Uluslararası Kriz Grubu’nun “Irak ve Kürtler: Tetik Hattında Sorunlar” konulu raporu 8 Temmuz 2009 tarihinde yayımlanmış ve Türk kamuoyunda şok etkisi yaratacak yeni bir yaklaşımı ortaya koyması nedeniyle de oldukça fazla ilgi çekmiştir.

 

Irak Kürtleri ile Merkezi Hükümet Arasındaki Sorunların Geçmişi

 

Raporun özet kısmında, konuya direkt, çatışmaların varlığından bahsederek girilmekte ve ABD’nin çekilmesi sonrasında oluşabilecek iç karışıklıklara dikkat çekmek hedeflenmektedir. Burada, Irak’ta yıllardır devam etmekte olan mezhep çatışmalarının alışıla gelmişliğinden bahsedilerek, yeni ortaya çıkan ve gelişmekte olan bir potansiyel olarak, Irak merkezi yönetimi ile Erbil’de bulunan Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetim arasındaki anlaşmazlık gözler önüne serilmektedir. Bu çatışmanın ABD kuvvetlerinin çekilmesinin ilk safhalarından itibaren ortaya çıktığı ve gerek kapalı kapılar ardında dile getirildiğinden, gerek sorunlu alanlardaki askeri tatbikatlarda artan gerilim ve söylemler olarak kendini göstermekte olduğundan bahsedilmektedir. Bu durumda ABD’nin çekilmesi ile birlikte Irak’ın üniter yapısı tehlikeye girecek ve kendisini güçlü hisseden taraf, merkezi otoriteye karşı çıkarak, özellikle enerji kaynaklarının bulunduğu bölgelere sahip olmak isteyecektir.

 

Aslında Irak Kürtleri, İkinci Dünya Savaşı sonrası başlayan ayrılıkçı hareketlerinden beri merkezi hükümetle daima çatışma halinde bulunmuşlardır.

 

Yeni Oluşan Konjoktürde Ortaya Çıkan Sorunlar

 

Saddam’ın devrilmesinden sonra Kürtler amaçlarına belli bir ölçüde ulaşmışlardır. Kendilerine özerklik sağlanmıştır.Özerk bölge içinde kendi parlamentolarını ve başkanlık sistemini tesis etmişlerdir.De facto olarak, bölgesel yönetimin sınırları belirlenmiştir.Irak merkezi yönetiminin başına ve etkin noktalarına Kürt kökenli yöneticiler seçilmiş ve atanmıştır.

 

Elde edilen bütün bu ayrıcalıklara rağmen enerji kaynaklarının paylaşımı nedeniyle merkezi hükümet ile aşağıda belirtilen sorunlar yaşanmaktadır.

 

En önemli konu Kerkük’ün statüsüdür. Saddam Hüseyin’in 2003 yılında devrilmesinden bu yana Kürtler, Kürt Bölgesi’nin bir parçası olduğunu iddia ettikleri ve çoğunluğu zengin petrol kaynaklarına sahip olan Kerkük’te ve Kuzey’deki karma nüfuslu bölgelerde çoğunluğu sağlamak için baskı yapmaktadırlar. Kerkük’ün Arap, Kürt ve Türkmen yöneticilerden oluşan mahalli bir komite tarafından yönetilmesi gündeme gelmiştir. Ancak, işlerliğin sağlanması konusunda ciddi sıkıntılar mevcuttur. Kürt liderleri, Bağdat’taki yeni politik güçlerini de kullanarak, süregelen Araplaşmayı tersine çevirmeyi ve bu bölgelerin kuzeye dahil edilmesine katkıda bulunmaya çalışmaktadırlar. Ne içeride ne de dışarıdan bu hareket desteklenmemektedir. Özellikle Türkiye, bu oldu bitti karşısında askeri operasyon da dahil olmak üzere, çeşitli yaptırımlar uygulayabileceğini belirtmiştir1. 25 Temmuz 2009’da Kürt bölgesel yönetimi parlamentosu ve Başkanlık seçiminin yapılacağı gün referanduma sunulacağı açıklanan ve büyük tepki çekerek, ertelenen taslak anayasa içinde Kerkük Kürt bölgesi sınırları içinde gösterilmiştir.

 

Kerkük meselesinin dışında bir de kuzeydeki Kürt bölgesini Irak’ın diğer kısmından ayıran Yeşil Hat sorunu güncelliğini korumaktadır. 1991 yılında ateşkes hattı olarak belirlenen ve Nisan 2003’te yürürlükten kalkan bu hattın kuzeyi ABD’nin onayı ile Kürt peşmergeler tarafından emniyet altına alınmıştı. Hali hazırda Kürtler bu bölgede çoğunluğu oluşturduklarını ve tarihi bağlarının bulunduğunu ileri sürerek hak iddia etmektedirler. Kürt yetkilileri bu hattın Saddam tarafından tesis edilen hayali bir bölünme olduğunu ve kendileri tarafından kabul edilmediğini ifade etmektedirler. Kürtler böyle bir hattın varlığını kendilerini sınırlayacağını düşünerek kabul etmemektedirler. Çünkü sorunlu olan bölgelerde aslında Kürtlerin çoğunlukta olduğunu ancak, Saddam tarafından Arapların bu bölgeye getirilerek yerleştirildiğini ve nüfus dengesini Kürtlerin aleyhine değiştirilmeye çalışıldığı tezini ileri sürmektedirler.

 

ABD’nin Çekilmesinden Sonra Kuzey Irak’taki Kürt Varlığının Kime Emanet Edilmesi Düşünülmektedir

 

Yukarıdaki sorunlar ışığında, ABD’nin çekilmeden sonraki Irak’taki dönemde bölge halkları arasındaki çatışmaların önlenmeyeceği bir vakıadır. Irak kuzeyinde hatırı sayılır petrol ve doğalgaz yoğun bölgeyi Kürtlerin sahiplenmesinin Kürtlerin bağımsızlıklarına doğru bir adım olacağı ve sınırlandırılması gerektiği öngörülmüştür. Dolayısıyla ABD ayrılmadan evvel merkezi hükümetin güçlenmesi için elinden gelen her türlü desteği sunmaktadır. Kürtlerin merkezi hükümet ile çatışmaya giremeyecek, ancak yeterli federal özerkliğe sahip olabilecek bir yapı altında yaşamasını sağlamak için güçlü bir ülkenin desteğinin sağlanması ihtiyacı duyulmuştur.

 

Aslında Uluslararası Kriz Grubu bu gereksinimi de incelemiştir. “Türkiye ve Irak Kürtleri: Çatışma mı, İşbirliği mi?”2, konulu 13 Kasım 2008’de hazırlanan 81 numaralı raporda konu detayı ile ele alınmıştır. Rapora göre, yükselen Arap-Kürt geriliminin Irak’ın istikrarını yeniden tehdit etmeye başladığı bu dönemde, komşu Türkiye’nin Irak’ta ki Kürt bölgesi üzerinde etkisinin artmakta olduğu belirtilmektedir. Halihazırda Türkiye’deki mevcut hükümetin uygulamaya çalıştığı yaklaşımın, Türkiye’nin etkisinin genişletilmesi, Kürdistan federal bölgesinin Irak’a daha sıkı bağlarla bağlanması ve PKK’ya karşı harekete geçilmesinin sağlanması için Kürt bölgesel yönetimi ile daha güçlü diplomatik siyasi ve ekonomik bağların kurulması şeklinde olduğu ifade edilmektedir.

 

Medyada Konu Edilen Rapor Nedir?

 

Hazırlanan bu raporun ardından, ABD’nin çekilmesi paralelinde Iraklı Kürtlerin durumunu ele alarak derinlemesine inceleyen ve hal tarzı olarak, Türkiye’nin bir şekilde himayesine girmesini öneren 88 No’lu Ortadoğu Raporu yine anılan kuruluş tarafından kaleme alınmıştır.

 

Merkezi Brüksel'de bulunan Amerikan düşünce kuruluşunun raporunda, Kürt liderlerinin, AKP'nin 2007 yılındaki ikinci seçim zaferinin ardından, "Türkiye ile anlaşma ihtiyaçlarını açıkça konuşmaya başladıkları ve bunun ardından ilişkilerin istikrarlı şekilde geliştiği" anlatılmaktadır. Raporda “bu isteğin Türk milliyetçi çevrelerinden değil Kürt tarafından geldiği" ifade edilmekte ve bu durumun da Türkiye’nin AB girişinde kolaylaştırıcı faktör olacağı mesajı verilmektedir.

 

Buna karşın Ankara'nın Iraklı Kürtlerle "resmi birliktelik" seçeneğine sıcak bakmadığı kaydedilmektedir. Raporda Türkiye’nin açmazının bir taraftan Irak kuzeyindeki Kürdistan yönetimi ile ilişkileri geliştirirken, diğer taraftan da Irak Merkezi Hükümetine ters düşmekten kaçınmak olduğu tespiti yapılamaktadır.

 

Değerlendirme

 

Raporda yer alan senaryo 1986’larda yazılmış ve Turgut Özal’a ABD yetkilileri tarafından açıklanmıştı. Bu nedenle Özal “bir koyup beş alacağız” söylemini gündeme getirmişti. Kürt liderler bu senaryoyu çok geç fark etmişlerdir. Etraflarına baktıklarında çevrelerinde hasım olarak gördükleri Türkiye’den başka yaslanacak bir güç olmadığını acı bir şekilde fark etmeye başlamışlardır. Kürtlerin İran’a göz kırpması milli menfaatleri açısından oldukça zor bir durumdur ve hiçbir fayda sağlamayacak bir çabadır. Çünkü mevcut statüsü itibarıyla İran ambargolu ve dünya ile kavgalı bir durumdadır. Batıya çıkışında oldukça büyük sorunlar mevcuttur. Ters istikamettir. Üstüne üslük, Irak Şii topluluğunun hamisi durumunu üslenmek isteyen İran bu yaklaşmayı nasıl karşılayacaktır? Bu nedenle bu seçenek, ihtimal dahilinde değil gibi gözükmektedir. Diğer taraftan Kürtler ellerindeki petrol ve doğal gazı bir şekilde Batı’ya ulaştırarak ekonomik bir değer haline getirmek zorundadır. Bunun için de bütün oklar Türkiye’yi göstermektedir. Türkiye zaten çeşitli şirketleri vasıtasıyla bölgede fiilen yer almaktadır. Türkiye Ermenistan için ne kadar hayati öneme sahip ise, Kürt yönetimi içinde aynı öneme sahiptir. Bu nedenle, Kürtler Türkiye ile uzlaşmak ve Türkiye’nin hassasiyetlerini istemeseler dahi, dikkate almak zorundadırlar. Kürtler artık, tam bağımsız olamayacaklarının farkına vararak, Irak merkezi hükümetine bağlı olarak, fakat gerekli ekonomik ve askeri güvenlikleri garanti altına alınan bir statü içinde yaşamak zorunda olduklarını idrak etmek durumundadırlar. Bu nedenle, görünen o ki, ABD işin başından beri Türkiye’ye biçtiği rolü uygulamaya koymak için gerekli beyin yıkama sürecini başlatmıştır. Örnek olarak; ABD’nin eski Ankara Büyükelçilerinden Pearson’un, “Irak’ın kuzeyi ile Türkiye’nin güneydoğusu tek bir ekonomik bölge olsun” önerisi. Geçenlerde, kıdemli istihbaratçı Prof. Henry Barkey’in, “ABD’nin, Kürtlerin yaşadığı Güneydoğu ve Kuzey Irak’ı kapsayacak bir Nitelikli Sanayi Bölgesi’nin kurulmasını” önerebileceğini açıklaması. Uluslararası Kriz Grubu’nun “Türkiye ve Irak Kürtleri: Çatışma mı, İşbirliği mi?”, konulu 13 Kasım 2008’de hazırlanan 81 numaralı raporu verilebilir. Medyada yer alan 88 numaralı raporda yine aynı konu işlenmektedir. Ancak, “nereden çıktı bu konu, Kürtler ne diyor bu işe” sorusuna cevap olması için de, Kürt tarafından resmi olmayan örnekler verilerek, tez güçlendirilmeye çalışılmaktadır.

 

Irak Kürt yönetiminin siyasi olarak Türkiye’ye bağlanması başlangıçta cazip gözükmesine rağmen, İran ve Arap ülkelerinin ve hatta Rusya’nın tepkisini çekeceği değerlendirilmektedir. Bu tepkilerin sonucu olarak Irak içinde karışıklıkların oluşacağı ve belki Türkiye, İran ve diğer ülkelerin gireceği bir iç savaş çıkacağı ve bunun dış ülkelere de yayılma potansiyelinin göz ardı edilemeyeceği düşünülmelidir. Buna paralel olarak, siyasi bağlılık çevre ülkelerinde hiç sorun olmasa dahi, ileride Türkiye’de bulunan Kürtler için iştah açıcı bir pasta olarak görüleceği ve güney ile birleşme isteklerine karşı uluslararası arenada karşı koymanın son derece zor olacağı enine boyuna tartışılarak değerlendirilmelidir. Ancak, en olası çözüm, Kürtlerin PKK’yı desteklemekten vazgeçmeleri ve Türkiye’nin hassasiyetlerini dikkate almaları şartı ile Türkiye ile ekonomik işbirliğinin geliştirilmesidir. Bu konuda Irak merkezi hükümetini göz ardı etmeyen bir yaklaşım sergilenmesine, Irak’ın üniter yapısının bozulmamasına özen gösterilmelidir.