Dünyanın çok az ülkesinde bir lidere bu kadar fazla umut bağlanmıştır. Bugün yapılacak bir törenle Amerika'nın 44. Başkanı olarak yemin ederek görevine başlayacak olan Barack Obama Amerika’daki seçim süreci boyunca sadece Amerikan halkının değil, neredeyse tüm dünyanın umut bağladığı bir lider haline gelmiştir.

 

Türkiye’de her seçimde iktidara gelen yeni hükümetin kullandığı klasik bir değim vardır ve neredeyse her yeni hükümetin başbakanı bu kısa cümleyi kullanmıştır. Bu “enkaz devraldık” cümlesidir. Türkiye’deki hükümetlerin hangisinin gerçek anlamda enkaz devraldığı bilinmez ama şu bir gerçektir ki, Amerika’nın yeni başkanı kelimenin tam anlamıyla enkaz devralmaktadır. Başkan Bush’un sadece Amerika’yı değil, aynı zamanda başta Ortadoğu olmak üzere uluslararası sistemi enkaz haline getirmiştir. Hal böyle olunca da Amerika’nın 43. Başkanının bozduğu sistemi onarması için Amerika’nın 44. Başkanına ümit bağlanmıştır.

 

Ancak kendisine bu kadar fazla ümit bağlanan Amerika’nın yeni başkanı Barack Obama’nın tüm beklentileri karşılaması bir yana bu beklentilerin önemli bir kısmına dahi karşılık verecek durumda olmadığı düşünülmektedir. Barack Obama’ya gereğinden fazla yüklenen umut misyonunun bir süre sonra umutsuzluğa dönüşmesi ve sadece Amerika’da değil, küresel düzeyde protestolarla karşılaşması pek de uzak bir ihtimal değildir. Zaten Obama da 19 Ocak’ta başlayan kutlamalarda artık kendisine fazla umut bağlandığını itiraf etmeye başlaması bu korkusunun bir neticesi olarak tezahür etmektedir.

 

Barack Obama’nın öncelikle ülke içindeki ekonomik krizle uğraşacağı muhakkaktır. Nitekim Obama daha iktidarı resmi olarak devralmadan kolları sıvayarak krizden çıkış planları hazırlamaya başlamıştır. Ancak ekonomik kriz her ne kadar ABD’den başlamış olsa da şu an küresel bir boyut almıştır ve küresel bir eşgüdüm sağlanmadığı takdirde kısa süre içerisinde çözülmesi pek beklenmemektedir.

 

Amerika’nın yeni başkanı Barack Obama’nın Türkiye için esas önem teşkil eden yanı dış politikada nasıl bir çizgi izleyeceği olmuştur. Şimdiye kadar gerek seçim sürecinde ve gerekse de seçildikten sonra çeşitli vesilelerle yapmış olduğu açıklamalardan dış politikada “hard power” yani sert güç yerine “soft power” yani yumuşak güç politikalarına öncelik vereceği izlenimi edinilmiştir. Önceki başkan Bush gibi dış politikada kırıp-dökme ve “ya benimlesiniz ya karşımdasınız” sloganı ile tek başına kararlar alıp uygulama gibi kovboyca yaklaşımlar yerine “havuç politikalarına” öncelik vereceği, uluslararası toplumu dikkate alacağı ve küresel örgütleri harekete geçirmede daha istekli olacağı beklenmektedir. Bu anlamda Obama'nın dış politika ekibinin önemli bir kısmını Think Tank'lardan seçtiğini de belirtmek gerekmektedir. Anlaşılan o ki, Bush'un tanklarla yapmaya çalıştığını Obama'nın think kısmına öncelik vererek yapacağı beklentisi daha ağır basmaktadır.

 

11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında Bush döneminde etkin olan Neo-conların da etkisiyle önce Afganistan’a saldırılmış, ancak daha sonra asıl hedef içerisinde Irak alınarak hedef genişletilmişti. Dolayısıyla da ne Afganistan ve ne de Irak’ta başarı sağlanamamıştı. Yeni dönemde Amerika’nın 2011 yılına kadar Irak’tan çekileceği ve Obama’nın önceliği Afganistan’a vereceği neredeyse kesin gibi. Yeni dönemde dikkat merkezi Ortadoğu’dan Güney Asya’ya doğru kayacaktır. Obama yönetimi her ne kadar şiddetten uzak duran bir yönetim sergileyeceği görüntüsü verse de 2009 yılında Afganistan’da asker sayısını artırarak burada ciddi bir askeri mücadeleye girişeceği beklenmektedir. Diğer taraftan Obama yönetiminin Afganistan’dan beslendiğini düşündüğü terör bataklığını kurutmak için tek başına Afganistan’a yapılacak operasyonların yetmeyeceğinin de farkındadır. Yeni yönetimin Afganistan’dan başlayacak yeni terör operasyonlarının Pakistan’a sıçraması ihtimali yüksektir. Zaten Afganistan’da yerleşik El Kaide’nin beslendiği asıl coğrafya Pakistan’a doğru kaymaktadır. Afganistan’da yeni operasyonlar başlatacak olan Amerikan ordusunun Pakistan’a da benzer operasyonlar yapmadan başarılı olması ihtimali oldukça zayıftır. Obama hükümetinin dış politikasının Afganistan-Pakistan-Hindistan ekseninde şekilleneceği ihtimali yüksektir.

Bu durum Obama’nın Ortadoğu’ya ve özellikle de Irak’a yeterince önem vermeyeceği anlamına gelmemektedir. İsrail’in 2008 yılının son günlerinde başlattığı ve Obama’nın yemin törenine kadar da tamamladığı Gazze operasyonları neticesinde Obama aslında Filistin sorununu kucağında bulmuştur ve istese de bu sorundan kaçamayacaktır. Türkiye’nin Gazze savaşında Hamas konusundaki ısrarlı tutumunun da yine yeni dönemde sadece Türk – Amerikan ilişkilerinde değil, aynı zamanda Türk-İsrail, Türk-Batı ve Türk-Arap ilişkilerinde de bazı sorunlar doğurması ihtimali mevcuttur.

 

Barack Obama’nın Türkiye açısından izleyeceği dış politikanın asıl can alıcı noktasın Nisan ayında şekillenmesi beklenmektedir. Her yıl Nisan ayı geldiğinde özellikle Yahudi lobisinin Ermeni iddialarına karşı Türkiye ile beraber hareket ettiğini dikkate aldığımızda Türkiye'nin aşırı Hamas yanlısı tutum sergilediği suçlamasıyla bozulan Türk-İsrail ilişkilerine paralel Yahudi lobisinin devreden çıkabileceği ihtimali de gündeme gelebilecektir. Bu durumda Nisan ayında Türkiye'nin durumu daha da hassas olabilecektir. Aslında Türk-Amerikan ilişkilerinde Nisan sonrasını görmek pek mümkün değildir. Eğer önceki ABD başkan adaylarından farklı olarak ilk defa bir Amerikan Başkan Adayının yani Barack Obama’nın yaptığı 1915 yılı olaylarını “soykırım” olarak tanıyacağına dair yazılı beyanat sözü gerçekleşirse Türk-Amerikan ilişkileri daha önce hiç olmadığı boyutta kriz yaşayacaktır ve bu krizin aşılmasının çok da kolay olmayacağı tahmin edilebilir. Dolayısıyla da Barack Obama’nın dış politikasını ve Türk-Amerikan ilişkilerinin yeni dönemini konuşurken en fazla Nisan ayına kadar bir tahmin yapılabilir. Nisan sonrası bu aşamada karanlık bir nokta gibidir. Nisan sonrası Türk-Amerikan ilişkilerinde yaşanacak bir krizin etkilerini sadece ikili ilişkilerde görmeyeceğiz. Bu krizin etkilerinin üçüncü boyutunun çok daha önemli ve kritik olduğunu söyleyebiliriz.  Türk-Amerikan ilişkilerinde yaşanacak olası bir krizin etkilerini Ortadoğu’daki barış sürecinde, Irak’ta yeniden yapılanma sürecinde, Afganistan’da yapılacak operasyonlarda, Orta Asya’da, Hazar bölgesi enerji kaynaklarının batı pazarlarına aktarılmasında, Kafkasya’daki barış sürecinde, Türkiye’nin yeni Ermenistan açılımında, Azerbaycan-Ermenistan barış sürecinde, Karadeniz ve boğazlarda, Balkanlarda ve ABD-Rusya ilişkileri başta olmak üzere birçok bölgesel ve küresel alanda görecebileceğiz.