“Maşrab”; toplantı, gece, eğlence, kutlama anlamına gelip Uygur Türklerinin en eski geleneklerindendir. Maşrab bütün ekinlerin toplanıp kışa hazırlık yapıldıktan sonra son baharda, tekrar ekin işlerinin başlaması, ilk bahara kadar sürmesidir. İnsanların kış ve dingin dönemlerine denk gelen bu toplantıların en önemli amacı büyük küçük demeden halka ahlak ve terbiye kurallarını öğretmektir. Maşrab bir köyün ya da kasabanın hemen hemen aynı yaşlardaki, genelde olgun ve yaşlı, aynı görüş ve düşüncelerdeki adamlarından oluşan bir topluluktur. Bu toplantıların üyelerine Uygurlar kaç kişi olursa olsun “otuz oğul” da demişler. Etik ve estetik terbiyeyi temel alan bu küçük topluluk insanlara hem sanat hem de görgü kurallarını ve toplum içindeki sorumluluklarını öğretmişlerdir.

 

Her sene maşrab üyeleri kendilerine başkan “cigit başı” maşrabın sanatçısını, dansçısını ve aşçılarını seçerler. Ayrıca maşrab üyelerinin haklarını koruyan hakem “kazı” da seçilmiştir. Kazı her zaman elinde 40 cm büyüklüğündeki sopası “geltayak” ile dolaşmış. Her maşrabın kendi hak ve kuralları olmuş. Maşrabda insanlar maneviyat kazanırken hem eğlenirler hem de yemekler yerler. İnsanların birbirleriyle her şeyini rahatlıkla paylaştıkları, danıştıkları ve öğrendikleri bu ortamda çok güzel dostluklar oluşmuştur. Bazen de maşrabın üyeleri birbirleriyle ailelerinden ve kardeşlerinden de öte dostluklar kurmuşlar. Bu nedenle de Uygurlar uyumsuz insanlara “maşrab görmegyan” (maşrab görmemiş) demişlerdir. Maşrabın üyeleri iyi ve kötü günde hep birbirlerini kollamışlardır.

 

Eskiden beri Uygurlar işi eğlence ile birlikte yürütmüşler. Böylece geleneklerini de unutulmaktan korumuşlar. Uygurlarda “oğlunu önce mektebe, sonra maşraba ver” deyimi bile vardır. Maşrab gençlere görgü kuralları, gelenek ve örf adetleri, saygı, sevgi ve toplum kurallarını aşılamıştır. Maşrabın genelde erkek üyelerinden oluşmasının asıl nedeni de genç sorunlu erkekleri doğru terbiye vererek topluma kazandırtmaktır.

 

“Kolbegi” maşrabın sofrasından sorumlu adamına denilir. Onun görevi sofra kurallarından başlayıp sofrada oturma sırasından yiyecek ve sofra düzenine kadarki tüm kuralları denetlemektir. Sofranın baş köşesine en büyük ve saygın olandan küçüğe doğru sıralanılır. Çay ve yemeğin sunumu da bu sırayı takip eder. Daha sonra devreye “darabeği” müzikten sorumlu adam girer. Onun takibiyle önce sakin ve makamdan parçalar başlar. “Paşşap” hakem, herkesi kurallara uymaya davet eder. Müzik çalınırken kesilmemesi gerekir. Daha sonra müzik hareketlenir ve dansçılar çıkar. Halk oyunları” gülçay”,”davadestur” oynanır. Akabinde daha eğlenceli, oyunlar, tiyatro gösterileri devam eder.

 

“Gülçay” Uygurların milli oyunudur. İçinde çay olan piyaleye (çay bardağı) sapıyla gül konup oynayarak birine teslim eder. Teslim alanın gülü düşürmeden çayı içmesi gerekir. Eğer düşürürse ceza olarak ya şarkı söylemeli ya da oyun oynamalıdır. “Dava dastur” oyunu, akıl oyunu olup rakibini sözle yenmektir. Bu oyun da maşrabın olmazsa olmazlarındandır.

 

Maşrabın en büyük cezası üyelikten men etmektir. Bunun dışında davranış durumlarına göre daha farklı cezalar uygulanmıştır; resimlerini duvara asmak, çok su içirmek, meydanda beklettirip suçunu duyurmak gibi…

 

Maşrab üyeleri ait oldukları yerlerdeki yaşlılara, dul kadınlara, kimsesizlere, fakirlere, hastalara ve tüm ihtiyacı olanlara iyi günde ve kötü günde hep yardım etmişlerdir. Mahallelerinin ya da köylerinin ortak işlerini hep birlikte yapmışlar. Birlikte arıklar kazmışlar, ağaçlar budamışlar, çiçek ekmişler. O mahallede aile sorunları yaşayanlar varsa onları da çözümleyerek gerekirse cezalandırmışlar. Ait oldukları mahalle ya da köylerinin tüm sorunları ve alınacak kararlarını onlar çözümlemişlerdir. Düğün, eğlence ve cenazeye toplu halde katılmışlardır. Böylece maşrab üyeleri her yönden örnek temsil etmişlerdir. Günümüzde de devam eden maşrab geleneği Uygur Türklerinin en güzel manevi ve kültürel geleneklerinin örneğidir.