Kıbrıs sorununda taraflar anlaşmaya yakın oldukları intibaını vermeye çalışmaktadırlar. Özellikle KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı, bu konuda titizlik ve çözüm için acelecilik göstermektedir. Sayın Akıncı demeçlerinde bir an önce çözüme ulaşmanın hem Kıbrıs Türk halkı için, hem Türkiye için, hem de Kıbrıs adasının bulunduğu bölge için faydalı sonuçlar ortaya çıkaracağını vurgulamaktadır.  

 

Önce şunu ifade edeyim: BMGS'nin ve özellikle Akıncı'nın her vesileyle "müzakerelerde büyük ilerleme sağlandığına" dair açıklamalarına esas teşkil eden sözde ilerlemeler, Kıbrıs'taki iki tarafın karşılıklı iyi niyet ve anlayışla gündemdeki maddeler üzerinde sağladıkları uzlaşılar sonucunda değil, biran evvel çözüme ulaşmak için çabalayan KKTC görüşme heyetinin verdiği özlü tavizler sayesinde gerçekleşmiştir.

 

Diğer taraftan, Sayın Akıncı'nın her vesileyle Türk kamuoyuna yönelik olarak ifade ettiği çözümün faydalı sonuçlarına dair ümit uyandırıcı sözlerinin gerçekleşebilmesi için, her şeyden önce Ada'ya çözümle birlikte gerçek barışın gelmesi ve barışın sürmesi gerekir. Oysa AB'nin ve ABD'nin teşvikleriyle acele ile elde edilmeye çalışılan çözüm şekli Ada'da kalıcı barış ortamı yaratacak gibi görünmemektedir. Çünkü çözümün üzerine bina edildiği BM parametreleri sadece Rum – Yunan tarafının öteden beri savunduğu tezlere, ortaya attığı mesnetsiz iddialara uygun bir çözüm ortaya çıkarabilir. Nitekim de böyle olmaktadır. Çözümle birlikte her şeyden önce KKTC ortadan kalkacaktır.  Oysa sadece Rumlardan oluşan ve 1960 Anayasası'na aykırı şekilde tamamen  Rumlardan müteşekkil bir  heyet tarafından yönetilen – tırnak içinde söylüyorum – "Kıbrıs Cumhuriyeti" yeni bir anayasa ile yoluna devam edecektir. Kıbrıs Türk Toplumu bu devlete federal bir anayasa ile yamanacaktır. Federe birim halini alacaktır. Kıbrıs Türk halkı kendi devletine, yani KKTC'ne sahip çıkamamış, KKTC'ni yaşatamamış olmanın psikolojik ezikliğini, hattâ boynu büküklüğünü yaşarken, Rum halkı kendi tezlerini hâkim kılmış, kendi devletini yaşatmış olmanın moral üstünlük duygusu içinde olacaktır. 

 

Türk Ulusu esasen tarihinin en zor dönemlerinden birini ve hattâ başlıcasını yaşamaktadır. Böyle bir durumda Kıbrıslı soydaşlarımızı, yavru vatan Kıbrıs'ı, sakat bir çözümle Rum – Yunan ortaklığına teslim etmiş olmanın moral bozukluğunun etkileri Türkiye'de de kendisini hissettirecektir. Türkiye henüz AB'ne tam üye kabul edilmeden sağlanacak sakat bir çözüm şekliyle, Kıbrıslı soydaşlarımız federasyona yamanarak AB üyesi statüsü kazanacaklardır. Kıbrıslı soydaşlarımız Rumlarla ve Yunanistan ile birlikte AB statüsü içinde bulunurken Türkiye bu statünün dışında tutulmağa devam edilecektir. Türkiye Kıbrıs'tan uzaklaştırılacak ve soydaşlarımızın bizimle yabancılaştırılması süreci başlayacaktır.  

 

Türkiye'nin günümüzdeki hasımları "Türkiye 60 senedir 'millî dava' dediği bir davasına sahip çıkamamıştır; demek ki Türkiye zafiyet içindedir" düşüncesine kapılıp Türkiye'ye yönelik meş'um emellerinde ve plânlarında daha da cesaret bulacaklar, cüretkâr hale geleceklerdir.  

 

Diğer taraftan, Rumlar ve Yunanistan "enosis", yani bir Rum/Yunan adası telâkki ettikleri Kıbrıs'ın Yunanistan'a bağlanması, Yunanistan ile bütünleşmesi ülküsünden vazgeçmiş değillerdir. Rum tarafının Meclisi'nin 1967'de kabul ettiği "enosis" kararı hâlâ geçerliğini muhafaza etmektedir. Rum lider Anastasiadis ve Yunan yetkililer her fırsatta "Kıbrıs helenizminden" , "helenizmin ortak çıkarlarından ve hedeflerinden" söz etmektedirler. Bir süre önce de Yunan Savunma Bakanı Kammenos, Kıbrıs Adasında önce İngiliz İdaresine, daha sonra yıllarca Kıbrıs Türk halkına karşı terör eylemlerinde bulunmuş olan EOKA örgütü ile irtibatlı kuruluşları törenle ödüllendirmiştir. Bu kişinin 2015 başında Kardak kayalığımıza çelek bırakmak suretiyle bir tahrik hareketinde bulunduğunu da hatırlıyoruz. Ayrıca yine