"Koalisyon yeni 'Suriye Sınır Güvenlik Gücü' kurmak üzere Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ortak çalışmaktadır.”

IŞİD’e Karşı Yürütülen Operation Inherent Resolve’un Sözcüsü Albay Ryan Dillon, 14 Ocak 2018

 

“Türkiye gibi müttefiklerimizle çalışmaya devam edeceğiz. Türkiye'nin PKK terör örgütü hakkındaki kaygılarını göz önünde bulunduracağız.”

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, 17 Ocak 2018

 

“Türkleri –Afrin Operasyonu’nu kast ederek- bu tarz eylemlerde bulunmamaya çağırıyoruz.”

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, 18 Ocak 2018

 

“Afrin operasyon alanımız değil. Askeri kaynaklarımızla Afrin’e belirgin bir dikkat veriyor değiliz.”

ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Joseph Votel, 21 Ocak 2018

 

Yukarıdaki açıklamaların hepsi ABD’nin üst düzey yetkilerinin Afrin’e yönelik başlayan Zeytin Dalı Operasyonu’na ilişkin açıklamalar olmasına rağmen farklı yaklaşımları ortaya koymuştur. Türk – Amerikan ilişkilerinin bu denli gelgitli bir süreç yaşadığı dönemde yukarıdaki ikircikli açıklamalar, ikili ilişkilerin son süreçteki genel özelliklerinin Afrin’e operasyonu konusunda bir izdüşümü olarak okunabilir. Hatırlandığında benzer çelişkili açıklamaların daha önce de yaşandığı hatırlanmaktadır. ABD (Amerika Birleşik Devletleri) Başkanı Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile 2017 yılının Kasım ayında yaptığı telefon görüşmesinde artık terör örgütü YPG’ye yardımın kesileceğini söylemesinden bir ay bile geçmeden terör gruplarına silah verilmesine ilişkin tasarıyı imzalamıştır. Afrin Operasyonu’na giden süreçteki açıklamalarda önceki dönemlerde olduğu gibi Türkiye’de hala bir büyükelçisi bulunmayan ABD ile diyalog sürecinde sorunların olduğunu bir kez daha gün yüzüne çıkarmıştır.

 

Daha sonra “yanlış anlaşıldığı” ifade edilse özellikle Dillon’un Türkiye sınırında YPG’li teröristleri içerinde barındıracak 30 bin kişilik bir ordu kurulmasına ilişki sözleri Türkiye tarafından haklı olarak büyük bir tepki ile karşılanmıştır. Türkiye’nin Afrin’e yapılacak operasyonu üst perden dillendirmesiyle ABD tarafından Afrin konusuyla ilgili söylemlerde bir yumuşama gözlendiyse de ABD’nin bölgedeki varlığı ve YPG’ye desteğinin Afrin’den daha geniş bir alanda ve uzun programlı bir strateji olarak şekillendiği belirmektedir.

 

ABD’nin Suriye Stratejisinin Dönüşümü, Türkiye ve Terör Örgütü YPG

 

Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye politikasına bakıldığında ilk olarak Esad’ın indirilmesine ağırlık verildiği sonraki süreçlerde terör örgütü IŞİD’in yok edilmesinin hedeflendiği ve artık İran’ın bölgedeki nüfuzuna bir denge oluşturulmaya başlandığı görülmektedir. Bu dönüşüm süreçleri Suriye’deki YPG varlığının da bölgedeki evrimini etkilemiştir. ABD’nin Esad ile mücadeleye odaklandığı süreçte YPG de Suriye’de oluşan otorite boşluklarından yararlanarak Esad rejimi ya da Suriye’deki muhalif grupların yanında yer almayarak iki tarafa da alternatif bir güç olarak belirlemeye gayret göstermiştir. Nitekim terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın İmralı tutanaklarındaki ifadeleri de bunu kanıtlamaktadır. Öcalan konuyla ilgili olarak “Kürtler mutlaka bir öz savunma gücü oluşturmalı” demiş ve gerek Suriye rejimi gerek de muhaliflerle görüşerek işlerine gelecek şekilde hareket etmelerini istemiştir. ABD’nin ilk strateji dönüşümü sonrası PKK’nın Suriye kolu PYD/YPG yapılanması IŞİD ile mücadelede partner olarak seçilmiş ve ilk sırada konumlandırılmıştır. Aynı zamanda ABD’nin yardımı muhalif gruplardan ziyade PYD/YPG’ye doğru kanalize olmaya başlamıştır. Özellikle Ayn El Arab’daki çatışmalarda ABD özellikle hava bombardımanlarıyla IŞİD’e karşı mücadele çerçevesinde PYD/YPG’ye alan açmıştır. Bu zaman diliminde Afrin’in PYD tarafından 2014 yılının başında sözde “kanton” olarak ilan edilmesi temel taşlarından biri olarak sayılabilir. Buna bir de ABD’den yaklaşık 4900 TIR yardım gelmesi, PYD’nin Kuzey Suriye’de Tel Abyad gibi Arap yerleşim yerlerinde de etkinlik kurma girişimleri eklendiğinde bu yapının artık yavaş yavaş devletleşme sürecine girdiği görülecektir. Nitekim, 2017’nin Eylül ayında Suriye’nin kuzeyinde PYD/YPG’nin denetim sağladığı bölgelerde seçimler yapılmıştır. Ayrıca, ABD’den gelen açıklamalar incelendiğinde kısa sürede buradan çıkmayacağı anlaşılmaktadır ve IŞİD bitse de buradaki Amerikan varlığı devam edecektir. Bu ABD’nin Suriye’deki stratejisindeki ikinci dönüşüme işaret etmektedir ki, IŞİD’den sonra burada artık hedef İran’ın buradaki etki alanını kırmaya çalışmaktır. ABD’nin Suriye’de kaldığı süreçte SSuriye Demokratik Güçleri (SDG) olarak maskelenen terör gruplarına vereceği destek bölgeye daha köklü bir şekilde yerleşmesinin de önünü açacaktır. Türkiye’nin Afrin’e herhangi bir müdahalesinin olmaması durumunda buradaki yapının palazlanması uzun vadede hem Türkiye’nin milli güvenliğini hem de Suriye’nin toprak bütünlüğünü ciddi şekilde tehdit etmekle birlikte İran konusunda da kullanılacak bir istikrarsızlık unsuru olarak tasarlanmaktadır. Dolayısıyla Irak’ın kuzeyine benzer şekilde burada da İsrail’in dostu olacak, Akdeniz’e çıkışı olan bir “uydu devlet”in altyapısı oluşturulmaya çalışılacaktır.

 

ABD’nin “Ben Buradayım” Hamlesi ve Türkiye’ye Karşı Terör Kartı

 

Türkiye’de büyük tepkiyle karşılanan ABD’nin Türkiye sınırında çoğunluğu terör örgütü YPG üyelerinden oluşacak “30 kişilik bir ordu” kuracağına ilişkin açıklamasına hem ABD’nin Suriye’de izlediği siyaset hem de Türkiye ile ilişkileri açısından bakmak gerekmektedir. ABD’nin Suriye’deki varlığının Barack Obama’nın son yılı ve Donald Trump’ın ilk yılında giderek prestij kaybına uğradığı görülmekte öte yandan da etkinliğinin özellikle Türkiye – Rusya – İran arasında başlatılan Astana Süreci ile daha da sorgulanır bir hale geldiğini ifade etmek gerekmektedir. ABD, bu açıklamasıyla aslında terör örgütü YPG’ye gönderdiği büyük çaplı silah yardımıyla sahada var olduğunu göstermektedir. Bir diğer deyişle, Astana’da yürüyen üç ayaklı süreç ve buna Esad rejiminin dahil olmasıyla ilgili sinyallerin iyiden iyiye hissedilmeye başlandığı süreçte ABD’nin Suriye’de terör örgütü YPG ile olduğuna ilişkin bir mesajıdır. Nitekim CIA (Central Intelligence Agency) Direktörü Mike Pompeo, Pentagon’un “Kürt partnerleri” ile çalışarak iyi bir iş yaptığını ifade etmiştir.[1]

 

Diğer taraftan Türk – Amerikan ilişkilerindeki sıkıntılar devam ederken ABD bu süreçte Suriye’deki terör yapılanmasını her an Türkiye’ye karşı masaya sürebileceği bir kart olarak elinde tutmaya çabalamaktadır. Başlangıçtaki açıklamaların içerdiği anlamlar ilk bakışta farklı olmakta birlikte hangi anlama gelmediği noktasında içerik aynıdır. O da şudur; ABD’nin herhangi bir söylemi Türkiye’ye destek manası taşımamaktadır. Oysa, YPG’nin giriştiği hamleler bölgeyi daha da istikrarsız bir alana çevirmektedir.

 

YPG, “Özgürlük Savaşçısı” Değil Uluslararası Bir Terör Örgütü

 

ABD’den Afrin Operasyonu arefesinde gelen açıklamalar bölgede geliştirilecek politikalarda IŞİD’e odaklanılması gerektiğini defaatle vurgulamaktadır. Bu açıdan bakıldığında ise YPG tarafından, IŞİD’li mahkumların Türkiye’ye karşı savaşması şartıyla salıverilmesi en çok da ABD’nin tezleriyle ters düşmektedir. Bunun ötesinde ABD’nin kurtulmak istediği IŞİD’li teröristlerin yeniden sahaya inmesine uygun atmosfer YPG eliyle yaratılmaktadır. Aslında PYD/YPG, Suriye’de IŞİD ile savaşıyor gibi gözükse de en başta IŞİD’in kontrol altına aldığı sahalardan geri çekilerek çıkmasından sonra, bu sefer de PYD/YPG’nin kontrol sağlaması terör tahakkümünün sürdüğünü göstermektedir. Bu durum, bölgenin demografik yapısının terör örgütü YPG lehine değiştirilmesi sonucunu da ortaya çıkarmıştır. IŞİD kontrolü altında bulunan Rakka’daki gizli/kirli pazarlık[2] sonucu, IŞİD’in bölgeyi bir kurşun bile atmadan terk etmesi bunun en net örneğidir. Unutulmamalıdır ki, tıpkı IŞİD gibi YPG de uluslararasılaşmış, Avusturalya’dan Kanada’ya, ABD’den Rusya’ya birçok ülke vatandaşlarını bünyesinde barındıran, birçok uluslararası aktör tarafından kullanılan bir terör örgütüdür. Kyle Orton tarafından kaleme alınmış 2017 tarihli “The Forgotten Foreign Fighters: The PKK in Syria[3]” isimli rapordan Ukrayna’nın Donbass bölgesinde savaşan ve Rus istihbaratına mensup olduğu iddia edilen Maksim Trifonov, daha önce Alman ordusunda görev yapan Günter Helsten, daha önce ABD’nin Afganistan işgaline katılan Nicholas Alan Warden isimli şahısların bunlardan bazıları olduğu sonucuna ulaşılabilir. Bunlara rağmen, ABD’nin YPG’yi “IŞİD’le savaşan özgürlük savaşçıları” görmeyi bırakmaması ve terörist bir örgüt olarak görmemesi durumunda NATO’nun en büyük orduya sahip birinci ve ikinci ülkesinin karşı karşıya gelme olasılığı karşımızda durmaktadır.

 

Değerlendirme

 

Zeytin Dalı Operasyonu bir kez daha göstermiştir ki, Türkiye’nin yakın coğrafyasında sert güç gösterilmeden ve bununla ilgili bir kararlılık ortaya konmadan sadece diplomatik girişimlerle bir sonuç almak imkanı sınırlıdır. Türkiye’nin milli bir dayanışma içerisinde aldığı Afrin Operasyonu kararı son derece haklı bir müdahale olmakla birlikte bu durum ilerleyen dönemde Suriye hükümetiyle direk diyalog için bir başlangıç aşaması teşkil edebilir. Türkiye’nin Fırat Kalkanı’nın devamı olarak görülebilecek Zeytin Dalı operasyonu, ABD’ye kırmızı çizgilerini göstermesi bakımından kritik öneme sahiptir. Buradaki PKK yapılanması ABD’nin Suriye’deki strateji dönüşümlerinin her aşamasında fayda sağlamış ve Türkiye’ye daha büyük bir tehdit haline gelmeye başlamıştır.  Bu makalenin yazıldığı tarih itibariyle, ABD’nin Afrin konusunda söylemi yumuşasa da terör gruplarına silah yardımı IŞİD ile mücadele kapsamından çıkıp bir terör yapısının kurumsallaşmasına yönelik bir hal almaya başlamıştır ve ABD’nin özellikle Fırat’ın doğusunda kalıcı olduğu anlaşılmaktadır. Bu da Türkiye ile ikili ilişkilerde kalıcı bir sorun daha demektir.

 


[2] Raqqa’s Dirty Secret, BBC, 13 Kasım 2017.

[3] Daha fazla bilgi için; Kyle Orton, The Forgotten Foreign Fighters: The PKK in Syria, The Henry Jackson Society, Londra, 2017.

 

(Bu makale, Diplomatik Gözlem dergisinin Şubat 2018 sayısında “ABD’nin Suriye Stratejisindeki Değişimlerde PYD/YPG’nin Konumu ve “Zeytin Dalı” Operasyonu” başlığı ile yayınlanmıştır. Makalenin İngilizcesi ise Diplomatic Observer dergisinin Şubat 2018 sayısında “The Position of PYD/YPG In the Changes In the USA’s Syria Strategy and Operation Olive Branch” başlığıyla yer almıştır.)