2011 yılına tarihi damgasını vuracak önemli olayları birbiri ardınca yaşamaktayız. Bunlardan ilki Tunus’ta başlayarak domino etkisi denilen bir rüzgarla yayılma temayülü gösteren Arap halklarının mevcut diktatöryal yönetimlere başkaldırması ile başlayan değişim süreci ve bunun neticesinde özellikle, Kuzey Afrika ve kısmen de Ortadoğu’da başlayan yeni dengelerin oluşacağı bir dönemin başlamasıdır. Diğer en önemli husus ki, muhtemelen ABD için daha önemli bir hadise olarak addedilebilir; Usama bin Ladin’in yerinin teşhis edilerek öldürülmesidir.

 

Rusların Afganistan’ı işgali ile başlayan cihat hareketinin öncülerinden sayılan El Kaide hareketinin beyin takımının başında olan bu 1957, Suudi Arabistan doğumlu şahıs bu güne kadar görünmeyen, gölge bir adam gibi bir yaşam sürdürmüştür. Zaman, zaman bu şahsın ABD tarafından fiktif olarak yaratıldığı, böyle bir şahsın olmadığı şüpheleri bile ileri sürülmüştür. Öldü derken, arkasından yayınlanan bir kasetle dünyayı tehdit eden görüntüleri ile yine herkesin yüreğini ağzına getirmiştir. Özellikle 11 Eylül saldırısından sonra yapılan bütün terörist faaliyetlerin arkasında olduğu düşünülen El Kaide örgütü ve Usama bin Ladin özellikle ABD ve bütün batı dünyasının tek hedefi haline gelmiştir.

 

ABD El kaide’nin faaliyetlerini kontrol etmek maksadıyla “safe heaven” denilen, El Kaide’nin yerleşerek gelişebileceği ülkeleri mercek altına almış ve buralarda kuş uçurmamaya çalışmıştır. Bu ülkelerin başında Afganistan, Pakistan, Yemen ve Sudan gibi ülkeler gelmektedir.

 

Afganistan’a 11 Eylül ikiz kuleler saldırısından sonra BM kararı doğrultusunda ABD liderliğinde yapılan ve daha sonra NATO’nun müdahil olduğu saldırıların esas hedefi, ABD’ne yapılan en büyük İslami terör saldırısının buradan kaynaklandığı konusundaki değerlendirmeleridir. ABD’e göre, Afganistan’da yönetimi elde bulunduran aşırı dinci Taliban örgütü El Kaide ile sıkı ilişki içinde olarak, El Kaide’nin burada güvenle konuşlanma ve güçlenmesine gerekli ortamı sağlamaktaydı. Batı’nın Afganistan’a müdahalesiyle Taliban yönetimden uzaklaştırılabildi ve yeni demokratik bir rejim oluşturma çabaları gerçekleştirildi. Ancak, Taliban Doğuya Pakistan’a doğru kaçmak suretiyle burada gücünü devam ettirme imkanına sahip oldu. Yine Taliban, El Kaide ilişkileri burada da sürdürülmeye çalışıldı. El Kaide destekli Taliban militanları Pakistan'da gerekli planlamaları yaparak, Afganistan’a sızmaya ve burada NATO ve BM güclerine karşı operasyonlar icra etmeye başladılar.

 

Afganistan’ın hemen yanı başında olan Pakistan ile ABD ilişkileri Pakistan’ın nükleer silaha de-facto olarak sahip olmasından sonra gittikçe kötüleşerek, ABD’nin ambargo uygulaması safhasına kadar gelmişken, Afganistan müdahalesinden sonra yeniden işbirliği tesisine dönmüştür. Bunun başlıca nedeni Taliban‘ın Pakistan’da konuşlanarak, Afganistan’a sızmasının önlenmeye çalışılması için ABD’nin Pakistan’ın yardımına olan ihtiyacıdır. ABD’nin Pakistan ile ilişkilerini geliştirmesine rağmen, Pakistan’ın kendi içindeki karışıklıkları ve terörist faaliyetleri kontrol altına alamaması nedeniyle tam bir işbirliğini sağlamanın mümkün olamadığı görülmüştür. ABD ile Pakistan üst yönetimi arasında süren sıkıntılar ve güvensizlik ortamı karşılıklı görüşmelerle çözülmeye çalışılmaktaydı. ABD özellikle Taliban ve El Kaide’nin Pakistan yetkilileri tarafından korunduğu inancına sahipti. Pakistan’daki gelişmeler öyle bir hal almıştır ki artık silahlı kuvvetlerin yönetimi ele alarak, sıkıyönetim ilanı veya bir şekilde Pakistan’ın parçalanarak iki ayrı devlete ayrılması ve bu suretle kontrolü gibi argümanlar konuşulur hale gelmiştir.

 

Anlaşıldığı kadarı ile Pakistan’da El Kaide ve Taliban gerçekten yetkililer tarafından korunmaktaydı. Bu ne zamana kadar olmuştur? Usama Bin Ladin’in yerinin Pakistan istihbaratı tarafından ABD’ne açıklanmasına kadar sürmüştür. Usama Bin Ladin 2005 yılından beri bütün dünya onu başka ülkelerde ararken o Pakistan’da hem de Pakistan’ın başşehri İslamabat’a 100 km. mesafede ikamet etmekte ve hayatını sürdürmekteymiş. Bu durumda bu kadar uzun bir süre içinde Ladin hakkında Pakistan istihbaratının bilgi sahibi olmaması mümkün görülmemektedir. Pakistan istihbaratı bir şekilde artık açıklama zamanının geldiğini düşünerek, Bin Ladin’i gözden çıkarttığı varsayılabilir. Bunun karşılığının ABD açısından ne olduğunu,  hatta bu akış içinde işin aslını tarihin akışı içinde öğrenmek mümkün olabilecektir.

 

Usama Bin Ladin İle El Kaide Bağlantısı

 

Usama Bin Ladin’in öldürülmesi ile El Kaide örgütünün dağılması ve uluslar arası İslami terörün sonuçlanması sağlanabilir mi sorusuna cevap aradığımızda şu sonuca ulaşmamız mümkündür. Bu pek mümkün görülememektedir. Usama Bin Ladin örgütün beyni olarak zaten 70’li yaşlara gelmiş ve ölümü veya öldürülmesi durumunda kendisinden sonra başa geçecek halefini belirlemiştir. Nitekim ölümünün hemen ardından yapılan açıklamalarda onun intikamının alınacağı ve beklenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Anlaşıldığı kadarı ile örgüt içinde bir şaşkınlık ve dağılma emaresi ortaya çıkmamıştır.

 

Richad Whelan’ın El Kaideizm isimli kitabındaki incelemelerde açıklanan ve 18 Ağustos 2003 tarihinde yapılan sempozyumda[1], El Kaide’nin esas olarak üç grup halinde bölündüğü ifade edilmektedir. Birinci grup askeri çekirdek grup ve bunun alt unsurlarıdır. En tehlikeli ve üzerinde münakaşa dahi edilemeyen unsurdur. Bunların karşıtları ve batıyla olan mücadeleleri topyekun savaştır. Bunların hedefi olmak için Müslüman veya hrıstiyan, Yahudi olmak gerekmemektedir. Eğer amaca hizmet edecekse herkes hedef olarak alınabilir.

 

İkinci grup, uluslar arası hedeflere yönelik yumuşak ve sert gücü kullanmak suretiyle milli ve mahalli meseleleri çözmeye yönelik alt birimlerdir. Burada örgütün beyin takımı ve planlayıcıları yer almaktadır. Ancak, bunlarda tek bir merkezde toplanmamış olup, her farklı bölgede kendi içinde yapılanmışlardır.

 

Üçüncü grup ise, El Kaide ideolojisini destekleyen mahalli katılımcıların oluşturduğu halen aktif faaliyete geçmemiş milyonlarca kişiden oluşan bir yapıdır. Bunlarda dünyadaki Müslüman nüfusa sahip bireylerinin oluşturduğu sempatizanların oluşturduğu potansiyel güçlerdir.

 

Kimi uzmanlara göre, El Kaideizm bir örgütten ziyade daha geniş anlamıyla bir ideolojidir. Örgütsel yapısı içinde birbirinden bağımsız olarak, bulundukları ülke şartlarına göre karar alabilen ve uygulayan mahalli yapılanmalar mevcuttur. Bunlar gerektiğinde her türlü yumuşak  ve sert güç imkanlarını da kullanarak taşeronlar vasıtasıyla istedikleri eylemleri gerçekleştirme yoluna gitmektedirler. Nitekim, Londra, Madrid ve İstanbul’da gerçekleştirilen hareketler taşeronlar vasıtasıyla yerine getirilen veya mahalli örgütlerce gerçekleştirilen eylemler olarak karşımıza çıkmaktadırlar.

 

Görüldüğü gibi örgüt o kadar yaygın bir şekilde yapılanma içine girmiştir ki tek bir merkeze bağımlı değildir. Adem-i merkezi bir yönetim mevcut olup gerekli inisiyatifi belirli direktifler altında uygulama yeteneğine sahip görülmektedir.

 

Bu şekildeki bir örgüttün dağılması başlarındaki liderin ortadan kaldırılması ile mümkün olamayacaktır.

 

Son söz olarak, Usama Bin Ladin’in öldürülmesi El Kaide’ye son noktayı koymaktan uzaktır.

 

ABD İçin Ne İfade Etmektedir?

 

Usama Bin Ladin ulaşılamaz, dokunulamaz addedilen ABD ana kıtasının kalbine işleyen terörizm faaliyetini icra eden bir simge olarak ABD için en önemli hedefti. Onun ele geçirilmesi ABD yöneticileri için halkına borçlu olduğu ve hesabını vermeleri gereken önemli bir görevdi. İşte Başkan Obama on yıllardır takip edilen ve yerine getirilmesi gereken bu görevin üstesinden gelmiştir. Bu Başkan Obama’ya gelecek seçimlerde kayıtsız şartsız seçilmesinin önünü aştığı gibi, hem kendi ve uluslar arası kamuoyunda ABD’nin güvenilirliğinin yeniden kazanmasına vesile olmuştur. Bunun dışında ABD Usama Bin Ladin’in kendisinin ortaya koyduğu hayali bir hedef olmadığını kanıtlama imkanın bulmuştur.

Aslında başka bir bakış açısı ile irdelendiğinde, Kuzey Afrika kıyılarında başlayan Arap halkları kalkışması fırtınasının gölgesinde artık, ABD’nin El Kaide veya Usama Bin Ladin gibi bir düşmana ihtiyaç kalmadığı için bertaraf edilme zamanının geldiği kararı verilerek, böyle bir senaryonun uygulamaya konulup konulmadığını düşünmekten kendisini alamıyor insan. B suretle hem eski tehdidin ortadan kaldırılması sağlanıyor, hem kendi ve dünya kamuoyu tatmin ediliyor, hem Başkan Obama’nın seçimdeki şansı lehine zorlanıyor ve böylece birkaç kuş birden vurularak kazan- kazan’ın yalnız sadece kazan kısmı işletiliyor.

 

Dipnotlar

 

[1] Richard Whelan, Al-Qaedaism, s 17, 2005, Dublin