Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, hafta sonu Amerika Birleşik Devletleri’ndeydi (ABD) ve dün ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Herbert Raimon Mcmaster ile görüştü. Görüşme sonrası Beyaz Saray’dan bir açıklama yapıldı. Açıklamada Türkiye ile ABD arasında uzun süredir devam eden stratejik ortaklığa vurgu yapılarak iki ülkenin taşıdığı kaygıların konuşulduğu belirtildi. Müttefik olarak Türk-Amerikan ilişkileri, ortak stratejik güçlükler ve bölgesel gelişmeler konusunda görüş alışverişinde bulunuldu. Görüşmede terörle mücadeleyi genişletecek çözüm arayışları ele alınarak her türlü terörizme karşı ortak mücadeleyi genişletmenin yolları arandı denildi.

 

Açıklamanın yansımalarını TÜRKSAM Analisti A. Gencehan Babiş, TRT Radyo Haber’de yayınlanan Bahadır Şerif Onaran'ın hazırladığı Radyo Ajandası programında değerlendirdi.

 

A. Gencehan Babiş'in değerlendirmeleri şöyle…

 

"Uzun Vadeli Konulardan Ziyade ABD ile Asıl Ayrılık Kısa Vadeli Politikalar"

 

İki taraf arasında son süreçte öne çıkan asıl sorun ilişkilerde birçok sıkıntı olmasıyla birlikte Menbiç sorunu… Afrin sonrası Türkiye’nin operasyon sinyallerini verdiği Menbiç ile ilgili diplomasi trafiği devam ediyor. Önümüzdeki birkaç gün içerisinde ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın Türkiye’ye ziyareti bekleniyor. Bu bağlamda Kalın ile McMaster’ın görüşmesi hem tarafların karşılıklı olarak birbirlerinin tezlerini yoklama hamlesi hem de Tillerson’ın kritik ziyaretinde yapılan önemli görüşmenin altyapısının oluşturulma girişimi olarak değerlendirilebilir. Görüşmenin sonuçlarına bakıldığında uzun vadeli stratejik ortaklıkta uzlaşma gibi kavramlar ortaya çıkıyor. Yalnız, son süreçte Türk – Amerikan ilişkilerinin tartışmalı noktalarına baktığımızda tam tersine uzun vadeli konulardan ziyade önümüzde çok kısa vadede bulunan sıkıntılar söz konusudur. Örneğin, Menbiç henüz anlaşmaya varılamayan bazı noktalar ve özellikle Menbiç konusu üzerinden aslında artan bir tansiyon var.

 

“Türk – Amerikan İlişkilerinin Son Sürecinde Menbiç Turnusol Kağıdı Rolünü Oynuyor”

 

Bugün, Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu, açıklamasında kısa özetlemek gerekirse “Artık Amerika’dan bir vaat değil, icraat bekliyoruz” dedi ve güven unsurunun ABD’nin yaptıkları sonucu ortadan kalktığını ifade etti. Aslında birkaç gün önce de baktığımızda Amerikan bazı generallerin cepheden yaptığı Türkiye’ye yönelik “Menbiç’e gelirseniz, vururuz” tarzı açıklamaları aslında Sayın Çavuşoğlu “İlişkiler ya kopacak, ya düzelecek” diyerek bir nevi Amerika’nın restine rest olacak şekilde cevapladı. Burada aslında olaya biraz daha geniş baktığımız zaman ABD’nin bir taahhatünü hatırlıyoruz; ama Fırat’ın batısındaki Menbiç’ten biz çekilecekleriyle alakalı atılmış bir adım yok. Bununla birlikte bunun ötesine geçen açıklamalar ve sınırı aşan açıklamalar da iki taraftan geliyor. Türkiye’nin tehdit algısı ABD’den ziyade orada bir terör örgütünün olması Eğer Menbiç konusunda bir sıkıntı olursa ABD’nin Türkiye’yi tamamen  kaybedeceği noktasına giden bir sürecin yolu açılacak. Ve Menbiç aslında Suriye noktasında Türk-Amerikan ilişkileri bakımından bir turnusol kağıdı rolü oynuyor. Membiç konusunda bir anlaşmazlık uzun vadede bir kırılma noktası oluşturabilecektir.

 

“ABD’nin Türkiye’yi Diğer Orta Doğu Ülkeleriyle Karıştırmaması Lazım”

 

Benim şahsi fikrim Türkiye ve ABD arasında Menbiç konusundaki restleşme bir sıcak çatışmaya dönüşmeyecektir. Bu durum gerek NATO yapısının sorgulanması gerekse de artık Amerika’nın tamamen Türkiye’yi kaybetmesi noktasına gelmesine sebebiyet vereceğinden ABD açısından da büyük sıkıntıdır. ABD’li Korgeneral Paul Funk’ın “Bizi vurursanız agresif şekilde karşılık veririz.” diye bir açıklama yapması Türkiye’ye ciddi bir meydan okumadır yalnız ABD’nin Türkiye’yi herhangi bir Orta Doğu ülkesiyle karıştırmaması lazımdır. ABD’nin karşısında kendi açısından bakıldığında çok uzun yıllardır kurumsal ilişkilere sahip olduğu bir müttefiki ve öte yandan bölgesinde söz sahibi olan ve gerektiği zaman gerektiği adımı atabilen bir devlet vardır.

 

“Zeytin Dalı’nın Bir Ucundan Tutmazsa ABD'nin Bölgede Tutunacağı Bir Dalı Kalmayacak”

 

Dolayısıyla burada bölgesel dengelerin ben çok önemli bir rol oynayacağını düşünüyorum. Neden? Çünkü baktığınız zaman bölgede Rusya bulunuyor, bu ülke ABD’nin rakibi. İran var; ABD bu devleti artık açıktan düşmanı olarak tanımlıyor. Irak’a baktığınızda ABD’nin etkinliğini sağlayamadığını görüyorsunuz ve Suriye bir bataklığa dönüşüyor. Dolayısıyla ABD bu süreçte eğer Zeytin Dalı’nın bir ucundan tutmazsa bölgede tutunacağı bir dalı kalmayacak. Buradan hareketle şunu ifade etmek mümkündür; Suriye içerisinde ABD’nin özellikle son iki yılda yaşadığı ciddi bir prestij kaybı var ve Türkiye’yi karşısına aldığı an artık bu bölgesel bir izafiyete dönüşecektir. ABD bölgede sadece terör örgütü YPG ile birlikte birlikte bir düzen oluşturamayacaktır tam tersine söz konusu işbirliği bir düzen bozucu role dönüşecektir. ABD kontrolündeki YPG şu anda Suriye içerisinde merkezi hükümete, yeri geldiğinde Türkiye’ye ve ilerleyen süreçte de İran’a karşı kullanılabilecek güç olarak tasarlanmaktadır.