Yunanistan Yüksek Mahkemesi, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından TSK'ya ait helikopterle Yunanistan'a kaçan 8 askerden ikisi için kararını verdi. Daha önce iade talebi reddedilen Türkiye'nin temyiz mahkemesine yaptığı başvuruda da aynı sonuç çıktı. Yunanistan Yüksek Mahkemesi 8 darbeci askerden ikisinin daha iade edilmemesine karar verdi. Yunanistan Yüksek Mahkemesi dün de 3 askerin iade edilmemesi kararını vermişti. Mahkeme önceki haftada diğer üç asker için aynı kararı almıştı. Son kararla beraber Yunanistan'a kaçan bütün askerlerin iade edilmesi talebi reddedilmiş oldu.

 

Türkiye'nin yaptığı iade taleplerinin reddedilmesi üzerine Dışişleri Bakanlığı açıklama yaparak konuya ilişkin tepkisini ortaya koydu. Dışişleri Bakanlığı’nın açıklaması şu şekilde;

 

“Adil ve tarafsız olmasını umduğumuz Yunan yargısı ne yazık ki bir kez daha bizi hayal kırıklığına uğratarak, anayasal düzenimize karşı 15 Temmuz darbe girişimine katılan sekiz darbeci hakkındaki ikinci iade talebimizi de reddetmiştir.

 

Bugüne kadar, DHKP/C ve PKK başta olmak üzere Türkiye’yi hedef alan terör örgütleri mensuplarının adalet önünde hesap vermesine engel olan Yunan makamları, hatalarını tekrar etmişlerdir. Sözkonusu iadenin reddi kararıyla, demokratik düzenimizi hedef alan, güvenlik güçlerimizden ve sivillerden yüzlerce vatandaşımızı şehit eden, binlercesini yaralayan ve Sayın Cumhurbaşkanımızın hayatına kasteden suçluların bağımsız Türk yargısı önüne çıkmasına engel olunmaktadır. Mağdurların hakları görmezden gelinmektedir.

 

Terör ve suçla mücadele konusunda bir müttefikimizden görmemiz gereken destek ve işbirliğini göremiyoruz.

 

Bu karar, suçluların yargılanmamalarına, suçun cezasız kalmasına neden olmakta, darbecileri korumaktadır.

 

Suçluların yargı dışında tutulmasına neden olan bu kararın siyasi saiklerle alındığı açıktır. Bu karar darbecilere kucak açan bir ülke olan Yunanistan’la ikili ilişkilerimizi ve bölgesel konulardaki müşterek çalışmalarımızı kaçınılmaz olarak etkileyecektir.”

 

Uluslararası hukuk alanındaki önemli çalışmalarıyla bilinen Gözde Kılıç Yaşin, TÜRKSAM HaberAnaliz Türkiye ve Yunanistan arasındaki FETÖ’cü askerlerin iade edilmemesinden dolayı yaşanan gerginliği için değerlendirdi.

 

Yunanistan, Türkiye aleyhine çalışan terör örgütlerine dolaylı ya da doğrudan destek verdiği bilinen bir ülke. Geçmişte bilhassa PKK, ASALA ve DHKP-C’ye verdiği destek basına da yansımıştır. Terörist başı Öcalan’ın ifadelerine de daha çok ideolojik eğitim veren Lavrion Kampı’nın 1994’de açıldığı, bomba eğitimi veren Dimitri Elen isimli ayrı bir kampın da bulunduğu yansımıştır. Öte yandan, 300 sandalyeli Yunan Parlamentosu’ndan 10 Nisan 1997’de 157 milletvekilinin, 5 Kasım 1998’de de 109 milletvekilinin yaptıkları ortak açıklamayla Öcalan’ı “Kürt halkının yasal temsilcisi” olarak Yunanistan’a davet etmeleri PKK’ya verilen desteğin Yunan Parlamentosu’ndaki görüntüsüdür. CIA’nin erişime yeni açılan 1 Temmuz 1987 tarihli raporunda da ASALA’nın Yunanistan’da ofisi bulunduğu ve bunun gizli tutulduğu yönündeki istihbarat raporlarına yer verilmişti. Aynı raporda Yunanistan’da yabancı terörist grupların aktif olduğu ve burada alt yapı geliştirdiği ifadelerine yer verilmiş, ASALA dışında Hizbullah ve Ebu Nidal Örgütü de bu gruplar arasında sayılmıştır. Raporda “Yunan hükümeti bu grupların faaliyetlerini kısıtlamak için bir harekette bulunmadı ve (hükümette) bu gruplara yönelik 'dokunma' anlayışı mevcut.” ifadelerine de yer verilmiştir. DHKP-C'nin de Yunanistan'da silah, bomba ve suikast eğitimi aldığı Lavrion, Kinesa ve Dileysi kampları yine bilinenler arasındadır. Kamplarda kullanılan silahların nasıl saklandığı ve örgüt elemanlarının bu merkezler bazında Bulgaristan ve Romanya’dan da örgüt adına para topladığı gibi ayrıntılara da vakıfız.

 

Bu çerçeve, Yunanistan’ın darbeci askerleri iade talebinin reddi kararının ardındaki sebepleri anlamada yardımcı olacaktır. Zaten darbe girişimi sonrasında Fethullahçı Terör Örgütü’ne mensup oldukları düşünülen bu askerlerin helikopterle Yunanistan’a kaçmayı tercih etmesi de bir takım güvencelere inandıklarını düşündürüyor. Bir de Yunanistan’a kaçmaya çalışırken ele geçirilenlerin olması bu düşünceyi kuvvetlendiriyor. Öte yandan Atina Temyiz Mahkemesi’nin kaçak 8 askerden üçünün iadesini 'Devleti yıkmaya çalışmak ve meclisin toplanmasını engellemek' gerekçelerini haklı bularak önce kabul etmesi ama sonra başsavcının itirazıyla davanın Yunanistan Yüksek Mahkemesi’ne taşınıp burada red çıkması da ayrı bir soru işareti oluşturuyor. Gerekçenin “Türkiye’deki bazı temel hakların askıya alınması” olması da aynı şekilde gerçekçi bir açıklama değil. Hukukun değil siyasetin konuştuğu da bilhassa Yunanistan Savunma Bakanı Panos Kammenos’un sert ve diplomatik teamüllere aykırı kaba açıklamalarından anlaşılmaktadır. Keza “hukuk” konusunda bir Savunma Bakanı’nın devreye girmesi kendi içinde çelişkilidir.

 

Eğer konu Türkiye ve Türkiye’ye karşı terör faaliyetleri olmasaydı, Yunanistan’ın bu darbeci askerleri diğer sığınmacılara yaptığı gibi Sahil Güvenlik botlarıyla Akdeniz’in ortasında bir gece yarısı gizlice denize atması beklenebilirdi. Ancak gelişmeler Yunanistan’ın bu konuyu PKK, ASALA ve DHKP-C’ye yaklaşımındaki saiklerle hareket ettiğini düşündürüyor. Sonuçta Yunanistan açısından bakarsanız bu diğer terör örgütlerine desteği nedeniyle bir yaptırımla karşılaşmamıştı. Hatta Türkiye de tüm düşmanca hareketlerine rağmen dost kucağı açmış, “Komşularla sıfır problem” anlayışını Yunanistan’la başlatmıştı. Şimdi bir de Türkiye’de hiçbir gerçekçi yanı ve hukuki karşılığı olmamasına rağmen idam cezasının geri getirilmesi çağrılarının gündemde tutulmasıyla Yunanistan teröre destek faaliyetlerinde  “insan hakları” ardına sığınma lüksüne kavuşmuş oldu. İlişkilerin iyice gerildiği bu dönemde -16 Nisan 2017- Savunma Bakanı Kammenos’un beraberindeki Yunanistan Kara Kuvvetleri Komutanı ve kilise papazıyla Türkiye ait olan Eşek Adası’nda “kuzu çevirme partisi” ve esasen egemenlik ve bayrak gösterisi yaparak Türkiye’den gelecek bir yaptırımdan yöne bir endişesinin olmadığını da göstermiş oldu. Hemen bir gün önce 15 Nisan’da da Muğla il sınırları içerisinde bulunan ve Türkiye’ye ait bir başka adada – Muğla Kalolimnoz Adası- papazlarca ayin töreni gerçekleştirilmesine Türkiye’den tepki gelmemesi, bir sonraki adımı kolaylaştırmıştı, Eşek Adası’ndaki “kuzu çevirme partisi”nin de yetkililerce sadece “şov yapıyorlar” denilerek geçiştirilmesi de bundan sonraki adımları kolaylaştıracaktır. Böyle, oldukça uzun bir silsile sayılabilir. Dolayısıyla Yunanistan işgal eylemlerinde de, teröristlere destek verme tutumunda da, hukuka aykırı davranışlarında da cesareti sanki biraz Türkiye’den almaktadır.