1-2 Aralık 2010 tarihinde üç bölümlü olan çalışmaların sonuncusu Kazakistan’ın Astana şehrinde gerçekleştirilmiştir. Burada ele alınan konuların daha evvel, 30 Eylül – 8 Ekim tarihleri arasında Varşova’da yapılan çalışmaların karara bağlanması için en üst düzey katılımın sağlandığı bir toplantı olarak dikkatleri çekmektedir. AGİT’in 20’nci yüzyıldaki son zirvesi 18-19 Kasım 1999 tarihlerinde örgüt üyesi ülkelerin Devlet/Hükümet Başkanlarının katılımıyla İstanbul’da yapılmıştır. Yapılan bu son zirve 11 yıl sonra yapılan ilk en üst düzeyde katılımın sağlandığı 56 üye ve 12 ortak ülke katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Wikileaks’ın oluşturduğu yoğun uluslar arası krizin gölgesinde kalan bu toplantıda basın özgürlüğü, azınlık haklarına saygı ve etnik çatışmaların önlenmesi için demokratik ve insan haklarına saygılı bir yol izlenmesi, göçmenlere ve insan kaçakçılığına karşı gerekli tedbirlerin alınması, özellikle çocuklara yönelik kaçakçılık gibi konular üzerinde durulmuştur. Bu arada Almanya Başbakanı Angela Merkel gibi konuşmacıların insan haklarının evrensel bağlamda AGİT üyesi ülkelerin tamamında geçerli olması gerektiğinin altını çizmesi ve bu konu üzerinde müzakere yürütülmesi, taviz verilmesinin mümkün olamayacağını belirtmesi, Orta Asya’da bağımsızlığını kazanarak demokratikleşme yolunda oldukça kısır adımlar atan ülkeler için dikkate alınması gerekli bir uyarı niteliği taşımaktadır.

 

"Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı" (AGİK) adı altında 1970'li yılların başında soğuk savaş koşullarındaki Avrupa’nın bölünmüşlüğüne son verilmesi, güvenlik ve istikrarın sağlanması ve katılan devletlerarasında bu amaca yönelik işbirliğinin geliştirilmesi düşüncesiyle kurulmuş teşkilattır.

 

Avrupa’da güvenlik ve istikrar, 1950’lerin ortasından itibaren Doğu Blok’u tarafından ortaya atılan bir fikirdir. Almanya’nın bölünmüşlüğü ve Berlin sorunu soğuk savaş döneminde Avrupa’nın sınırlarını yasalaştırma girişimine neden olmuştur. Bu çerçevede 1955’lerde Varşova Paktı tarafından yapılan Avrupa güvenliği anlaşma önerisi Batılılar tarafından kabul edilmemiştir. Doğu Bloku’nun bu yöndeki önerileri 1970’lerin başında ABD ile SSCB arasında imzalanan SALT 1 Andlaşması ve Batı Almanya’nın, Polonya ve Çekoslovakya ile olan Doğu sınırlarını tanıması ve Doğu Almanya ile ilişkiye girmeyi kabul etmesi sonucu meydana gelen yumuşama ortamı ile değer kazanmaya başlamıştır. Bu koşullarda Batı Avrupa güvenliği konusunda görüşmelere girişmeyi kabul etmiştir. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı, 15 Ocak 1973 tarihinde Helsinki’de çalışmalarına başlamıştır. İki yılı aşkın bir süre devam eden konferans 1 Ağustos 1975’de Helsinki Nihai Senedi’nin 33 Avrupa ülkesi ile ABD ve Kanada tarafından Devlet ve Hükümet Başkanları düzeyinde imzalanmasıyla sonuçlanmıştır.

 

Helsinki Nihai Senedi’nde 35 imzacı devlet arasındaki ilişkilere rehberlik edecek 10 temel ilke ortaya konulmuştur. Bunlar:

 

Egemen eşitlik ve egemenliğe saygı,

Kuvvet kullanmaktan veya kuvvet kullanma tehdidinden kaçınma,

Sınırların ihlal edilmezliği,

Devletlerin toprak bütünlüğünün korunması,

Anlaşmazlıkların barışçıl yollardan çözümü,

İçişlerine karışmama,

İnsan hakları ve temel özgürlüklere saygı,

Halkların eşit haklardan ve kendi kaderlerini tayin hakkından yararlanması,

Devletlerarasında işbirliği,

Uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerin iyi niyetle yerine getirilmesi.

 

AGİT’in temelini oluşturan Helsinki Nihai Senedi’nde belirtilen hususlar katılımcı devletlerin karşılıklı ilişkilerinde izleyecekleri temel ilkelerdir. Bunların başında devletlerin egemen eşitliği, sınırların dokunulmazlığı, içişlerine karışmama, toprak bütünlüğüne ve insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı yer almaktadır. İnsan hakları ve temel özgürlüklere saygının, güvenliğinde bir unsuru haline getirilmesi, Sovyetler Birliği’nin ve Komünist sistemin çözülmesinde etkili bir araç olmuştur.

 

Helsinki Nihai Senedi, Avrupa güvenliği ile ilgili sorunlar, Çevre, teknoloji, bilim ve ekonomi alanlarında işbirliği ve İnsan haklarının geliştirilmesi ile ilgili üç ana bölüme ayrılmıştır. Nihai Senet, uluslararası hukuk açısından bağlayıcı bir belge olarak görülmemekte, siyasi bağlayıcılığı bulunduğu ileri sürülmektedir.

 

1975’te Helsinki Zirvesi ile başlayan AGİK süreci, daha sonra devam eden Devlet/Hükümet Başkanları Zirveleri ve Bakanlar Konseyleri ile devam etmiştir. 1990 yılında yapılan Paris Zirvesi soğuk savaş sonrası dönemde ortaya çıkan tehlikeleri karşılamayı amaçlayan bir kurumsallaşmanın başlangıcını işaret etmiştir. AGİT, Soğuk Savaş döneminde iki blok arasında askerî alanda denge ve istikrar sağlanmasına yönelik Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması (AKKA) ile Güven ve Güvenlik Artırıcı Önlemler (GGAÖ) gibi silahsızlanma ve silahların kontrolü düzenlemelerinin ortaya çıkmasına vesile olarak, yumuşama ve güvenliğe önemli katkılarda bulunmuştur. 1990 Paris Şartı ile AGİK’te bir Sekretarya oluşturulmuş ve kurumsallaşma yönünde önemli adımlar atılmıştır. 1990’dan sonra Zirvelerin iki yılda bir yapılması kabul edilmiş, müteakip Zirveler 1990’da Paris, 1992’de Helsinki, 1994’te Budapeşte ve 1996’da Lizbon’da yapılmıştır. AGİK’in teşkilat haline dönüşmesi ve AGİT adını alması 1994 Budapeşte Zirvesinde kararlaştırılmıştır. Lizbon’dan sonra Zirvelerin iki yılda bir yapılması kuralı yerini böylesine bir üst düzey toplantı yapılmasını gerektirecek gelişmelerin vuku bulduğu dönemlerde Zirve toplantıları düzenlenmesi kuralına bırakmıştır. Bu nedenle, Lizbon’dan sonra müteakip AGİT Zirvesi 1999 yılında İstanbul’da yapılmıştır.

 

1994 Budapeşte Zirvesinden başlayarak 5 yıllık bir çalışmanın ürünü olan İstanbul Şartı, 21.yüzyılda AGİT bölgesinin güvenlik, barış ve istikrarın güvence altına alınabilmesi için ilke ve yöntemleri belirlemektedir. İstanbul Şartında, AGİT’in erken uyarı, çatışma önleme, kriz yönetimi ve çatışma sonrası rehabilitasyon alanlarındaki faaliyetlerini daha etkin hale getirmek için İşbirliğine Dayalı Güvenlik Platformu (Cooperative Platform of Security) ve Yardım ve İş birliği Süratli Uzman Ekipleri (YİSUE) (RapidExpert Assistance Co-operationTeams – REACT) gibi mekanizmalar geliştirilmiştir.

 

Helsinki toplantısından sonra AGİT diplomatik bir konferans olmaktan ileri gitmemiştir. Bu konferansı esnek tutabilmek için daimi bir yapılanmaya gidilmemiş, 1989-1990 yılarında devletler, AGİT organlarının oluşturulması gerektiği üzerinde anlaşmışlardır.

 

1970-1980 yılları arasında AGİT’in en büyük avantajı sorunlara kapsamlı yaklaşma yeteneği olmuştur. AGİT insan hakları ile genel güvenlik ve işbirliği arasındaki bağa önem vermiştir. Bu nedenle AGİT kendi vatandaşlarının temel özgürlüklerini sistematik olarak ihlal eden devleti uluslararası alanda güvenilemeyen ve hatta diğer ülkelerinin güvenliklerine potansiyel bir tehdit olarak değerlendirmiştir.

 

AGİT Soğuk Savaş sonrası Varşova Paktı ülkelerinde yaşanan demokratik değişikliklere moral desteği ve siyasi bir platform sağlamıştır. Nihai Senet, uluslararası hukuk açısından bağlayıcı bir belge olarak görülmemekte, siyasi bağlayıcılığı bulunduğu ileri sürülmektedir. AGİT’in Nihai Senet’te ifadesini bulan, güvenlik, insani boyut ve ekonomik konulardan ilk ikisi büyük bir gelişme göstermiştir. AGİT’e taraf devletler arasında itimadın geliştirilmesi ve askeri faaliyetlerde şeffaflığın sağlanması ve böylece askeri çatışma tehlikesinin giderilmesi düşüncesiyle kabul edilen güven ve güvenlik artırıcı önlemler Nihai Senet’te yer almış ve bunlar daha sonra Avrupa Silahsızlanma Konferansı (1986) ve Güven ve Güvenlik Artırıcı önlemler müzakerelerinin temelini oluşturmuştur. Bu sürecin en önemli sonucu Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması’nın imzalanmasıdır.

 

Görüldüğü gibi 56+12 ülkeyi bünyesine alabilen böylesine büyük bir yapılanmada ülkelerin iyi niyetle belirlenen prensiplere uyması beklenmektedir. Aksi takdirde belirli bir yaptırım mekanizmasından yoksun olan bu kurumun arzu ettiği verimi almasının çok mümkün olamayacağı değerlendirilmektedir. Ancak bütün bu zafiyetine rağmen, katılımcıların kendi hür iradeleri ile böyle bir kurum içinde ortak paydada hareket etmeyi hedeflemeleri iradesinin gelecekte devletlerarası sorunların hallinde arabulucu bir ortam sağlayabileceği değerlendirilmektedir.