ABD Başkanı Barak Obama ile Rusya Başkanı Dimitri Medvedev arasından 8 Nisan 2010 günü Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’da imzalanan “Yeni START” anlaşması, son yıllarda ABD ile Rusya arasında gergin olan ilişkileri yumuşatmaya yönelik önemli bir adım olarak anılmakla birlikte, önümüzdeki on yılda nükleer silahların sınırlandırılması konusunda yeni ufuklar açılmasına önayak olacak gibi görünmektedir.

 

Soğuk Savaş döneminde iki ülkenin kendi ana kıtalarının güvenliğini emniyet altına almak maksadıyla imzaladıkları, nükleer harp başlıklarında ve bunların yüklü olduğu; kıtalararası menzilli balistik füzelerde (ICBM), ağır bombardıman uçaklarında ve denizaltı platformlarında indirimi öngören START anlaşması 2010 Aralık ayında sona ermesi nedeniyle bu anlaşmanın devamı olarak ele alınan anlaşma bulunduğu dönemin özelliği açısından önemli bir inisiyatif olarak ele alınabilir. Bulunduğumuz dönemde;

 

– Soğuk Savaş sona ermiştir. Artık, ABD ve Rusya birbirini nükleer caydırıcılıkla dengeleyen bir konumda bulunmamaktadırlar. Dolayısıyla her iki ülkenin birbirlerine ICBM ile füze nükleer darbeleri tehdit değerlendirmelerinin alt sınırlarına inmiştir.

– Bu arada Kuzey Kore, İran gibi ülkelerin nükleer programları gündeme gelmiş ve duraksamaksızın sürdürülmektedir. Özellikle İran konusunda uluslar arası platformun acizliği kötü emsal olmaktadır.

– Afganistan ve Pakistan’da Taliban ve El Kaide yandaşları oldukça etkin faaliyette bulunmaktadır. Bunları nükleer terörizm için her türlü fırsatı kollar gibi görülmektedirler.

– İsrail, Hindistan, Pakistan nükleer silaha sahip NPT’i imzalamayan, Kuzey Kore anlaşmadan çıkmış konumda ülkelerdir. Bunlar diğer bu silaha sahip olmak isteğinde olan ülkelerin iştahını kabarmaktadır.

– Özellikle Ortadoğu ve Orta Asya’daki istikrarsızlıklar, bölge liderliği konusunda bir kısım ülkeleri etkinlikte bulunmaya sevk etmektedir. Bu etkinliğin en kolay yolu nükleer prestij vasıtalarına sahip olmak gibi görülmektedir.

 

Yukarıda ifade etmeye çalıştığım ortam ilavelerle daha da genişletilebilir. Ancak, bu ortamda serbest dolaşım halinde olan nükleer materyalin mutlaka kontrol edilmesi özellikle, terörizm amaçlı unsurların eline geçmesinin önlenmesi gerekmektedir. Buna paralel olarak, nükleer silah yapma arzusunda olan ülkelerin gerekli teknoloji ve malzeme eldesinin önlenmesine yönelik kontrol sisteminin kurulması elzem olarak görülmektedir. Yeni START anlaşmasının özünde bu ortamı sağlayacak uluslar arası sistemin kurulmasına yönelik bir amaç yattığı söylenebilir. Aksi takdirde, her iki ülkenin envanterinde üçte bir indirimi sağlayan böyle bir anlaşmanın sembolik anlamından başka bir önemi olmadığı değerlendirilebilir.

 

Bu anlaşma ile ABD ve Rusya tüm Dünya’ya aşağıda belirtilen mesajları verme yolunu seçmişlerdir;

 

ABD ve Rusya artık birbirlerini hasım olarak görmediklerini bir kere daha teyit etmişlerdir. Bu iki ülkeye göre, artık ülkelerin direkt birbirlerine karşı nükleer caydırıcılık oluşturması ve peşinden de tırmanmayı gerektiren tehdit ortamı kalmamıştır.

 

ABD ve Rusya birlikte olduklarını ve bundan sonrada birlikte hareket edeceklerinin sinyalini vermeye çalışmışlardır. Nitekim Prag’daki imza töreni sırasında Rus Başkanı her ne kadar İran’a karşı yaptırım uygulama taraftarı olmasa bile ABD ile birlikte hareket edeceğine dair irade beyan etmesi önemli bir mesaj olarak, alınabilir.

 

Anlaşmanın bir diğer önemli kısmı ise; somut denetim ve bilgilendirme mekanizmasının oluşturulmaya çalışılmasıdır. Bu suretle, ileride bütün Dünya ülkelerini kapsaması düşünülen nükleer materyal ve silahların kontrolü için sistem oluşturulurken bu anlaşmada belirlenen denetim ve bilgilendirme alt yapısının örnek teşkil edebileceği söylenebilir.

 

İki ülke olarak, biz anlaşarak indirime gidebildiysek, diğer bu silahlara sahip ülkelerde indirime gidebilirler. Nihai olarak, hedef nükleer silahsız bir ortam yaratmaktır.

 

Belirtilen yukarıdaki değerlendirmelere göre 10 yıl vadeli Yeni START anlaşması “Yeni Nükleer Dünya Düzeni” için, insanlığın aya ilk ayak basması gibi önemli bir ilk adım olarak görülmektedir. Ancak, nükleer silahlardan arındırılmış bir dünya düzeni için ilk adımlar atılırken, yalnız NPT’de belirtilen “nükleer silaha sahip olmayan ülkeler” üzerinde uygulama yapılmaya yönelik bir sistem oluşturulmaya çalışılırsa çabaların baştan Kadik olacağını söylemek yanlış bir yaklaşım olmayacaktır. Bu durumda “İstek Var, Fakat İrade Yok” sözü geçerliliğini sürdürecek demektir.