Dünyada özel olarak insan hakları konularına duyarlı, bu konuda gelişmeleri izleyen, insan hakları ihlallerini tespit eden bu ihlalleri düzenli olarak raporlayan hükümet dışı uluslararası sivil toplum kuruluşları vardır. Bu uluslararası sivil toplum kuruluşlarından Uluslararası Af Örgütü her yıl dünya çapında insan haklarının durumunu ortaya koyan raporlar yayınlamaktadır. Uluslararası Af Örgütü’nün bu yıl yayınladığı rapor, 2012 Ocak ayından Aralık ayına kadar olan dönemin insan hakları ihlallerini kapsamaktadır. Bu çalışmada Uluslararası Af Örgütünün 2013 raporuna göre Suriye’de yaşanan insan hakları ihlalleri değerlendirilecek ve devam eden ihlallere rağmen özellikle Avrupa Biriliği ülkelerinin mültecilere sınırlı sayıda ev sahipliği yapma hususunda raporda yer alan eleştiriler analiz edilecektir. 

 

İnsan haklarının korunması iki temelde gerçekleşmektedir. Birincisi insan haklarının hukuk yoluyla korunmasıdır ikincisi ise insan haklarının kamuoyu yoluyla korunmasıdır. İnsan haklarının hukuk yolu ile korunması insan haklarına ilişkin uluslararası hukuk ve iç hukuktaki düzenlemeleri içerir.[1] İnsan haklarının kamuoyu gücüyle korunması ise ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarınca gerçekleşmektedir. Uluslararası kamuoyu açısından 1961 yılından beri düzenli çalışan bir kurum olan Uluslararası Af Örgütü, insan hakları ihlallerini tespit etme ve ortadan kaldırmaya yönelik çalışmaları ile bilinen ve gündemde olan bir sivil toplum kuruluşudur. Uluslararası Af Örgütü temsilcileri Suriye’deki insan hakları ihlallerini raporlamak üzere Suriye’yi ve Suriyeli sığınmacıların bulunduğu komşu ülkeleri birçok kez ziyaret etmiştir.

 

Suriye’de Yaşanan İnsan Hakları İhlalleri ve Artan Sığınmacı Sorunu

 

Bilindiği üzere, savaşların yaşandığı dönemler en çok insan hakları ihlallerinin gerçekleştiği dönemlerdir. Oysa uluslararası hukuk savaş halinde bile işkenceyi mutlak olarak yasaklamaktadır. Uluslararası hukuk kuralları gereğince, devletler bu yasağa uymakla yükümlüdürler, savaş dahil hiçbir olağan üstü durum bu yasağın çiğnenmesini meşru kılmamaktadır. Ancak Suriye’de yaşanan ne zaman sonlanacağı belirsiz olan savaş, pek çok insan hakları ihlallerinin yaşanmasına sebep olmuştur. Çatışan silahlı grupların birbirlerine uyguladığı işkence ve kötü muamelenin yanı sıra çocuklar ve siviller insanlık dışı uygulamalara maruz kalmışlardır. Suriye’de devam eden belirsizlik nedeniyle cezasızlık ortamı işkencelerin, zorla kaybetmelerin, insanlığa karşı suçların, gözaltında ölümlerin, yargısız infazların yaşanmasına sebep olmaktadır. Cezasızlık ortamı, devlet güvenliğinden sorumlu güçlerin gerçekleştirilen ihlalleri etkin bir şekilde soruşturmaması ve yaptırıma uğratmaktan kaçındıkları durumu ifade etmektedir. Bütün bu yaşanan ihlallerle birlikte Suriye’de derinleşen şiddet olayları ve yaşanan insani kriz, mülteciler ve ülke içinde yerinden edilenlerin sorununun büyümesine sebep olmaktadır. Aralık ayında Birleşmiş Milletler (BM) tahminlerine göre Suriye’de iki milyondan fazla kişi çatışma sonucu ülke içinde yerinden edilmiştir ve insani yardıma gereksinim duymaktadır.[2] Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği yaklaşık 600 bin Suriyelinin Türkiye, 700 bin Suriyelinin Ürdün, 1 milyon Suriyelinin Lübnan, 200 bin Suriyelinin Irak ve 70 bin Suriyelinin Mısır’da mülteci olarak kayıtlı olduğunu ya da kayıt olmayı beklediğini belirtmiştir ancak Suriye’den kaçanların toplam sayısının daha fazla olduğu tahmin edilmektedir.[3]

 

Artan Sığınmacı Sorunu ve Avrupa Birliği’nin Sınır Politikaları

 

Uluslararası Af Örgütü insan hakları durumunu mercek altına aldığı yıllık raporunda özellikle devletler tarafından yeterince harekete geçilmediği için bu dünyanın mülteciler ve sığınmacılar için daha da tehlikeli bir hal aldığına dikkat çekmiştir.[4] Devletlerin sınırlarını kontrol etmeye ve göç hareketlerini durdurmaya yönelik aldıkları önlemler, hayatlarına devam edebilmek için çatışma, savaş, zulümden kaçan mültecileri doğrudan etkilemektedir.

 

Uluslararası Af Örgütü, Avrupa Birliği üyesi devletlerin Suriyeli en savunmasız mültecilerin yaklaşık sadece 12,000’ine kapılarını açtığını detaylı bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu sayı ülkeyi terk eden 2,3 milyon kişinin sadece yüzde 0.5’ini oluşturmaktadır ve Almanya haricinde, kalan 27 AB üyesi devlet Suriye’den sadece 2,340 mülteci almayı teklif etmiştir. [5] En savunmasız mülteciler için AB üyesi devletlerin sadece 12,000 kişilik yerleştirme ve insani kabul teklifiyle, Avrupa’da emniyet ve koruma peşindeki on binlerce kişi gemi ya da kara yoluyla çetin yolculuklara çıkarak hayatlarını riske etmektedir.[6]

 

İç çatışmaların, savaşların devam ettiği Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkelerinden kaçmak zorunda kalanlar için halen hedef konumunda olan Avrupa Birliği ülkeleri, sığınmacıların ve göçmenlerin sınırlarından içeri alınmaması için her geçen gün yeni önlemler almaya devam etmektedir. Avrupa Birliği uyguladığı sınır kontrolleri ve sınırlarda aldığı önlemleri ile sığınmacıların ve göçmenlerin güvenliğini sağlayamamakta, hayatlarını riske atmaktadır. Hedef ülkelere ulaşabilen düzensiz göçmenler yasadışı bir şekilde geri-itme/geri-atma uygulamasıyla karşı karşıya kalmaktadır.[7] Sınırlara çekilen duvarlar, dikenli teller, sınır bölgelerine döşenen mayınlar, yakalananları uzun süre hukuka aykırı bir şekilde gözetim altında tutmak, uluslararası koruma ihtiyacı olan kişilerin sığınma prosedürüne erişimini engellemek, transit geçiş ve menşe ülkelere teklif edilen geri kabul anlaşmaları devletlerin hem hukuki hem de insani sorumluluktan kaçtıklarını gözler önüne seren uygulamalara örneklerdir.[8] Günümüzde AB çerçevesinde imzalanan geri kabul antlaşmalarına güncel örneklerden biri de 16 Aralık 2013 tarihinde Türkiye ve AB arasında imzalanan geri kabul antlaşmasıdır. Sınırları kontrol etme amacıyla imzalan geri kabul antlaşmaları insan hakları çerçevesinde değerlendirildiğinde, hedef ülkelerin sorumluluklarını başka ülkelere yüklemeye çalıştığı ve ciddi insan hakları ihlallerine sebep verecek bir uygulamadır. Son iki yıl içinde Avrupa Komisyonu sınır kontrollerini desteklemek için 228 milyon Euro sağlamış karşılaştırıldığında aynı dönem içinde mültecileri alma çabalarını destekleyen Avrupa Mülteci Fonu’na sadece 20 milyon Euro tahsis edilmiştir.[9]

 

Uluslararası Af Örgütü’nün raporda yer alan bir başka eleştiri noktası da 2012 yılında Avrupa’da mültecilere yönelik insan hakları ihlallerinin yaşanmasına ve uygulanan sını politikalarına rağmen Avrupa Birliği’nin Nobel Barış ödülünü almasıdır. Nobel Komitesi Başkanı Thorbjoern Jagland, Avrupa Birliği'nin 60 yılı aşkın süredir insan haklarına, demokrasiye ve barışa olan katkılarından dolayı Nobel Barış Ödülüne layık görüldüğünü belirtmiştir.[10]

 

Değerlendirme

 

Avrupa Birliği kuruluş felsefesi gereğince iki büyük dünya savaşı sonrası barışın sürdürülebilirliğinin çeşitli ekonomik iş birlikleri ve özellikle hukukun üstünlüğü, insan haklarının korunması ilkeleri esasında gerçekleşeceğine inanan Avrupa Birliği ülkeleri, bugün savaşlar nedeniyle ülkelerinden kaçan mültecilerin temel barınma ve güvenlik ihtiyacını sağlama konusunda yetersiz kalmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile İnsan hakları koruma sisteminin en önemli parçasını oluşturan Avrupa Birliği ülkeleri, BM rakamlarına göre sayıları iki milyonu aşan Suriyeli mültecilerin sadece yüzde 2,4’ünün sığınma taleplerini kabul etmiştir.[11] Egemen devletlerinin kendilerini koruyamadığı mülteciler için koruma sorumluluğu sadece komşu ülkelere değil tüm uluslararası topluma aittir. Bu nedenle dünya barışına katkı yapmış olduğu gerekçesiyle Nobel Barış Ödülünü alan Avrupa Birliği’nin, uluslararası sorumluluk gereği mültecilere yönelik insan hakları ihlallerinin önlenmesi için harekete geçmesi gerekmektedir. Ayrıca komşu ülkelerin mülteci nüfusunun paylaşılması için Avrupa Birliği ülkeleri içindeki yerleşim yerlerinin arttırılması ve mültecilerin Avrupa Birliği ülkelerine güvenli bir şekilde yasal geçişlerinin sağlanması elzemdir. Aksi takdirde yaşanan ihlallerin artarak devam edeceği ön görülmektedir.

 

 Dipnotlar

 

[1] Hüsnü Öndül, “ İnsan Haklarını Korumak”, 2008,

http://www.ihd.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=942:insan-haklarini-korumak-d-prati&catid=47:makaleler&Itemid=125, Erişim Tarihi: 23 Aralık 2013.

 

[2] Uluslararası Af Örgütü Raporu 2013 “Dünyada İnsan Haklarının Durumu”, s. 47

 

[3] Uluslararası Af Örgütü Raporu 2013 “Dünyada İnsan Haklarının Durumu” s. 47

 

[4]“Uluslararası Af Örgütü Raporu 2013- Bu Dünya Mülteciler Ve Sığınmacılar İçin Artık Daha Tehlikeli” http://www.amnesty.org.tr/ai/node/2172/, Erişim Tarihi: 23 Aralık 2013

 

[5] “Büyük Kale Avrupa: Suriyeli Mülteci Utancı Ortaya Çıktı”, http://www.amnesty.org.tr/ai/node/2316/, Erişim Tarihi: 24 Aralık 2013

 

[6] “Büyük Kale Avrupa: Suriyeli Mülteci Utancı Ortaya Çıktı” http://www.amnesty.org.tr/ai/node/2316/, Erişim Tarihi: 24 Aralık 2013

[7]“AB-Türkiye Geri Kabul Anlaşması’nın Gölgesinde 18 Aralık Dünya Göçmenler Günü” http://www.amnesty.org.tr/ai/node/2321, Erişim tarihi: 23 Aralık 2013

 

[8] http://www.amnesty.org.tr/ai/node/2321 Erişim Tarihi:23.Aralık.13

 

[9] “Büyük Kale Avrupa: Suriyeli Mülteci Utancı Ortaya Çıktı”, http://www.amnesty.org.tr/ai/node/2316/, Erişim Tarihi: 23 Aralık 2013.

 

[10] “Nobel Barış Ödülü Avrupa Birliği’ne”, http://www.ntvmsnbc.com/id/25389652/, Erişim Tarihi: 24 Aralık 2013.

 

[11]“Büyük Kale Avrupa: Suriyeli Mülteci Utancı Ortaya Çıktı” , http://www.amnesty.org.tr/ai/node/2316/, Erişim Tarihi: 23Aralık 2013.