoluyla Rusya’nın içlerine doğru yaymaya başlamışlardır. Rusya, ilk defa zaman ve mekan içine yayılmış düzenli ve profesyonel bir saldırı dalgasıyla karşı karşıya kalmıştır. Öyle ki, 1 Eylül’de  Beslan’da meydana gelen rehine eylemi devletin genel güvenlik politikaları çerçevesinde bekâsını şüphe altına almış ve Rusya’da yeni bir terör miladını ortaya çıkarmıştır. Diğer yandan bu saldırılar, 512 yıllık Türk-Rus diplomatik ilişkiler tarihinde ilk defa gerçekleşecek olan Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 2-3 Eylül 2004 tarihlerini kapsayacak resmî Türkiye ziyaretinin ertelenmesine de sebep olmuştur.[1]

 

Öncelikle bu eylemlerin Putin’in Türkiye ziyaretiyle veya enerji ihaleleri ile doğrudan bağlantılı olmadığını ifade etmek gerekmektedir. Putin’in ertelenen Türkiye ziyaretine Kasım ayında iştirak edeceği beklenmektedir. Bu eylemler aslında Rusya’yı yakından takip edenler ve tanıyanlar için beklenen bir gelişmedir. Son günlerde artan saldırılar 29 Ağustos’ta yapılan ve Kremlin yanlısı Alu Alhanov’un kazandığı Çeçenistan Devlet Başkanlığı seçimleri ve giderek daha karmaşık bir hal alan Çeçen sorunu ile ilgilidir. 29 Ağustos seçimleri öncesi Çeçen direnişçiler Rusya’ya karşı büyük tehditler savurmuşlardır. Rus makamları tarafından yeterince ciddiye alınmayan “zafere kadar savaş” tehditleri, bundan sonra Kremlin tarafından daha özenle dinlenecektir. Ama, alınan bütün önlemlere rağmen, Rusya’da kısa dönemde terör faaliyetlerinin son bulması beklenmemektedir. Rusya önümüzdeki dönemlerde de kanlı eylemlere gebe gözükmektedir.

 

Çeçen Sorunundan Çeçen Terörüne

 

Çeçenistan’da bağımsızlık savaşı ve terörizm arasında yaşanan  ikilemde, bazılarının halen bağımsızlık savaşı olarak adlandırdığı eylemi, Rusya ve bu son olaylardan sonra da birçok Batı ülkesi, “terör” olarak ifade etmektedirler. Hatta Batı basını genel olarak Beslan’daki trajik hadiseleri ABD’nin 11 Eylül’ü ile kıyaslamış ve bununla da yetinmeyip bu hadiselere “Rusya’nın 11 Eylül’ü” benzetmesinde dahi bulunmuşlardır.[2] Ancak ismine ister “bağımsızlık savaşı”, isterse de “terör faaliyeti” densin, gerçek olan şudur ki; Rusya’da terör giderek şiddetini artırmakta ve daha profesyonel eylemler gerçekleştirilmektedir.

 

İnguşetya baskını, sivil uçaklar bombalı saldırı, metro bombalama eylemi ve son olarak da Kuzey Osetya’nın[3] Beslan kentinde yaşanan okul baskını sebebiyle kanlı eylemler bir kez daha göstermiştir ki, Başkan Putin’in iddiasının aksine Çeçenistan’da yaklaşık 10 yıldır devam eden iç savaş daha bitmiş değildir ve Çeçen direnişçiler hâlâ bu bölgede güçlüdürler. İzlenen yanlış politikalar Çeçenleri terörizme yönelttiği gibi, şimdi bu sorun “Filistinize” olma sürecine girmiştir.[4]

 

İslâmî ve yerel geleneklerin tarih boyunca oldukça etkili olduğu Kuzey Kafkasya’da, özellikle de Çeçenistan’da, 1996 yılına kadar merkezî hükümetle yapılan savaşlar bağımsızlıkçı bir düşüncenin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Ancak, bu tarihten sonra Suudi Arabistan’dan bu bölgeye savaşmak için gelen komutanların (daha sonra bir çatışmada Rus güçlerince öldürülen İbn ül Hattab, Ebu Walid gibi) etkisiyle hareket yavaş yavaş Vahhabizmin etkisine girmiş ve 1999 yılından sonra cephe savaşı kaybedilmeye başlanınca Şamil Basayev’in de yönlendirmesiyle, giderek Rusya’nın içlerine doğru yayılan terör eylemlerine dönüşmeye başlamıştır.

 

İçinde önemli miktarda Müslüman nüfus barındıran Rusya’nın, Beslan katliamından sonra öncelikle “terör” ve “İslam” gibi Rusya için hassas olan iki konuyu birbirinden ayırması gerekmektedir. İslam Konferansı Örgütü'nden gözlemci statüsü alması, Rusya’nın İslam dünyasıyla doğrudan diyalog kurarak Çeçen sorununda destek sağlaması amacının yanı sıra; Rusya içinde yaklaşık 20 milyon olduğu ifade edilen Müslüman nüfustan kaynaklanabilecek sorunlar olabileceği endişesinden kaynaklanmaktadır.

 

Nitekim Başkan Putin Beslan’daki eylemden sonra bu endişesini Batılı gazetecilerle yaptığı görüşmede; Çeçenistan'a bağımsızlık verilmesi taleplerini, yabancı köktendinciler tarafından sağlanan destek sayesinde tüm güney Rusya'yı, hatta ülkenin başka yerlerindeki Müslüman nüfusu ayaklandırmaya çalışan Çeçen İslamcıların stratejisinin bir sivriliği olarak değerlendirdiğini belirtmiştir. Putin, 'Müslümanlar, Volga, Tataristan ve Başkurdistan'da yaşıyorlar. Çeçenistan, Irak değil. Çeçenistan o kadar uzak değil. Çeçenistan topraklarımızın hayatî bir bölümüdür. Bütün bunlar, Rusya'nın toprak bütünlüğüyle doğrudan bağlantılıdır' demiştir.

 

Yeltsin döneminde kendisi ile masaya oturulmasına rağmen, Putin döneminde Çeçnistan eski Devlet Başkanı Aslan Mashadov “terörist” ilan edilmiştir. Daha sonra ortaya çıkan bu otorite boşluğunda Çeçenistan’da ve komşu Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerini içine alan bölgede etrafına birkaç kişi toplayan ve silahlanan onlarca ve hatta yüzlerce direnişçi grup ortaya çıkmıştır. Kimisi para, kimisi gerçekten bağımsızlık savaşına inandığı ve/veya Vahhabi kökenli radikal İslam’ın etkisinde olduğu için, kimisi de bölgede önemli komutanlar arasına girerek “isim yapmaya” heves eden gençlerden oluşan gruplar ortaya çıkmıştır. Tek bir merkezden yönetilmeyen, bir kısmı bazı Arap ülkelerinden maddi destek alarak Arap kökenli terör gruplarının etkisine giren bu silahlı grupların istihbarat açısından ne yapacaklarını kestirebilmek güçtür. Bu sebeple Rusya, bu gruplara karşı önleyici tedbirler almakta zorlanmaktadır. Dolayısıyla da bu tür gruplar önümüzdeki dönemde de her an yeni kanlı eylemlere girişme potansiyeline sahiptirler.[5]

 

Şamil Basayev liderliğindeki bu grupların gerçekleştirdiği en son terör eylemi 1 Eylül 2004 tarihinde Beslan kentinde yaşanmıştır. Çoğunluğu çocuk 1,181 kişinin rehin alınmasının ardından 3 Eylül’de bu krizi kanlı bir şekilde neticelenmiştir. 338 kişinin ölümü, 600’den fazla rehinenin yaralanması ve 100’ün üzerinde insanın kaybolmasıyla sonuçlanan bu eylem sebebiyle psikolojik travmalar yaşayanların sayısı ise binlerle ifade edilmektedir. Rehineler arasında ilerde yaşanabilecek intihar vakaları bu trajedinin boyutlarını daha da büyütebilecektir.

 

Neden Çocuklar Hedef Alındı?

 

Bu defaki rehine krizinin Kremlin açısından önemli bir çıkmazı bulunmaktaydı. Daha önce 2002 yılındaki Nord Ost Tiyatrosu baskınında Moskova müdahale etmekten çekinmemişti ve bu müdahale sonucu 40'ı terörist olmak üzere yaklaşık 159 kişi ölmüştü. Teröristler çocukların hedef seçilmesi halinde böyle bir müdahale ihtimalinin güç olabileceğini düşünmüş olmalılar. Zira, bir müdahale sonucunda çocukların ölmesi durumunda Putin ve ekibinin çok zor durumda kalması ihtimali teröristleri bu eyleme yöneltmiştir. Gerçekten de rehinelerin çoğunluğunun çocuk olması, ilk defa Putin'in elini kolunu bağlamış ve “teröristlerle kesinlikle pazarlık yapmayacağız” diyen Putin ilk defa teröristlerle aracılar vasıtasıyla pazarlık masasına oturmuş ve rehineleri bırakmaları durumunda teröristlerin Çeçenistan’a sağ salim gidişine engel olmayacağını bildirmiştir. Ama bu teklif teröristler tarafından kabul edilmemiş ve görüşmelerin devam ettiği bir ortamda aniden çatışmalar başlamıştır.[6]

 

Müdahale mi, Çatışma mı?

 

En azından bu defa rehine olarak seçilen “objelerin” çoğunluğunun çocuk olması, bize “kesinlikle teröristlerle pazarlık yapmayız” diyen Putin’in katliam gibi rehine kurtarma operasyonuna girişmeyeceği umudunu vermişti. Nitekim, Kremlin’in ilk defa “müdahalede bulunmayacağız” açıklaması, aracılar vasıtasıyla “teröristlerle” diyaloğa geçmesi, rehinelerin bir müdahale ile değil de görüşmeler yoluyla serbest bırakılması yönündeki girişimi rehinelerin yakınlarını olduğu gibi bütün dünyayı umutlandırmıştı.[7]

 

Ancak, umulan olmadı. Rus özel harekât timlerinin ve operasyonu yöneten yetkililerin acemiliklerine teröristlerin acımasızlığı, şaşkınlığı ve kendi aralarında anlaşmazlığa düşmeleri de eklenince, görüşmelerin devam ettiği bir ortamda sebepsizce başlayan bir çatışma, çoğunluğu çocuk olmak üzere yaklaşık 338 kişinin öldüğü ve yüzlerce kişinin yaralandığı bir trajedi ile neticelenmiştir.[8]

 

Çatışmaların nasıl başladığı konusunda değişik senaryolar ileri sürülmektedir. Kanaatimizce, çatışmalar kurtarma operasyonu ile başlamamıştır. Çok değişik milletlerden oluşan teröristlerin içeride anlaşmazlığa düşmesi, daha önce hazırlanan bomba düzeneklerinin patlatılması, rehinelerden bir kısmının kaçmaya teşebbüs etmesi neticesinde teröristlerce ateş açılması ve MÇS denilen Olağanüstü Haller Bakanlığı yetkililerinin cesetleri almak için teröristlerle anlaşarak binaya girdikleri halde içerideki cesetlerden birisinin üzerine önceden bomba düzeneği yerleştirilmesi ve görevlilerin  üzerlerine ateş açılması sonucu ortaya çıkmıştır. Nitekim, ortada ölü ve yaralı olarak birkaç MÇS görevlisinin bulunması bu tezi güçlendirmektedir.

 

Muhtemelen ne kurtarma timlerinin, ne de teröristlerin planlarında olmayan ve “spontane” gelişen bu ihtimali, oldukça profesyonel olması ve her türlü ihtimal hesaplarını yapması gereken Rus kurtarma timleri maalesef hesaplayamamış ve çıkan çatışmalarda her iki taraf da etrafa rastgele ateş etmeye başlamıştır. Muhtemelen de, ölümlerin çoğu çatının çökmesi ve iki ateş arasında kalma neticesinde ortaya çıkmıştır.

 

Kanlı biten rehine krizi sonrası Rusya, bir operasyon yapmadıklarını ve çatışmaların teröristlerce başlatıldığını ifade etmiştir. Kanaatimizce bu doğru olabilecek bir açıklamadır. Nitekim görüşmelere aracı olan Doktor Leonid Roşhal de Fransız Le Figaro gazetesine verdiği demeçte kendisinin sürekli olay yerinde olduğunu ve Rus özel timlerinin bir kurtarma harekâtı düzenlemediklerini bildirmiştir.[9]

 

İstihbarat Zaafları

 

Soğuk Savaş döneminde gizli servislerinin tarihî başarılarıyla ünlenen Rusya, Kremlin ekibinin (Silovikler) büyük çoğunluğu istihbarat kökenli ve 16 yıl KGB'de çalışmış bir devlet başkanının yönetiminde olmasına rağmen çok ciddi istihbarat zaafları vermektedir. Rusya’da bugün yönetim kademelerinin her birinde, başta önemli bakanlıklar ve yardımcıları olmak üzere, istihbarat kökenli yöneticiler bulunmaktadır.[10] Buna rağmen Rusya, istihbarat zaafları vermekte ve Putin güvenlik birimlerinin yeniden yapılandırılmasından bahsetmektedir.

 

Rusya’nın istihbarat zaafları, bu tür saldırıları daha önleme aşamasında başlamıştır. Ellerinde teröristlerin Temmuz ayında okul binasında yapılan tamirat sırasında binaya bomba ve silahları getirip yerleştirmeleri, daha önce 9 Mayıs’ta İkinci Dünya Savaşının yıldönümü kutlamaları sırasında Dinamo stadının tamiri sırasında tribünlerin altına yerleştirilen uzaktan kumandalı bombanın patlatılması sonucu öldürülen Çeçenistan Devlet Başkanı Ahmet Kadirov eylemi gibi örnekler  bulunmasına rağmen, Rus istihbaratı gereken önlemi alamamıştır. Şimdi, Rusya’nın değişik bölgelerinde patlatılmaya hazır olan ve önceden yerleştirilmiş kaç tane daha bu tür bomba bulunduğu ve kaç eylem hazırlığı olduğunu kimse bilmemektedir.

 

İstihbarat acemilikleri, rehine ve terörist sayısında yanlış ve eksik istihbarat yapılması ile daha eylemin ilk gününde ortaya çıkmıştır. Basit bir mantık hesaplamasının bile, okuldaki rehine sayısının binin üzerinde olduğunu göstermesi gerekirken, Rus istihbarat yetkilileri bu rakamı 150 ile 400 arasında açıklamışlardır. Oysa şu bilinmektedir ki, 1 Eylül tarihi Rusya’da okulların açılış günüdür ve bütün öğrenciler o gün aileleri ile birlikte okullarına giderek bu günü bayram gibi kutlarlar. Beslan’daki okulun öğrenci mevcudunun 891, okuldaki görevli sayısının 46 olduğu ve öğrencilere eşlik eden en az 500 velinin bulunabileceğini bilmek için aslında istihbaratçı bile olmaya gerek yoktur. Rehine sayısının yanlış hesaplanması müdahale hesaplarının da yanlış yapılmasına ve böylece ölenlerin sayısının yükselmesine sebep olmuştur.[11] Nitekim daha sonra yapılan resmî açıklamada rehine sayısı 1,181 olarak belirtilmiştir.[12]

 

Rusya’nın yaşadığı istihbarat zaaflarını bizzat Başkan Putin de itiraf etmiştir. Diğer yandan, daha önceki eylemlerde olduğu gibi uçak düşürme eyleminde de Çeçenlerin görevlilere rüşvet verdiğinin artık belgelenmesi, polislerce tutuklanan bazı sanıkların başka görevlilerce serbest bırakılmaları Rusya’nın istihbarat açısından içinde bulunduğu durumu açıkça gözler önüne sermektedir. Ayrıca şehir merkezlerinde 30-40 ve hatta 100’den fazla terörist tarafından yapılan saldırılarda yaklaşık 1,5 milyon[13] personele sahip İçişleri Bakanlığı’na bağlı polislerin veya istihbarat görevlilerinin, bu şahısların şehirlerdeki hareketlerini tespit edememeleri de düşündürücüdür.

 

Kuzey Kafkasya’da Etnik Çatışma Tehlikesi

 

Yetkililerin, daha rehine krizi sırasında militanların çoğunun İnguş kökenli olduğunu açıklamaları ve operasyon sonrası teröristlerin bir kısmının İnguşetya’dan geldiğinin ve hatta Haziran ayında İnguş Cumhuriyeti'ndeki karakollara düzenlenen ve yaklaşık 100 kişinin ölümüyle neticelenen baskında yer aldıklarının da tespit edilmesiyle Osetlerle İnguşlar arasındaki tarihsel düşmanlığın yeniden alevlenmesi tehlikesi ortaya çıkmıştır. Zira, Beslan'da halkın büyük kısmı, saldırıların İnguş Cumhuriyeti'nden gelen militanlar tarafından yapıldığına inanmakta ve terörist eylemden dolayı İnguşları sorumlu tutmaktadır.

 

Geçmişte zaten bir silahlı çatışma yaşayan iki halk arasında yeni bir çatışmanın yaşanmasından korkulmaktadır.[14] Bu sebeple de 4 Eylül’de Beslan’a gelen Putin’in ilk açıklamalarından birisi etnik çatışma tehlikesine karşı uyarı olmuştur. Putin, 4 Eylül günü yaptığı halka yönelik açıklamasında, okuldaki saldırının, etnik bir mozaik olan Kuzey Kafkasya'yı karıştırmayı amaçladığını söylemiştir. Putin, hatasını da şu sözlerle itiraf etmiştir: ''Doğrusunu söylemek gerekirse, dünya genelinde ve ülkemizde olan bu olayların tahlilini ve karmaşık niteliğini algılamayı beceremedik. Hazırlıksız yakalandık. Zafiyet gösterdik. Ancak bu olayların temel sebebi, Rusya'yı hâlâ nükleer tehdit gören kaynakların, bu gücü elimizden almaya çalışmasıdır. Bunu gerçekleştirmenin tek yolu da terördür. Bu şantajlara boyun eğersek, milyonlarca insanın, örneğin Karabağ'da, Dinyester'de çıkacak kanlı çatışmalarda trajik biçimde ölmesine neden olabiliriz. Karşımızdakiler, Kafkaslar'ı kan gölüne dönüştürmek istiyorlar.''

 

Teröre Karşı Yeni Tedbirler

 

Başkan Putin’in Rusya'nın, güney kanadının yanı sıra saldırılara karşı zayıf olan Kafkasya'da da yeni bir güvenlik sistemi kurulacağına dair taahhütte bulunması üzerine, İçişleri Bakanı Raşid Nurgaliyev harekete geçerek bazı tedbirler almıştır. Buna göre; Çeçenistan dahil, bölgedeki çeşitli cumhuriyetlerde kurulan terörle mücadele komisyonlarına yöneticiler atanmıştır. Yeni kurulan komisyonlara, üst düzey bir İçişleri Bakanlığı yetkilisinin başkanlık etmesi ve yardımcı olarak da bir bölge siyasî liderinin görev yapması öngörülmüştür. Bunun yanında, komisyonda 'Spetsnaz' isimli 70 kişilik bir özel görev gücü de hizmet vermeye başlamıştır. Nurgaliyev, komisyonların, polis, güvenlik güçlerinin ve askerî gücün terör saldırılarının önlenmesi çerçevesinde koordine edileceğini söylemiştir. Federal Güvenlik Birimi FSB, terörle mücadeleyi kuvvetlendirmek için 13 Kuzey Kafkas Cumhuriyeti ile işbirliği yapacağını kaydetmiştir. Buna ek olarak, halkın artan protesto eylemleri karşısında daha fazla dayanamayan Kuzey Osetya Devlet Başkanı Aleksandr Dzassokhov, Beslan'da meydana gelen rehin alma olayını müteakip hükümetin tamamını görevden almış ve yerine Ulaştırma eski bakanı Alan Boradzov başkanlığında yeni bir hükümet atamıştır.[15]

 

Rusya’nın Terör Bilançosu

 

Duma bağımsız milletvekili Vladimir Rijkov’a göre, “Artan terör eylemleri Rus vatandaşlarının havada veya metroda, Moskova'da veya dışında, nerede olursa olsun tamamen savunmasız olduklarını sergilemektedir. Çeçenistan'da federal kuvvetler, başkent Grozni'de gündüz bile kontrolü sağlayamamaktadırlar.”[16]

 

Belki, Vladimir Rijkov bir politikacı olarak hadiseleri biraz abartmaktadır ama saklanamayacak bir gerçek vardır ki, o da Rusya’da artık teröre verilen kurbanların sayısının her geçen gün artmakta olduğudur. Terör kurbanlarının sayısı bakımından Rusya, artık yıllardır terörle savaşan İsrail'i geride bırakmış ve ABD'ye yaklaşmak üzeredir. Rusya’da giderek daha fazla radikalleşen ve küreselleşen terör endişesi ve bundan kaynaklanan güvenlik endişesi bir numaralı sorun olma özelliğine yükselmiştir.

 

1994-2004 Yılları Arasında Rusya’da Yapılan Terör Eylemleri ve Sivil Kayıplar

Tarih

Yer

Olay

Ölen siviller

28.07.1994

Stavropol

Otobüs rehin alınması

5

14.06.1995

Budyanovsk

Hastane ele geçirmesi

83

09.01.1996

Kzilyar

Doğum evi baskını

73

18.11.1996

Kaspisky

Apartman bombalama

67

27.06.1997

Moskova

Tren bombalama

5

08.07.1997

Dağıstan

Radyo vericisi bombalama

9

04.09.1999

Byunakske

Apartman bombalama

61

08.09.1999

Moskova

Apartman bombalama

94

13.09.1999

Moskova

Apartman bombalama

121

16.09.1999

Volgadonsk

Apartman bombalama

18

08.08.2000

Moskova

Çarşı bombalama

13

24.03.2001

Yessentuki

Araba bombalama

22

19.08.2001

Astrahan

Pazar bombalama

8

09.05.2002

Kaspisky

Zafer günü kutl.bombalama

42

16.09.2002

Grozni

Bombalama eylemi

8

10.10.2002

Grozni

Polis karakoluna bombalı saldırı

24

26.10.2002

Moskova

Nord-Ost tiyatro baskını eylemi

118

27.12.2002

Grozni

Hükümet binasını bombalama

71

05.05.2003

Mazdok

Otobüse intihar saldırısı

19

14.05.2003

Gudernes

Bayram yerine intihar saldırısı

26

05.07.2003

Moskova

Rock konserine intihar saldırısı

17

01.08.2003

Mazdok

Askerî hastaneye intihar saldırısı

50

03.09.2003

Kislovodsk

Tramvay bombalama

5

05.12.2003

Yessentuki

Tramvay bombalama

47

09.12.2003

Moskova

Nasyonel Oteline intihar saldırısı

6

15.12.2003

Dağıstan

Rehin alma eylemi

9

06.02.2004

Moskova

Metro bombalama

40

09.05.2004

Grozni

Kadirov’a suikast

8

04.06.2004

Samarra

Şehir pazarını bombalama

11

22.06.2004

İnguşetya

İçişleri Bakanlığı baskını

100

24.08.2004

Moskova-Soçi

Sivil Uçakları bombalama

90

31.08.2004

Rijuskaya

Metro bombalama

10

01.09.2004

Beslan

Okulda rehin alma

338

Toplam sivil kayıplar

1,618 kişi

Çeşitli kaynaklar incelenerek tarafımızdan hazırlanmış ve ölü sayısı beşten fazla olan eylemlerin tespit edilebilenleri alınmıştır.

 

Güvenlik Birimlerinin Kayıpları

 

Rusya Federasyonu Federal Güvenlik Servisi (Ferderalnaya Slujba Bezopasnosti RF) FSB’nin Kuzey Osetya sorumlusu Valery Andreyev tarafından yürütülen ve “Nabat Operasyonu” [17] ismi verilen Beslan’daki “çatışmalar” Rusya tarihinin en başarısız ve güvenlik birimleri açısından en çok kayıp verilen operasyonlarından birisi olmuştur.[18] Emekli “Alfa” timi görevlisi Sergey Gonçarov da Alfa’nın yaklaşık 30 yıllık geçmişindeki en fazla kayıp verdiği operasyon olduğunu kabul etmiştir.[19] Bu fikri Rus askeri uzmanlarından Pavel Felganeuver de desteklemektedir. Felganeuver; Rusya’nın bu tür terör eylemlerine müdahale etmek için kurulmuş bulunan “Alfa” timinin kendi tarihinde hiçbir olayda bu kadar can kaybına uğramadığını iddia etmştir.[20]

 

Nitekim FSB’nin resmî internet sitesinde yer alan bir açıklamada Beslan operasyonunda “Alfa” timlerinin ve FSB’nin özel müdahale gücü olan “Vımpel”in yer aldığı ifade edilmekte ve aralarında Alfa timi başkan yardımcısının da bulunduğu toplam 11 FSB görevlisinin bu kurtarma operasyonları sırasında öldüğü ve 10’u ağır olmak üzere 30 kadar görevlinin de yaralandığı belirtilmiştir.[21]

 

İç Politikada Eleştiri

 

Beslan’daki trajik hadiseler iç politikada Rusya Devlet Başkanı’nın uzun bir süreden sonra yeniden eleştirilmesine sebep olmuştur. Her ne kadar, Kremlin basın üzerinde çok sıkı bir denetim sürdürüyor ise de bu etki sadece televizyon kanallarında yer bulmakta, yazılı ve internet üzerindeki basında Putin, muhalifleri ve terör konusundaki uzman kişilerce ciddi şekilde eleştirilmektedir.

 

Pek çokları bağımsız bir soruşturma ve basın incelemesinin ulusun harekete geçmesine ve daha fazla terör saldırısının önlenmesine katkıda bulunmasından söz ederek ABD'nin 11 Eylül'e tepkisini işaret etmektedirler. Önde gelen liberal politikacı Sergei Mitrokhin, Rusya'nın bunun tam tersi bir örnek olduğunu söyleyerek, 'Parlamento ve medya kontrolünden muaf olan yetkililer, vatandaşları teröristlerden korumak yerine, kendilerini kamuoyundan korumak için her şeyi yapıyorlar” demiştir.[22]

 

Boris Nemtsov, Grigory Yavlinski, İrina Hakamada, İrina Mutsova ve Kasparov gibi muhalifler ve uzmanlar bu olaydan sonra, başta Putin olmak üzere İçişleri Bakanı’nın ve FSB başkanının istifa etmesi gerektiğini belirtmişlerdir.[23]

 

Terörün Rus Ekonomisine Maliyeti Artmaktadır

 

Rusya’da terör, giderek hayatın her alanında kendisini göstermekte ve Rusya için ciddi ekonomik külfetler getirmektedir. Maliye Bakanı Aleksey Kudrin; bu konu ile ilgili olarak yapmış olduğu açıklamada, 2005 yılı bütçesinin hazırlanmasında esas belirleyici unsurun terörle mücadele olacağını söylemiştir.[24] Buna göre İçişleri Bakanlığı, Federal Güvenlik Servisi (FSB), Dış İstihbarat Servisi (SVR)[25] ve Federal Koruma Servisi (FCO)[26] gibi güvenlik kurumlarının 2005 yılı harcamalarının yüzde 50 artırılarak yaklaşık 64 milyar Rubleye çıkarılması planlanmaktadır.[27]

 

Türkiye’den Rusya’ya Destek

 

Türkiye ziyaretinin hemen öncesinde gerçekleştirilen bu terör eylemi sebebiyle Putin’in ziyaretini ertelemek durumunda kalmasıyla bütün gözler Türkiye’ye çevrilmiş ve Türkiye’nin göstereceği tepki dikkatle izlenmiştir. Terörizme 35 bin vatandaşını kurban veren ve dünyada terörden en çok çekmiş ülkelerden birisi olan Türkiye’nin bu eyleme verdiği tepki oldukça net olmuştur. Bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın dilinden, Beslan krizi “acımasız bir terör eylemi” olarak tanımlanmış ve bütün ülkeler uluslar arası terörizmle ortak mücadeleye çağrılmıştır. Erdoğan ayrıca, 'Terörizme karşı 'ben' değil 'biz' mantığına sahip olmak gerekir. Bunu başardığımız takdirde, insanlığın mücadeleyi mutlaka kazanacağını düşünüyorum' demiştir. Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Sezer ayrıca Putin’i telefonla da arayarak taziyelerini bildirmişlerdir.[28]

 

Türk Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada ise, 'terörün hiçbir haklı gerekçesi olamayacağına inanan Türkiye'nin, Kuzey Osetya'da çoğu çocuklardan oluşan insanlara karşı girişilen bu menfur terörist saldırıyı bir kez daha şiddetle kınadığı' belirtilmiştir.[29] Devlet Bakanı ve Türk-Rus Hükümetlerarası Karma Ekonomi Komisyonu Eşbaşkanı Kürşat Tüzmen de, Rusya Federasyonu'nun Ankara Büyükelçiliği'ni ziyaret ederek, Beslan'da meydana gelen feci olaylar dolayısıyla taziyelerini bildirmiştir.[30]

 

Aslında Türkiye’nin Rusya’daki teröre tepkisi ve Çeçen sorununa bakışı çok daha önceden, Kasım 1999'da Başbakan Bülent Ecevit'in Rusya'ya ziyareti sırasında ortaya konulmuştur. Türkiye'de yaklaşık dört milyon olarak ifade edilen Kafkas diasporasının olumsuz tepkisine ve ülkedeki muhalefete rağmen Ecevit, Çeçenistan'ın 'Rusya'nın iç işi' olduğunu ifade ederek, Rusya’nın toprak bütünlüğünü korumanın önemini vurgulamıştır.[31] O dönemde Başbakanlık yapan Vladimir Putin, Rusya'nın, çeşidi ne olursa olsun, terörizmi kınadığını ve 'kimlerden kaynaklanırsa kaynaklansın' Türkiye'ye karşı terörist emelleri desteklemediğini belirtmiştir. Putin, son olarak da Türkiye ziyareti öncesinde  Türk gazetecilere yaptığı açıklamada, 'Biz bugün Türkiye'nin Çeçenistan konusundaki tutumundan memnunuz' demiştir.[32]

 

Önleyici Vuruş Hakkı

 

Dünya, Rusya’daki çocuklara yönelik korkunç terör eyleminin şokunu henüz üzerinden atmaya başlamışken Rusya Genelkurmay Başkanı Korgeneral Yuri Baluyievski’nin 11 Eylül saldırılarından sonra ABD Başkanı’nın açıkladığı “önleyici vuruş” hakkını Rusya’nın da kullanabileceğini açıklaması yeni tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Baluyievski, NATO'nun Avrupa'daki Kuvvetleri’nin Komutanı General James Johns ile buluşmasından hemen sonra 9 Eylül’de 'Moskova, dünyanın her noktasında teröristlerin üslerine önleyici saldırılar yapmaya hazır.'[33] açıklamasını yaparak Rusya’nın artık dışa dönük, daha aktif ve agresif politikalar izleyebileceğinin sinyallerini vermiştir.

 

Baluyievski, yurt dışındaki terörist kamplarının bulunduğu yerlerle ilgili kesin bilgilerin ellerinde olduğunu söyledikten sonra Rus silahlı kuvvetlerinin, terör kamplarına yönelik operasyon düzenlenmesi konusunda, kampların bulunduğu ülkelerle ortak adım atacağını kaydetmiş ve 'Eğer terör üslerinin bulunduğu ülkelerle ortak çalışma konusunda anlaşmaya varamazsak, o zaman başkomutan ve parlamentonun üst kanadından kendi önlemlerimizi almak için izin başvurusunda bulunacağım' demiştir.[34] Genelkurmay Başkanı, terör tehdidinin önlenmesi amacıyla ülke dışında da operasyon yapılması planının nükleer silahların kullanılacağı anlamını taşımadığını da bildirmiştir.

 

Bu sözler dünyada büyük bir heyecan yaratırken, NATO ve Washington’un bu açıklamalara tepkisi soğukkanlı olmuştur.[35] Rus generalinin bu açıklamaları genel olarak daha çok içeriye yönelik bir uyarı olarak algılanmalıdır. Ancak, bu sözlerin Rusya’nın yakın çevresine yönelik bir açıklama olduğu da unutulmamalıdır. Rusya bu yeni “önleyici vuruş” politikasıyla elbette ki ortadoğu’da veya dünyanın bir başka uzak bölgesinde askerî bir eyleme girişebilecek durumda değildir. Rusya’nın yakın bir zamanda konvansiyonel veya nükleer silahlarla bir askeri operasyon yapması beklenmemektedir.

 

BM şartının 51. maddesi, üye devletlere kendini savunma hakkını vermektedir. Zaten Rusya bunu uzun süreden beri yapmakta ve Gürcistan'a ait olan Pankisi Vadisi’ne zaman zaman hava saldırıları düzenlemektedir. Ayrıca, hem Gürcistan’da, hem de bazı Orta Asya ülkelerinde zaten Rus askerleri konuşlanmış durumdadır. Daha çok Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) üyesi ülkelere yönelik olan bu açıklamadan sonra, Rusya ile başta Gürcistan olmak üzere bazı BDT ülkeleri arasında yeni sorunların ortaya çıkması, beklenen bir gelişmedir.

 

Rusya’nın askerî eylemler yapabileceği alanlar sınırlıdır ve bu ülkelerin başında Gürcistan gelmektedir. ABD’nin, Pankisi Vadisi’nde halen Çeçen teröristlerinin mevcut olduğu” açıklaması da Rusya’nın Gürcistan’a saldırma ihtimalini kuvvetlendirmektedir.[36] Ancak, bunun yanında kendilerine İslâmî motifler seçen ve kendilerini İslamcı diye nitelendiren grupları barındıran Özbekistan gibi bazı Orta Asya ülkeleri de bu açıklamadan pay çıkarabilecek ülkeler arasında yer alabilirler.

 

Aslında, Yuri Baluyevski, Rusya’nın “önleyici vuruş” hakkını kullanabileceğini açıklayan ilk lider değildir. Zira, daha önce 2003 yılı içinde Başkan Putin ve Savunma Bakanı Sergey İvanov da bu hakkı kullanabilecekleri yönünde açıklamalarda bulunmuşlardı. Üst düzeyde 9 Eylül’de yapılan üçüncü beyan ise, herhangi bir çekinceyi veya iki anlama gelebilecek yorumları dışlamakta ve doğrudan yüklendiği anlamı taşımaktadır. 11 Eylül terör saldırılarından sonra Başkan Bush tarafından “Preventive Strike” olarak formüle edilen ve Rusça’ya “Preventivnıh Udarov” olarak geçen “Önleyici Vuruş Doktrini”, devletin gerekli gördüğü hallerde dünyanın neresine olursa olsun, 'tek yanlı' müdahale etme ve 'düşman'ı kendi belirleyeceği zamanda 'önceden vurma' hakkına sahip olduğu konseptine dayanmaktadır.

 

Bu hakkın nasıl kullanılacağı yönünde şimdilik kesin bilgiler mevcut değildir. Bilinen tek şey, Baluyevski’nin bu tür saldırılarda nükleer silah kullanılmayacağı, stratejik uçaklar ve nükleer olmayan, normal başlıklı kıtalararası balistik füzelerin kullanımının söz konusu olduğudur. Baluyevski, “önleyici vuruş” açıklamasıyla muhtemelen bu ülkelere Rus özel birliklerinin gönderilmesini kastetmiştir. Bu özel birliklerin, geçtiğimiz günlerde Katar'da Çeçenistan eski devlet başkanlarından ve Çeçen direnişçilerin eski liderlerinden Zelimhan Yandarbiev'in bir suikastla öldürülmesi gibi eylemlere mi girişeceği, yoksa daha kapsamlı eylemler mi yapacağı konusu kapalı kalmıştır.[37] Çeçen lider Aslan Mashadov'un temsilcisi Ahmed Zakayev bu açıklamanın hemen ardından, Rusya'nın Avrupa'daki Çeçenleri hedef alabileceğini söylemiştir.

 

Önleyici vuruş her ülkenin yapabileceği bir hadise değildir. ABD’den başka bu hakkı kullanan ikinci ülke İsrail’dir. Türkiye de Saddam döneminde zaman zaman Kuzey Irak’a girerek bu hakkını kullanmıştır. Önleyici vuruş olarak bir müdahalenin ülkelerin sınırlarının hemen yanıbaşında yapması mümkün gözükse de, bunu ABD gibi dünyanın herhangi bir noktasında gerçekleştirmek güçtür.

 

SSCB’nin çekirdek ülkesi olarak, dağılma sonrası dünyanın değişik bölgelerindeki askerî üslerini kapatan Rusya’nın sadece BDT ülkelerinde bazı askeri üslere sahip olduğunu görmekteyiz.[38] Dolayısıyla Rusya’nın bugün sadece Moldova (Pre-Dnyester), Gürcistan (Tiflis ve Batum), Kırgızistan (Kant), Ermenistan (Gümrü), Ukrayna (Sevastopol) ve Tacikistan (201. Motorize Birlik) gibi ülkelerde askerî üslere sahip olduğu ve bu hakkını da ancak bu coğrafyada kullanabileceği anlaşılmaktadır.[39]

 

Rusya’da Artan Terörizmin BDT Ülkelerine Etkisi

 

Rus basınında çıkan bazı haber ve değerlendirmelerde, Beslan eyleminden sonra BDT ülkelerinin Rusya dışında yeni güvenlik arayışlarına yönelecekleri ve bu aşamada ABD ile daha sıkı işbirliği içine girecekleri yönünde fikirler ileri sürülmektedir. Türkiye’de de buna benzer yazılara rastlanmaktadır.[40] Ancak, bu fikre biz tam olarak katılmamaktayız. BDT ülkelerinin eğilimleri farklılıklar göstermektedir. Kafkasya’da Gürcistan, klasik ABD yanlısı politikalarını yoğunlaştırarak sürdürecektir. Rusya’da artan terör Gürcistan dış politikasında ciddi bir değişiklik yapmayacaktır. Azerbaycan ise, Rusya ile ABD arasında dengede tutmaya çalıştığı politikalarına devam etmeye çalışacaktır. Ancak, önümüzdeki dönemde Çeçenlerin mâli kaynaklarının Azerbaycan üzerinden temin edildiği iddialarının Moskova’nın gündemine gelmesi olası bir gelişmedir. Azerbaycan bu tür terör eylemleri tehlikesinden uzak bir ülkedir. Yanı sıra; Rusya “önleyici vuruş” doktrini çerçevesinde Azerbaycan ile özellikle de Çeçenlerin mâli kaynaklarına yönelik ortak bazı girişimlerde bulunabilir. Kafkasya’nın her zaman Kremlin’in yanında yer alan bir diğer ülkesi Ermenistan ise, Irak’a asker göndermeye hazırlansa bile dış politikasında klasik Moskova yanlısı politikasını sürdürecektir.

 

Özellikle Orta Asya devletleri tarafından Rusya için “Kendi güvenliğini sağlayamayan bir ülke, başkaları tarafından, istikrar ve güvenlik teminatçısı olarak değerlendirilemez” şeklinde yorumlar yapılsa da, BDT ülkelerinin yeni yönelimler konusunda sıkıntıları sürmektedir. Bu ülkelerin Afganistan kaynaklı terör tehlikesi ile eskiden olduğu gibi şimdi de karşı karşıya oldukları bilinen bir durumdur. Özellikle Özbekistan’da yoğunlaşan Hizb-ul Tahrir örgütü, önümüzdeki dönemlerde yeni eylemlere girişebilir. Ancak, iddia edilenin aksine bu eylemler Özbekistan’ı ABD’ye veya NATO’ya yöneltmeyecek, bilakis Rusya ile daha sıkı işbirliğine yöneltecektir. Zira bu ülkeler tam anlamıyla diktatörlük veya iyimser ifadelerle yarı diktatörlük sistemi ile yönetilmektedirler. 11 Eylül’den sonra bu ülkelerin ABD ile yaşadıkları hızlı “balayı” deneyimleri neticesinde, ABD ile işbirliğinin kendi rejimlerine zaman içinde doğrudan bir tehdit yarattığını görmelerinden sonra ABD veya NATO’ya doğru yeni eğilimler içerisine girmeleri beklenmemektedir. Zira, bu ülkelerin ABD ile beraber gibi görünmeleri, radikal grupların bu ülkelere aslında daha fazla saldırmaları için iyi bir bahane bile teşkil edebilir.

 

Ukrayna’da Rusya ile sıkı işbirliğinde olan bir anti-terör merkezi faaliyet göstermektedir. Bu ülke bir yandan Batı ile işbirliğini sürdürürken, diğer yandan da Rusya ile iyi ilişkiler içinde olmaya gayret gösteren politikasına devam edecektir. Moldovya ise Pre-Dnestrovye sorunu sebebiyle Rusya ile sorunlar yaşamakta ve çözüm için Batıya umut bağlamaktadır.

 

Beslan'dan sonra herkes, Vladimir Putin'in bahsettiği kaygısızlık devrinin sadece Rusya için değil, tüm BDT ülkeleri için de artık sona erdiğini anlamış durumdadır. Terör ve saldırgan bölücülük, bu ülkelerin hemen hemen hepsini tehdit etmektedir. BDT ülkeleri bugün, kendilerini olası saldırılardan nasıl korumaları gerektiği konusunda endişe içindedir ve bu endişeleri, liderlerinin açıklamalarında da hissedilmektedir.

 

Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, Astana'da yapılacak BDT zirvesi sırasında bu global kötülüğün (terörün) üstesinden gelmek için net önlemlerin alınması ile ilgili meselelerini görüşmeye hazır olduğunu belirtmiştir. Beyaz Rusya Devlet Başkanı Aleksandr Lukoşenko, 'Eğer eski Sovyet ülkeleri birleşselerdi, terörün sonuçlarıyla değil, nedenleriyle mücadele edebilirlerdi' şeklinde konuşmuştur. Ukrayna Devlet Başkanı Leonid Kuçma, BDT topraklarında güvenliğin sağlanmasında yeni yaklaşımlarla ilgili konunun Eylül ayında yapılması planlanan BDT liderleri zirvesinin gündemine alınmasına ilişkin Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yapmıştır. Nitekim 15 Eylül’de Kazakistan’ın başkenti Astana’da gerçekleştirilen BDT toplantısında “terör” konusu zirvenin gündemine damgasını vurmuştur.[41]

 

Orta Asya devletleri, başlangıçtan beri kendilerine karşı dışarıdan gelebilecek bir tehditten çok, olası iç çatışmalardan endişe duymuşlardır. Bölgede artan radikal dinci akımlar, Orta Asya ülkeleri arasında yeni bir güvenlik örgütlenmesi ihtiyacını ortaya çıkarınca 21 Nisan 2000’de Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan liderleri “Terörizme Karşı İşbirliği Anlaşması”nı imzalamışlardır.  Nazarbayev bu anlaşmayı “Orta Asya Güvenlik Birliği” şeklinde isimlendirmiştir.[42] 7 Ocak 2002’de Şanghay’da toplanan Örgütün Dışişleri Bakanlarının “Bölgesel Terörizm” konulu son toplantısının sönük geçmesi ve uluslar arası düzeyde gerekli ilgiyi göremeyişi, büyük umutlar bağlanan bu örgütün geleceğinin fazla parlak olamayacağını göstermiştir.[43] Ancak, Rusya’da artan terör faaliyetleri BDT ülkelerinde terör konusunun yeniden gündemin üst sıralarına çıkmasına sebep olmuştur.

 

Teröre Karşı Rusya – İsrail İşbirliği

 

Beslan terörünün hemen ardından, (önceden planlandığı üzere) Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile İsrail Dışişleri Bakanı Silvan Şalom bir araya gelmiş ve terör konusunda Rusya’nın İsrail’den yardım alması konusunda anlaşmaya varılmıştır.[44] Bu mutabakat sonrasında bir açıklama yapan Lavrov, 'İsrail halkının bu zamanda Rusya'ya yardım etme konusundaki kararlılığına minnettarız ve bu, bugünlerde terör karşıtı koalisyonu güçlendirecektir' demiştir. Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin de, 5 Eylül’de Başbakan Şaron ile yaptığı telefon konuşmasında, iki ülke arasındaki istihbarat eşgüdümünün artırılması çağrısında bulunmuştur. İsrail Başbakanı Ariel Şaron a Rusya'ya, 'dünya çapındaki İslâmî Cihad' ile mücadele için istihbaratta kuvvetlendirilmiş işbirliği teklif etmiştir.[45]

 

Terör eylemlerini önleme ve müdahale konularında başarısızlıkla suçlanan Rusya’nın bu konuda dünyanın en iyi yetişmiş personeline sahip olduğu ileri sürülen İsrail ile teröre karşı ortak bir arayışa girmesi ilk anda mantıklı gibi görünse de, sınırları içinde 20 milyon civarında Müslüman nüfus yaşayan ve son dönemlerde İslam dünyası ile yeniden iyi diyaloglar kurma çabasına girişen Rusya’nın bu politikası çelişmektedir. Diğer yandan İsrail gibi bütün İslam dünyasının nefretini kazanmış bir ülke ile müttefik olmak uluslararası terör örgütlerinin Rusya’ya karşı tutumunu sertleştirmektedir.

 

Yeni Güvenlik Yapılanması: Dosvidanya Glastnost![46]

 

Başkan Putin, bütün dünyayı şaşırtmaya devam etmektedir. Önce, Genelkurmay Başkanı Baluyievski’nin yapmış olduğu, Rusya’nın “önleyici vuruş” hakkını kullanabileceği yönündeki açıklamasının ardından, şimdi de bizzat Başkan Putin tarafından açıklanan yeni idarî reformlar Rus iç politikasını ilgilendirmenin yanı sıra bütün dünyada dikkatle izlenmekte ve bu konuda Rusya, ciddi eleştirilere maruz kalmaktadır.

 

Aslında rehin alma eyleminin 3 Eylül’de kanlı neticelenmesinin ardından 4 Eylül’de Beslan’a yaptığı ziyaret ve ardından yapılan ulusa sesleniş konuşmasında Başkan Putin önemli mesajlar vermiş ve ilk defa Rusya’nın eksiklerinden, yanlışlarından bahsederek tüm bu eksikliklerin bir an önce köklü reformlarla giderileceğini söylemişti. Başlangıçta Putin’in neyi kastettiği tam olarak anlaşılmasa da, 13 Eylül’de kabine üyeleri ile beraber bütün Federal Bölge Temsilcileri ve Valilerin katıldığı toplantıda yaptığı konuşmada her şey açıkça ortaya konmuştur.[47]

 

Putin, Rusya Federasyonu tarihinde ilk defa bu kadar geniş katılımla gerçekleşen toplantıda yaptığı konuşmasında Rusya Federasyonu Anayasası'nın 77. maddesine de atıfta bulunarak devletin güçlenmesi gerektiğini belirtmiş ve bunun için de en önemli hususun Rusya Federasyonu'nun merkez ve subjeleri ile icra organı ve yetkilerinin tek elde toplanmasının sağlanması gereğini vurgulamıştır. Bu amaçla Başkan Putin bazı net tekliflerde bulunmuştur.[48]

 

Başkan Putin, öncelikle “milliyetlerden” sorumlu bir bakanlık oluşturulduğunu ve bu bakanlığa da, Devlet Başkanlığı Güney Rusya Bölgesi’nin temsilcisi Vladimir Yakovlev’i atadığını açıklamıştır.[49] Aslında böyle bir bakanlık “komite” düzeyinde olsa da, hem SSCB döneminde hem de Rusya Federasyonu döneminde daha önce varolan bir birimdi ve son dönemlerde lağvedilmişti. Putin iktidarı içinde SSCB döneminden kalma ender bürokratlardan olan Yakovloev, daha önce de Putin’in doğduğu şehir olan St. Petersburg’un Belediye Başkanlığı görevinde bulunmuştu. Yakovloev gerek bu görevde gerekse Putin’in Güney Rusya Bölgesi’nin temsilcisi olarak da çalıştığı önceki görevlerinde pek başarılı olmamıştır. Ancak şimdi, SSCB döneminden kalma “sembolik niteliği” ve bürokratik deneyimleri sebebiyle  -oldukça zor bir görev olan- Milliyetler Bakanlığı görevinde başarılı olması beklenmektedir.

 

Putin, ikinci olarak önemli bir adım atmış ve kendisinin Güney Rusya Bölgesi temsilcisi olarak çalışan ve bu görevden aldığı Yakovloev’in yerine Kremlin ekibinin kendisine en yakın isimlerinden olan, ekibin en sert ve en karizmatik adamı Dmitri Nikolayeviç Kozak’ı  atamıştır.[50] Kamuoyu önünde bulunmaktan çok hoşlanmayan ve daha çok arka planda kalmayı yeğleyen, Putin ile yakın ilişkileri olan Kozak’ın bu görevde başarılı olacağına inanılmakta ve Putin’in de kendisine çok güvendiği bilinmektedir. Kozak’ın, bu görevlerin yanı sıra; Rusya’nın geleceğinde de önemli roller ve görevler üstlenebileceği öngörülmektedir.

 

“Demokratikleşmeden geri adım” olarak algılanan Putin’in bir diğer önerisi ise devlet kurumlarının yapısı, Duma ve Valilerin seçilmesi ile ilgili olmuştur. Yeni tasarıya göre Rusya Federasyonu’nu oluşturan 88[51] federal bölgenin Valisi ve/veya Devlet Başkanı, üniter devletlerdeki gibi merkezden atanacaktır. Atamaların, Kremlin’in önerdiği kişilerin yerel parlamentolar tarafından seçilmesiyle yapılması öngörülmektedir.

 

Bunun gerçekleşmesi durumunda daha önce halk tarafından seçilen valiler adeta Kremlin tarafından atanacak ve göstermelik olarak yerel parlamentolar tarafından bu atama onaylanacaktır. Aslında terör tedbirleri ile doğrudan alakası olduğu düşünülmeyen bu tedbir, Federasyonun merkezden uzak bölgelerinde yerel oligarkların ve zengin işadamlarının vali seçilmelerini engellemek için atmış olduğu bir adım olarak düşünülmektedir.

 

Yeni reform önerileri, seçim sisteminde de değişlik öngörmektedir. Bu önerilerin Federasyon Konseyi tarafından onaylanması durumunda parlamenterler, nispi seçim yöntemiyle göreve gelecektir. Yani ancak parti listeleri üzerinden seçilebileceklerdir.[52] Yeni öneriye göre Duma seçimlerine artık sadece parti listelerinden aday gösterilebilecek olması, Rusya’daki siyasal yaşamı bir süre sonra tıpkı ABD’deki gibi iki veya en fazla üç partili bir yapıya kavuşturacaktır. Bu durum, zaten Putin ve onu destekleyen iktidar partisi (belki de, daha doğru bir ifadeyle bürokrasi partisi) “Edinnaya Rossiya”nın çok daha önceden açıklamış oldukları bir sistemdir.[53]

 

Sorunlu Kuzey Kafkasya bölgesine yönelik federal bir komisyon kurulması da planlanan yeniliklerden birisidir. Putin cezaî müeyyideler konusunda da yenilikler öngörmektedir. Buna göre terörle ilgili suçlarda Rusya “ölüm cezasını” yeniden getirmeyi planlamaktadır. Bunun yanı sıra, yabancıların daha sıkı kontrolü ve renk kodlu uyarı sistemi oluşturulması gibi önlemler ve teröristlere sahte pasaport vermek gibi yardımlarda bulunan yolsuzluğa bulaşmış idarecilere uygulanan cezaların ağırlaştırılması planlanmaktadır. Kamu alanlarında kalabalıkların kontrol edilmesi için daha sıkı kontroller getirilirken, okullardaki güvenlik arttırılmakta ve özellikle de Moskova'yı Kafkasya bölgesinden ziyaret edecek kişiler için yeni kısıtlamalar getirilmektedir. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Beslan’daki rehine krizini soruşturmak üzere özel bir parlamento komisyonu oluşturulmasına da karar vermiştir.

 

Kremlin’in önerdikleri, Beslan’daki okula yapılan kanlı baskından sonra hazırlanmış terörizme karşı mücadele tedbirlerinden ziyade, çok daha önceden köklü bir sistem değişikliği için hazırlanmış ve uygulamaya konma fırsatı bekleyen yeni bir “eylem planı”na benzemektedir. Aslında Kremlin, adeta ekonomik krizler zamanı özel şirketlerde hayata geçirilen “kriz yönetimi” uygulamasını denemektedir. Ama bu kriz yönetimi, artan terör olayları vesilesiyle hazırlanmış bir uygulamaya değil, bilâkis çok önceden hazırlanmış bir planın uygulaması gibi devreye sokulmaktadır.

 

Terörizm Rusya’yı giderek daha fazla  sarmalamakta ve şiddetini artırdığı ölçüde  Rusya demokratikleşme çabalarından uzaklaşmaktadır. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, güvenlik kurumlarını sağlamlaştırıp ülke çapında siyasi kontrolü daha da sıkılaştırarak terörle mücadele edeceğini belirtmektedir. Ancak, uyguladığı bu sıkı yöntemler, ihtiyacı olan toplumsal desteği alamaması gibi bir riski ortaya çıkarmaktadır. Diğer bir önemli risk de, şimdi uygulanmaya konulmasa bile, bu reformların ikinci bir aşaması olan Federasyon Reformlarının yeni etnik çatışmalara yol açması ihtimalidir.

 

Putin’in bu son reformları, hem içeriden hem de dışarıdan yoğun eleştiriler almaktadır. Başkan Bush, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in önerdiği siyasî değişikliklerin demokrasiye zarar vermesinden kaygı duyduğunu söylemiştir. Bush, Amerika’nın teröre karşı Rusya ile omuz omuza savaştığını ancak özgür ülkelerin, teröristlere karşı savaşırken bile, demokratik ilkelere bağlı kalması gerektiğini belirtmiştir.[54]

 

Rusya’nın demokratik hakları kısıtlayacak reform planlarına Avrupa Parlamentosu’ndan da tepkiler gelmiştir. Avrupa Parlameterleri, Rusya’yı insan haklarını ihlal etmekle suçlamıştır. Avrupa Parlamentosu’ndaki Sosyal Demokrat Parti’nin Grup Başkanı Alman Martin Schulz, Rusya’yı demokratik hakları kısıtlamaması yönünde uyarmıştır. Schulz, 'Bizim Rusya’ya akıl verecek durumumuz yok Ama kim ölüm cezasını yeniden uygulamaya koymak istiyorsa, bulunduğumuz platformun dışına çıkıyor demektir' şeklinde konuşmuştur.

 

Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise ABD’nin eleştirilerine verdiği yanıtta, ABD'yi ''Her şeyden önce bu bizim iç işimiz.'' sözleriyle uyarmış ve ABD'nin kendi demokrasi modelini başkalarına zorla kabul ettiremeyeceğini ifade etmiştir. Lavrov, 'Biz, ABD'deki başkanlık seçimleriyle ilgili bir yorumda bulunmuyoruz' diyerek, adeta “Siz de bizim iç işlerimize karışmayın” demiştir.

 

Putin’i göreve getirdikten sonra kendisiyle adeta bir “centilmenlik anlaşması” imzalanan ve 2000 yılından beri sessizliğini koruyan eski Devlet Başkanı Boris Yeltsin sessizliğini bozarak Putin’in bu son girişimlerini eleştirmiştir. Yeltsin yerel bir gazeteye verdiği demeçte, “Putin’in reform girişiminin 1993 yılında halk oylamasıyla kabul edilen Rusya Anayasası’nın ruhuna ve içeriğine sadık kalarak, demokratik özgürlükler içinde gerçekleşeceğine inanıyorum. Aksi takdirde Rusya’da özgürlüklerin kısıtlanması ve demokratik hakların ortadan kaldırılması teröristler için kazanılmış bir zafer olacaktır” demiştir.[55] Aynı şekilde Sovyetler Birliği’nin dağılmasından önceki son Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov, Rus yetkilileri demokratik haklara uymaya ve sorunlara siyasî çözüm bulmaya çağırmıştır.[56] Aslında, Yeltsin burada oldukça önemli bir konuya parmak basmıştır. Zira, demokrasiden verilen ödün gerçekten de terörizm adına kazanılmış bir başarı olacaktır.

 

Rusya’yı bu yeni tedbirler vesilesiyle eleştirenler sadece ABD ve Batı olmamıştır. Rusya’da muhalefet ve basın da Putin’e ciddi eleştirilerde bulunmuştur. Bunu 14 Eylül tarihli gazete manşetlerinden de görmek mümkündür. İzvestiya gazetesinin manşeti 'Eylül Devrimi' şeklinde olmuştur. Gazete, Putin'in önerilerini son yılların en radikal siyasi reformu olarak değerlendirmiştir. İzvestia'ya göre bölge valilerinin Kremlin tarafından belirlenmesi, Rusya’da meydana gelecek bütün hadiselerde sorumluluğu bizzat Başkan Putin’e yükle