Hızlı ve aniden gelişen birçok değişkene bağlı olması nedeniyle tam isabetli bir cevap vermek zordur. Ancak yinede eldeki temel verilere bakarak yürütülecek bir hükümle Yasemin Devriminin Kuzey Afrika’daki koşullarıyla, hemen yanı başımızdaki koşulları arasında bazı farklılıklar bulunmaktadır.

 

Yasemin devrimine benzer bir eylemlilik halinde bize yansıyabilecek etkileri bakımından Suriye ile K. Irak, maşrık ülkelerinden üzerinde en çok durulmaya değer olanlarıdır. Mağrip ülkelerinde bir anda, kelimenin tam anlamıyla patlamayla ortaya çıkan halk ayaklanmasını sadece halkın öfkesine bağlamak isabetli bir değerlendirme olmayacaktır. Elbette baskılar, yolsuzluklar bıçağı kemiğe dayayan kesin nedenlerdir. Bütün olumsuzlukların kahramanı diktacı yöneticilerdir ve arkalarında batı desteği bulunmaktadır. Batının Arap ülkeleriyle olan ilişkilerini kendilerine yakın, diktaya yatkın liderlerle yürütme geleneği vardır. İçeriğini bizzat kendisinin belirlediği ilişkilerini Arap ülkelerinin tek adamıyla sınırlı bir şekilde yürütmesi neredeyse olağandır. Bu ilişkilerde halka yer yoktur. Bu nedenle halk ayaklanmasını hazırlayan nedenlerin ön sıralarında diktanın önünü açan çıkarcı batı işbirliğini de saymak gereklidir.

 

Mağrip’te halk sokaklara dökülüp yönetime ait bina, araç, liderlerinin fotoğrafları da dahil ne varsa yok ederken, batı olayları şimdilik izlemekle yetinmekte. Diğer taraftan yan gözle ve biraz da endişeyle izlenen maşrıkta ise İngiltere ve ABD, Suriye ile ilişkilerini geliştirmenin çabası içindedirler. Bu doğrultuda İngiliz dışişleri muhatabının Ortadoğu’da etkisini kabul ederek, onu ihtiyaç duyulan bir ortak olarak gördüğünü açıkladı. ABD ise, İran’ı bölgede yalnızlaştırma diplomasisinin gereğince ve Lübnan’ı yeniden çatışmaya sürükleme ihtimali bulunan siyasi kriz nedeniyle Suriye ile ilişkilerini yeniden işler hale getirdi. Bölgede ağırlığı her zaman bulunan Fransa’yla ilişkiler ise hep olduğu gibi zaten sorunsuz yürümektedir.

 

Bizi en çok ilgilendirdiği yönüyle, Suriye’deki Kürt halkının cephesinden bakıldığında, Tunus ve Mısır örneği bir çıkışı gerçekleştirebilecek yapıda olmadıkları görülecektir. Her şeyden önce örgütlü değillerdir. Toplumun önderleri dağınıktır. Düşünce ve kültür derinliği olan yazar-çizerlerinin nitelik ve nicelikleri kısıtlıdır. Kürtlerin büyük bir bölümü nüfus kaydına alınmadıkları için vatandaş bile değillerdir. Tüm bunlardan öte, batı Suriyeli Kürtleri, diplomatik ilişkilerinde henüz dikkate alınmayacak kadar önemsiz görmektedir. Human Right Watch’un raporunda Kürtler nedeniyle suçlanan Suriye’ye desteğin yine batıdan geldiğini göz önünde bulundurmak gereklidir.

 

En can alıcı nokta olarak, Arap ve Kürt halklarının birbirlerine bakışları nedeniyle batının Yasemin devriminin Suriye’de gerçekleşmesi halinde bunun devrim olmaktan çıkıp, iki halkın çatışmasına dönüşebileceğinden korktuğu da hatırlanmalıdır.

 

Pek olası görülmemekle birlikte, Tunus’ta hiç kimsenin beklemediği kişisel bir protesto eyleminin bir anda tüm ülkeyi saran bir ayaklanmaya dönüşmesinde olduğu gibi Suriye ya da diğer Arap ülkelerinde bir anda parlayacak benzeri bir kıvılcım ihtimali hep akılda tutulmalıdır. Hele ki bu kıvılcımın Suriyeli hatta K. Iraklı bir Kürt eylemci tarafından çakılmasının neden olacağı yangının boyutlarını düşünmek bile korkunçtur. Bilinçli veya planlı bir eylem olmasa bile kazara ölümle sonuçlanacak bir olay bile pusuda bekleyenlerin eline Suriye’nin Kürt halkını kolaylıkla kışkırtma fırsatını verecektir.

 

Yasemin devriminin uzak ihtimalli diğer oyuncusu K. Irak tarafında ise durumun biraz daha farklı olduğunu söylemek mümkündür. Öncelikle Kürtler yıllardır özlemini çektikleri bir yönetimin asıl unsurlarıdırlar. Henüz inşa ettikleri bölgesel yönetimi elleriyle yıkacak kadar tahrik olacaklarını düşünmek pek doğru olmayacaktır. Toplumsal örgütlülüğün ağırlığının şimdiki yöneticilerin elinde olması ayrıca bir nedendir. Her ne kadar halkın büyük bölümünün sıkıntı içerisinde olduğunun bilinmesine rağmen bunun kitlesel bir eylem için yeterli neden olarak kabul edilmesi zordur.

 

K. Iraklı yöneticiler her türlü olasılığı düşünmüş olmalılar ki, gösteri ve açıklama yapmayı yasakladılar. Yönetime muhalifliğiyle bilinen Goran Hareketi, Tunus’taki gibi olaylara yol açması umuduyla halkı protestoya çağırdı ancak karşılığı zayıf oldu.

Bu çerçevede K. Irakla ilgili son bir değerlendirme yaparsak kendiliğinden oluşabilecek bir olayın yaratacağı halk hareketi olasılığı hatırda tutulmaktadır. Bununla birlikte K. Irak’ın Tunus’tan çok G. Sudan’a yakınlığını belirtmenin daha mantıklı olacağını ifade edebiliriz.

 

Dipnotlar

 

[1] Mağrip, coğrafi olarak kuzey anlamında olup, diplomasi ve siyaset dilinde Kuzey Afrika ülkeleri için kullanılmaktadır. Maşrık ise, doğu yönünü anlatmakla birlikte Suriye, Irak, Lübnan ve Filistin için de kullanılır.