Belli bir coğrafyada bulunan nüfusun yapısını özelliklerini ve değişimini ortaya koyan demografik veriler siyasi, toplumsal ve ekonomik meseleler ile doğrudan ilgilidir.  Demografik araştırmalar bir ülkenin değişen toplumsal dinamiklerini ortaya koymakla birlikte dünyayı ve içinde yaşadığımız toplumu daha iyi anlayabilmek için önemli bir araçtır. Bir ülkenin kadın, erkek, genç, yaşlı, işsiz, sigortalı, sigortasız nüfus oranları o ülkenin sosyo-ekonomik özelliklerini oluşturmaktadır.

 

19 Mart 2014 tarihinde Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), yaşlılara dair 2013 yılı istatistiklerini açıklamıştır. Bu istatistiklere göre, Türkiye’deki yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı 2013'te yüzde 7,7 ile 5 milyon 892 bin olmuştur.[1]

 

Birleşmiş Milletlere göre, bir ülkedeki yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranının yüzde 8-10 arasında olması o ülke nüfusunun "yaşlı" olarak nitelenirken, yüzde 10'un üzerinde olan ülkeleri ise "çok yaşlı" olarak nitelenmektedir. Nüfus projeksiyonlarına göre, Türkiye'nin yaşlı nüfus oranının 2023'te yüzde 10,2'ye yükseleceği ve "çok yaşlı" nüfuslu ülkeler arasında yer alacağı tahmin edilmektedir.[2] Bu bağlamda makalede dünya üzerinde yaşlı nüfusun artan oranları ile birlikte ülkemizde yaşlıların yaşadıkları sosyal sorunlar üzerinde durulacaktır.

 

Dünya Üzerinde Artan Yaşlı Nüfus Oranları

 

Geçmiş ile kıyaslanacak olursa içinde bulunduğumuz dönemde yaşanan teknolojik gelişmeler, sağlık hizmetlerindeki nitelikli iyileşmeler, ekonomik refah seviyesinin 50-60 yıl öncesine göre artmış olması yaşlı nüfus oranını genel nüfusa oranı içinde yükselen bir ivme göstermesi ile sonuçlanmıştır. 1950 öncesinde hemen hemen bütün toplumların sorunları arasında bulaşıcı ve salgın hastalıklar, bebek ve çocuk ölümleri yer alırken bilimsel, teknolojik ve çevresel gelişmeler bu sorunları büyük oranda geride bırakmış ve insan ömrünü uzatmıştır. Dünya genelinde 1950-2000 yılları arasında ortalama yaşam süresi 20 yıl kadar artarak 66 yıla ulaşmıştır. Gelecekteki 50 yıl süresinde ortalama yaşam süresinin 10 yıl daha artarak 76 yıla ulaşacağı hesaplanmaktadır. Bugün itibariyle 600 milyon dolayında olan yaşlı kişi sayısının da 2050 yılında 2 milyara ulaşacağı tahmin edilmektedir.[3] TÜİK istatistiklerine göre,  dünya üzerinde 2012'da en yüksek yaşlı nüfus oranına sahip ilk ülke yüzde 24,4 ile Japonya, ikinci ülke yüzde 21,1 Almanya ve üçüncü ülke ise yüzde 20,8 ile İtalya’dır.  Türkiye ise yüzde 7,5 yaşlı nüfus oranı ile 91. sıradadır. Gelecek on yıl içinde Türkiye’de bu oranın yüzde 10’u geçeceği tahmin edilmektedir.

 

Genellikle ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlar içinde yaşlı kesimin sorunları göz ardı edilmektedir. Çocuk istismarı ya da kadın sorunları kadar gündeme getirilmeyen yaşlılık sorunları, tüm sosyal problemler kadar önem taşımaktadır. Artan yaşlı nüfus oranları tüm toplumlarda olduğu gibi ülkemizde de yeni sorunları beraberinde getirmektedir.

 

Yaşlıların Sosyal Problemleri

 

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca yaşlılık oranlarının yükselmesi üzerine yapılan araştırmalar doğrultusunda “yaşlılık yaşı” 2012 yılında yeniden belirlenmiş, 60’tan 65’e çıkarılmıştır. 65 yaşın üzerindeki herkes hasta ya da bakıma muhtaç bir şekilde yaşamasa da bu yaş döneminde fiziksel yetersizlikler ile bitlikte hastalanma riski artmaktadır. Sağlık sorunları, barınma sorunları, ulaşım sorunları, güvenlik sorunları yaşlıların yaşadıkları başlıca sorunlardandır.

 

Kronik hastalıklara yakalanan sağlık güvencesinden yoksun yaşlılar hem maddi sıkıntılar ile yüzleşmekte hem de günlük hayat aktivitelerini yerine getirebilmede tek başlarına yeterli olmamaktadırlar. Bu süreçte yaşlı bireyler başkalarının bakımına muhtaç hale gelmektedirler. Aile yanında kalmak ya da toplumsal bakım hizmetlerinden şanslıysa yararlanmak seçeneklerinden birini seçmek durumu ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Ülkemizde yaşlıların çoğuna akrabaları ya da çocukları tarafından evde bakılmaktadır. Ancak yaşlılara aileleri ya da akrabaları tarafından bakılması onların fizyoloji ve psikolojik anlamda istismar edilemediği ya da edilmeyeceği anlamına gelmemektedir. Ülkemizde aileleri tarafından istismar edilen, psikolojik baskı uygulanan hatta aile içi şiddete maruz kalan yaşlılar da bulunmaktadır. Ev içinde bakılan yaşlıların mağruz kaldığı şiddete ek olarak yaşlılara huzurevlerinde ya da özel bakım evlerinde de zaman zaman şiddet uygulandığı ortaya çıkmıştır. Örneğin, İstanbul Kartal’daki Özel Aydos Huzur evinin ilgili emniyet birimlerince kapatılmasının gerekçesi hatırlanacak olursa, hasta bakıcılar tarafından 25 alzheimer hastası yaşlıya şiddet uyguladığı görüntüleri ortaya çıkmıştır.[4]

 

Yaşlıların istismarı, yaralanma, tıbbi sorunların göz ardı edilmesi, kötü hijyen, yetersiz beslenme, uygun olmayan konut koşulları, zorla eve hapsetme, gelirine el koyma şekillerinde ortaya çıkmaktadır ve genel olarak yaşlıda maddi ve manevi acı ve yaralanmaya neden olan fiziksel ve psikolojik davranışların bütünü olarak tanımlanmaktadır.[5]

 

Bütün sağlık, barınma güvenlik ekonomik sorunlarına ek olarak yaşlılar aile yapısı büyük bir değişime uğraması ile birlikte yaşlılar yalnızlaşma sorunu ile de başa çıkmaya çalışmaktadır. Emeklilik sonrası üretkenliğin azalması ve yararlı olamama hissi pek çok yaşlının psikolojik sorunlar yaşamasına sebep olmaktadır. Özellikle kendi aileleri tarafından istismara uğrayan ve aile içi şiddete maruz kalan yaşlılar ağır depresyonlar geçirmektedir.

 

Değerlendirme

 

Demografik araştırmalar sosyal dünyayı anlamak için tek başına yeterli olmasa da, sağladığı istatistikî veriler geleceğine dair ön görüde bulunmaya, toplumsal sorunları saptamaya yardımcı olmaktadır. Dünyada ve ülkemizde artan ve artmaya devam edecek yaşlı nüfus oranları yaşlıların toplumsal hayatta etkili bir toplumsal kesim olacağına işaret etmektedir.

 

Yaşlı nüfus ülkemizde ekonomik, sosyal ve psikolojik sorunla yüzleşirken özellikle hükümet tarafından desteklenen her ailede “en az üç çocuk” kampanyaları, çocukların geleceğini ve emeklilik süreçlerini risk altına almaktadır. Bu günün çocukları yarının yaşlıları olacaktır ve emeklilik süreçlerinde tüm bu sorunlarla mücadele etmek zorunda kalacaklardır. Bütün bunlara ek olarak dünya üzerindeki pek çok ülke kıyaslandığında ülkemizde kurumsallaşmış yaşlı bakım hizmeti çok sınırlı sayıdadır. Hâlbuki yaşlıların emeklilik haklarını geliştirmek ve en iyi şekilde kullanabilmelerini sağlamak sosyal devletin en önemli görevleri arasındadır. Bu nedenle yaşlı bakım hizmetlerinin geliştirilmesi, kronik hastalıklar psikolojik ve sosyal sorunlar için yaşlı destek birimlerinin de kurulması gerekmektedir. Yaşlıların yaşam kalitesini iyileştirecek çalışmaların ve yaşlıların ihtiyaçlarına yönelik araştırmaların hızlandırılması gerekmektedir.

 

 


[1] İstatistiklerle yaşlılar, 2013  http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=16057 Erişim Tarihi:25 Mart 2014

[2] İstatistiklerle yaşlılar, 2013  http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=16057 Erişim Tarihi:25 Mart 2014

[3]Nazmi Bilir, “Yaşlanan Toplum”http://turkgeriatri.org/pdfler/YaşlananToplum.pdf  Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Ankara

[4] “Özel Huzurevinde Çoğu Alzeimer Hastası 25 Yaşlıya İşkence Gibi Muamele” http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=214827 Erişim Tarihi: 25 Mart 2007

[5] Sibel Erkal “Aileiçi Şiddet ve Yaşlılar” http://www.sdergi.hacettepe.edu.tr/yaslivesiddet.pdf Erişim Tarihi: 25 Mart 2014