Bölgesel dengeler açısından, önemli sorunları doğurabilecek nitelik taşıyan Kuzey Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKYB)’nin referandum kararı sancılı bir sürecin başladığının habercisi şeklindedir. Referandumun gerçekleşip, gerçekleşmeyeceğinden ziyade, bölge ülkelerinin referandum kararına ilişkin tutumları ve sonraki süreçte IKYB ile ilişkilerin ne şekilde değişeceği uluslararası aktörlerin ve medyanın ilgisini bölgeye çekmiştir. Türkiye açısından, gerek sınır komşusu olması, gerekse Türkmenlerin de geleceğinin belirlenmesi yönünde bir karar olması sebebiyle referandum kararı ayrı bir önem taşımaktadır. 

 

Referandum Kararı İle Başlayan Kriz Süreci

 

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi parlamentosu, 15 Eylül 2017 tarihinde 65 üyenin oyuyla bağımsızlık referandumu düzenleme yönünde karar vermiştir. IKBY Başkanı Mesut Barzani de, siyasi parti temsilcileriyle 7 Haziran 2017'de Erbil'de yaptığı toplantıda "bağımsızlık referandumu" için 25 Eylül 2017 tarihinin belirlendiğini açıklamış, statüsü tartışmalı Kerkük'ün de referanduma dahil edileceğini belirtmiştir[1]. Barzani başkanlığındaki siyasi partilerin toplantısına IKBY'de muhalefetin başını çeken Goran (Değişim) Hareketi ve İslami Toplum Partisi’nden (Komela) katılımın olmaması, referandum kararının bölge siyasi konjektürü açısından ortak alınmış bir karar şeklinde olmadığını göstermektedir[2]. Sonuç olarak Barzani Türkiye, İran, Suriye gibi ülkelerin şüpheci tutumuna rağmen, referandum kararından vazgeçmemiş olup, tepkileri sert bir dille eleştirmiştir. Barzani’nin kararı, uluslararası hukuk açısından önemli bazı konuların tartışılması gerekliliğini gündeme getirmiştir.

 

Uluslararası Hukuk ve Referandum Kararı

 

IKBY’nin, 25 Eylül 2017’de gerçekleştirmeyi düşündüğü referandum Kuzey Irak Bölgesi’nin bağımsız bir devlet olması (Kürdistan) yönünde bir girişimdir. Uluslararası hukuk açısından self-determinasyon ya da kendi kaderini tayin etme hakkı olarak bilinen konu referandum kararı ile ilgili hukuksal geçerliliğinin ne şekilde değerlendirilebileceğini aydınlatır niteliktedir.

 

Günümüz uygulanan uluslararası hukuku bir insan topluluğunun “halkların geleceklerini kendilerinin saptaması hakkı” ya da kısaca self–determinasyon hakkı diye anılan ilkeye dayanarak kullanacağını kabul etmektedir. Self determinasyon ilkesinin anlamı incelendiği zaman, iki yanı bulunduğu görülmektedir. Birinci yanı devletlerin iç örgütlenmelerine ilişkin olup, bir halkın dilediği yönetim biçimini, herhangi bir dış baskı olmadan, seçmesi hakkı bulunduğunu belirtmektedir. Bu hakkın en çok siyasal yönetim biçimi ile ilgili olduğu ve özellikle devlet ve hükümet biçimlerinin saptanmasında halklara serbestlik tanınması olarak yorumlandığı görülmektedir[3].

 

Self-determinasyon ilkesinin ikinci yanı, bir halkın bağımsız bir devlet kurmak dahil, dilediği devlete bağlı olmayı seçme hakkını belirtmektedir. Ancak, uygulanan uluslararası hukuk halkların bağımsızlıklarını kazanmaları konusunda, dünyanın siyasal ve toplumsal gerçeklerini de göz önünde tutarak, self–deteminasyon hakkının bu açıdan kullanımını bir takım koşullara bağlamaktadır. Bu çerçevede, bağımsız bir devlet kurabilmenin ana koşulunun sömürge altında bir halkın varlığı olduğu kabul edilmektedir. Böylece, bağımsız devletlerin kurulması konusunda uygulamada karşılaşılan yollardan yalnız sömürgelikten kurtulma durumunda self – determinasyon ilkesine dayanmasının kabul edildiği ve bir devletin tam bir parçasını oluşturan ülke üzerindeki toplulukların ayrılması yoluyla bir devlet kurulmasında bu ilkenin kapsamında olmadığı belirtilmektedir[4]. Bu bağlamda IKYB’nin referandum kararını self – determinasyon ilkesine dayandırması mümkün görünmemektedir. Bilindiği üzere IKBY, Irak Devleti içerisinde, özerk bir yönetim olarak mevcudiyetini sürdürebilmekte ve herhangi bir sömürü durumundan bahsedilmemektedir[5].

 

Ancak 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin, 1992 yılında da Yugoslovya’nın dağılması ile birlikte self–determinasyon ilkesinin sömürgeler dışında da uygulanması gündeme gelmiştir. Anılan iki devletten ayrılarak bağımsızlığını kazanan yeni devletler bu ilkeye dayandıklarını bildirmişler ve önemli bir itirazla karşılaşmamışlardır. Bu yeni devletlerin önemli bir özelliği daha önce federal bir devletin federe kanatlarını oluşturup, önceki devletlerin anayasalarında self–determinasyon hakkına sahip olduklarının öngörülmüş olmasıdır. Konumuz açısından Irak Cumhuriyeti Anayasasına göre, Irak egemen bir devlettir ve yönetim şekli demokratik, federal, temsili (parlamenter) cumhuriyet olarak belirtilmiştir.[6] Irak Anayasasında Sovyetler Birliği ya da Yugoslavya örneklerinde olduğu gibi self – determinasyona zemin hazırlayacak herhangi bir madde olmayıp, Anayasa Irak Cumhuriyeti’nin federal sistemi başkent, bölgeler, merkezi yönetim dışındaki eyaletler ve yerel yönetimlerden oluştuğunu belirmektedir[7]. Ayrıca yine Anayasa yürürlüğe girdiğinde, Kürdistan bölgesini ve mevcut iktidarını federal bir bölge olarak tanımakta haklarını belirtmektedir[8]. Irak Federal Mahkemesi de, Irak Kürt Bölgesel IKBY’nin referandumunu durdurma kararı almıştır[9].

Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunun 24.10.1970 tarihli ve 2625 sayılı BM Andlaşmasına Uygun Olarak Devletler Arasında İşbirliğine ve Dostça İlişkilere İlişkin Uluslararası Hukuk İlkeleri Bildirisi ile 25.06.1993 tarihli ve A/CONF 157/24 sayılı İnsan Hakları Dünya Konferansında kabul edilen Viyana Bildirisi ve Eylem Programında hiçbir ayırım yapmadan tüm toplumu temsil eden bir hükümete sahip devletlerde self–determinasyon ilkesinden yararlanılamayacağının öngörülmesi nedeniyle, son yıllarda  öğretinin bir bölümünce a contrario bir yorum ile, tüm toplumun temsil edilmediği demokratik olmayan devletlerde hakların self – determinasyon hakkını kullanarak ayrılabileceği yorumları da yapılmaktadır. Ancak bu yorum halen tartışmalı olup uygulanan uluslararası hukuk tarafından da teyid edilmiş değildir. Barzani de  Irak merkezi hükümetinin Anayasanın 55 maddesine bağlı kalmadığını savunuyor. Barzani, anayasa maddelerine bağlı kalınması halinde Irak’ın birlik, bütünlük ve egemenliğinin korunabilineceğini dile getirerek, Bağdat’ın yasaları ihlal etmesinden dolayı, Anayasanın geçerliliğini yitirdiğini ve bağımsızlık referandumunun zorunlu olduğu görüşünde[10].

 

Bir devletten ayrılma yoluyla gerçekleştirilecek yeni bir devletin durumunun, self – determinasyon hakkının kullanılması biçiminde değerlendirilememesinin temel nedeni, uluslararası hukukta bugün yerleşmiş bir ilke olarak kabul edilen devletin ülkesinin bütünlüğü ilkesinin varlığıdır. Nitekim bu durum BM Antlaşması Madde 2/4[11] ile de geçerliliği doğrulanan temel ilkelerden birini oluşturmaktadır[12].

 

Değerlendirme

 

Uluslararası hukukun ve uluslararası ilişkilerin gerçekleri karşısında, eski sömürgelerin ve federe devletlerin bağımsızlık kazanmasının belli bir anlayış ve destek bulduğu, buna karşılık, bu durumlar dışındaki ayrılıkçı hareketlerin genellikle hoşgörüyle karşılanmadığı söylenebilir[13].

 

Bu bağlamda IKBY’nin bağımsızlık referandumu kararı uluslararası hukuk açısından geçerliliği tartışmalı olmakla birlikte, mevcut veriler çerçevesinde referandum Irak devletinin egemenliğine zarar verebilecek nitelik taşımaktadır. Bu nedenle Irak merkezi hükümeti gerekli tedbirleri alma konusunda birtakım haklara sahip olabilmektedir. Bölgede çatışma ihtimalini barındırması bakımından da son derece önemli bir konu olan referandum kararının gerçekleşmesi durumunda, silahlı çatışmalar hukukunun da bölge açısından analizinin yapılması ihtiyacı gerekecektir.

 


[1] “IKBY parlamentosu 25 Eylül'de Bağımsızlık Referandumuna Gitme Kararı Aldı”, http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-41281946, 15.09.2017.

[2] “Barzani Kararını Verdi: IKBY 'Bağımsızlık Referandumu'nda Flaş Gelişme”, http://www.hurriyet.com.tr/barzani-kararini-verdi-ikby-bagimsizlik-referandumunda-flas-gelisme-40483078, 07.06.2017.

[3] PAZARCI, Hüseyin, Uluslararası Hukuk, Turhan Kitabevi, Ankara – 2014, s.142.

[4] PAZARCI, s.142.

[5] PAZARCI, s.142.

[6] Irak Anayasası Madde (1).

[7] Irak Anayasası Madde (113).

[8] Irak Anayasası Madde (115).

[11] 2/4. Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığına karşı, gerek Birleşmiş Milletler’in Amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar.

[12] PAZARCI, s.143.

[13] AYBAY, Rona – ORAL, Elif, Kamusal Uluslararası Hukuk, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul – 2016, s.231-232.