Yunan Hükümeti, Türkiye üzerinden gelen kaçak göçmenleri engelleme gerekçesiyle bu ülkeyle aramızdaki kara sınırına 12,5 kilometrelik bir duvar inşasına karar vermiş bulunuyor. Daha önce aynı gerekçeyle Avrupa Birliği Sınır Polisi Frontex’i Türk sınırına konuşlandırarak kaçak göçmen akımını önlemeye çalışan Yunanistan Türk kara sınırından topraklarına geçen ve böylece Avrupa Birliği üyesi bir ülkede sığınma ve muhtemelen iltica hakkına kavuşmak isteyen yasadışı göçmenleri engelleyebileceği kanısındadır.
 
Meseleye Yunanistan açısından bakıldığında hiç kuşkusuz bağımsız bir devletin ulusal çıkarları açısından kendi topraklarında böyle bir tasarrufa gitmesinin eleştirilmesi mümkün değildir. Fakat günümüzün göçmen hareketliliğinin bu denli arttığı dünyasında yoksul ve çaresiz insanların her ne nedenle olursa olsun yasadışı yollardan daha güvenli yaşadıkları bir ülkeye gitme arzuları zecri tedbirlerle engellenememektedir. Avrupa Birliği son yıllarda “Avrupa Kalesi” arzu ve söylemine uygun bir tutumla kaçak göçmen akımını önleme amaçlı politikalar üretmiş ve çoğunlukla insan hakları açısından kabul edilemeyecek uygulamalara da kalkışmıştır. Gerçekleşmemiş ve niyet aşamasında kalmış olmakla birlikte bu uygulamalara örnek olarak Almanya’nın Sosyal Demokrat-Yeşiller Koalisyon hükümetinde İçişleri Bakanı olarak görev yapan Otto Schilly’nin ikibinli yılların başında Afrika’dan Avrupa’ya gelmek isterken yakalanan kaçak göçmenlere Libya’da bir toplama kampı inşası arzusu gösterilebilir. Bir tür çaresizlik beyanı olan bu niyet o dönemde Alman kamuoyunda tartışılmış ve büyük tepkilere neden olmuş, neticede vazgeçilmiştir. Aynı şekilde İspanya’nın Cebelitarık üzerinden topraklarına girmeye çalışan göçmenlere karşı sert tutuma karşın kaçak göçmenlerin önlenemediği de bilinmektedir. Her yıl Cebelitarık Boğazının akıntılı sularında yüzlerce yoksul Afrikalı can vermektedir.
 
AB’nin resmi politikaları legal veya illegal göçmen akımının kıtaya sokulmaması doğrultusunda ise de hatırlanacağı üzere,  yakın zamana kadar hurda gemilere istiap haddinin üzerinde sayılarla bindirilerek İtalya sahillerine getirilen kaçak göçmenler yakalandıkları takdirde İtalyan makamları tarafından gözaltına alınıp kamplara veya daha kibar deyimiyle kabul merkezlerine götürülmekteydiler. Bu göçmenlerin daha sonra Tirol bölgesindeki elma bahçelerinde boğaz tokluğuna çalıştırıldıkları ve ardından yine yerli işçilerin razı olup da çalışmadıkları işlerde istihdam edildikleri bilinmektedir. Nüfusu yaşlanan Avrupa ülkelerinin düşük ücretle niteliksiz işlerde çalışacak göçmenlere gereksinme duyması bu tutumu onların açısından haklı çıkarmaktadır. Haklı olmayan ise yoksul ülkelerden gelen göçmenlerin örtülü olarak çeşitli biçimlerde sömürüye araç kılınmasıdır. Bu da meselenin insani boyutunun önleyici veya kısıtlayıcı tedbirlerden önce ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Sorunun çözümü maksadıyla uluslararası ve göç olgusunu tüm boyutlarıyla ele alacak yaklaşımlara acilen ihtiyaç vardır.
 
Yunan hükümetinin Türkiye sınırına bir duvar veya çit inşa etme niyeti Avrupa kamuoyunda da sempati ile karşılanmamıştır. Aynı şekilde Yunanistan’da da bu konuda sert eleştirilerin dile getirildiği görülmektedir. Kaçak göçmen sorununun öncelikle insani boyutuyla ele alınması ve uluslararası çok boyutlu çabalarla çözüm üretilmesi gereklidir. Bu gerekliliğin giderek daha çok yandaş bulmakta olması önemli bir gelişme olarak nitelendirilmektedir. Ancak bu duvar inşası konusunda fark edilmesi gereken bir husus daha vardır. Yunanistan’ın meseleye kaçak göçmen akımını önleyemediği noktasında Türkiye’yi suçlar yaklaşımının üzerinde durmak gerekmektedir. Tarih boyunca göç yolları üzerinde olan Türkiye coğrafyası güvenlik güçlerimizin büyük çabalarına karşın bu niteliğini bugün de korumaktadır. Her yıl kıyılarımıza ve kara sınırlarımıza ulaşamadan binlerce kaçak göçmen yakalanmakta ve sınır dışı edilmektedir. Ancak insan ticareti ve göçmen kaçakçılığının uluslararası organize suç örgütlerince sürdürüldüğü de unutulmamalıdır. Kaldı ki, topraklarında 28,5 milyon Meksikalı yaşayan ABD, Meksika sınırına inşa ettiği yüksek duvara karşın bu ülkeden gelen kaçak işgücü akımını bugüne kadar engelleyememiştir.
 
Sonuç olarak, Yunanistan’ın duvar inşası ile kaçak göçmen akımının önüne geçeceğini ileri sürmek gerçekçi bir öngörü değildir. Onun da ötesinde bu vesileyle Avrupa kamuoylarında kaçak göçmenlerin Avrupa’ya gelmesini önleyemeyen ülke olarak Türkiye’nin suçlanması büyük bir kaksızlıktır. Bir diğer sorun da, Yunan yetkililerin duvarın Türkiye’ye karşı inşa edilmediğine ilişkin beyanlarına karşın duvar inşasının Türk kamuoyunda yarattığı psikolojik etkidir. “Avrupa Kalesi”nin sadece kaçak göçmenler için değil, aynı zamanda Türkiye için de Yunanistan sınırında başladığı bir kez daha vurgulanmış olmakta, Avrupa ülkelerinin vize politikalarına bir anlamda haklılık kazandırılmaya çalışılmaktadır.