Ukrayna’da 21 Kasım 2013 tarihinden bu yana devam eden halk ayaklanmalarının yayılması sonucu hükümet geri adım attı. İki ay önce Avrupa Birliğine uyum sağlamak istemeleri talebiyle sokaklarda protestolara başlayan Ukraynalılar, hükümetin ve Cumhurbaşkanının istifa etmesini ve “16 Ocak yasaları” diye tabir edilen birçok alanda ciddi sınırlamalar getiren kanunların iptalini istemişti. Hükümet ve muhalefet arasında uzlaşma sağlanamaması, Başkent Kiev sokaklarında gerilimi iyice artırmıştı. Ukrayna’daki siyasi krizin iç çatışamaya dönüşmesi Kiev’de ve ülkenin Batısında gerilimin devam etmesinde neden oldu. Son olarak 28 Ocak 2014 tarihinde başbakan ve hükümeti istifa etmiştir.

 

Ukrayna’da 21 Kasım 2013 tarihinde başlayan halk ayaklanmaları hakkında Trakya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Nergiz Özkural, TÜRKSAM için değerlendirmelerde bulundu:

 

“Ukrayna'da 2004 yılında Turuncu Devrim ile oldukça yüksek seviyelere çıkan Avrupa yanlısı (pro-European) tutum, Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in Avrupa Birliği (AB) ile imzalanması öngörülen “Ortaklık Anlaşması”nı Rusya’nın isteği üzerine iptal etmesi üzerine 2013 yılında yeniden yükselmiştir. Rusya'nın baskılarından sıkılan çoğunluğu gençlerden oluşan protestocular, ülke genelinde aynı Turuncu Devrim'de olduğu gibi yeniden büyük gösteriler başlatmışlardır. Başlayan bu büyük çaptaki protesto hareketleri bugün devrim niteliği kazanmış ve Cumhurbaşkanı Yanukoviç'in Başbakan Nikolay Azarov’u görevden almayı kabul etmesi ve muhalefet partisi lideri Yatsenyuk da Başbakan olarak atanacağı sözünü vermesi sonucunu doğurmuştur. Fakat bu gelişmeler dahi protestoların hızını kesememiştir. Bu protestoların arka planı ancak Ukrayna'nın iç ve dış dinamiklerine bakılarak daha iyi anlaşılabilir.

 

Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra post-komünist ülkeler AB ve Rusya arasında kalan bölgede gri bir alan oluşturmuşlardır. İki kutuplu sistemin yıkılması ile birlikte dengeler değişmiş ve bu gri alanda bir güvenlik vakumu oluşmuştur. Bu bağlamda büyük güçler bu alandaki post-komünist ülkeleri kendi siyasi çemberleri içine almaya çalışmışlardır. Bir yandan AB ve NATO gibi batı kurumları ile çeşitli anlaşmalarla ilişkiler kuran bu ülkeler bir yandan da Rusya’nın etkisi altında kalmışlardır. Ukrayna, Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra 1991 yılında bağımsızlığını kazanmış ve post-komünist dönemde siyasi, ekonomik, kültürel ve güvenlik anlamında iki güç alanı arasında sıkışmışlığı en çok hisseden ülkelerden bir tanesi olmuştur.  Rusya’nın Avrasyacı ‘arka bahçe’ politikasına göre Ukrayna ve diğer post-komünist ülkeler Rusya’nın arka bahçesidir ve periferini oluşturmaktadır. 2004 yılında AB’nin genişlemesi ile Rusya’nın arka bahçesi olarak nitelendirdiği ülkelerin bir kısmı AB üyesi olmuşlardır. Bu durum Ukrayna’nın jeostratejik önemini AB’nin sınırlarının Polonya-Ukrayna sınırından geçmesiyle birlikte daha da artmıştır. Hem Rusya hem de AB bu durumda Ukrayna ile ilişkileri çok daha ön planda tutmaya başlamıştır. Ayrıca Ukrayna, Rusya ve AB arasında transit ülkedir ve Rus gazının %80’i Ukrayna üzerinden geçmektedir. Bu özelliklerinden dolayı AB, Ukrayna'ya önem vermektedir. Fakat Ukrayna AB’nden istediği karşılığı bulamamıştır. AB, Ukrayna'ya üyelik perspektifi sunmamış ve "Avrupa Komşuluk Politikası" çerçevesinde oldukça yetersiz kalan işbirliği çerçeveleri sunulmuştur. Bu nedenlerle Ukrayna hükümeti, Avrupa'dan kopuk izole bir tutum sergilemeye başlamış ve Rusya'nın boyunduruğu altına girmiştir.  Bu durum da Avrupa yanlısı (Ukrayna'nın daha ziyade batı kesimi) grupları rahatsız etmiştir. Tarihsel (Galiçya'nın etkisi) ve dini anlamda (Ukrayna’da ‘uniate’ kilisesi olarak tabir edilen Ukrayna Katolik Kilisesi'nin bulunması) Avrupa ile ortak paydaşları bulunan Avrupa yanlısı kesimin, her ne kadar Ukrayna AB'den umduğunu bulamasa da yine de Avrupa'nın parçası olmak istedikleri ve "Avrupalılaştıkları" görülmektedir. Rusya'nın ise yukarıda bahsedilen dinamiklerden ötürü Ukrayna üzerindeki hedeflerini değiştirmeyeceğini, 28 Ocak 2014'de yapılan Rusya-AB Zirvesi'nde  açıkça ifade etmiştir. Rusya, yapılan forumda Ukrayna'da yaşanılan devrim hareketlerine ve hükümet değişimine rağmen Ukrayna'ya vereceği 15 milyar krediden vazgeçmeyeceğini belirtmiştir.

 

Ukrayna’nın iç dinamiklerine bakıldığında ise; Komünist Parti ve merkezi planlanmış ekonomik yapıdan liberal ekonomiye geçişin ülkede başta ekonomik olmak üzere siyasi ve sosyal anlamda da büyük bir değişime yol açtığı gözlenmektedir. Daha ziyade komünist partinin mensuplarından oluşan nomenklatura ülkede oligarklar haline gelerek ülkenin sermayesini ellerinde tutmaya başlamışlardır. Ekonomik gücü ellerinde tutan oligarklar aynı zamanda siyasi partilerin de başını çekmektedirler. Leonid Kuchma, Leonid Kravchuk ve Viktor Yushchenko gibi post-komünist Ukrayna’nın siyasal hayatında bulunmuş önemli oligarklardırlar. Dolayısıyla halkın çoğu fakir ve işsiz iken elit kesim oldukça iyi şartlarda yaşamaktadırlar. Tüm bu ekonomik koşulların bir sonucu olarak Ukrayna’da ülkede tıpkı diğer post-komünist ülkelerde de olduğu gibi yolsuzluk ülkenin tüm ekonomik, siyasi ve sosyal katmanlarında artmıştır. Ayrıca Ukrayna’daki yarı-başkanlık sistemi de demokratik olmayan ve otoriter bir siyasal yapının oluşmasına neden olmaktadır. Özel yetkileri bulunan Cumhurbaşkanı siyaseti istediği şekilde yönlendirmektedir. Turuncu Devrim sonrası dönemde (2004-2008) yolsuzluğun seviyesinin değişmemiş ve Ukrayna 2008 sonrası dönemde de siyasi status quo yu değiştirememiştir. Ekonomik ve siyasal unsurlar dışında sosyal unsurlar da Ukrayna'nın iç dinamikleri açısından önem arz etmektedir. Ukrayna'nın bağımsızlığını kazanmasından itibaren daha önce bahsedilen tarihsel ve dinsel unsurların da etkisiyle Rusya'dan farklı bir kimlik inşaa süreci başlamıştır. Sovyet Rusya döneminde Ruslaştırılan Ukrayna, bu etkilerden sıyrılıp kendi özüne dönmek istemektedir. Özellikle ülkenin batı kesiminde Ukrayna milliyetçiliği yoğunken ve Ukraynaca konuşuluyorken; doğu kesimi halen Rus etkisi altındadır ve Rusça konuşulmaktadır. Ukrayna'daki milli kimlik inşaa süreci Rusya'ya olan öfkeyi arttıran bir diğer unsurdur ve toplumun bu bölümünü Avrupa'ya yakınlaştırmaktadır. AB ve Rusya arasında ikili bir toplum yapısı özelliğini taşıyan ülkede halk ekonomik olarak büyük sıkıntılar içindedir. Sonuçta, yaşanılan büyük toplumsal ayaklanma (ya da devrim) bahsedilen iç ve dış dinamikler çerçevesinde değerlendirilebilecek ekonomik, siyasi ve sosyal nedenlerden kaynaklanmaktadır.”