25 Mart 2014 tarihinde Suriye savaş uçakları, muhaliflerin kontrol altına aldıkları Keseb'i bombalamaya başladı. Hatay'ın Suriye sınırında bulunan Keseb Kasabası ve Türkmen Dağı Bölgesine Esad güçleri tarafından düzenlenen saldırılarda yaklaşık 20 kişi yaralandı. Sınırdan getirilen bazı yaralıların, Esad güçlerinin saldırılarda kimyasal silah kullandığını iddia etmesi üzerine Yayladağı ilçesine Ulusal Medikal Kurtarma Ekipleri (UMKE) gönderildi. Özgür Suriye Ordusu ile Esad güçler arasında 5 gün önce başlayan ve Keseb Kasabası ile sınır kapısının muhaliflerin eline geçmesinin ardından yoğunlaşan çatışmalar devam ediyor.

 

Son günlerde, Suriye sınırında giderek artan çatışmalar hakkında Karadeniz Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü araştırma görevlisi Vahit GÜNTAY, TÜRKSAM için değerlendirmelerde bulundu:

 

“Tarihsel süreç içinde Türkiye-Suriye ilişkileri birçok araştırmacıya göre inişli çıkışlı gibi değerlendirilse de aslında hep olumsuz bir hava mevcuttur. Hatay Türkiye sınırları dâhilindedir fakat Suriye halen haritalarda kendi sınırlarında göstermektedir. 1939’dan günümüze gelen bu olumsuz süreç su anlaşmazlıklarıyla, Suriye’nin teröre verdiği destek ile aynı çizgisini sürdürmüştür. Öyle ki cumhurbaşkanlığı düzeyinde dahi ilk ziyaret Beşar Esad’ın davetiyle 2009 yılında Abdullah Gül tarafından gerçekleştirilebilmiştir.

 

Türkiye ile Suriye arasında 911 kilometrelik bir kara sınırı var. 2011 başında iktidar karşıtı gösteriler ve yaşananlar itibariyle sınır boyunca sükunetin hakim olacağını varsaymak biraz fazla iyimserlik olurdu. 2012 Haziran’ında silahsız Türk F-4 savaş uçağının Suriye tarafından düşürülmesi var olan gerginliğin günümüze uzanan ilk işaretiydi ve Suriye ile Türk tarafı adına bu tür gelişmelerin tekrar yaşanacağının açık göstergesiydi. Suriye tarafı Türk uçağı olarak farkında olmadıklarını belirtip iyi niyet temennilerini yinelese de Türk tarafı angajman kuralları doğrultusunda Suriye tarafından yaklaşan her askeri unsuru tehdit olarak değerlendirip müdahale edileceğini açıklamıştır.

 

2012 Ekim’inde Suriye tarafından ateşlenen top mermilerinin Türkiye’nin sınırındaki Akçakale ilçesine düşmesi ile ölü ve yaralıların olması, Mayıs 2013’te Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde patlayan bombalar ve ağır kayıplar sınır güvenliğinin iflasının son noktası olmuştur. Eylül 2013’te Suriye’ye ait bir helikopter yine değişen angajman kuralları gereğince Türk savaş uçakları tarafından düşürülmüştür ve 23 Mart 2014 itibariyle yine bir Suriye uçağı Türkiye tarafından düşürüldü.

 

Kronolojik olarak adeta düzenli bir karşılıklı müdahale şekline dönüşen bu gelişmeler kısa vadede çok da olumlu bir süreci beraberinde getirmeyecek gibi gözükmektedir. Çünkü hem müdahalelerin şekli hem de atılan adımlar doğrultusunda söylemler oldukça sertleşmiştir. Türk tarafı benzer durumlarda yapılan müdahaleler ağırlaşır diyerek tavrını yinelerken, Suriye tarafı egemenlik ve topraklarına eşi benzeri olmayan ve hiçbir geçerli nedeni olmayan düşmanca saldırılar diyerek haklı olduğunu savunmuştur. Bu tür süreçlerde en önemli sorun samimiyetin ve kuralların hiçe sayılarak atılan adımların uluslararası hukukun önüne geçmesidir. Özellikle Suriye’nin içerde yaşadığı sorunlar ve bu gerginliğin bu gelişmelerden de beslenmesi uzun vadede her iki sınır ülkesine de faydadan ziyade zarar getirecek ve gündemi meşgul edecektir. Sınırın uzunluğu da göz önüne alınırsa benzer olayların yaşanması kaçınılmazdır. Her iki ülkedeki sorunlar birbirini etkileyecektir. Suriye’nin çıkmazı Türk tarafında çok daha derin izler bırakabilir. Reyhanlı’da tarihindeki en acı olaylardan birini yaşayan Türkiye güvenlik olarak bu olayın hala şokunu atamamışken, Suriye tarafında binlerce insanın iç çatışmada hayatını kaybetmesi ve Türkiye adına göçmen sorunu bu süreci olumlu bir noktaya taşımayacaktır. En azından sınır güvenliği anlamında Türkiye’nin en üst düzeyde alarmda olmasından başka, kısa vadede çaresi yok gibi gözükmektedir” olarak değerlendirdi.