Ukrayna’daki Viktor Yanukoviç yönetiminin devrilmesi ardından Rusya’nın askeri unsurları devreye sokması NATO-Rusya ilişkilerinin gerilmesine neden oldu. Her iki tarafın tamamen farklı tutumlarla bir araya geldikleri girdikleri NATO-Rusya Konseyi’nde mevcut çizgilerini korudukları ve geri adım atmamak konusunda ısrarcı davrandıkları belirtildi. Konseyde, ileriki bir aşamada yaşanması ihtimali yüksek görülen bir gelişme yaşandı ve NATO sözlü eleştirilerine ek olarak eyleme geçme kararı aldı.

 

NATO-Rusya Konseyi toplantısı sonrasında açıklama yapan NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, Ukrayna’daki durumun Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenlik ve istikrarı üzerinde ciddi etkileri olduğunu vurguladı. Rasmussen ayrıca, Rusya’nın Ukrayna’nın egemenlik ve toprak bütünlüğü ile kendisinin uluslararası yükümlülüklerini ihlal etmeyi sürdürdüğünü ve bazı acil adımlar atma kararı aldıklarını belirtti.

 

NATO'nun Rusya ile ilişkilerini askıya alması konusunda Erciyes Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Post-Sovyet Ülkelerin dış-politikası alanında uzman; Yrd. Doç. Dr. Halit Mammadov, TÜRKSAM için değerlendirmelerde bulundu:

 

“Soğuk Savaş sona erdiğinde herkes NATO ve Rusya arasındaki ideolojik savaşın biteceğini öngörüyordu. Gerçekten de ideolojik temelde NATO – Rusya ilişkileri ciddi bir değişim gösterdi. Post- Komünizm dönem Rusya’nın kapitalist dünyaya entegrasyonunu ihtiva ediyordu. Batılılar Rusya’nın dönüşümünden çok umutlulardı. Ancak söz konusu dönüşüm pek de kolay olmadı.  Rusya toparlanma sürecinde Batı ile işbirliği yaparak ekonomik dönüşümünü gerçekleştirdi. Enerji kaynaklarını Batı pazarlarına ulaştırdı. Ancak Batı jeopolitik olarak Rusya’yı kontrol edemedi. 1997 yılından başlayarak Rus dış politikası ekonomik toparlanmanın verdiği imkânlarla aktif bir strateji geliştirdi. Özellikle, “Yakın Çevresi”nde (NearAbroad – BlijniyZarubej) yani eski Sovyet Cumhuriyetlerinde jeopolitik etkisini hissettirmeye başlayan Rusya, Birleşmiş Milletlerin beş daimi üyesinden biri olarak bu örgütteki konumunu da dış politik faaliyetlerinde kullanmaya başladı. Fakat Rusya Balkanlarda jeopolitik yenilgiye uğrayınca yeni dış politika stratejisini temel olarak yakın coğrafyasında uygulamaya başladı.1997 yılında NATO ve Rusya arasında nükleer işbirliği konusunda anlaşma sağlandı. Bu anlaşmaya göre NATO’ya üye olacak yeni devletlerin topraklarında nükleer silah bulunmayacaktı. Diğer yandan,  NATO – Rusya Daimi Konseyi faaliyete başladı. Fakat NATO – Rusya yakınlaşması uzun sürmedi. 1999 yılında NATO’nun Yugoslavya müdahalesi ilişkileri yeniden gerdi. 2000 yılında Vladimir Putin’in Devlet Başkanı olması ile Rusya kapitalist sisteme uyum sağlayan bölgesel ölçekli bir güç durumundaydı. 2001 yılında ABD’nin ilan ettiği “küresel terör” ile savaş stratejisi Rusya’yı Batı ile jeopolitik olarak yakınlaştırdı. Rusya söz konusu stratejiye destek veren ülkelerin başında geliyordu. Bu dönem NATO ve Rusya ilişkileri stratejik işbirliğine doğru ilerliyordu. 2002 yılından başlayarak NATO+1 kapsamında ortak bir mekanizma geliştirdi. Uluslararası sistem yeni bir döneme giriyordu. Küresel terör ve radikalizmle savaş, Rusya’yı NATO ile birleştiren temel unsur haline gelmişti. Fakat Rusya jeopolitik olarak kaybettiğini düşünmekteydi. Eski Doğu Bloğu ülkelerinin birer birer NATO üyesi olması Rusya için temel güvenlik meselesiydi. 2000’lerde Rusya’nın Doğu Avrupa ve Karadeniz’deki etki alanları jeopolitik tehditlerle karşılaştı. Gürcistan’da Batı yanlısı Saakaşvili’nin iktidara gelmesi Rusya için jeopolitik bir uyarıydı. 2005’de Ukrayna’da “Turuncu Devrim” sonucunda iktidara gelen Batı yanlısı rejim NATO üyeliğinden bahsetmeye başlayınca Rusya jeopolitik bir tepki verdi. Ağustos 2008’de Gürcistan’a müdahale ederek Kafkasya’daki jeopolitik dengeleri değiştirdi. Daha sonra gelişen ekonomik gücü ile Ukrayna’nın iç işlerine karışmaya başladı. 2008 yılında başlayan ekonomik kriz Batı’yı jeopolitik mücadelenin dışında bıraktı. Enerji kaynaklarını siyasileştiren Rusya Yanukoviç dönemi ile birlikte satın almalar yoluyla Ukrayna ekonomisinde esas aktör oldu. Uluslararası sistemde oluşmaya başlayan yeni güç dengesi Rusya’yı jeopolitik olarak güçlendirdi. Rusya – Almanya işbirliği Moskova’yı daha da cesaretlendirdi. Rusya ve Almanya işbirliği Avrupa’daki güç dengesini şekillendiren temel etken haline geldi. Rusya söz konusu jeopolitik cesaret ve yeni güç dengesi çerçevesinde Krım’ı de-facto işgal etti.

 

NATO – Rusya ilişkileri ABD’nin Afganistan’dan çekilmesiyle birlikte yeni bir boyut kazanmıştır. Rusya, Merkezi Asya’da bulunan radikal unsurlarla NATO ile işbirliği çerçevesinde mücadele etmektedir. ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi Rusya’yı pek de memnun etmeyen bir gelişmedir. NATO ve Rusya’nın ortak platformda buluştuğu nadir konulardan biri de “küresel terör” meselesidir. Ukrayna krizi ile birlikte NATO – Rusya ilişkileri Soğuk Savaş kavramları ile açıklanmaya başlanmıştır. Brüksel’de gerçekleştirilen NATO – Rusya Zirvesi sonuçsuz kalmış, NATO Rusya ile işbirliğini kısıtlamıştır. Doğu Avrupa’da jeopolitik mücadele yeniden hız kazansa da, NATO-Rusya gerginliğinin daha fazla devam etmesi olası değildir. Özellikle Almanya’nın pozisyonu bu süreçte Batı açısından belirleyici olacaktır. Oluşan jeopolitik şartlarda Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün muhafaza edilmesi kolay değildir. NATO’yu tedirgin eden temel mesele Rusya’nın bir sonraki adımıdır. Polonya ve Baltık ülkelerinin güvenliği Ukrayna’daki jeopolitik konjonktürle birebir bağlantılıdır. Diğer taraftan, Ukrayna’nın (Batı Ukrayna) olası NATO üyeliği Avrupa’da yeni Soğuk Savaşı başlatabilir” olarak değerlendirdi.