NATO yeni genel sekreteri eski Norveç Başbakanı Jens Stoltenberg seçildi. 2009 senesinde göreve gelen ve görev süresi uzatılan Danimarkalı Genel Sekreter Anders Fogh Rasmussen’in başkanlığının ardından yeni NATO başkanı yine bir Kuzey Avrupa ülkesinden seçildi. Eski Norveç Başbakanı Jens Stoltenberg, 28 NATO üyesi ülkeden yeşil ışık aldı. Stoltenberg, uluslararası siyaset sahnesinde Norveç Başbakanı iken tanındı. Birleşmiş Milletlerin İklim Değişikliği Özel Temsilcisi görevinde de bulundu. 1 Ekim 2014 tarihinden itibaren görevi de yeni görevini  Rasmussen’den devralması bekleniyor.

 

Jens Stoltenberg, Türkiye’nin de sıcak baktığı bir isim. Rasmussen’in atanma sürecinde sert muhalefet gösteren Türkiye, Stoltenberg konusunda ise onayını herhangi bir çekince olmaksızın verdi. Stoltenberg, başbakanlık koltuğunu bırakmadan önce Türkiye’ye ziyarette bulunmuştu. Stoltenberg’in gerek Türk ekonomisi gerekse Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecine yönelik olumlu tavır sergilemişti.

 

Eski Norveç Başbakanı Jan Stoltenberg'in NATO'nun Genel Sekreterliğine atanmasını Türkiye ve NATO ilişkilerinin geleceği açısından Giresun Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Betül Karagöz YERDELEN, TÜRKSAM için değerlendirdi:

 

“Jens Stoltenberg'in Başkanlığı döneminde, büyük olasılıkla Türkiye'nin NATO ile ilişkileri biraz daha sorgulanır hale gelecektir. Türkiye'nin NATO için önemli olduğu ve her zaman NATO içinde etki alanı güçlü bir konuma sahip bulunduğu bilinmektedir. Afganistan deneyimi, SSCB'nin çöküşünden sonra, yine böyle güçlü bir etkinin var olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte, son dönemde bu konumun, hatta NATO ile örgütsel bağlılığın sorgulanır hale geldiği açıktır. "NATO, Türkiye için bir güç değil, bir yüktür" diyenlerin sayısı artmaktadır. Bu sorgulama ve eleştiriler, gerçekte Türkiye'nin kapitalist dünyanın lider(ler)i ile yaşamakta olduğu ilişkinin, sorgulanır ve eleştirilir halde olduğunu göstermektedir. Unutmamak gerekir ki, NATO'nun bütün amacı kapitalist sistemi ve kapitalist dünyayı korumaya dönüktür. Bu bağlamda, kapitalist ülkelerin çıkarlarını ve kapitalizmin sınırlarını koruma, ama aynı zamanda genişletme işlevi ile de doğrudan bağlantılı rol oynayan NATO; bu misyonu ile dünya güvenliği ya da bölgesel güvenlik gibi kavramlarla sınırlandırılması mümkün olmayan bir genişliğe ulaşmıştır.

 

NATO ile ilişkilerin geleceğini kestirmek için, lider konumdaki kapitalist dünya ülkeleri ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri ile olan ilişkileri analiz etmek gerekir. Artık Türkiye'nin eskiden olduğu gibi taşeronluk, haber toplayıcılık, ara buluculuk ya da güdümlü diplomasi rollerini oynamayacağı; dahası bölgesel aktör olmak istediği, hatta görece olduğu ortadadır. Bu koşullarda Türkiye'nin NATO Genel Sekreterliği yetki ve sorumluluğunu elde etmesi önemli bir gelişme olarak, NATO ile daha sıcak ve sağlam bir ilişkiyi canlı tutacaktır. Başka bir ifade ile NATO içinde Türkiye'nin yoğunluğunun biraz daha artması, giderek geçerli bir bağlılık ve memnuniyet formülü oluşturmamaktadır.

 

Bu açından bakıldığında kimin Genel Sekreter olduğu değil, Türkiye'nin ne zaman Genel Sekreter çıkaracağı daha önemli görünmektedir. Ancak belki bundan daha önemlisi, kapitalist dünyanın büyük ülkeleri ile gelişecek sıcak siyasetin, yeni bir anlayıştan beslendiği açıktır. Bunun da kaynağı, Türkiye'nin kendine biçtiği bölgesel role duyduğu güvendir. Türkiye olabileceği kadar etkin biçimde, dünya ve bölge siyasetinin karar verici aktörleri arasında rol oynamak istiyor. Sorun bu rol için beklenen bir ret ya da tam tersi onay değil, öncelikle Türkiye'deki siyasetin ve kamusal aklın, yeni bir anlayışa evirildiğinin kabulüdür.

 

NATO yeni Genel Sekreteri ve Norveç Eski Başbakanı Stoltenberg'in izleyeceği yolun planı, büyük ölçüde Kasım 2010 Lizbon toplantısında zaten belirlenmiştir. Lizbon'da NATO'nun yeni güvenlik stratejisi ortaya konurken, Türkiye'nin tatmin edildiğini söylemekse güçtür. Türkiye'nin ağırlıklı sorunu, NATO içi karar verme süreçlerinde aktif olamamaktır. Bu koşullar altında da olsa, Türkiye'nin NATO'dan kopması yakın gelecekte mümkün değildir, ama bir o kadar da karar verme süreçlerini yönlendirmesi olası görülmemektedir. Bütün NATO üyelerinin onayını alarak gelmiş olsa bile, Stoltenberg'in bu konuda memnuniyet sağlayıcı olabileceğini beklemek hayal kırıklığı yaratabilir. Yeni dönemde de, Türkiye, NATO içinde ne ölçüde yoğunluk artışı yaşarsa yaşasın, karar verme noktasında geride kalan bir üye ülke olmayı sürdürecektir” olarak değerlendirdi.

 

İstanbul Aydın Üniversitesi Ulusal Güvenlik ve Strateji Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü ve Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sait YILMAZ ise;

 

“Eski Norveç Başbakanı Jan Stoltenberg'in NATO'nun Yeni Genel Sekreterliğine atanması; Rasmussen döneminden çok farklı olmayan bir NATO izlemeye devam edeceğimizin işaretidir. Solltenberg’i Rasmussen’in önermiş olması ve bu konuda Obama’yı ikna etmesi de ABD’nin İskandinav genel sekreterlerden memnun olduğunu göstermektedir.

 

NATO gittikçe hantallaşmış ve görev tanımı muğlâk hale gelmiştir. Rasmussen döneminde Libya’ya yapılan operasyona üçü aktif olmak üzere 28 üye ülkeden ancak 8 ülke katılmıştı. NATO gittikçe lider ülkelerin operasyonel alet kutusu haline gelmektedir. Arkasında güçlü bir ülke olmayan genel sekreter bu ülkelerin sadık bir memuru olarak hizmet etmeye devam edecektir.

 

Türkiye açısından bakılacak olursa, Stoltenberg’in daha çok kuzeyli ülkelerin görüşünü temsil edeceği, NATO’nun güney bölgesine olan yaklaşımının daha mesafeli olacağı söylenebilir. Güney kanat ile ilgili sorunlara mali gerekçeler ve çıkar meseleleri nedeni ile Stoltenberg, daha soğuk bakacaktır. Türkiye’nin etrafında meydana gelen krizler ile ilgili olarak da NATO her seferinde daha ihtiyatlı olacaktır. Bununla beraber, NATO’da belirleyici olan ülkenin ABD olmadığını unutmayalım.

 

Stoltenberg ile ilgili ilginç olan diğer bir nokta, İngiliz İşçi Partisi lideri Tony Blair’in neo-liberal politikaları uygulamadaki öncülüğünden sonra Norveç Sosyal Demokrat İşçi Partisi liderinin NATO Genel Sekreteri olması Avrupa’daki sol anlayışın geldiği ideolojik sapma bakımından ilginç bir aşamadır” olarak değerlendirdi.