23 Mart 2014 tarihinde Fransa’da yerel seçimlerin ilk turu gerçekleşti. Seçimlerin ilk tur sonuçlarında merkez sağda yer alan Halk Hareketi Partisi (UMP) yüzde 46,5 oy oranı ile seçimlerin galibi çıktı. Seçimlerde diğer dikkat çeken unsur ise aşırı sağcı Ulusal Cephe (FN) partisinin yüzde 7 oy almasıydı. Yerel seçim için 44,6 milyon kayıtlı seçmenin bulunduğu belirtildi. İlk turda ülke genelinde kayıtlı seçmenin yüzde 35’i sandığa gitmedi. Yerel seçimlerde 21 bin 333 listede 928 bin 901 aday yarıştı. Seçimlerin kinci turu gelecek pazar günü düzenlenecek.  

 

Fransa’da 23 Mart 2014 tarihinde gerçekleşen yerel seçimin ilk turu hakkında İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ateş USLU konuyla ilgili olarak TÜRKSAM'a yaptığı değerlendirmede:

 

“Fransa'da 2014 yerel seçimlerinin 23 Mart 2014 günü yapılan birinci turu üzerine başlıca iki eksende değerlendirme yapmak mümkündür. Birinci eksen, 2012 Genel Seçimleri'nde birinci parti olan Sosyalist Parti'nin, merkez sağ parti UMP (Union pour un Mouvement Populaire, Bir Halk Hareketi İçin Birlik) karşısında önemli ölçüde oy kaybetmesidir. İkinci eksen ise radikal milliyetçi parti Ulusal Cephe'nin (Front National) oy oranını artırmasıdır. Bunlara ek olarak, seçimlere katılım oranının düşüklüğü de dikkate alınabilir.

 

Fransa'da 2012 yılının Nisan ve Mayıs aylarında cumhurbaşkanlığı seçimi, Haziran ayında ise genel seçim yapılmıştı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, 2007 yılından beri cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Nicolas Sarkozy'nin yüzde 48,36 oranında oy alması ve Sosyalist Parti'nin yüzde 51,64 oranında oy alan adayı François Hollande'ın cumhurbaşkanı olması, ülkede merkez solun yeniden yükselişe geçtiği yönünde bir fikrin yayılmasına zemin hazırlamıştı. Zira François Mitterrand'ın görev süresinin dolduğu 1995 yılından 2012 seçimlerine kadar cumhurbaşkanlığı seçimlerini sağ partilerin temsilcileri kazanmıştı; hükümetler ise 2002 yılından beri merkez sağ parti UMP tarafından kuruluyordu. Haziran 2012'deki genel seçimlerin sonuçları de sol oyların artış eğilimini destekler nitelikteydi. Ancak 2012-2014 arasında işsizliğin artışı, hükümetin kamu harcamalarında 50 milyar Avro tutarında bir azaltma yapması, sosyal devlet uygulamalarının ortadan kaldırılması Sosyalist Parti hükümetine önemli eleştiriler yöneltilmesi sonucunu doğurdu. 23 Mart 2014 seçim sonuçlarında ülke genelinde merkez sol yüzde 41,4, merkez sağ ise yüzde 45,9 oranında oy almıştır. Toplumsal ve ekonomik kriz koşullarında (ve cumhurbaşkanı François Hollande’ın özel yaşamındaki skandallara bağlı olarak) Sosyalist Parti’nin itibar kaybetmesi, bu durumun başlıca nedenidir. Seçimin ertesinde Fransa basınında yayınlanan kimi makalelerde yerel seçimlerin sonuçlarına bağlı olarak hükümetin istifa etmesi gerektiğinin belirtilmesi dikkat çekicidir.

 

Seçim sonuçlarındaki ikinci dikkat çekici nokta, milliyetçi parti Ulusal Cephe’nin ülke genelinde yaklaşık yüzde 6, katıldığı bölgelerde ise yüzde 16,5 oranında oy almasıdır. Ulusal Cephe, Jean-Marie Le Pen liderliğinde 1972 yılında kurulmuş olan bir milliyetçi partidir. Kurulduğu dönemden itibaren göç karşıtı söylemiyle önemli bir etki alanı yaratmış olan parti, 1980’lerden itibaren küreselleşme karşıtı radikal sağ bir söylem geliştirdi. 2002 Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nin birinci turunda Le Pen’in Jacques Chirac’tan sonra en çok oy alan ikinci aday olması ve ikinci tura katılmaya hak kazanması ülkede büyük tartışmalara yol açtı; ikinci turda Sosyalist Parti ve Fransız Komünist Partisi de dahil olmak üzere bir çok partinin merkez sağ aday Chirac’ı desteklemesine bağlı olarak Le Pen cumhurbaşkanlığı mücadelesini kaybetti. Jean-Marie Le Pen’in kızı Marine Le Pen’in 2011’de parti başkanı olması sonrasında, partinin önceki dönemlere göre daha itidalli bir yönelime girdiği yönünde bazı yorumlar yapılsa da Marine Le Pen yabancı düşmanı açıklamalar yapmaya devam etti. 23 Mart 2014 yerel seçimlerinde Ulusal Cephe adaylarına verilen oyların toplam oyların yüzde 6’sına ulaşması, katıldığı bölgelerde yüzde 16,5 oranında oy alması belirli nedenlerle şaşırtıcıdır. Parti cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ve genel seçimlerin birinci turlarında yüzde 17’ye yaklaşan oranlarda oy almasına rağmen, yerel seçimlerde hiçbir zaman bu denli büyük bir başarı elde edememişti. Ulusal Cephe oylarının artışında, gerek Sosyalist Parti’nin, gerekse UMP’nin uyguladığı ekonomik ve sosyal politikalara karşı seçmenlerin “daha önce denenmemiş olan” adaylara oy verme eğilimiyle açıklanabilir. Radikal sol partilerin ve adayların güçsüzlüğü de bu yöndeki eğilimi güçlendirmiştir. Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçimleri ve genel seçimlere benzer olarak yerel seçimlerin de iki turlu olması, kimi seçim bölgelerinde Ulusal Cephe’nin alacağı oylarda diğer partilerin tutumu önemli bir rol oynayacağını göstermektedir. Örneğin Fransız Komünist Partisi, Ulusal Cephe'nin kazanma olasılığı olan belediyelerde bu yükselişe engel olmak için diğer sol adayları destekleyeceğini belirtmiştir.

 

Seçimlerde dikkat çeken bir diğer nokta ise seçmenlerin yüzde 38,7’sinin seçime katılmamış olmamasıdır. 1970’lerde ve 1980’lerde yüzde 28’i aşmayan, 1995’ten itibaren yüzde 30-33 civarında seyreden bu oranın yükselmesinin, ülkedeki politik güvensizlik-ümitsizlik atmosferinin bir yansıması olduğunu iddia etmek mümkündür. Ulusal Cephe lideri Marine Le Pen’in ilk turda oy kullanmayan yurttaşları ikinci turda Ulusal Cephe’ye oy vermeye davet etmesi, politikacıların bu düzlemde önemli beklentiler içinde olduğunun göstergesidir. Bu noktada, Fransa seçimlerinde genel eğilimin ikinci tur seçimlerde seçmen katılımının daha yüksek olması yönünde olduğu da belirtilmelidir.

 

Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, Fransa’da Sosyalist Parti’nin uyguladığı “kemer sıkma” politikalarının ve sosyal refah devletinin uygulama alanını kısıtlama stratejisinin seçmen kitlesinde tepkiye yol açtığı; bu tepkinin gerek merkez sağ, gerekse radikal sağ oyların oranında artışa neden olduğu söylenebilir. İkinci tur seçimlerde özellikle Ulusal Cephe adaylarına karşı seçim ittifakları kurulacak olsa da, seçmen kitlesinde neoliberal politikalara karşı bir tepki geliştiği ve bu tepkinin sonucunda önemli sayıda seçmenin “yeni” ve “denenmemiş” bir parti olarak değerlendirilen Ulusal Cephe’ye yöneldiği aşikârdır” değerlendirmelerinde bulundu.  

 

Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi ve Avrupa Birliği Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Filiz CİCİOĞLU konuyla ilgili olarak, TÜRKSAM için değerlendirmelerde bulundu:

 

Avrupa’nın önemli demokrasilerinden biri olan Fransa’da 23 Mart Pazar günü yerel seçimlerin ilk turu gerçekleştirildi. Resmi olmayan ilk sonuçlara göre seçimlerin ilk turunda merkez sağdaki Halk Hareketi Birliği (UMP) ve ittifak yaptığı listeler, oyların yüzde 46,5’ni, iktidardaki Sosyalist Parti (PS) yüzde 37,6’sını alırken, aşırı sağcı Ulusal Cephe (FN)oyların yaklaşık yüzde 7’sini aldı. Seçimlerde dikkati çeken diğer bir konu da seçime katılım oranı konusunda yaşandı. Yüzde 65 katılım ile en düşük katılım oranlarından birinin yaşandığı seçimde Cumhurbaşkanı François Hollande’ın yönetimine duyulan tepki, ana muhalefet UMP’deki iç çekişmeler ve yolsuzluk iddiaları nedeniyle seçmenin sandığa gitmeyerek, gidenlerin de Ulusal Cephe’(FN)’nin oylarını arttırmak suretiyle bir cezalandırmaya gittiği sonucunu doğuruyor. Marine Le Pen liderliğindeki FN, kuzeydeki Henin-Beaumont kentindeki seçimleri kazandı. Başkent Paris’te Sosyalistlerin adayı Anne Hidalgo yarışı önde götürürken muhafazakâr rakibi Nathalie Kosciusko-Morizet de beklenenden daha yüksek bir performans sergiledi.

 

Cumhurbaşkanı Hollande iki turlu yerel seçimlerden elde edilen bu sonuç doğrultusunda en hızlı sürede kabine değişikliğine gitmeye hazırlanıyor. Hollande’ın geçtiğimiz aylarda özel hayatında yaşanan sıkıntıların da bu kabine değişikliğine yansıyacağı Fransa’da gündemi meşgul ediyor.

 

Fransa’daki yerel seçimlerde aşırı sağın bu şekilde yükselmesinin hem Fransız siyasetine, hemlokomotif ülkesi konumunda olduğu Avrupa Birliği’nin geleceğine hem de Türkiye-Avrupa Birliği’ne etkileri önemlidir. Öncelikle halkın tercihini muhalefet partilerinden yana kullanması açık ve net bir şekilde iktidara bir mesaj –hatta ceza- niteliğindedir. Büyük vaatlerle iktidara gelen Hollande ve iktidar partisi en önemli sorun olan işsizlik ve ekonomik krizle mücadele konusunda yetersiz olarak görülüyor. İşsizlik ve yoksulluğun artması halkın tercihlerine bu şekilde yansıyor. Eskiden Sol partilerin önemli bir oy kitlesi olan işçiler, dar gelirliler ve işsizlerin artık ya oy vermemeyi ya da oylarını diğer partiler lehine kullandıkları görülüyor. 30 Mart Pazar günü ikinci turu yapılacak seçimlerin sonucu ne olursa olsun alınan bu sonuçlar Fransa iç siyasetinde önemli parametrelerin değişeceğinin bir göstergesidir.

 

Kuşkusuz bu sonuçlar Mayıs ayının sonunda yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerine de yansıyacaktır. Fransa’da aşırı sağa yönelim ülkenin AB politikalarına bakışını da etkileyebilir. FN’nin Avrupa Parlamentosu seçimlerinde de yaklaşık 20 milletvekili çıkarmasının beklendiği düşünüldüğünde bu durumun AB’nin genişleme politikalarına da yansıyacağını göstermektedir. FN lideri Le Pen’in Fransa’nın AB üyeliğinden çıkması ile ilgili iktidara yaptığı referandum çağrısının da Fransız medyasında geniş yer bulduğu düşünüldüğünde aşırı sağın yükselişinin Birliğin lokomotif ülkesi üzerinden önemli etkileri olacağını iddia etmek yanlış olmayacaktır.

 

Son olarak bu durumun Türkiye-AB ilişkilerine etkisine dair birkaç cümle söylemek gerekirse, Avrupa’daki sağ iktidarların Birliğin genişleme politikalarından rahatsız olmaları durumu kuşkusuz Türkiye’nin üyeliği açısından da olumsuz bir durum ortaya çıkaracaktır. Ülkesindeki bu yükselişin taleplerine kayıtsız kalamayacak olan Hollande’ın AB içerisinde Türkiye politikalarını yeniden gözden geçirmesi ihtimali de Türkiye açısından olumsuz bir durum ortaya çıkarmaktadır” olarak değerlendirdi.