Kemer Sıkma Politikası ve UNFICYP’e Yapılan Gönüllü Parasal Katkı

           

Yunanistan’daki ekonomik buhran son iki yıldır gittikçe derinleşmiş; sosyal ve siyasî hayata olan yansımalarıyla, şiddetin de yer aldığı sokak eylemleriyle ülke için tehlikeli boyutlar kazanmış ve küresel piyasaları da olumsuz biçimde etkiler hale gelmiştir. Konu hakkındaki haber ve yorumlara çoğunlukla “iflâsın eşiğindeki Yunanistan” şeklindeki bir girişle başlanır olmuştur. Haberlerde “devletin kasalarında sadece 12 Temmuz’a kadar yetecek para bulunduğu” vurgulanmıştır. AB’nin yardım desteğinin sürebilmesi için ileri sürdüğü şartlar karşısında Hükûmetin hazırlamak mecburiyetinde kaldığı 28,4 milyar Euro tutarındaki 5 yıllık tasarruf ve 50 milyar Euro’ya varan özelleştirme paketine dair yasa tasarısı 29 Haziran 2011 günü Yunanistan Parlâmentosu’nda kabul edilmiştir. Başbakan Papandreou yasayı geçirebilmek için ülke ekonomisinin tamamen “çökme” tehlikesi karşısında olduğu gerçeğini dile getirmiştir. Devlet’in iflâsını önleme çabası içinde katı bir kemer sıkma politikası uygulamak zaruretinde kalan ve üzerinde tasarruf yapabileceği harcama kalemlerini araştıran Yunan Hükûmetine, bu yazımızla, azımsanmayacak miktardaki bir tasarruf imkânını hatırlatmak istiyoruz. Bu da Yunanistan’ın, İngilizce kısaltmasıyla “UNFICYP” (United Nations Peacekeeping Force in Cyprus) olarak bilinen Kıbrıs’taki BM Barışı Koruma Gücü’nün masraflarının karşılanması için 1993’den bu yana gönüllü olarak ödemekte olduğu yılda 6,5 milyon dolardır.

 

UNFICYP’in Görev Süresi Uzatıldı

 

Kıbrıslı Rumların 21 Aralık 1963 tarihinde Kıbrıslı soydaşlarımıza karşı giriştikleri “etnik temizlik” hareketi üzerine Ada’da 27 Mart 1964 tarihinde konuşlandırılan UNFICYP’in görev süresi BM Güvenlik Konseyi tarafından 13 Haziran 2011günü yeniden altı ay için uzatıldı. Böyle, Güç’ün görev süresi 47 yıl içinde 97 nci kez uzatılırmış oldu. Konsey uzatma kararını alırken BM Genel Sekreteri’nin (BMGS) bu yöndeki tavsiyesini göz önünde tutmaktadır. BMGS bu defa Konsey’e “UNFICYP sükûnetin idamesi, toplumlararası işbirliğinin ve güvenin gelişmesi ve müzakere için müsait atmosferin yaratılması bakımından Ada’da önemli bir rol oynamaktadır” şeklinde görüş bildirmiştir. BMGS önceki birçok raporunda da görüşünü “UNFICYP BM Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs sorununda belirlediği hedeflerin gerçekleşmesi açısından vazgeçilemez bir rol oynamaktadır” şeklinde ifade etmiştir.

 

Kuruluş Yıllarında UNFICYP

 

Bu şekildeki ve benzeri değerlendirmeler UNFICYP’in göreve başlamasından sonraki birkaç yıl içinde bir anlam ifade edebiliyordu. Çünkü, 1964’deki şartlar içinde UNFICYP’in ana görevi Kıbrıs’ta “silâhlı çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi; asayişin tesis edilmesine ve muhafazasına katkıda bulunulması ve normal şartlara dönülmesinin sağlanması” olarak belirlenmiştir. Toplumlararası çatışmaların durdurulması, yeniden başlamasının önlenmesi ve böylece karşılıklı güven ortamının yaratılmasıyla Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1960 anayasa düzeninin çok geçmeden yeniden işlemeye başlayacağı değerlendirilmiştir. UNFICYP için uzun vadeli bir görev öngörülmemiştir. Kısa süreli bir barış gücünün masraflarının BM üyesi Devletlerin gönüllü parasal katkılarıyla karşılanabileceği tahmin edilmiştir. Başlangıçta UNFICYP’in 3 ay için görevlendirilmiş olması da bu yüzdendir. BMGS 1964 Aralık ayındaki üçüncü uzatma teklifini yaparken bunun “son uzatma olacağı” ümidini taşıdığını açıklamıştır (11 Mart 1965, S/6228). 15 Haziran 1965’den itibaren günümüze kadar uzatmalar 6 ay için yapılmaktadır. Bugün personel mevcudu 923 olan UNFICYP göreve başladığı ilk yıllarda ortalama 6500 asker ve polisten oluşmuştur.

 

UNFICYP Ada’ya Geleli 47 Yıl Oldu, Ortada Çözüm Yok

 

Ancak, Kıbrıs konusunun BM Güvenlik Konseyi’nin gündemine girmesinin ve UNFICYP’in Ada’da konuşlandırılmasının üzerinden 47 yıldan fazla bir sürenin geçmiş ve soruna henüz müzakereler yoluyla anlaşmaya dayanan bir çözüm şekli bulunamamış olması karşısında hâlâ Barış Gücü’nün Ada’da “sükûnetin idamesinde, toplumlararası işbirliğinin ve güvenin gelişmesinde ve müzakereler için müsait atmosferin yaratılmasında” oynadığı “önemli rolden” bahsedilmesi, inandırıcı olmamaktadır.

 

Uluslararası Toplum UNFICYP’in Faydasını Sorguluyor

 

Ada’daki çözümsüzlüğün uzayıp gitmesi üzerine UNFICYP’in finansmanı için gönüllü katkılar giderek azalmış ve yetersiz kalmıştır. BMGS’nin sunduğu kapsamlı çözüme dair belgeler 1985’de ve 1986’da Kyprianou tarafından reddedilmişlerdir. 1992’deki “Fikirler Dizisi” başlıklı kapsamlı çözüme yönelik çözüm plânı üzerindeki müzakereler de neticesiz kalmıştır. Çözüm arayışlarındaki bu olumsuzluklar 1992 sonundan itibaren UNFICYP’in Ada’daki rolünün ve çözüm arayış sürecine olan katkısının uluslararası plânda sorgulanmasına yol açmıştır. UNFICYP’e kuvvet veren bazı devletler kuvvetlerini çekmişler veya azaltmışlardır. UNFICYP’in görevinin sona erdirilmesini düşünenler de olmuştur. Bu hava içinde BMGS 1993 yılında, UNFICYP’in masraflarının gönüllü katkılarla karşılanamayan miktarının 1993 Haziran ayından itibaren BM Bütçesinden karşılanmasını teklif etmiştir. BM Güvenlik Konseyi bu teklifi onaylayan bir karar almıştır.

 

GKRY ve Yunanistan UNFICYP’in Masraflarını Ödüyor

 

UNFICYP’in Ada’daki varlığının sorgulanmaya başlaması üzerine GKRY 1993’de Barış Gücü’nün yıllık bütçesinin üçte birini karşılamayı taahhüt etmiştir. Yunanistan da yılda 6,5 milyon dolar vermeyi vadetmiştir Yunanistan’ın 1993’den bu yana UNFICYP’in bütçesine yaptığı gönüllü katkı miktarı 117 milyon doları bulmuştur. GKRY ise aynı dönemde 300 milyon dolar civarında gönüllü katkı yapmıştır. GKRY’nin ve içinde bulunduğu ekonomik durum malûm bulunan Yunanistan’ın bu cömert mâlî katkıları, UNFICYP’i Kıbrıs sorununun siyasî çözüme kavuşmasını kolaylaştıran bir faktör olarak gördükleri için yaptıklarını düşünmek mümkün değildir. Rumlar ve Yunanistan Kıbrıs konusunda barışsever olsalardı, her şeyden önce 1960 Antlaşmalarına attıkları imzalara sadık kalırlar ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ni 1963 sonunda yıkmazlardı. Kıbrıs sorununun Güvenlik Konseyi’nin gündemine girmesinden sonraki dönemde de 1974 yılındaki gelişmelere sebebiyet vermezlerdi. Rumlar, on yıllardır süren çözüm arayışlarında iyi niyetli olsalardı, daha önce 1985, 1986, 1992 ve 1993-94’de reddettikleri çözüm girişimleri bir yana, en son olarak, uluslararası toplumun yaygın biçimde desteklediği ANNAN plânının nihai çözüm için 2004’de ortaya çıkardığı fırsatı kaçırmazlar ve Plân için “evet” oyu kullanırlardı. Yunanistan da, Türkiye’nin Kıbrıslı Türklere yönelik olarak yaptığı gibi, Rumları Plân’ı kabule sevkeden aktif bir tutum sergilerdi.

 

BM Güvenlik Konseyi 186 sayılı Kararla Rumları Ödüllendirdi

 

Rumların ve Yunanistan’ın UNFICYP için kesenin ağzını açmış olmalarının temel sebebi, Barış Gücü’nün Ada’da konuşlandırılması hakkında BM Güvenlik Konseyi’nin 47 yıl önce 4 Mart 1964 tarihinde kabul etmiş olduğu 186 sayılı kararın içeriğidir. Bu Karar BM Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs sorunu hakkında kabul ettiği ilk karardır. Anılan Karar, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin “ortak kurucusu” olan Kıbrıs Türk Toplumunu Yunanistan’ın askerî ve siyasî desteğinde silâh zoruyla Devlet’in dışına iten ve anayasa düzenini ortadan kaldıran Kıbrıslı Rumları âdeta ödüllendirmiştir. 1960 Anayasası’na aykırı olarak sadece Rumlardan oluşan bir kurula Kıbrıs Cumhuriyeti’nin “hükûmeti” sıfatını bahşetmiştir. Hem de bu sözde “hükûmetin” Kıbrıs Türk halkını da temsil ettiğini varsaymıştır. Kararda, “Kıbrıs Cumhuriyeti’ni” kuran 1960 Andlaşmalarının geçerliliğini teyit eden bir hüküm yer almamaktadır. Bu da, Kararı, Antlaşmaları içlerine sindirememiş olan Rum – Yunan ortaklığı için daha da değerli kılmıştır. Yıllar sonra, Kıbrıslı Rumlar AB’ne tam üyelik için müracaatta bulunurken ellerine 186 sayılı kararın metnini almışlardır. AB de KKTC’nin ve Türkiye’nin yazılı ve sözlü itirazlarına karşın, Rumların başvurusunu kabul edip tam üyelik aşamasına kadar yürütürken, tutumunu 186 sayılı karara dayandırmıştır.

 

186 Sayılı Karar Çözümsüzlüğün Temel Sebebidir

 

Denilebilir ki, bu yüzden de 186 sayılı karar daha kabul edildiği günden itibaren Kıbrıslı Rumları Kıbrıs sorununun çözümüne ihtiyaç duymaz ve çözümsüzlükten rahatsız olmaz duruma getirmiş bulunmaktadır. 186 sayılı karar, Ada’daki iki toplumu 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin iki kurucu ortağı olarak birbirlerine yaklaştırıcı, birleştirici ve her iki tarafın pozisyonlarını kapsayıp bağdaştırıcı bir nitelik taşımamıştır. Aksine Kıbrıslı Rumların iddialarına ve varsayımlarına zemin kazandırmış ve onları kendi iddia ve varsayımları ve hedefleri istikametinde politika izlemekte azimli kılmıştır. Kıbrıs Türk tarafının da Rum iddialarına ve varsayımlarına karşı koymada kararlılığını kuvvetlendirmiştir.

 

186 Sayılı Karar Bir Tahrip Kalıbıdır

 

186 sayılı karar, çözüm yolunda Kıbrıs’taki iki taraf arasında köprü kurulmasına yarayacak hiçbir malzeme ihtiva etmemiş; aksine 1960’da kurulmuş olan bütün köprüleri yıkan bir tahrip kalıbı görevi ifa etmiştir. Bu durum, Kıbrıs sorununun günümüze kadar çözülemeden kalmasının temel sebebini oluşturmaktadır. Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan 186 sayılı kararın kabulünü memnuniyetle karşılamışlardır. Makarios 186 sayılı kararı “ENOSIS dışında elde edilebilecek en iyi sonuç” sözleriyle değerlendirmiştir. Makarios, yaptığı açıklamada “uluslararası alandaki mücadelemizin ilk aşamasında bu kararı elde ettik. Artık Türkiye gelecekte Garanti Antlaşması’nı işleterek Kıbrıs’a müdahale tehdidinde bulunamaz” demiştir. 186 sayılı karar UNFICYP’in kurulmasını sözde “Kıbrıs Hükûmeti’nin” rızasına bağlı kılmıştır. Bu sebeple de, Kıbrıslı Rumlar, UNFICYP’i Ada’da kendi emellerine ve hedeflerine ulaşmada kullanabilecekleri bir vasıta olarak görmeğe temayül etmişlerdir. Rumların bu eğilimi somut davranışlar halini alınca, BMGS, 1965 yılında yayınladığı bir raporunda (11 Mart 1965, S/6228, para. 274), UNFICYP’in, “Hükûmet’in Kıbrıs Türk toplumunun kontrolü altında bulunan bölgelere hakimiyetini yayma maksadına alet olmayacağını” ifade etmek ihtiyacını duymuştur. Rumlar UNFICYP’i kendi lehlerine etkilemek için çeşitli yöntemlere başvurmaktan kaçınmamışlardır. Bunu yaparken de, UNFICYP’in özellikle sivil personelinin mesai dışındaki günlük hayatlarını Rum kesiminde geçirmelerinden ve âdeta Rum toplumunun bir parçası haline gelmelerinden istifade etmişlerdir.

 

UNFICYP Rumlar İçin Hükûmet Olma İddialarının Sembolü

 

Rumlar için, UNFICYP’in varlığı ve taşıdıkları mavi BM flâması, güneydeki yönetimin “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin” Kıbrıs Türk halkını da temsil eden “Hükûmeti” olma iddialarını destekleyen gözle görülür parlak bir sembol mahiyeti taşımaktadır. Bu sembolün, Rumlar bakımından 16 Ağustos 1960’da göndere çekilen “Kıbrıs Cumhuriyeti” bayrağından daha değerli ve anlamlı hale gelmiş olduğunu söylemek sanırım bir abartı teşkil etmez. Bu sebeplerledir ki Rumlar ve Yunanistan UNFICYP’in Ada’da görevini sürdürmesini istemekte ve bunu sağlamak için de, 1993’den itibaren azımsanmayacak bir meblâğı UNFICYP’e transfer etmektedirler.

 

BM Rumlara ve Yunanistan’a “Minnet” İfade Ediyor

 

Bu ödemelerle Rumlar ve Yunanistan Güvenlik Konseyi’nin sayesinde uluslararası toplum nezdinde kendi propagandalarını yapma imkânını da elde etmişlerdir. BMGS 1994’den bu yana UNFICYP hakkındaki bütün raporlarında GKRY’nin ve Yunanistan’ın yaptığı mâlî katkılara ayrı bir paragraf ayırmaktadır ve “minnet” ifade etmektedir. BM Güvenlik Konseyi de, 22 Ekim 2004 tarihli ve 1568 sayılı kararla başlayarak UNFICYP’in görev süresini uzatan bütün kararlarında sözde “Kıbrıs Hükûmeti’ne” ve Yunanistan’a UNFICYP’in bütçesine yaptıkları mâlî katkılar için “minnettarlık” ifade etmektedir. Dikkate ve teessüfe şayandır ki, ANNAN Plânı’nı Rumlar reddederken kabul etmiş olan Kıbrıs Türk halkına herhangi bir kararında takdir beyanında bulunmamış olan Güvenlik Konseyi, 24 Nisan 2004 referandumundan 5 ay sonra, UNFICYP’in bütçesine 1993’den itibaren gönüllü mâlî katkı yapan Rumlara ve Yunanistan’a “minnettarlık” ifade etmeğe başlamıştır. Güvenlik Konseyi’nin bu tutumu ANNAN Plânı’nı reddettikleri için Kıbrıslı Rumların uluslararası toplum nezdindeki bozulan görüntüsünü düzeltme gayreti değildir de nedir? Bu tutum BM Güvenlik Konseyi’nden beklenen tarafsızlıkla ve ciddiyetle bağdaşır mı? Güvenlik Konseyi’nin Rumlara ve Yunanistan’a minnettarlık ifade etmek yerine, ANNAN Plânı’nı reddederek çözümsüzlüğün devamına ve aynı zamanda UNFICYP’in Ada’da kalmasına sebep oldukları için Kıbrıslı Rumları kınamış olması gerekmez miydi? 1993 yılından bu yana kabul ettiği kararlarda “Kıbrıs’ta status quo’nun kabul edilemez” olduğunu beyan eden Güvenlik Konseyi değil midir? 2004’de “status quo” için oy vermiş olan Rumlara şükran ve minnet beyan etmek ilkeli bir tutum mudur? Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan kendi amaçları için uygun gördükleri status quo’yu UNFICYP’in bütçesine yaptıkları parasal katkılarla devam ettirmiş ve Konsey’de bu çarpık durumu kabullenmiş olmuyorlar mı? İyi niyetli, dürüst asker ve polislerden oluştuğundan emin bulunduğumuz UNFICYP’in Kıbrıs’taki iki taraftan birinin paralı askerleri durumuna getirilmiş olması kabul edilebilir mi?

 

UNFICYP Ada’daki Status Quo’nun Devamını Kolaylaştırıyor

 

Kanaatimizce, UNFICYP’in Ada’daki status quo’nun sona erdirilmesine katkı yapamadığı ve yapamayacağı; aksine status quo’nun sürüp gitmesini kolaylaştıran bir faktör halini aldığı çoktandır belli olmuştur. Kaldı ki, BMGS, daha UNFICYP’in göreve başlamasından sonraki bir iki yıl içinde yayınladığı raporlarında (örneğin, 12 Aralık 1964 – S/6102, para. 239) zaman geçtikçe ve siyasî çözüm geciktikçe Güç’ün görevinin “statik” bir hal alacağı ve Ada’daki duruma olan faydalı etkisinin giderek azalacağı değerlendirmesini yapmıştır. “UNFICYP’in etkili faaliyetlerinin Kıbrıs sorununa çözüm bulmadaki başarısızlığın bahanesi haline gelmesi” tehlikesinin bulunduğuna işaret etmiştir. Bununla da, tarafların, UNFICYP’in Ada’da yaratabileceği sükûnet ortamından siyasî soruna çözüm bulmak amacıyla değil, kendi emellerine ve hedeflerine uygun düşen hazırlıkları ve girişimleri yapmak için yararlanabilecekleri ihtimalinin bulunduğuna dikkati çekmek istemiştir. BMGS, ayrıca, UNFICYP’in görev süresinin devamlı olarak uzatılmasının BM’yi çok ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakabileceğinin de altını çizmiştir.

 

186 Sayılı Kararın Temelinde Çözüm Aramak Beyhudedir

 

 BM Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs konusundaki 186 sayılı ilk kararını kabul etmesinden ve UNFICYP’in Ada’da konuşlanmasından bu yana 47 yıl geçmiştir. Bu yıllar zarfında Konsey’ini Kıbrıs konusunda kabul ettiği kararların sayısı 125’i bulmuştur. Kıbrıs konusu hâlâ çözülememiştir. Tecrübeler 186 sayılı kararın belirlediği temel üzerinde ve vasıtalarla Kıbrıs sorununu çözmek için çabalamanın beyhude olduğunu kanıtlamıştır.

 

Annan Jean Monnet’den İlham Alıyor

 

BMGS Annan Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümüne ilişkin girişimini başlatırken, Avrupa Birliği fikrinin tohumlarını ekmiş olan Jean Monnet’in “güç ve karmaşık sorunları çözebilmek için bazen ‘konteksti’ değiştirmek gerekir” sözünden ilham aldığını 1 Nisan 2003 tarihli raporunda (S/2003/398) ifade etmiştir. BMGS’nin ilham aldığı bu düşünce temelde doğrudur. Ancak, BMGS Kofi Annan “konteksti” Kıbrıs sorununun “gerçeklerine” göre değil, belirli çevrelerin Kıbrıs ile ilgili gerçekleri görmek istemeden doğru olduğunu zannettikleri “varsayımlarına” göre değiştirme cihetine gitmiştir. BM Güvenlik Konseyi Kıbrıs sorununa çözüm arayış çalışmalarında 1996’dan itibaren “AB’nin Kıbrıs ile katılım müzakerelerine başlama kararını almış olması kapsamlı çözümü kolaylaştıracak yeni bir gelişmedir” şeklindeki bir varsayımdan hareket etmeğe başlamıştır. BMGS Annan da bu varsayımı benimsemiştir. Başlattığı çözüm girişiminin takvimini, Ada’daki şartlara, gerçeklere ve ihtiyaçlara göre değil, Taraflardan birinin AB üyeliği için tek başına yaptığı hukuk dışı bir başvurunun gerektirdiği takvime göre ayarlamıştır. BMGS, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’ın geçirdiği çok ciddi bir ameliyattan sonra henüz nekahetini sürdürdüğü; Türkiye’de de 3 Kasım seçimlerinden sonra henüz Hükûmetin kurulmadığı bir dönemde 11 Kasım 2002’de ANNAN Plânı’nı masaya koymuştur. Tarafların 1 hafta içinde ilk görüşlerini bildirmelerini ve 12 Aralık 2002 tarihindeki AB Kopenhag Zirvesi’nden önce de iki Liderin “Kıbrıs Sorununun Kapsamlı Çözümü” başlıklı belgeyi imzalamalarını istemiştir. BMGS Annan, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümünü amaçlayan girişimini 1999 sonunda başlatırken, Türkiye’nin Aralık 1999’da AB’de aday ülke statüsünü elde etmiş olmasını ve o dönemde “Kıbrıs’ın” üyelik sürecinin devam etmekte bulunmasını, Kıbrıs sorununun çözümü için Tarafları teşvik edici faktörler olarak değerlendirdiğini; girişiminin takvimini de AB’deki süreçlere göre ayarladığını sonradan açıklamıştır ( 1 Nisan 2003, S/2003/398, para. 6).

 

Annan Yanlış Varsayımdan Hareket Ettiğini Kabul Ediyor

 

BMGS Annan, yukarıda belirtilen varsayımlara dayalı girişiminin Rumlar tarafından sonuçsuz bırakılmasından sonra yayınladığı bir raporunda da ( 24 Eylül 2004, S/2004/756, para.5) Kıbrıs’ın AB tam üyelik sürecinin Kıbrıs sorunun kapsamlı çözümünde katalizör olacağı yolundaki ümidin gerçekleşmediğini itiraf etmiştir. BMGS Annan’ın yukarıdaki varsayımının yanlışlığı 24 Nisan 2004 referandumlarıyla kanıtlandığı gibi, UNFICYP’in “sükûnetin idamesi, toplumlararası işbirliğinin ve güvenin gelişmesi, müzakere için müsait atmosferin yaratılması açılarından vazgeçilemez bir rol oynadığı” yolundaki tahmin ve değerlendirmelerin de Kıbrıs’taki gerçeklerle bağdaşmadığı, Kıbrıs sorununun 1964’den bu yana olan gelişmeleriyle ispatlanmıştır.

 

UNFICYP Ada’da Güven Ortamı Yaratabiliyor mu?

 

Şimdi, UNFICYP’in taraflar arasındaki güvensizliğin giderilmesi üzerindeki rolünü gözden geçirelim: BMGS, Barış Günü’nün Ada’da göreve başlamasından sonra 1964 yılına ait ilk raporlarından (örneğin, 12 Aralık 1964 – S/6102, para. 237) itibaren sürekli olarak Kıbrıs’taki iki taraf arasında derin “güvensizlik” bulunduğuna işaret etmiştir. Yıllar sonra 1992 yılındaki Fikirler Dizisi üzerinde cereyan eden müzakereler de sonuçsuz kalınca BMGS yayınladığı raporunda ( 19 Kasım 1992 – S/24830, para. 63) “son müzakereler iki taraf arasında derin bir güven bunalımının bulunduğunu göstermiştir. Bu hal devam ettiği müddetçe müzakerelerden başarılı bir netice beklemek zordur” değerlendirmesine yer vermiştir. 1993 – 94 döneminde Ada’daki taraflar arasında karşılıklı güven ortamı yaratmak maksadıyla BMGS tarafından hazırlanan Güven Yaratıcı Önlemler Paketi üzerindeki müzakerelerde anlaşma olmamıştır. Güven bunalımı devam etmiştir. BMGS’nin 27 Mayıs 2005 tarihli raporundaki (S/2005/353, para. 36) değerlendirme de “Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk tarafları arasındaki güvensizlik sürmektedir” şeklinde olmuştur. BMGS 24 Kasım 2010 tarihli (S/2010/603) raporunda, “kamuoyu yoklamalarının, her iki tarafın da çözüme ulaşılsa bile diğer tarafın anlaşmaya uyacağı konusunda güvensizlik beslediğini ortaya koyduğunu” açıklamıştır. BMGS 13 Haziran 2011 tarihli son raporunda da UNFICYP’in görev süresinin uzatılmasının, diğer hususlar meyanında, “toplumlararası işbirliğinin ve güvenin gelişmesine” katkıda bulunacağını düşündüğünü ifade etmiştir. UNFICYP’in 1964’den bu yana Kıbrıs’taki taraflar arasındaki güvensizliğin giderilmesini sağlayamamış olduğunu BMGS’nin raporlarından yaptığımız alıntılar kanıtlamaktadır. Bu gerçek karşısında BMGS’nin UNFICYP’in önümüzdeki dönemde karşılıklı güvenin gelişmesine katkıda yapacağına dair beklentisini inandırıcı bulmuyoruz.

 

Ada’daki Sükûnet Ortamı UNFICYP’in Eseri mi?

 

BMGS UNFICYP’in görevinin uzatılmasını Konsey’e teklif ederken Güç’ün Ada’da “sükûnetin idamesi” bakımından gerekli olduğu üzerinde de durmaktadır. Bunun da gerçekçi bir değerlendirme olduğu kanaatinde değiliz. Yine de kabul etmek gerekir ki UNFICYP, 47 yıllık tarihinde, özellikle, Kıbrıslı Türklerin uğradığı saldırılar, maruz kaldıkları ekonomik baskılar dönemlerinde ve 1974 Temmuz ayındaki ve sonrasındaki gelişmeler sırasında Ada’da yaşayanların doğrudan günlük hayatlarını ilgilendiren konularda gösterdiği insanî, dinî, sosyal ve ekonomik amaçlı faaliyetlerle ve ortaya çıkan bazı günlük sorunların halline yaptığı katkılarla, sınırlı ölçülerde de olsa, faydalı hizmetlerde bulunmuştur. Kriz dönemlerinde iki toplumun liderleri arasında irtibat kurulmasında faydalı olmuştur. Bununla beraber, Ada’da bugün “de facto” ateşkes çerçevesinde hüküm süren sükûnet ortamını UNFICYP’in varlığına hamletmek başlı başına bir yanılgıdır. Hatırlayalım. Kurulduğu zaman ve sonraki birkaç yıl boyunca UNFICYP’in asker sayısı 6500 civarında olmuştur. Bu mevcutla dahi UNFICYP Kıbrıslı Rumların soydaşlarımıza saldırmalarına mâni olamamıştır. BMGS’nin, Kıbrıs Türk toplumunun içinde yaşamak zorunda bırakıldığı şartları “gerçek kuşatma” olarak nitelediği tablo (10 Eylül 1964, S/5950, para. 222) UNFICYP Ada’da görevine başladıktan sonra da devam etmiştir. 15-16 Kasım 1967’de Rum Millî Muhafız ordusu Kıbrıslı Türklere yeniden saldırdığı zaman UNFICYP’in asker ve polis mevcudu 4737 idi. 15 Temmuz 1974’de Yunanistan Ada’da ENOSIS amaçlı bir askerî darbe yaptığı ve Rumlar arasında çatışma çıktığı dönemde de UNFICYP’in yaklaşık 2400 mevcudu vardı. UNFICYP’in bugünkü asker ve polis mevcudunun ise 923 olduğunu tekrar kaydedelim.

 

Ada’da Sükûnet Ortamı 1974 Barış Harekâtımızın Eseridir

 

Ada sathında sükûnet ortamı Türkiye’nin 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtından sonra meydana gelmiş ve istikrar kazanarak günümüze kadar devam etmiştir. Bu bizim kişisel iddiamız değil, BMGS’nin raporları teker teker incelendiği zaman açık biçimde görülen bir olgudur. Meselâ, BMGS’nin 22 Haziran 1999 tarihli (S/1999/707, para. 6) raporunda “uzun zamandan beri devam eden ihtilâfa ve devam eden gerginliklere rağmen son 25 yıldır çatışmaların yeniden başlamamış olması Kıbrıs için bir talihtir” denilmektedir. 1999’daki bu rapordan 25 yıl geriye gittiğimiz zaman 1974 tarihi ile karşılaşmaktayız. 24 Nisan 2004 referandumlarında ANNAN Plânı’nın Rumlar tarafından reddedilmesi üzerine BMGS yayınladığı 26 Mayıs 2004 tarihli raporunda (S/2004/427) “referandumların ışığında UNFICYP’in görev talimatının, kuvvet seviyesinin ve harekât konseptinin gözden geçirilmesini” Güvenlik Konseyi’ne teklif etmiştir. Konsey’in bu teklifi onaylaması üzerine gerekli çalışmayı yapan Gözden Geçirme Ekibi “geçen birkaç yıl içinde Ada’daki güvenlik durumunun ziyadesiyle elverişli (benign) hale geldiği; bu durumda Kıbrıs’ta çatışmaların yeniden başlamasının büyük ölçüde ihtimal dışı olduğu” sonucuna varmıştır (24 Eylül 2004, S/2004/756). Bu değerlendirmeyi BM Güvenlik Konseyi 22 Ekim 2004 tarihli ve 568 sayılı kararı ile benimsemiştir. BMGS’nin UNFICYP’in faaliyetleri hakkındaki son raporunda da Kıbrıs’ın iki kesimini ayıran 180 km’lik tampon bölge boyunca sükûnetin hüküm sürdüğünü bildirmiştir. UNFICYP’in verdiği hizmetleri yok saymak veya küçümsemek istemiyoruz. Ama Ada’da 1974’den sonra istikrar kazanarak devam eden sükûnet ortamının UNFICYP’in eseri olduğunu düşünmeyi gerçekçi bulmuyoruz.

 

Kuzey’de Rum ve Marunî Sayısı Çok Azaldı

 

UNFICYP’in yerine getirdiği hizmetler arasında KKTC’de yaşayan Rumlara ve Marunilere yönelik olanlar da vardır. 1974’den sonraki ilk yıllarda kuzeyde yaşayan Rumların sayısı bir hayli yüksekti. Bugün ise KKTC topraklarında yaşayan Rumların sayısı 356’ya inmiştir. Marunilerin sayısı da 126’dır.

 

ANNAN’ın Mayıs 2004 Raporunu BMGK İşleme Koymadı

 

Önceki BMGS Annan, kendi ismiyle anılan çözüm Plânını 24 Nisan 2004 tarihinde düzenlenen ayrı referandumlarda Kıbrıs Türk halkı kabul ederken Rumların reddetmesi ve böylece Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için 1964’den itibaren uluslararası plânda başlayan arayış sürecinde ortaya çıkan en teşekküllü, en düzenli, en kapsamlı, en sonuca yönelik ve uluslararası camianın en geniş ölçüde desteğine sahip çözüm teşebbüsünün akim kalması üzerine yayınladığı 28 Mayıs 2004 tarihli (S/2004/437) raporda “Kıbrıslı Rumların bir plânı değil çözümü reddettiği” gerçeğinin altını çizmiş; Kıbrıslı Türklerin çözümden yana tutumundan övgüyle söz etmiş ve Kıbrıs Türk halkının çözümden yana kullandığı oyun onları “baskı altında tutmanın ve tecrit emenin bütün mantığını yok etmiştir” değerlendirmesine yer vermiştir. Annan, aynı raporda “BM’nin Kıbrıs’taki bütün barış faaliyetlerinin temelden yeniden bir değerlendirmeye tabi tutulmasının zamanının” geldiğine de işaret etmiştir. Ne yazık ki, ne BMGS’nin bu Raporunun BM Güvenlik Konseyi’nin önüne getirilmesi sağlanabilmiş, ne de bu yüzden raporda öngörülen değerlendirme yapılabilmiştir. Böylece, Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüme ulaşılabilmesi için çok faydalı olabilecek gerçekçi bir adımın atılması fırsatı heba edilmiştir.

 

2008’deki “Fırsat Penceresi” Hayali

 

Sanki Komünist AKEL’in lideri Hristofyas Kıbrıs sorununun çözümü hakkında, ENOSIS’in gerçekleşmesi için AKRITAS plânının uygulayıcılığını yapmış olan Papadopulos’tan farklı düşünüyormuş ve sanki referandumda AKEL ANNAN plânına “hayır” dememiş gibi Hristofyas’ın GKRY’nin lideri seçilmesinin çözüm için bir “fırsat penceresi” açtığı hayali içinde kapsamlı çözüme yönelik müzakereler 3 yıl önce Talât ve Hristofyas arasında başlatılmıştır. Önce 2008, sonra 2009 ve nihayet 2010 sonuna kadar çözüme ulaşılacağı ümidiyle devam ettirilmiş olan müzakere süreci, Rumların kendi amaçlarına ve çıkarlarına uygun düşen takvimleri gözeterek uyguladığı oyalama ve zaman kazanma taktikleri yüzünden henüz sonuç vermemiştir.

 

47 Yıllık Kısır Döngü Kırılacak mı?

 

7 Temmuz’da BMGS Ban-Ki Moon, Eroğlu ve Hristofyas ile Cenevre’de buluşarak süreç hakkında yeniden bir değerlendirme yapacaktır. Basın-yayın organlarında bu buluşmada BMGS’nin taraflara müzakere süreci için bir “yol haritası” sunması ihtimalinden söz edilmektedir. Korkarız ki, BM’nin Kıbrıs konusunda 47 yıl önce üstlendiği ve bir paranın iki yüzü gibi birbirinden ayrılmaz ve birbirini tamamlar nitelikte olan “barışı koruma” (peacekeeping) ve “barışı yapma” (peacemaking) görevleri, on yıllardır edinilen tecrübeler ve ortaya çıkan – bir kısmına yukarıda işaret ettiğimiz – hakikatler ışığında gözden geçirilmeden ve çözümsüzlüğün sebepleri hakkında isabetli teşhislerde bulunulmadan BMGS’nin Ada’daki iki liderle yapacağı değerlendirmelerle, ortaya konulabilecek yol haritaları ve plânlarla, çözüm arayış sürecini 1964’den bu yana içine almış bulunan kısır döngüyü kırmak pek mümkün olamayacaktır.

 

Yeni Bir Yaklaşım Lâzım

 

Güvenlik Konseyi’nin gündemine girdiği tarih itibariyle Aralık 2013’de 50. yılını tamamlayacak olan Kıbrıs sorununu yeni bir yaklaşımla ele almanın zamanının çoktan geldiğini ve geçmekte olduğunu düşünmekteyiz. Bu yeni yaklaşımın hareket noktası Kıbrıs’taki ve Kıbrıs ile ilgili gerçekler olmalıdır. Bu gerçeklerden biri ve en önemlisi, yıllardır Kıbrıs sorununa müzakereler yoluyla çözüm bulunmasını kolaylaştıracak bir faktör olarak takdim edile gelen UNFICYP’in, kuruluşunda yapılmış olan siyasî ve diplomatik hatalar sebebiyle aslında çözümsüzlüğü kalıcı kılan bir faktör halini almış olduğudur.

 

UNFICYP Ada’dan Çekilmeli Veya Bunun İşareti Verilmelidir

Bu mülâhazalarla, UNFICYP’in Ada’daki görevinin sona erdirilmesi yönünde Güvenlik Konseyi’nin yakın bir gelecekte karar almasında veya müzakere sürecinin oyalama taktikleriyle uzatılıp gidildiğine dair izlenim derinleşirse böyle bir kararın kaçınılmaz olacağının şimdiden işaretini inandırıcı şekil ve üslûpla vermesinde Kıbrıs sorununa çözüm arama gayretlerinin başarısı açısından fayda görüyoruz. Böyle radikal bir hareket tarzı üzerinde dururken, daha önce, uluslararası toplum ve BMGS tarafından Kıbrıs Rum tarafına yönelik olarak yapılmış olan muhtelif uyarıları ve bunların Rum tarafınca ciddiye alınmamış olduklarını da hatırlıyoruz.

 

BMGS Daha Önce Uyarmıştı

 

İlk uyarı, yukarıda da işaret ettiğimiz üzere, 1992’de yapılmıştır. BMGS 4 Haziran 2007 tarihli raporunda (S/2007/328, para. 48) “uluslararası toplumun UNFICYP vasıtasıyla Kıbrıs’la olan sürekli ilişkisinin, en azından şimdiki şekliyle devam edeceği varsayılmamalıdır. Kıbrıs’ta 43 yıllık bir mevcudiyetten sonra, özellikle, siyasî süreçte anlamlı bir gelişme meydana gelmemiş olması karşısında, UNFICYP’in sağladığı katkı uluslararası toplumun muhtelif aktörleri tarafından sorgulanır olmuştur” şeklindeki ifadelerle uyarıda bulunmuştur. BMGS 15 Mayıs 2009 (S/2009/248, para. 56), 24 Kasım 2010 (S/2010/603, para. 27) ve 4 Mart 2011 (S/2011/212, para. 22) tarihli raporlarında da müzakere sürecinin “ucu açık” (open-ended) devam edemeyeceğinin altını çizmiştir. Müzakere süreci ucu açık olamayacağına göre, BMGS’nin iyi niyet görevini destekleyecek şekilde faaliyet gösterme görevi de bulunan UNFICYP’in Ada’da kalışının da “ucu açık” olamayacağı kuşkusuzdur.

 

UNFICYP’in Yerine Türk-Yunan- İngiliz Üçlü Kuvveti

 

UNFICYP’in çekilmesi görüşünü savunurken Ada’daki güvenlik durumunun status quo çerçevesinde kendi halinde bırakılması gibi bir düşünceden hareket ediyor değiliz. UNFICYP’in görevlerinin Türkiye’nin ve Yunanistan’ın 1960 İttifak Antlaşması uyarınca Kıbrıs’ta bulunan, sırasıyla, 650 ve 950 subay, ast subay ve erden oluşan birlikleri ve İngiltere’nin UNFICYP’e tahsis ettiği halen 272 askerî personelden oluşan birlik tarafından üstleneceği düşüncesini taşıyoruz. İttifak Antlaşmasının yürürlükte olduğu teyit edilmek suretiyle, Ada’da nihaî çözüme ulaşılıncaya kadar, üç garantör Devletin birliklerinin BM’e tahsis edilebileceği ve Kıbrıs konusunda tarafsız bir ülkeden atanacak komutanın emri altına konulabileceği görüşündeyiz. UNFICYP’in halen 858 olan askerî personel sayısının korunmasının gerektiği düşünüldüğü takdirde, o zaman Ada’daki Türk ve Yunan alaylarının her birinden 293 personel tahsis edilerek, İngiliz birliğiyle beraber 858 kişilik bir birlik oluşturulabilir.

 

Türk-Yunan İşbirliği Başlı Başına Ada’da Güven Yaratıcı Önlemdir

 

Üç garantör Devlet’in birlikleri ve özellikle Türkiye ve Yunanistan’a ait birlikler arasında Kıbrıs’ta barışı korumak amacıyla bir işbirliğinin başlatılması, Kıbrıs’taki iki tarafa örnek teşkil edecek başlı başına bir “güven yaratıcı” tedbir olacağını değerlendiriyoruz.

 

Böylece Yunanistan 6,5 Milyon Dolar Ödemekten Kurtulacaktır

 

Bu tertibin, ciddi bir ekonomik buhranı atlamak için çırpınan Yunanistan’ı UNFICYP için yılda yaptığı 6,5 milyon dolar tutarındaki masraftan kurtarmak gibi amacı da olacaktır. Türkiye ve Yunanistan İttifak Antlaşması çerçevesinde Ada’da bulundurdukları birliklerinin masraflarını esasen kendileri karşılamaktadırlar. Bu yeni düzenlemenin iki Devlete de ilâve bir mâlî külfet getirmeyeceğini hesap ediyoruz. İngiltere’nin halen UNFICYP bünyesinde bulundurduğu birliğin masraflarına gelince: Bu masraflar UNFICYP bütçesinden karşılandığı cihetle, İngiltere’nin bu masrafları üstlenmek istemeyeceği tahmin edilir. UNFICYP’in Ada’dan ayrılmasıyla GKRY yılda 14 ilâ 18 milyon dolar gibi bir masraftan kurtulacaktır. Bu sebeple, İngiliz birliğinin masraflarının GKRY tarafından deruhte edilmesi şıkkı hatıra gelmektedir.

 

“Kıbrıslı Makamlar”

 

Bu konunun hassas ve can alıcı veçhesi, UNFICYP’in yerine oluşturulacak Üçlü Kuvvetin BM Güvenlik Konseyi tarafından ne şekilde görevlendirileceğidir. BM diplomasinin formül hazinesi geniş ve zengindir. Taraflara iyi niyet ve işbirliği ruhu hakim olduğu takdirde münasip bir formül bulunabilir. Hatırımıza gelen tarafsız formül yeni Kuvvet’in göreve başlamasının, görevin Kıbrıs’taki her iki tarafı da kapsadığı anlayışıyla ve BMGS’nin sık sık vurguladığı “Kıbrıslılık” kavramından yararlanabileceği düşüncesiyle, “Kıbrıslı Makamların” (Cypriot Authorities) veya “İki Kıbrıslı Tarafın” (Two Cypriot Parties) kabulüne bağlı kılınmasıdır. “Kıbrıslı” kavramının en geniş çerçevesinde KKTC ve GKRY hükûmetlerinin iki “Kıbrıslı Makam” oldukları kuşkusuzdur. Buna dair başkaca formüller için ANAAN Plânı’nın (özellikle Kuruluş Anlaşması’nın 12. maddesinin) kaynak oluşturabileceğini düşünüyoruz. Bu bağlamda “Kıbrıs’taki Makamlar”(authorities in Cyprus) kavramı da hatıra gelmektedir.

 

Üçlü Kuvvet Aralık 1963 Mart 1964’de de Görev Yapmıştı

 

Bu düşüncemizle ilgili olarak, 21 Aralık 1963 günü Ada’daki bilinen gelişmelerin başlamasından UNFICYP’in Kıbrıs’a intikal etmesine kadar geçen süre içinde Türkiye’nin ve Yunanistan’ın İttifak Antlaşması uyarınca Ada’da konuşlanmış olan birlikleri ile İngiltere’nin Egemen Üslerdeki askerlerinden oluşan bir Güç’ün İngiliz General Peter Young’ın komutasında barışı koruma faaliyetinde bulunmuş olduğunu hatırlatmak istiyoruz.