Günümüzde tam yüz yıl önce yani 1913’te Osmanlı Suriye’de Arap ayrılıkçıların yalanlarına kandı. Bedelini paramparça olarak ödedi. Bu kez Kürt ayrılıkçılar olmak üzere aynı hatayı yine Suriye’de yaşamanın arifesindeyiz. Ancak biz inanıyoruz ki, büyük devletlerin hafızaları güçlüdür. Aynı hatayı ikinci kez yapmazlar, yapmamalıdırlar.

 

1913 yılında Osmanlı İmparatorluğu’ndan kendileri için bir parça koparma amacındaki ayrılıkçı Araplar, Suriye’de EL LA MERKEZİYYE isimli bir örgütün çatısı altında faaliyete başlarlar. Örgütün kuruluşu aslında 1910 yılında ve Kahire’dedir. Bağdat, Beyrut, Halep, Kahire ve İstanbul’da birimleri bulunmaktadır. Başlarında günümüzün Kürtçülerinden hiç geri kalmayacak ölçüde Arap milliyetçisi olan Abdülganî El-Arisî bulunmaktadır. (1)

 

Tarihin bizlere ibret dersi olarak verdiği bir olaydır ki İngiliz’in, Fransız’ın altınıyla, silahıyla Osmanlı’yı arkasından vuran Arap milliyetçiliği bugün siyasallaştırdığı dini ayırımla bizzat kendisini vurmaktadır.

 

Osmanlı’nın Balkanlar’da küçük hırsızlar tarafından parçalandığı günlerde El La Merkeziyye örgütü de boş durmamaktadır. Biri Araplara diğeri Osmanlı’ya hitaben kaleme aldığı bildirilerde ikiyüzlü bir tutum sürdürmektedir. Bunlardan Osmanlı’ya yazdığı bildiride:

 

“Cemiyetimizin Irak’ta, Anadolu’da, Suriye’de şubeleri vardır. Amacımız yabancılara memleketimizi tehlikeye sokacak şekilde haklar tanınmaması ve memleketimizin velev bir karışının olsun yabancılara satılmaması ve eğer hükümet toprak satmağa muhtaç olursa yalnız bize satması ve memleketimize bağımsız yönetim vermesi tek isteğimizdir. Bununla sonsuza kadar büyük Hilâfetin ve Osmanlılığın sancağı altında Osmanlı kalmaktan başka bir şey istemiyoruz.” demektedir. (2)

 

Fransa’nın düzenlediği Paris Konferansı öncesinde aralarındaki tartışmalarda bu ikiyüzlülük açıkça ortaya çıkmaktadır. 30 Temmuz 1914 tarihli telgrafta:

 

“Zannetmesinler ki Araplarda muntazam ve mükemmel bir teşkilat yoktur. Yalnız El –Lâ Merkeziyyecilere bırakılması halinde Beyrut halkının bu mesele hakkında yardım edeceklerini zannetmediğinize dair iddiaya gelince: Bundan kimleri söylemek istediğinizi anlayamadım. Bu sözden maksat aydın fikirli gençler ise biz kendileriyle anlaşmış bulunuyoruz.”

 

Yine konferans öncesinde dağıttıkları Es-Sevriyyetü’l Arabiyye Cemiyeti imzalı bildiride:

 

“Ey Arap milleti, ey Arap milletinin mebusları, ey Arap milletinin gençleri, ey doğunun şanının mirasçıları, ey zulme boyun eğerek sabahlamayı kabul etmeyenler! Bu çağrı mezarlarında yatan ecdadımızın çağrısıdır. Bu çağrı mezarında yatan medeniyetinizin sesidir. Bu çağrı mezara giren tarihinizin haykırmasıdır. İşte o haktır. Haktan sonra ise ancak sapıklık gelir.

 

Tarihinizin dönemlerine bir göz attınız, memleketlerinizde Türk belasından, en aşağı ve en düşük milletlerin görmediği o yıkıcı sülalenin zulüm ve haksızlığından uzak kalmış bir ay, bir gün bile geçmemiş olduğunu görürsünüz. Tarihimizde bunların zulümlerini kaydetmedik bir sayfa bile bulamayacaksınız.”(3) ifadeleriyle gerçek yüzlerini ortaya koymaktadırlar.

 

Yine ibretlik bir rastlantıyla yıl 2013 ve yine Suriye’de ama bu kez Kürt ayrılıkçılar aynı ikiyüzlülüğe sarılıyor. Her devirde Türk’e ve Türkiye’ye duydukları düşmanlığı kanlı eylemlerle, açıklamalarla ortaya koyan etnik-terörist Kürtçüler, Türkiye’nin son önemdeki tavrından hoşnutlar. Gerçek yüzlerini hoşnutluk maskesiyle gizliyorlar. Suriye’nin birkaç parçaya bölünmesini hızlandıracağını bütün dünyanın bildiği “Özerk Rojava”ya doğru adım adım ilerliyorlar. Avrupa’da bunun kulisini yaptıkları halde bölge ülkelerine amaçlarının Suriye’yi parçalamak olmadığını, bölgeye husumet yaymayacaklarını söylüyorlar. Tıpkı yüzyıl önceki Arap ayrılıkçılar gibi.

 

Salih Müslim, ülkemize gelip güneydoğumuzdaki PKK hareketine destek verilmeyeceği ve özerklik projesinin bağımsız bir devlete dönüştürülmeyeceği garantisi veriyor. PKK’nın kesin sevk ve idaresi altında olduğunun gün gibi gerçekliğine rağmen bizden kendilerine inanmamızı bekliyor. Dünya inanmıyor ki! Rus Dışişleri Bakanı Sergei LAVROV, Haziran 2012 ayında Türkiye’yi uyararak muhaliflerin desteklemesinin sonucunda özerk Kürt yönetimi doğacağını söylemişti. İsrail ve ABD artık parçalanmış Suriye’ye taraftar olduklarını gizlemiyorlar.

 

Tarih yüz yıl önceki hatayı bugün yine önümüze getiriyor. Sebep olanların hangi hükümlerle yargılandıkları vicdanlarımızda ayan beyandır. Bugün de aynı hükümler geçerli. Ancak biz biliyoruz ki siyasi gelecek hesapları, “barış süreci”, K. Irak’ın paylaşılması ve “özerk Rojava” bir bütündür. PKK ile siyasi irade restleşiyor. PKK’nın kanlı yüzünü tekrar ortaya koyma tehdidine karşılık PYD’nin özerklik girişimlerine engel olunma tehdidi sürülüyor. Ortaya sürülen tehditler tarafların büyük kayıplarına neden olabilecek boyuttadır.  Ne var ki en büyük kaybeden olacak taraf görmezden gelinmektedir.

 

Dünün ikiyüzlülüğüne ama saflığından ama çıkarcılığından ya da acizliğinden kananların hatalarının bedeli bugün Suriye, Mısır ve Irak’ta masum, günahsız insanların kanıyla ödeniyor. Yüzyıllık bu hatanın ikinci kez neden olacağı bedel bugünkünden çok daha ağır olacaktır.

 

Dipnotlar

 

(1) Yakın Tarihimizde Arap Gizli teşkilatları (IV)  Belgelerle Türk Tarihi Dergisi Haziran 1987 s.61

(2) a.g.e s.61

(3) a.g.e Yakın Tarihimizde Arap Gizli Teşkilatları (V) Temmuz 1987 s.65.