NE ARAMIŞTINIZ ?

* Bu alan zorunludur
* Bu alana en az 3 karakter girmelisiniz
TÜRKSAM Burslu Stajyer İlanıdır

TÜRKSAM’da Güz Dönemi Staj ve Eğitim Programı Başvuruları Başladı‬ Kurumumuz üniversitelerin bölümlerinde lisans/yüksek lisans/doktora düzeyinde öğrenimlerine devam eden öğrencilerin ve mezunların başvurabileceği Eylül – Ekim - Kasım 2021 tarihleri arasında düzenlenecek Güz dönemi staj ve eğitim programı için stajyerlerini aramaktadır. GENEL NİTELİKLER * Photoshop, Illustrator, After effects/Premier gibi programların en az bir tanesine hakim * Video düzenlemesi yapabilen, * Kendi insiyatifinde tasarım yapabilen, * Türkçeyi etkin kullanan, yazım ve imla kurallarına hakim, * Sosyal medyayı etkin bir biçimde kullanabilen, * İngilizce bilen, * Öğrenmeye açık ve istekli, * Detaylara önem veren, * Sorumluluk sahibi ve iş takibine dikkat eden, * Takım çalışmasına yatkın ve iletişimi kuvvetli, * Haftanın minimum 2 günü staja devam edebilecek, * Ankara'da ikamet eden. *Adayların sitemizde yer alan “Staj Başvuru Formu”nu eksiksiz bir şekilde doldurarak e-posta yoluyla “ staj@turksam.org ” adresine göndererek başvurularını yapmaları rica olunur. *Başvurular sadece e-posta yoluyla yapılmakta olup elden evrak alınmamaktadır.  *Eksik doldurulan başvuru formları değerlendirmeye alınmayacaktır. Değerlendirmede etkili olacak sosyal medya adresleri kısmı özellikle boş bırakılmamalıdır. NOT: 1- Üniversitelerin yukarıdaki niteliklere sahip tüm bölümlerinden stajyer kabul edilmektedir. Bu niteliklere sahip kabul alan stajyerlere ayrıca TÜRKSAM Bursu verilecektir. 3- Staj sürecini başarıyla tamamlayanlara daha sonra iş teklifi imkanı sunulacaktır. TÜRKSAM Staj Koordinatörlüğü

15.09.2021 15:13

DUYURULAR

Türkiye’deki Suriyeli Sığınmacı/Mülteci Çocukların Yaşam Şartları ve Eğitim Seviyeleri ile Olası Suça Karışma Potansiyelleri Arasındaki İlişkiler

29 Mart 2020

“MASUMİYET İLE SUÇ ARASINDAKİ HAYATLAR”

Türkiye’deki Suriyeli Sığınmacı/Mülteci Çocukların Yaşam Şartları ve Eğitim Seviyeleri ile Olası Suça Karışma Potansiyelleri Arasındaki İlişkiler

 

İÇİNDEKİLER

Yönetici Özeti

Giriş

  1. Temel Kavramlar ve Kuramsal Çerçeve
    1. Göçün Tanımı
    2. Göçmen, Mülteci ve Sığınmacı Tanımları

1.2.1. Uluslararası Koruma, Şartlı Mülteci ve Geçici Koruma Tanımları

    1. Suç, Çocuk, Çocuk Suçlu Tanımları ve Çocuk Mültecilere İlişkin Türkiye’deki Yasal Çerçeve
    2. Çalışmanın Kuramsal Çerçevesi

 

  1. Türkiye’de Suriyeli Sığınmacı/Mülteci Çocukların Durumu
    1. Türkiye’de Suriyeli Sığınmacı/Mülteci Çocuk Sayısı ve Yaş Aralıkları
    2. Türkiye’de Suriyeli Refakatsiz Sığınmacı/Mülteci Çocuk Sayısı
    3. Türkiye’de Suriyeli Sığınmacı/Mülteci Çocukların Sosyo-Ekonomik Durumları
    4. Türkiye’de Suriyeli Sığınmacı/Mülteci Çocukların Eğitim Durumları
    5. Türkiye’de Suça Karışmış Suriyeli Sığınmacı/Mülteci Çocukların Sayısı ve Suç İşleme Oranları

 

  1. Türkiye Cumhuriyeti, STK’lar ve Uluslararası İş Birlikleri İle Suriyeli Sığınmacı/Mülteci Çocuklara Sağlanan Eğitim İmkânları
    1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Sığınmacı/Mülteci Çocuklar İçin Sağladığı Eğitim İmkânları
    2. Avrupa Birliği ve Türkiye İş Birliği ile Sığınmacı/Mülteci Çocuklar İçin Sağlanan Eğitim İmkânları
      1. PICTES Projesi
    3. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Dışında, Sığınmacı/Mülteci Çocuklar İçin STK’lar ve Diğer Kuruluşlar Tarafından Sağlanan Eğitim İmkânları

 

  1. Değerlendirme ve Politika Önerileri
  2. Kaynakça

 

YÖNETİCİ ÖZETİ

Türkiye bugün, yoğun bir Suriyeli sığınmacı/göçmen nüfusa ev sahipliği yapmaktadır. Ülkelerinde süre gelen karışıklardan dolayı Türkiye’ye sığınan Suriyeli sığınmacı/mülteci nüfusun yarısına yakını ise çocuk yaştaki bireylerden oluşmaktadır. Bu çocuklar, erken yaşlarda aile fertlerini kaybetmiş, arkadaşlarından koparılmış, alması gereken eğitimden uzaklaştırılmış ve kendisine tamamen yabancı bir ortamda yaşamak zorunda bırakılmıştır. Görülebileceği üzere bir yetişkin bireyin bile üstesinden gelmekte zorlanacağı acıları ve bunalımları yaşamışlar, yaşamaya da devam etmektedirler. Bütün bu sebeplerden ötürü Suriyeli sığınmacı/mülteci çocuklar en hassasiyetle yaklaşması gereken göç grubunu oluşturmaktadırlar.

Eğitim konusu ise Suriyeli sığınmacı/göçmen çocuklar açısından en önemli boyutu teşkil etmektedir. Çünkü eğitim, bir bireyin kendi dünya görüşünü kurmasını ve bilinçli hale erişmesini sağlayan en önemli etmendir. Ayrıca, özellikle günümüz dünyasında eğitim konusu, daha önceki dönemlerde hiç olmadığı kadar önemli hale gelerek, bir bireyin ileriki dönemlerde iyi bir iş sahibi olmasının, sınıfsal basamakları atlamasının ve toplumda saygı gören bir statüye kavuşmasının en kabul gören yolu olmuştur.

Eğitimlerinden koparılarak kendi hallerine terk edilmiş çocuklar, ileride bir takım terör ve suç unsurlarının etkisi altında kalmaya açık, toplum içerisinde ekonomik alt tabakalardan sıyrılmayı başaramayan ve bu sebepten ötürü de toplumda genel kabul gören normların aksine suç işlemek gibi alternatif yolları tercih eder hale gelebilirler. Dolayısıyla da bu durum hem çocukların hem de toplumun refah ve güvenliği açısından potansiyel riskler taşımaktadır.

Bütün bu bahsedilenleri bir hareket noktası kabul ederek yapılan bu çalışmadaki amaç ise, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacı/mülteci çocukların kırılgan durumlarını daha net bir şekilde betimlemek ve ortaya çıkan tabloyu, eğitim ve suç ilişkisi bakımından değerlendirmeye çalışarak sorunlar hakkında bir takım çözüm önerileri getirmektir.

 

GİRİŞ

1921 yılında Ankara’da türlü sıkıntılarla uğraşılırken Mustafa Kemal Paşa’nın, milli mücadelenin sesi olması isteğiyle yayın hayatına soktuğu Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’nde bir grup insan bambaşka bir sorunu dert edinmişti. Bu sorun, yıllardır süren savaşların yetim ve öksüz bıraktığı çocukların korunması ve yetiştirilmesiydi. Zorlukların arasında böyle bir konu hakkında kafa yoran bu bir avuç insan, Himaye-i Etfal Cemiyeti’ni yani bugünkü adıyla Çocuk Esirgeme Kurumu’nu kurarak, savunmasız kalmış çocuklar için bir şeyler yapabilme derdine düşmüşlerdi.

Tarih 23 Nisan 1927’ye geldiğinde ise, Atatürk’ün de desteğini alarak o zamana kadar meclisin açılışı şerefine ‘Milli Hâkimiyet Bayramı’ olarak kutlanan güne, savaşın zorluklarını yüklenmiş çocuklar için ‘Çocuk Günü’ ilavesini koydurtmayı başardılar. Günümüzde ‘23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’ olarak kutlanmaya devam eden bu gün, bir grup vicdan sahibi ve şimdinin çocuklarını geleceğin birer büyüğü olarak görme vizyonunu taşıyan insanın çabası ile Türkiye Cumhuriyeti, dünyada çocuklara adanmış ulusal bir bayramı olan ilk ve tek ülke olma ayrıcalığına kavuşmuş oldu.

2019 yılına geldiğimizde ise bu kez belki bizim ülkemizin çocukları olmasa da savaş, yine başka milletten çocukların hayatlarını etkilemeye devam etmektedir. Son 8 yıldır Suriye’de süren iç savaş bölgeyi ve bölgede bulunan diğer ülkeleri hızla etkilemektedir. Bugün yaklaşık 4 milyon sığınmacı/mülteci nüfusa ev sahipliği yapan ülkemiz de bu sorunlardan payına düşeni almaktadır ve bu noktada en büyük problemlerden biri de ülkemizde sığınmacı/mülteci olarak bulunan Suriyeli çocukların geleceğinin ne olacağı ile beraber bugünümüzü nasıl etkilediği ve yarınımızı nasıl etkileyeceği sorularıdır.

Türkiye, yaklaşık 1,7 milyon Suriyeli çocukla en fazla sığınmacı/mülteci çocuk sayısına sahip olan ülke konumundadır. Ülkemizde bulunan bu yoğunluğun geleceği belli bile değilken her gün yeni çocuklar bu nüfusa eklenmeye devam etmektedir. Savaşın travmatik etkilerini yaşamış, ülkelerinden, eğitimlerinden koparılıp kendileri için yabancı bir ülkede ve kültürde büyümek zorunda kalan çocukların şu andaki durumları, hem bu çocukların gelecekleri hem de Türkiye’nin geleceği için potansiyel tehlikeler barındırmaktadır. Gelecek için doğru bilgilerle donatılamamış, kendi ülkesine yabancı bir yerde yaşamını idame ettirebilmek için gerekli olan sosyalizasyon süreçleri yeterince sağlanamamış, savaşın ve göçün getirdiği zorlu sürecin etkisinde kalıp gerekli psikolojik destek ve yardımı alamamış her bir çocuk, kendi geleceği ve toplum geleceği bir sorun teşkil etmektedir. Bu konu hakkında geç kalınmış her hareket ilerisi için sevgisiz büyümüş ve suça meyilli bir çocuk, kimlik arayışı için radikal gruplara yakınlık gösteren bir genç veya potansiyel bir işsiz birey anlamına gelebilir.

Bütün bu bahsedilenleri bir çıkış noktası alarak yapılmak istenen bu çalışma, ülkemizde bulunan sığınmacı/mülteci Suriyeli çocukların şu anki durumlarını kavrayabilmek ve gelecekte Türkiye’de bu konuda ortaya çıkabilecek olası sorunları tahmin ederek, erken önlem alabilme amacını taşımaktadır.

 

1.TEMEL KAVRAMLAR ve KURAMSAL ÇERÇEVE

Türkiye, geride bıraktığımız 9 yılda göç olgusunu yakından hissettiren hadiselere sahne olmuş ve olmaya da devam etmektedir. Bu sebeple, artık Türkiye’de yaşayan insanların hayatının birer gerçekliği haline gelmiş olan göç olgusu ve göç olgusunun içinde barındırdığı temel kavramları anlamak ve öğrenmek önemli bir hale gelmiştir.

Bu başlık altında yapılması amaçlanan, göç ve göç olgusunun içeriği hakkında temel olan bilgileri vermek ve aynı zamanda yapılacak çalışmanın dayandırıldığı kuram üzerine okuyucuyu bilgilendirmektir.

 

1.1. Göçün Tanımı

Göç kelimesinin, Türk Dil Kurumu (TDK) Sözlüğündeki tanımı[1]; “Ekonomik, toplumsal, siyasi sebeplerle bireylerin veya toplulukların bir ülkeden başka bir ülkeye, bir yerleşim yerinden başka bir yerleşim yerine gitme işi, taşınma, hicret, muhaceret.” olarak ifade edilmiştir. Ancak göç tanımının içerisinde yer alan ekonomik, toplumsal, siyasi vb. sebepler, bu olgunun tanımlanmasında birçok farklılığı da beraberinde getirmektedir. Çeşitli bilim dallarının kapsamına girmesi ve her bilim dalının farklı bakış açıları nedeniyle göçün tanımlanması zorlaşmaktadır.[2] Örneğin başka bir göç tanımı, “bir kişinin veya bir grup insanın uluslararası bir sınırı geçerek veya bir devlet içinde bir yerden bir yere gitmesi” olarak ifade edilebilir.

Göç tanımlanması konusunda zor bir olgu olsa da temelde iki ayrı kısımda incelenmektedir. Bunlar, “İç Göç” ve “Dış Göç” ya da “Uluslararası Göç” kavramlarıdır. İç göç, geçici veya daimi amaçlı yeni bir ikamete sahip olmak amacıyla veya yeni bir ikametle sonuçlanacak şekilde insanların ülkenin bir bölgesinden başka bir bölgesine göç etmeleri anlamına gelirken[3], dış göç ya da uluslararası göç ise farklı ülkelerin sınırlarını aşarak yer değiştirme eylemi olarak tanımlanabilir.

Bu iki ayrımın yanı sıra “Düzenli Göç” ve “Düzensiz Göç” kavramlarının tanımları da önem taşımaktadır. Düzenli göç, menşe ülkeden çıkışı ve ev sahibi ülkeye seyahati, transit geçişi ve girişi düzenleyen kanun ve yönetmeliklere uygun olarak insanların olağan ikamet yerinden yeni bir ikamet yerine gitmeleri anlamına gelmektedir. Düzensiz göç kavramının ise evrensel olarak kabul edilmiş bir tanımı yoktur çünkü göç eden kişinin terk ettiği, geçtiği ve varmakta olduğu ülkenin hukukuna göre statüsü farklılık gösterebilmektedir. Varış ülkesi perspektifinden düzensiz göç, gerekli olan belgelere sahip olmadan o ülkeye geçme, orada kalma ve çalışma anlamına gelebilirken; terk edilen ülke açısından geçersiz pasaportla, seyahat belgeleri olmadan veya bazı idari şartları yerine getirmeden uluslararası sınırları geçmek anlamına gelebilir.[4]

 

1.2. Göçmen, Mülteci ve Sığınmacı Tanımları

Özellikle son yıllarda hayatımıza giren ve günlük hayatta karşımıza çıkan bu terimleri öğrenmek, bölgemizde ve dünyanın geri kalan kısmında gerçekleşen, etkisini yakından hissettiğimiz göç olgusunu daha iyi yorumlayabilmek ve hukuki yanlışlara takılmamak açısından önem taşımaktadır.

Göçmen; esas olarak, kişinin hukuki statüsüne, göç etmesine yol açan nedenlere ve göç ettiği yerde ne kadar kalacağına bakılmaksızın ülkeler arası sınırları geçen veya aynı ülke sınırları içinde yaşadığı yerden uzakta olan kişidir.

Göçmenler, hem ekonomik ve sosyal durumları iyileştirmek hem de gelecekten beklentilerini arttırmak için başka bir ülkeye gidebilir. Ülkesinde zulme uğrayacağı için değil, daha iyi bir yaşama sahip olmak isteği, eğitim ve çalışma gibi nedenlerle ayrılan kişi olarak tanımlanabilir.[5] Göçmenler, vatandaşı oldukları ülkenin korumasından yararlanmaya devam eder ve yolculukları ülkelerin göç rejimlerine uygun biçimlerde yapılır.

Göçmen kavramı da kendi içerisinde iki farklı ana sınıflandırmaya ayrılabilir. Bunlardan ilki olan düzenli göçmen kavramı, gerçekleştirdiği göç faaliyetini ülkelerin yasa ve kanunlarına uygun biçimde tamamlamış olan kişi ya da grupları tarif etmek için kullanılır. Düzensiz göçmen kavramı ise göç edilen ülkede kalmak için yasal hakkı bulunmayan kişiler için kullanılır. Ülkeye yasadışı giriş, giriş koşullarının ihlali veya vizenin geçerlilik tarihinin sona ermesi yüzünden transit veya ev sahibi ülkede hukuki statüden yoksun kalan kişiler düzensiz göçmenler olarak adlandırılır.[6] Kavram, yasadışı göçmen ve kaçak göçmen yerine kullanılarak göçmenlerin suçla ilişkilendirilmesini engellemek için tercih edilmiştir.

Mülteci terimi ise göçmenlerden farklı bir anlama ve içeriğe sahiptir. Mülteciler, çatışma veya zulümden kaça kişilerdir. Mülteci kavramı ilk olarak uluslararası hukukta 1967 yılında değişikliğe uğrayan 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi’nin 1. Maddesinde şöyle tanımlanmıştır; “Irkı, dini, uyruğu belli bir toplumsal gruba aidiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanmayan kişilerdir.[7]

Ancak bu genel tanımın aksine Türk hukukunda mülteciler daha farklı bir kapsamda ele alınmaktadır. 2014 yılında çıkarılan 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun (YUKK) 61. Maddesindeki mülteci tanımı Türkiye’nin uyguladığı coğrafi sınırlama dışında Cenevre Sözleşmesi’ne benzerdir. Bu kanuna göre; “Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında mülteci statüsü verilir.[8]

Buna göre Avrupa Konseyi üyesi olmayan Irak, İran, Afganistan, Somali gibi ülkelerden iltica talebiyle Türkiye’ye sığınanlar coğrafi sınırlama nedeniyle mülteci statüsüne sahip olamazlar.[9]

Sığınmacı tanımının kapsamında ise sığınma talebi henüz işleme alınmamış kişiler yer alır. Sığınmacı, mülteci olabilmek için gerekli ölçütleri taşıyan fakat başvuruda bulunduğu ülkedeki başvuru süreci henüz tamamlanmamış kişidir.[10] Başka bir ifadeyle, iltica talebinde bulunanlar başvuru süreci tamamlanana kadar sığınmacı kabul edilir. Başvuruları olumlu sonuçlanırsa mülteci statüsü kazanırlar. Her sığınmacı mülteci olarak tanınmaz ancak her mülteci iltica sürecinin başında sığınmacıdır.

 

1.2.1. Uluslararası Koruma, Şartlı Mülteci ve Geçici Koruma Tanımları

Yukarıda bahsedilen kavramlar dışında Türkiye’deki hukuksal durumu daha iyi anlamak için birkaç terimden daha bahsetmek gereklidir. Bunlar; “Uluslararası Koruma”, “Geçici Koruma” ve “Şartlı Mülteci” terimleridir.

Uluslararası koruma, devletlerin kendi vatandaşlarını koruma yükümlülüklerini yerine getiremediği durumlarda, başka ülkeler sığınma talebinde bulunan insanların güvenliğe ulaşmaları, tehlikeli olan yerlere gönderilmemeleri ve temel insan haklarından yararlanabilmeleri anlamına gelmektedir. Uluslararası koruma geçici olup bu süreçte koruma talep eden kişi sınır dışı edilemez, ülkesine geri gönderilemez.

Geçici koruma kavramı ise, ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen ve haklarında bireysel olarak uluslararası statü belirleme işlemi yapılamayan yabancılara sağlanan korumayı ifade etmektedir. Türkiye’ye kitlesel akınla gelen Suriyelilere sağlana koruma uluslararası literatüre göre “Geçici Koruma”dır. Türkiye aşağıda yer alan geçici korumanın üç temel unsurunu yerine getirmekte ve Suriyelilere geçici koruma sağlamaktadır;

  • Açık sınır politikası ile ülke topraklarına kabul
  • Geri göndermeme ilkesi
  • Gelen kişilerin temel ve acil ihtiyaçlarının karşılanması

Şartlı mülteci statüsünün anlamı ise 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma  Kanunu’nun (YUUK)  62. maddesinde şu şekilde ifade edilir: “Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinde dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı, ikamet ettiği ülkenin dışında bulunan, oraya dönmeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirlemem işlemleri sonrasında şartlı mülteci statüsü verilir. Üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar şartlı mültecilerin Türkiye’de kalmasına izin verilir.”

Bütün bu kavramlardan yola çıkarak Türkiye’deki Suriyelilerin statülerinin uluslararası hukuk nezdinde “Geçici Koruma”, Türk hukuku nezdinde ise “Şartlı Mülteci” veya “Sığınmacı” olarak kabul edildiği görülmektedir.

 

1.3. Suç, Çocuk, Çocuk Suçlu Tanımları ve Çocuk Mültecilere İlişkin Türkiye’deki Yasal Çerçeve

Araştırma konusunun odak noktasını oluşturacak olan sığınmacı/mülteci Suriyeli çocukların durumlarını daha iyi anlayabilmek için öncesinde bir takım kavramların daha tanımlanması gerekmektedir. Açıklanacak bu kavramlar sayesinde yapılacak olan çalışma için daha sağlam bir altyapı kurulması hedeflenmektedir.

Suç; toplumsal düzenin devamı açısından korunması gereken hukuki değerlerin ihlâli niteliğini taşıyan, haksızlık teşkil eden insan davranışıdır. Suç, bir haksızlık olmakla birlikte; her haksızlık kanunlarda suç olarak tanımlanmış değildir. Bazı hareketler, her ne kadar haksızlık oluştursa da; bu haksızlıklar karşılığında örneğin özel hukuk yaptırımları ya da idari yaptırımların uygulanması ile yetinilir. Zira ceza 5 hukuku yaptırımları birey hak ve özgürlüklerine doğrudan müdahale niteliği taşıdığı için “son çare” olarak görülmelidir. Dolayısıyla, ceza hukuku dışında başka bir yaptırım türü uygulandığında, bozulan toplumsal düzen yeniden sağlanabiliyorsa artık ceza hukuku yaptırımlarına başvurmamak gerekir. Buna göre, ceza hukuku toplumsal yaşamın ihlâl edildiği her durumda devreye girmez; sadece toplumsal yaşam bakımından önem taşıyan menfaatlerin ihlâli suç olarak tanımlanır.[11]

Çocuk tanımı içinse Eylül 1990 tarihinde yürürlülüğe giren ve 2 Ekim 1995 yılında Türkiye’de de uygulanmaya başlayan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 1. Maddesine bakıldığında: “Bu Sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.” tanımının yer aldığı görülmektedir.[12] Birleşmiş Milletlerce kabul gören çocuk tanımı on sekiz yaşına girmemiş her insanı kapsamaktadır.

 “Çocuk” teriminin iki yaygın anlamı vardır. Çocuk, öncelikle birisinin evladı olmak anlamına gelir. İkinci anlamda çocuk ise, ekonomik ve hukuksal yönden henüz yetişkin statüsüne gelmemiş (on sekiz yaşını ulaşmamış) kişileri ifade eder. Yaş itibariyle yetişkin statüsüne gelmemiş olanlar “çocukluk” sürecinden geçmektedir.[13]

Yukarıda bahsedilen bilgilerden hareketle Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin uygulayıcılardan biri olarak Türkiye’nin de her insanı on sekiz yaşına kadar çocuk olarak kabul ettiği anlaşılmaktadır.

Bir diğer bilinmesi gereken tanım olan çocuk suçlu ise, Türk Hukuk sistemine göre “bir ceza hukuku normunu ihlal etmiş 18 yaşından küçük kimse olarak tanımlanabilir. Ancak çocuk suçlu tanımı kendi içerisinde üç kategoriye ayrılmaktadır;[14]

  • 0-11 Yaş: Bu yaş aralığı içerisinde bulunan çocuklara suçu ne olursa olsun ceza uygulanmaz.
  • 11-15 Yaş: Bu yaş aralığında çocuk, bir suçun sonuçlarını kavrayabilecek veya yaptığı eylemin farkındalığına varabilecek yaşta ise bir takım yaptırımlar uygulanabilir. Bu yaptırımlar içerisinde çocuk ıslahevine gönderilebilmektedir.
  • 15-18 Yaş: Bu yaş aralığında bulunan çocuklar suçlarına göre ceza alırlar ancak cezalarında yaşları dolayısıyla indirim yapılır.
  • 18 yaşında ise suç işlenildiği takdirde normal ceza verilir.

Son yıllarda, Türkiye topraklarına doğru yaşanan yoğun göç dalgası artık herkesin gözlemleyebileceği ve etkilerini yakından deneyimlediği bir boyuta ulaşmıştır. Göç hareketi ile beraber gelen bu yoğun nüfusun içerisinde her yaş aralığından insan bulunmaktadır.

Günümüzde Türkiye sınırları içerisinde bulunan en yoğun nüfusu ise Suriyeli sığınmacı/mülteciler oluşturmaktadır ve bu nüfusun büyük bir bölümü ise 0-18 yaş aralığında bulunan çocuklardan oluşmaktadır.

Tahmin edileceği üzere hayatlarını idame ettirebilmek için bir yetişkine ihtiyaç duyan çocuk konusuna yaklaşım yetişkinlerden farklı bir düzeyde ele alınmaya çalışılmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10. maddesinde, herkesin dil, din, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç ve benzeri nedenlerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu kabul edilmiş ve yine Anayasa’nın 10. Maddesine göre yabancı, vatandaş, mülteci ya da sığınmacı ayırımı yapmaksızın herkesin temel hak ve hürriyetlerden yararlanabileceği belirtilmiştir.[15] Ancak Anayasa’da sadece vatandaşlara tanınan bazı haklardan mülteci ve sığınmacılar yararlanamamaktadır. Bu bağlamda, sığınmacı ve mülteciler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları gibi temel hak ve özgürlüklerden faydalanabilirken, bazı siyasal, ekonomik ve sosyal haklara sahip değillerdir ya da bu haklardan sınırlı bir şekilde faydalanabilme hakkına sahiptirler.

Türkiye kanunlarında yer alan mülteci tanımlanmasında her hangi bir yaş sınırlaması yer almamakta, yetişkin ya da çocuk olma gibi bir ayrım bulunmamakla beraber yetişkinlere uygulanan prosedürün aynısı çocuklar için de geçerli vaziyettedir.[16] Bu durum daha da açılacak olursa, çocuk ebeveynlerinden ikisi ya da birisiyle birlikte gelmişse mültecilik durumu ebeveynine bağlı olarak değerlendirilmekte ve ebeveyni ile birlikte olan çocukla mülakat yapılmamakta, çocuğun durumu ayrıca bir incelemeye alınmamaktadır. Anne ya da babasının mültecilik talebi kabul edildiğinde çocuk da otomatik olarak mültecilik statüsünü kazanmaktadır.[17]

Refakatsiz yani herhangi bir ebeveyni bulunmayan çocuklar için işletilen prosedür ise daha farklıdır. Bu şekilde ülke topraklarına gelen çocukların dilekçe ve beyanları bulunduğu yerin makamlarınca incelenerek, yapılan mülakattan sonra dosyaları oluşturulmaktadır. Refakatçisi olmayan çocuğun başvurusu tek başına bağımsız olarak alınmakta ve değerlendirilmektedir. Ancak bu çocuklarda öncelikle aile birleşmesi yoluna başvurulmaktadır. Çocuğun durumu ve güvenliği buna olanak tanımıyorsa koruma altına alınarak başvurusu bağımsız olarak değerlendirilir. Yapılan mülakat, çocuğun yaşı ve durumu gereğince uzman bir psikolog ve avukat eşliğince ile yapılır.

Mülteci bir çocuğun, mülteci statüsünü kaybetmesi sonucunda çocuğun durumunun ne olacağı konusunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Yetişkinler bu tür bir durumda sınır dışı edilirken, çocuklar kural olarak sınır dışı edilememektedir. Ancak, çocuk ebeveynine bağlı olarak mülteci statüsünü kaybetmişse, ailesi ile birlikte sınır dışı edilmektedir.[18]

1.4. Çalışmanın Kuramsal Çerçevesi

Kuram, bir olgunun anlaşılmasını sağlayan sistematik düşünce sürecinin adı olarak tanımlanabilir. Her bilim alanında olduğu gibi sosyolojide de kuramların yeri bu açıdan oldukça önemlidir. Kuram sayesinde sosyal olguların toplumsal bağlarını çözümlemek için olası yöntem ve perspektifler ortaya çıkartılabilir.

Çalışmanın ana hattını oluşturan eğitim ve suç olgularını toplumsal bağlamda anlayabilmek için ise sosyolojini temek kuramlarından birini oluşturan yapısal-işlevselci/fonksiyonalist yaklaşımın kullanılması yerinde olacaktır.

Yapısal-İşlevselci kurama göre, toplum ayrı ayrı çalışan ancak bir bütün olarak faaliyet gösterecek şekilde birbirine bağlanmış parçalardan meydana gelmiştir. Bu açıdan toplum bir organizmaya benzetilebilir. Sadece bütüne katkıda bulunan işlevleriyle var olabilen bu parçalar, iki kişinin oluşturduğu küçük bir gruptan tüm bir ülke halkının oluşturduğu en büyük toplum boyutuna kadar çeşitli ölçeklerde ve biçimlerde var olabilmektedir. Sistem içindeki parçalar zaman içerisinde eski işlevlerini kaybedebilir ve yine zaman içinde gerekliliği oluşan yeni parçalar sisteme girebilir. Böylece yapı yıllar içerisinde varlığı korumaya ve yenilemeye devam eder.

Eğitim olgusu da yukarıda bahsi geçen işlevselci kuram bağlamında incelenebilir. Bunu yaparken özellikle eğitim ile toplum arasındaki ilişki hem mikro boyutta hem de makro boyutta tartışılabilir. Toplum gibi karmaşık bir sistemi oluşturan, toplumun hücresi olarak adlandırabileceğimiz mikro anlamdaki en küçük unsur bireydir. Bireyler birbirleri ile girdikleri etkileşimde aile, arkadaşlık vb. alt sistemleri oluşturur ve bu alt sistemler birleşerek esas olan büyük sistemi yaratır.

Eğitim, bireyi ve dolayasıyla da en nihayetinde büyük sistemi yaratan en önemli aşamalardan biridir. Toplumun ve sistemin devamı açısından çok büyük bir işleve sahiptir. Eğitim sayesinde birey içinde var olduğu kültürün kodlarını, normlarını, yapması ve yapmaması gerek davranışları öğrenir ve kendini sisteme kabul ettirebilme imkânı bulurken, aynı zamanda dünya hakkında da çeşitli bilgilere ulaşarak içinde bulunduğu toplumu ileri taşır ve bu sayede sistem kendi varlığını devam ettirme fırsatını yakalar. Kısacası eğitim, toplumların varlığını sürdürebilmesi adına en önemli işleve sahip olgulardan biridir. Eğitim kurumu iyi işlemeyen sistem, bozulma ve parçalanma sürecine girebilir.

Türkiye’deki Suriyeli sığınmacı/göçmen çocukların yaşam şartları ve eğitim seviyeleri ile olası suça karışma potansiyelleri arasındaki ilişkiyi anlamlandırabilmek adına yapılan bu çalışma da en önemli farkı oluşturan eğitim konusu bu açıdan yapısal-işlevselci bir boyutta ele alınmaya çalışılmıştır.

 

2. TÜRKİYE’DE SURİYELİ SIĞINMACI/MÜLTECİ ÇOCUKLARIN DURUMU

2011 yılından itibaren başlayan ve günümüze kadar gelen süreçte Türkiye, tarihinin en yoğun göç dalgasıyla karşı karşıya kalmış durumundadır. Resmi rakamlara göre 4 milyonun üzerinde olduğu tahmin edilen Türkiye’deki göçmen sayısının ise yaklaşık 3,6 milyonluk büyük bir kısmını ise Suriyeli sığınmacı/mülteciler oluşturmaktadır.

Türkiye’nin çeşitli bölgelerine yayılmış bu 3,6 milyonluk Suriyeli göçmen/mülteci nüfusun ise yaklaşık 1,7 milyonunu ise 0-18 yaş arasındaki çocuklar oluşturmaktadır.

Türkiye, dünyadaki en kalabalık Suriyeli sığınmacı/mülteci nüfusu sınırları içerisinde barındırırken aynı zamanda en yoğun Suriyeli sığınmacı/mülteci çocuk nüfusuna ev sahipliği yapmaktadır.

Toplam Suriyeli sığınmacı/mülteci nüfusun yarısına denk gelen 0-18 yaş arasındaki çocuk nüfusu, Suriye’den Türkiye’ye gerçekleşen göç konusuna olan yaklaşımı daha da hassas bir hale getirmektedir.

Bu sebeple, konunun hassasiyetinin daha iyi anlaşılması adına Türkiye’de bulunan çocuk yaştaki Suriyeli sığınmacı/mülteci nüfus hakkında bir takım bilgilere yer verilmesi uygun olacaktır.

 

2.1. Türkiye’de Suriyeli Sığınmacı/Mülteci Çocuk Sayıları ve Yaş Aralıkları

Bugün Türkiye dünyadaki en yoğun sığınmacı/göçmen nüfusunu bünyesinde barındıran ülke konumundadır. 30 Kasım 2019 Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Türkiye (UNHCR TR) verilerine göre yaklaşık 3,6 milyon Suriyeli, 170.000 Afgan, 142.000 Irak, 39.000 İran, 5.700 Somali ve diğer başka ülkeler 11.700 mülteci nüfus ile toplamda 4 milyonu aşkın kişi Türkiye topraklarında bulunmaktadır.[19] Resmi olmayan verilere göre kayıtlı-kayıtsız sığınmacı/göçmen sayısı ise 5 milyonun üzerinde olarak tahmin edilmektedir.

Ülkemizdeki en yoğun sığınmacı/göçmen nüfusu oluşturan Suriyeliler daha detaylı olarak incelendiğinde ise yaklaşık 1,7 milyonunun 18 ve 18 yaş altı çocuklardan oluştuğu, sadece Türkiye toprakları içerisinde 2011 yılından beri 405 bin Suriyeli bebek dünyaya gelmiş olduğu görülmektedir. Bu rakamların boyutunun daha iyi bir şekilde anlaşılabilmesi için İzlanda’nın nüfusun 340.566, Malta’nın nüfusunun ise 433.245 olduğu bilgileri verilebilir.

27 Kasım 2019’da İçişleri Bakanlığı tarafından açıklanan Suriyeli sığınmacı/göçmen nüfusun detaylı olarak yaş dağılımları şu şekilde açıklanmıştır;

                  

Yukarıdaki verilerden Türkiye’de Suriyeli göçmen/sığınmacı nüfusun 1,736.094’ünün 0-18 yaş arası çocuklardan oluştuğu anlaşılmaktadır. Suriyeli toplam nüfusun yaklaşık %47’si çocukluk ve gençlik çağındaki kişilerden oluşmaktadır.

Türkiye’de bulunan Suriyeli çocuk sığınmacı/göçmen nüfusun bir diğer demografik özelliği ise bu çocuklardan 907,02 kişinin erkek, 829,074 kişinin ise kız çocuğu olduğudur. Erkek çocukları yaklaşık %52’lik bir kısma tekabül ederken, kız çocukları toplam çocuk nüfusunun yaklaşık %48’ini oluşturmaktadır.

Yukarıdaki veriler ışığında Türkiye’de bulunan Suriyeli sığınmacı/göçmen nüfusun azımsanamayacak sayıda çocuk ve gençlerden oluştuğu anlaşılabilmektedir. Bu durum, yaklaşık %47’si çocuklardan oluşan Suriyeli sığınmacı/göçmen nüfusa ne kadar hassas yaklaşılması ve acil politikalar üretilmesinin gerekliliğini göz önüne sermektedir. Neredeyse yarısına yakını hayatlarını idame ettirebilmek için bir yetişkine bağlı olan bu nüfusa gerekli hassasiyetin gösterilmemesi hem Suriyeli sığınmacı/göçmen çocukların geleceklerinin hem de bu nüfusu barındıran ülkemizin geleceği açısından bir takım riskler taşımaktadır.

 

2.2. Türkiye’de Suriyeli Refakatsiz Sığınmacı/Mülteci Çocuk Sayısı

Türkiye’ye yanında refakatçisi bulunmadan gelen çocuklar belki de Suriyeli sığınmacı/mülteci çocuk konusundaki en hassas noktalardan birini oluşturmaktadır. Refakatsiz çocuk kavramı, yanında hayatını idame ettirmeye yardım edecek hiçbir ebeveynin ya da vasisinin bulunmadığı çocukları ifade etmek için kullanılmaktadır.

Her çocuk yetişkin sayılana kadar bir ebeveyne muhtaçtır. Ancak Suriye’de yaşanan iç savaş dalayışıyla birçok çocuk ailesini kaybetmiş durumdadır. Ebeveynlerini, onların korumasını ve bakımlarını kaybetmiş çocuklar ise çevrelerinden gelecek her türlü tehlikeye karşı savunmasız durumda bulunmaktadır. Bu çocuklar, istismar, insan kaçakçılığı, suç ve terör örgütlerinin eline düşme, fuhuş gibi birçok tehlike ile karşı karşıya kalma tehlikesinde bulunmaktadır.

Türkiye’de göç ve göçmenlerle ilgili verileri sağlayan resmi rakam T.C. İçişleri Bakanlığı Göç ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’dür. Ancak sığınmacı/göçmenler arasında en riskli konumda bulunan refakatsiz çocuklar hakkında gerekli bilgi veya veriler bulunmamaktadır. Resmi makamların konu hakkında şeffaf olmaması, durumun boyutlarının anlaşılmasının önüne geçmekte ve bu çocuklar için alınabilecek önlemlerin doğru şekilde uygulanamaması yönünde tehlikelere yol açmaktadır.

CHP İstanbul milletvekili Onursal Adıgüzel 2017 yılında konu hakkında bilgi edinmek amacıyla Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne yapılan başvuruların “gizlilik” gerekçesi ile geri çevrilmekte olduğunu ifade ederek,[20] Başbakanlık Bilgi Edinme Merkezi’ne (BİMER) yapmış olduğu başvuru sonucunda ise cevap olarak bin 660 Suriye uyruklu refakatsiz çocuğun kayıp olduğu bilgisine ulaşmış olduğunu aktarmıştır.[21]  Bu durumun günümüze gelene kadar ne boyutlara ulaştığı hakkında ise yetersiz veriler nedeniyle sadece tahmin yapılabilmektedir.

Bu hassas konu hakkındaki yetersiz bilgi sebebiyle, 2019 yılında HDP Muş Milletvekili Sevin Coşkun, bu sorunu yazılı bir soru önergesiyle meclis gündemine taşımış,  Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt tarafından yazılı olarak yanıtlanması istemiyle şu soruları yöneltmiştir;[22]

  • "Suriye ve diğer ülkelerden gelip Türkiye'ye ulaşan göçmen, mülteci ve Geçici koruma Statüsünde bulunan refakatsiz çocuk sayısı kaçtır?
  • 2011 yılından bu yana Türkiye'de geçici koruma statüsünde bulunan kaç çocuk kaybolmuştur? Mülteci, göçmen ve Geçici Koruma Statüsünde bulunan kayıp çocukların bulunması ile ilgili Bakanlığınız hangi çalışmaları yürütmektedir?
  • 2011-2019 yılları arasında göçmen, mülteci ve Geçici Koruma Statüsünde bulunan kaç çocuk cinsel istismara maruz kalmıştır? Bu konu ile ilgili açılan kaç cinsel istismar davası vardır?
  • Geçici Koruma Statüsünde bulunan kaç Suriyeli çocuk çalışmaktadır? İş kazalarında mülteci, göçmen ve Geçici Koruma Statüsünde bulunan kaç çocuk hayatını kaybetmiştir ya da yaralanmıştır? Bu konu ile ilgili Bakanlığınızın elinde veri mevcut mudur? Yoksa Bakanlığınızın araştırması olacak mıdır?
  • Mülteci, göçmen ve Geçici Koruma Statüsünde bulunan çocuk işçilerin çalışmaması için Bakanlığınızın koruyucu ve önleyici tedbirleri var mıdır?" 

Bütün bunlardan anlaşılabileceği üzere Suriyeli çocuk sığınmacı/mülteciler konusundaki en hassas noktalardan birini oluşturan refakatsiz çocuklar hakkında ya resmi makamlar tarafından araştırma yapılmamakta ya da konunun vahim boyutlara ulaşmış olması sebebiyle kamuoyundan bilerek saklanmaktadır. Bu soru işaretlerinin giderilebilmesi için ise resmi makamlar daha şeffaf davranmak zorundadır.

 

2.3. Türkiye’de Suriyeli Sığınmacı/Mülteci Çocukların Sosyo-Ekonomik Durumları

Ülkelerindeki iç savaştan etkilenerek bulundukları bölgeyi ve sahip oldukları geçim kaynaklarını arkalarında bırakmak zorunda kalan Suriyeli göçmen/mülteciler 2011 yılından beri ekonomik açıdan türlü sıkıntılar çekmektedir. Göç ettikleri ya da sığındıkları ülkelerde genellikle ucuz işçi gözüyle görülmekte ve kaçak çalışmak zorunda kalmaktadırlar.

AFAD’ın 2013 yılında Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar üzerine gerçekleştirdiği saha araştırmasında kamp içinde yaşayan Suriyelilerin %51’i, kamp dışında yaşayanların ise %77’si olmak üzere Suriyelilerin büyük bir kısmının iş aradıkları kaydedilmiştir.[23]

Diğer bir sorun Suriye’den gelenlerin önemli bir kısmının çocuk işçi olmasıdır. Türkiye’deki yaklaşık 2,5 milyon Suriyeliden ortalama 300 bininin çalıştığı ve bu sayının içinde “çocuk işçi” olarak nitelenebilecek yaşlarda olanların sayısının da oldukça yüksek olduğu belirtilmektedir. Suriye’den gelen ailelerin çocukları, yaşadıkları mağduriyetler sebebiyle çalışmak zorunda kalarak ailelerinin geçimlerine katkıda bulunmaktadırlar.[24]

Türkiye’deki Suriyeli sığınmacı/göçmen çocuk işçi sayısı hakkında kesin veriler olmasa da yaklaşık 400 bin çocuğun hala eğitim dışında olması bu çocukların büyük bir kısmının erken yaşlarda çalışma hayatına başladıklarının bir göstergesi olarak anlaşılabilir. Hatta yukarıda verilmiş olan iş arama oranlarına bakıldığında, Türk eğitim sistemine entegre edilebilmiş çocukların bile yine de küçük yaşlarda çalışmak zorunda kaldığı bir hayli olası gözükmektedir.

 

2.4. Türkiye’de Suriyeli Sığınmacı/Mülteci Çocukların Eğitim Durumları

Türkiye dünyada en fazla sığınmacı/göçmen barındıran ülke olmakla beraber en fazla çocuk sığınmacı/göçmen sayısına da sahip ülke konumundadır. Bu durumun getirdiği en önemli sorunlardan biri ise bu çocukların eğitime ulaştırılması konusudur. Savaş ve savaşın yarattığı yıkıcı etki sebebi ile Suriyeli çocukların uzun bir dönem eğitimden uzak kaldığı tahmin edilebilir bir gerçektir.

Türkiye’de temel eğitim çağındaki Suriyeli çocukların eğitime erişim durumlarına bakıldığında, 2011 yılından günümüze, giderek artan Suriyeli sayısı ile birlikte Türkiye’deki Suriyeli çocukların okullaşma oranlarının da katlanarak arttığı görülmektedir. Suriyelilerin ilk göç ettikleri 2011 yılında kamp içi ve dışında 34 bin Suriyeli çocuk eğitim hizmetlerinden yararlanabiliyorken, 2016 yılında bu sayı 290 bine çıkmıştır.[25]

Günümüzdeki mevcut duruma bakıldığında ise sadece Türkiye’de, Milli Eğitim Bakanlığı’nın Ekim 2019 verilerince toplamda 1.082.172 sığınmacı/mülteci Suriyeli çocuğun eğitim çağında olduğu anlaşılmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı resmi okullarda kayıtlı olan Suriyeli çocuk sayısı ise 684.728 olarak ifade edilmiştir. Bu çocuklardan ise 348.006’sı erkek öğrenci, 336.722’si ise kız öğrencidir.

Resmî okullarda ve geçici eğitim merkezlerinde öğrenim gören öğrencilerin eğitim kademelerine göre okullaşma oranları ana okul %27,19, ilkokulda %89,27, ortaokulda %70,50, lise eğitimi ise %32,88 olarak gerçekleşmiştir.[26]

Bu verilerden hareketle anlaşılabilecek bir diğer boyut ise yaklaşık 397.000 Suriyeli sığınmacı/mülteci çocuğun ise Türk eğitim sistemine henüz erişiminin sağlanamamış olmasıdır. Sayısı 400.000’e yaklaşan Suriyeli sığınmacı/göçmen çocuğun gerekli eğitime ulaştırılamaması hem bu çocukların geleceği hem de Türkiye için büyük bir risk teşkil etmektedir.

 

2.5. Türkiye’de Suça Karışmış Suriyeli Sığınmacı/Mülteci Çocukların Sayısı ve Suç İşleme Oranları

Ülkemizde hâlihazırda sığınmacı/mülteciler ile ilgili tatmin edici istatistiklere ulaşılamamaktadır. Yetersiz veri ve kaynakların bulunduğu konulardan biri de sığınmacı/mültecilerin karıştığı adli olaylardır.

Konu ile alakalı ilgili makam ve kurumlara başvurularda verilerin veya istatistiklerin verilmemesi yönünde bir tutum sergilenmektedir. Bu durumun en büyük tehlikesi ise resmi kaynaklardan elde edilemeyen veriler sebebi ile toplum içerisinde asılsız olabilecek iddiaların dolaşmasıdır.

Bilgilerin paylaşılmaması hakkında CHP eki milletvekillerinden Mustafa Balbay da katıldığı bir televizyon programında yaptığı açıklamada valiliklerden muhtarlara, Suriyelilerle ilgili hiçbir konunun dışarı yansıtılmaması, Suriyelilerle ilgili sorunların çözümü için bizzat uğraşmaları ve Suriyelileri adli olaylara karışması durumunda, olayın resmi kayıtlara geçirilmeden çözülmesi yönünde bir takım direktifler verildiği iddialarında bulunmuştu.[27]

Bu ve buna benzer bir takım iddiaların ve resmi kaynak yetersizliğinden dolayı toplum nezdinde tepkilerin artması ile birlikte İçişleri Bakanlığı, Suriyelilerin karıştığı adli vaka olayları hakkında bir takım verileri paylaşma yoluna gitmiştir.

[28]

Bu verilere göre Suriyelilerin Türkiye’de karıştıkları adli olaylar toplam adli olayların %1,32 sine denk gelmektedir.

Resmi makamlardan ifade edilen açıklamalara bakıldığında bu oranlara göre Suriyelilerin suç oranlarının düşük düzeyde olduğu ve birbirini takip eden yıllar içerisinde suç oranlarının azaldığı yönünde bir çıkarım yapılabilir. Ancak bu verilere ulaşımın önünde bir takım engeller oluşturulması ve gelen baskılar sebebiyle yapılmak zorunda kalan açıklamalar kamuoyu nezdinde verilen bilgilere yönelik güvensizlikler yaratmaktadır. Bunları önüne geçebilmek adına gerek araştırmacılar için gerekse toplumun bilgi edinme ihtiyacını karşılamak adına detaylı bir şekilde uyruk, yaş aralığı, karışılan suç türü vb. konularda ikna edici ve güvenilir çalışmalar yapılması ya da bu yönde yapılan çalışmalar varsa şeffaflıkla ilgili kurumlarca açıklanması gerekmektedir.

Suriyeli ve başka uyruklu sığınmacı/mülteci çocukların adli vakalara karışma durumları hakkında da detaylı ve tatmin edici bilgilere ulaşılmakta güçlük çekilmektedir. Türkiye’de herhangi bir şekilde suça karışmış yabancı uyruklu çocukların sayısı hakkında resmi makamlardan ulaşılabilen kesin veriler bulunmamakla birlikte 20 Haziran 2019 Dünya Mülteciler Günü çerçevesinde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gamze İlgezdi’nin yaptığı açıklamalarda yabancı uyruklu çocuklar ve suç ilişkisi bağlamında çarpıcı veriler dikkat çekmektedir. Bu veriler şu şekildedir;

https://chp.azureedge.net/5c4da4278eb8469fbb0ca5185d8731e9.jpg

 

Yukarıdaki şemada sığınmacı/göçmen çocukların hem suç mağduru hem de suçun faili olarak ciddi bir tehdit altında bulundukları görülmektedir. 

Bu çocuklardan 37.503’ünün 2011-17 yılları arasında yaralama, hırsızlık, sahtecilik ve cinsel istismar gibi suçlara karıştığı kaydedilmiş ve ortalama olarak her hafta suça karışan yabancı uyruklu çocuk sayısının yaklaşık 103 olduğu belirtilmiştir. Özellikle 2011-17 yılları arasında yabancı uyruklu çocuklardaki suça karışma oranın %4296 gibi yüksek boyutlara ulaşması dikkat çekici bir başka veri olarak göze çarpmaktadır.

 

3. TÜRKİYE CUMHURİYETİ, STK’LAR VE ULUSLARARASI İŞ BİRLİKLERİ İLE SIĞINMACI/MÜLTECİ ÇOCUKLARA SAĞLANAN EĞİTİM İMKÂNLARI

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 2011 yılında Suriye’de başlayan ve şiddeti yıllar içerisinde artarak günümüze kadar gelen iç savaş neticesinde tarihinin en büyük göç dalgasını ülkesine kabul etmiştir. Bu hareketi ile dünya ülkeleri arasında en yüksek Suriyeli sığınmacı/göçmen sayısını ülkesine kabul eden Türkiye, Suriyelileri geçici koruma kapsamı altına alarak temel ihtiyaçlarını karşılama yönünde bir takım sonuçları da kabul etmiştir. Bu temel ihtiyaçlardan birisini de Suriyeli göçmen /sığınmacı çocuk ve gençlerin eğitim ihtiyaçları oluşturmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu ihtiyacı karşılamaya yönelik olarak gerek kendi kurumlarınca gerekse çeşitli ulusal veya uluslararası kuruluşlarla bu konu üzerinde politikalar oluşturmuş ve yıllar içerisinde çeşitli düzenlemelerle bu politikalarını geliştirmeye devam etmektedir.

 

3.1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Sığınmacı/Mülteci Çocuklar İçin Sağladığı Eğitim İmkânları

2011 yılında Suriye’de başlayan ve günümüze kadar hala devam etmekte olan iç savaş neticesinde Türkiye, milyonlarca Suriyeli vatandaşı ülkesine kabul etmiştir. İç savaştan kaçan insanları ülkede geçici koruma ve sığınmacı olarak kabul eden Türkiye bu hareketiyle sığınmacı/göçmenlerin temel ihtiyaçlarını karşılamayı kabul etmiştir ve bu ihtiyaçların arasında bulunanlardan biri de eğitim ihtiyacıdır.

Türkiye, sığınmacıların eğitimi konusunda yıllar içerisinde birden fazla kez politika değişikliğine gitmiştir. Bu husus üzerinde başlangıçta, iç savaşın kısa bir süre süreceği ve sığınmacıların ülkelerine döneceği düşüncesi etkili olmuştur. Lakin savaş ve misafirlik süresi uzadıkça, izlenen eğitim politikalarında da değişikliğe gidilmek zorunda kalınmıştır.[29]

Suriyeli sığınmacıların eğitimi ile ilgili Temmuz 2012 tarihli açıklamalarda ilk olarak Suriyelilere Türk eğitim müfredatının Arapça olarak verilmesinin planlandığı ifade edilmiş, bu açıklamalardan birkaç ay sonra yapılan başka bir açıklamada ise Suriyelilerin kısa süre sonra ülkelerine dönmesinin öngörüldüğü söylenmiştir.

2013 yılına gelindiğinde ise Suriyeli sığınmacı/göçmen nüfusun kalış süresinin uzayacağı kabul edilerek, eğitim ile ilgili olarak genelgeler, yönetmelikler ve kanunlar yoluyla bir takım düzenlemelere gidildiği görülmektedir.

26 Eylül 2013 tarihinde, “Ülkemizde Geçici Koruma Altında Bulunan Suriye Vatandaşlarına Yönelik Eğitim Öğretim Hizmetleri” konulu daha kapsamlı bir genelge çıkarıldığı görülmektedir. Genelgenin temel amacı kamplarda veya şehirlerde yaşamakta olan Suriye vatandaşlarının okul çağındaki çocuklarına sağlanan eğitim hizmetlerinde bir standardın sağlanmasıdır. Bu bağlamda şu hususlara dikkat edilmesi istenmiştir:

  • Suriyeli öğrencilerin sene kaybı yaşamamaları amacına hizmet eden bir eğitim verilecektir,
  • Yürütülecek eğitim-öğretim hizmetlerinin koordinasyonundan Milli Eğitim Bakanlığı sorumlu olacaktır,
  • Öğretmen ihtiyacı norm fazlası öğretmenlerden, yeterli olmaması halinde Arapça bilen kişilerce ders ücretli şekilde karşılanacaktır,
  • Suriyeli vatandaşlar içerisinde eğitim verebilecek nitelikte gönüllüler varsa bunlar da görevlendirilecektir (ancak ücret talep etmemeleri şartıyla),
  • Uygulanacak olan eğitimin içeriğinin ise, MEB’in kontrolünde, Suriye Ulusal Koalisyonu Yüksek Eğitim Komisyonu tarafından hazırlanacak, temel yaşam becerileri, moral eğitimi, genel kültür, sosyal beceriler gibi konularla zenginleştirilerek işlenecektir. Ayrıca Türk asıllı Suriyeliler talep etmeleri halinde Türkiye müfredatında da eğitim görebileceklerdir,
  • Türkçe öğrenmek isteyenlere hizmet verecek Türkçe öğretimi kursları açılacaktır.

Bu genelgede dikkat çekici özellik ise, Türk asıllı Suriyeliler talep etmeleri halinde Türkiye müfredatında da eğitim görebileceklerdir maddesi ile Türkmenler için farklı bir uygulamaya gidilmiş olmasıdır.

2014 yılına gelindiğinde ise daha farklı bir uygulamaya geçildiği görülmektedir. Bu yıla kadar Suriyeli öğrenciler sadece sığınma kamplarında bulunan Geçici Eğitim Merkezleri (GEM) veya diğer eğitim kurumlarına kayıt olabiliyordu. Geçici eğitim merkezleri (GEM), okul çağındaki Suriyeli çocuklara ve gençlere yönelik, hem AFAD tarafından 25 ilde oluşturulan kamplarda hem de kamp dışında faaliyet gösteren, Suriye müfredatına bağlı kalarak Arapça eğitim veren ilköğretim ve ortaöğretimi kapsayan eğitim merkezleridir.[30] Ancak, 23 Eylül 2014 tarihli “Yabancılara Yönelik Eğitim-Öğretim Hizmetleri” başlıklı, öncekilere göre oldukça kapsamlı olan genelge ile Suriyeli öğrencilerin yalnızca GEM’lere değil devlet okullarına da kayıt olma hakkı kazandıkları görülmektedir. Bu şekilde Suriyeli çocuklara verilecek eğitimde iki başlılığın giderilmek istenmesinin amaçlanması önemli bir gelişme olarak görülebilir.

Günümüzde en son gelinen noktada Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırlarında bulunan Suriyeli sığınmacı/göçmen çocukların ve gençlerin; kamplarda ve kamp dışında kurulan Geçici Eğitim Merkezlerinde (GEM), devlet okullarına kayıt olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet okullarında veya Suriyelilerin açtığı özel okullarda Suriye Ulusal Koalisyonu Yüksek Eğitim Komisyonu tarafından hazırlanan müfredat ile eğitim alabildiği görülebilmektedir.

3.2. Avrupa Birliği ve Türkiye İş Birliği ile Sığınmacı/Mülteci Çocuklar İçin Sağlanan Eğitim İmkânları

Suriyeli sığınmacı/göçmen krizinin etki alanı süreç içerisinde sadece bölge ülkeleri değil, Avrupa’yı da içine alacak şekilde genişlemiştir. Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ise Suriyeli sığınmacı/göçmen nüfusun kapı bekçiliğini yaparak, Avrupa’ya yoğun nüfus geçişişinin engellenmesi karşılığında Türkiye’ye hem maddi anlamda hem de sığınmacı problemine ilişkin çeşitli projelerin hayata geçirilmesi anlamında destek taahhüdünde bulunmuştur.

Bu bağlamda Türkiye-AB ortak iş birliği ile gerçekleştirilen projelerden biri de PIKTES Projesi’dir. Bu projenin odak noktasını ise Türkiye’de bulunan eğitim çağındaki yaklaşık 1 milyon Suriyeli sığınmacı/mülteci çocuk oluşturmaktadır.

        3.2.1. PICTES Projesi

Türkçe olarak tam açılımı, “Suriyeli Çocukların Türk Eğitim Sistemine Entegrasyonunun Desteklenmesi Projesi” olan PICTES Projesi, Milli Eğitim Bakanlığı ile AB Türkiye Delegasyonu arasında “Türkiye’deki Mültecilere Mali Yardım Programı” anlaşması (FRIT) çerçevesinde imzalanan sözleşme ile Suriyeli çocukların Türk eğitim sistemine entegrasyonu konusunda Milli Eğitim Bakanlığı’nı destekleme amacı ile faaliyete geçirilmiştir.  Proje, 03.10.2016 tarihi itibariyle başlatılmış ve 300 milyon Euro’luk bir bütçe ayrılması kararlaştırılmıştır. Proje süresi 2 yıl ile sınırlandırılmıştır.[31] Ancak son yapılan açıklamayla bu sürenin 3 yıl daha uzatılmasına karar verilmiş ve projenin uzatılması yönünde varılan anlaşma (PICTES II)  ile 400 milyonluk yeni bir destek paketi daha açıklanmıştır.[32]

Proje kapsamında AB tarafında yaklaşık 300 milyon Euro’luk fon ayrılarak, Türkiye’nin İstanbul, Hatay, Kayseri, Osmaniye, Kilis, Şanlıurfa, Ankara, Batman, Konya, Kocaeli, Mersin, Mardin, Malatya, Bursa, İzmir, Antalya, Siirt, Diyarbakır, Gaziantep, Adana, Kahramanmaraş, Adıyaman, Sakarya şehirleri faaliyet alanları olarak seçilmiştir.

PICTES Projesi ile hedeflenen sonuçlar;

  • 390,000 okullu/okulsuz Suriyeli çocuğun Türkçe dil derslerine ulaşımının sağlanması
  • 10,000 okullu/okulsuz Suriyeli çocuğun Arapça dil derslerine ulaşımının sağlanması
  • Okula dönmeyen 10,000 Suriyeli çocuğa okula dönmeye yönelik teşvik edici derslerin verilmesi
  • Müfredatın gerisinde kalmış 20,000 Suriyeli öğrenciye müfredatı yakalayabilmeleri için ek ders verilmesi
  • Geçici Koruma altındaki 40,000 Suriyeli öğrenciye, 13 ay boyunca okula ulaşım hizmetinin sağlanması
  • 500,000 Suriyeli çocuğa, 390,000 adedi Türkçe eğitimi ve 10,000 adedi Arapça eğitimi için olmak üzere okul için tamamlayıcı eğitim materyallerin ulaştırılması
  • Geçici Koruma altındaki ailelere 23 ilde farkındalık arttırma eğitimi verilmesi ve  görsel-işitsel materyaller, 5 araştırma raporu ve Türkiye'de Suriyelilerin eğitimi için bir strateji taslağı hazırlanması
  • Suriyeli öğretmenlerin ve öğrencilerin akademik düzeylerini ve Türkçe dil becerilerini değerlendirmek için bir sınav sistemi geliştirilmesi ve 400,000 adet sınav seti hazırlanması
  • Suriyeli öğrencilere, okullarda ve ilgili diğer kurumlarda istihdam edilen, konusunda uzman en az 500 uzman personele psikolojik danışmanlık hizmeti verilmesi.
  • 500 devlet okuluna ve Ge&