Ukrayna’nın doğusunda geçen yılın Nisan ayından bu yana devam eden çatışmalarda, şu ana kadar 5 binden fazla kişi hayatını kaybederken, birbuçuk milyon kişi de, bölgeden başka yerlere ve başka ülkelere göç etmek zorunda kaldı.

 

Bölgede Rusya yanlısı ayrılıkçılarla Ukraynalı güvenlik güçleri arasındaki çatışmaların son haftalarda iyice şiddetlenmesi ve ABD’nin soruna eğilmesi üzerine, AB’nin önde gelen iki ismi Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, ani bir programla, geçen hafta önce Kiev’de Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko’yla, ardından da Moskova’da Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’le görüşerek, yeni bir ateşkes ve barış girişiminde bulundu.

 

Sonuçta, dört ülkenin liderleri, Belarus’un başkenti Minsk’te biraraya geldi ve 11 Şubat akşamı Türkiye saatiyle 19.30’da başlayan müzakereler bütün gece, toplamda 16 saat sürdü ve ateşkes kararıyla sonuçlandı.

 

Varılan anlaşma, kapsamlı bir barış anlaşması olmaktan ziyade, ateşkes anlaşması olma özelliği taşıyor. Ukrayna’da barışın sağlanması yönünde kapı açılmakla birlikte, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in ve Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmaier’in de söyledikleri üzere, bu gelişmeyi başlıbaşına bir atılım olarak değerlendirmek de, mümkün değil.

 

Söz konusu anlaşmaya göre, Doğu Ukrayna’da Rusya yanlısı ayrılıkçılar ile Ukrayna güçleri arasındaki çatışmalar, 14 Şubat’ı 15 Şubat’a bağlayan gece, saat 0.00’da yürürlüğe girecek. Bunun ardından taraflar, ağır silahları (100 mm’den büyük kalibreli silahları), cephe hattından geriye çekecek. Bunu ardından, ‘herkese karşılık herkes’ prensibine göre taraflar, ellerindeki tutsakları karşılıklı olarak iade edecek.

 

Anlaşmadaki diğer hükümler, orta ve uzun vadede yapılması gereken konuları içeriyor. Buna göre, Ukrayna’nın temel taleplerinden biri olan Rusya-Ukrayna sınırının tamamında Ukrayna güvenlik gülerinin denetim sağlamasının, bu yılın sonuna doğru gerçekleşmesi öngörülüyor. Ancak bunun gerçekleşebilmesi, Ukrayna yönetiminin ayrılıkçı yönetimlerin liderleriyle görüşerek gerekli anayasal reformları yapması şartına bağlanmış. Diğer bir deyişle, Rusya’dan ayrılıkçı bölgelere sürekli cephane ve militan sevkiyatının gerçekleştiği, hatta Rus askerlerinin doğrudan geçiş yaptığı bu sınır bölgelerinde Ukrayna askerlerinin denetim kurabilmesi için, Ukrayna Parlamentosu’nun bu yılın sonuna kadar, ayrılıkçıların denetimindeki bölgelere çok geniş özerklik veren (veya ülkeyi federasyona dönüştüren)  anayasal değişiklikleri gerçekleştirmesi gerekecek. Minsk’te taraflar arasında geçen yılın Eylül ayında varılan anlaşmalarda da, Ukrayna yönetimi, Donetsk ve Lugansk illerinde ayrılıkçıların denetimindeki bölgelere özel statü verilmesini kabul etmişti. Ancak, Ukrayna yönetimi, bu bölgelerin herşeye rağmen Ukrayna yasalarına tabi olmasını savunuyor. Rusya ve bölgedeki ayrılıkçı yönetimler ise, sınırlı bir özerkliğin Ukrayna Parlamentosu tarafından geri alınabileceğini öne sürerek, federal yapıda ısrar ediyor. Meseleye bir diğer açıdan bakacak olursak, Ukrayna’da son bir yılda yaşanan olaylar sadece iktidarı değiştirmedi; ülkenin siyasi dengeleri de alt üst oldu. Nitekim daha önceden Ukrayna, Batı yanlıları ile Rusya yanlılarının (veya genel olarak Rusya’yla daha yakın ilişki kurumasını savunanların) siyasi arenada dengede bulunduğu bir ülkeydi. Oysaki, geçen Mart ayında Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesi, büyük çoğunluğunu Rusya yanlılarının oluşturduğu 1,5 milyon seçmeni, Ukrayna siyasetinin dışında bıraktı. Donetsk ve Lugansk illerinde de il merkezleri dahil olmak üzere pek çok yerleşim yerinin ayrılıkçı güçlerin denetimine geçmesi, burada yaşayan ve geçmiş yıllarda Rusya yanlısı sayılabilecek partilere oy vermiş olan milyonlarca seçmenin, Ukrayna siyasetinden izole olmasına neden oldu. (Nitekim 26 Ekim’de Ukrayna’da düzenlenen parlamento seçimlerinde Kırım’da ve Doğu Ukrayna’da ayrılıkçıların denetimindeki bölgelerde oy sandıkları kurulamadığı için, 450 sandalyeli Ukrayna Parlamentosu’na ancak 423 milletvekili seçildi.) Gerek bu durumun, gerekse Ukrayna’nın diğer illerinde yaşayan ve Ukrayna milliyetçiliğine tepki duyan seçmen kitlesinin önemli bir bölümünün oy kullanmaması sonucunda, Ukrayna Parlamentosu, bağımsızlık sonrası tarihinin hiç bir döneminde olmadığı kadar, Batı yanlısı ve Ukrayna milliyetçisi partilerin denetimine geçmiş durumda. Bu şartlar altında, kısıtlı bir özerklik, doğu Ukrayna’daki ayrılıkçılar açısından hiç bir güvence oluşturmuyor. Öte yandan,  Rusya’nın istediği şekilde geniş çaplı özerklik veya federasyona dönüşmeyi içeren düzenlemelerin şimdiki Ukrayna Parlamentosu’ndan geçmesi de, kolay değil. Bu nedenle, iki tarafı da tatmin edecek kalıcı bir barışın nasıl sağlanacağı, belli değil.

 

Ukrayna’daki Siyasi Bölünmüşlük

 

Ukrayna’nın en belirgin özelliği, ülkenin kültürel, tarihsel ve siyasi açıdan birbirinden epey farklı bölgelere bölünmüş olmasıdır. Rusya’nın ilhak ettiği Kırım Yarımadası ve ayrılıkçıların denetimindeki Donetsk ve Luganks da dahil olmak üzere Güney ve Doğu Ukrayna illeri, Rusça’nın ve Rus kültürünün egemen olduğu ve halkın kendisini Rusya’ya yakın hissettiği bölgelerdir. Buralarda yaşayan Ukraynalı nüfusun bile büyük bölümü, Rusça konuşur ve Ukrayna kimliğini, Rus kimliğinin zıddı olarak görmez. Ukrayna milliyetçiliğini savunan akımlar, bu bölgelerde eskiden beri tepki çekerdi.

 

Ukrayna’nın orta ve batı bölgeleri ise, Ukrayna kültürünün ve Ukraynaca’nın egemen olduğu ve Batı yanlısı eğiğlimlerin güçlü olduğu bölgelerdir. En batıdaki Galiçya bölgesi (Lvov, Ternopol ve İvano-Frankovsk illerinin olduğu bölge), Rusya karşıtlığının en güçlü olduğu bölgedir. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Ukraynalılar’ın büyük bölümü Sovyet Ordusu’nda veya partizan birliklerinin saflarında Naziler’e karşı savaşırken,  Batı Ukraynalılar, Sovyet Ordusu’na karşı savaşmış, hatta bir kısmı, doğrudan Alman Ordusu’na katılmıştı. Bunun sonucunda da farklı ordularda çarpışan Ukraynalılar, birbirlerini öldürmüştü. Bu dönemin etkileri, günümüzde de varlığını göstermekte, hatta, bölgeler arasında patlak veren bu çatıma ortamında, eski öfkeler, yeniden canlanmaktadır.

 

Doğu Ukrayna, Bir Bütün Değildir

 

Diğer taraftan, Rusya yanlısı eğilimlerin güçlü olduğu Doğu ve Güney Ukrayna’yı da kendi içinde bir bütün olarak görmemek gerekiyor.  Kırım Yarımadası, etnik Rusların nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturduğu ve Ukrayna’ya ancak 1954 yılında bağlanmış olan bir bölge. Kırım’ın ekonomik açıdan eskiden beri Rusya’yla içli dışlı olması da, buradaki Rus yanlılığının en yüksek düzeyde olmasına neden olmuştu. Ukrayna’nın NATO’ya girmesinin söz konusu olduğu dönemlerde Kırım’da Rusya yanlıları gösteri düzenler ve “eğer Ukrayna NATO’ya girerse, biz de Ukrayna’dan ayrılırız”, diye tavırlarını açıkça ortaya koyardı. 1944’te dönemin Sovyet lideri Stalin tarafından Orta Asya’ya sürüldükten sonra 1990’ların başlarında memleketlerine dönmeye başlayan Kırım Tatarları ise, yarımadanın nüfusunun ancak yüzde 14’ünü oluşturuyor ve kendi başlarına gidişatı belirleyecek güce sahip değiller.

 

Donetsk ve Lugansk illeri (ya da kısa adıyla Donbas) ise, yine Rusya yanlısı eğilimlerin güçlü olduğu bölgeler olmakla birlikte, buradaki yerli sanayiciler, Rusya’nın parçası olmayı istemiyor. Bu bölgede etnik Rusların oranı, yüzde 50’nin altında. Ukrayna’nın sanayi merkezi olan Donetsk’te yaşayanlar, Rusya’ya yaklaşım konusunda, herşeye rağmen, Kırım halkından ayrılıyor. Zira, bu bölgelerde, Kırım’da görülen “Rusya nereye, biz de oraya”, şeklindeki anlayışa pek rastlanmazdı. Bu bölge, Ukrayna kültürüne tamamen uzak olduğu için, Ukraynaca’yı dayatan Ukrayna milliyetçiliğine tepkilidir. Ukrayna’nın zenginliğini kendilerinin ürettiğini düşünürler ve bu zenginliği merkezle paylaşmayı istemezler. Ukrayna’da millyietçi yönetimler iktidara geldiğinde, “Batı Ukraynalılar bizim paramızla bize dayatmada bulunamaz” diye tepki gösterirler. Fakat Ukrayna’nın Batı’ya entegre olması olasılığı, burada başlı başına tepki çekmezdi. (Ukrayna’da olayların patlak vermesinden kısa bir süre önce, 2013 yılının Kasım ayında Donetsk’e gittiğimde, bölge halkından insanlarla konuştuğumda, “Ukrayna’nın Rusya’yla Gümrük Birliği’ne mi girmesini istersiniz, yoksa AB’ye mi entegre olmasını” şeklinde bir soru yönelttiğimde, hiç farketmez. Bizi ekonomik krizden hangisi kurtaracaksa, biz onunla birleşmeye hazırız. Yeter ki şu çıkmazdan kurtulalım”, şeklinde yanıt almıştım.)  Ukrayna’nın eski cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in iktidardaki ilk yılında, yani 2010, yılı sonlarında Ukrayna yönetimi küçük ve orta ölçekli girişimcilerin vergi yükünü arttıran düzenlemeleri kabul edince, ülke genelinde şiddetli protesto gösterileri patlak vermiş, o dönemde Donetsk ve Lugansk illerinden de bu gösterilere yoğun katılım olmuştu.   Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, eğer eski Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’e karşı geçen yıl düzenlenen gösterilere Ukrayna milliyetçileri damgasını vurmasaydı ve yeni yönetimin ilk icraatı Rusça’ya ayrıcalık tanıyan yasayı iptal etmek olmasaydı, Rusya’nın Doğu Ukrayna’daki olayları provoke etmesi, hiç de bu kadar olmazdı. Bu bölgenin eliti de Ukrayna’nın en zengin işadamlarından oluştuğu için, bu işadamları ve bunların desteklediği siyasi kesimler, Ukrayna’nın bütününe egemen olduklarını düşündükleri için, Yanukoviç’in iktidarda olduğu sürede, Ukrayna’nın federasyona dönüşmesi konusu, gündeme gelmiyordu.

 

Doğu ve Güney Ukrayna’da üçüncü kuşağı ise, kuzeydoğuda Harkov’dan başlayıp Dnepropetrovsk, Zaporojye, Herson, Nikolayev ve Odessa’ya kadar uzanan hat oluşturuyor. Bu bölge de kendi içinde bazı farklılıklar göstermekle birlikte bu üçüncü bölgenin özelliği, yine Rus kültürünün ve Rusya sempatizanlığının güçlü olması, buna karşılık, merkeze (Kiev’e) bağlılığın, Kırım ve Donetsk-Lugansk bölgelerine göre çok daha güçlü olmasıdır. Nitekim, Kırım ve Donetsk’te olaylar patlak verdikten sonra bu bölgelerde de Rusya yanlısı bazı gruplar eylem girişiminde bulunduysa da, Ukrayna makamları bu tür girişimleri kolaylıkla bastırmayı başardı. Sonuçta, Rusya yanlısı  ayrılıkçı eğilimler, Kırım ve Donetsk’ten öteye geçemedi.

 

Sorunun Geçmişi: İhtilalden İç Savaşa

 

Ukrayna’da iç savaşa giden süreç, hatırlanacağı üzere, 2013 yılının kasım ayındaki protesto gösterileriyle başladı. Rusya yanlısı olmakla itham edilen Yanukoviç yönetimi, Ukrayna’nın AB ile ortaklık ve serbest ticaret anlaşması imzalamasını ertelediğini açıklayınca, ekonomik durgunluğa tepki duyan ve AB’yle ortaklık anlaşmasını çare olarak gören kesimler, büyük hayal kırıklığına uğradı ve bunu izleyen günlerde onbinlerce kişi, Kiev’in Bağımsızlık Meydanı’nda protestolara başladı. Konserlerin verildiği ve son derece barışçı bir havada geçen bu gösterilere polisin sert şekilde müdahale etmesi, olayların çığrından çıkmasına neden oldu. Bu sefer, başkent Kiev’de, Yanukoviç yönetimine çeşitli nedenlerden ötürü tepki duyan çok sayıda kişi, sokağa döküldü. (Protesto gösterileri kendiliğinden sona ermek üzereyken polise göstericilere müdahale emrini kimin verdiği, hala belirsizliğini koruyor. Kimileri, bunun bir provokasyon olduğunu söylüyor.) Gösterilerin yapıldığı Bağımsızlık Meydanı’nda kamplar kurulurken ve Belediye Sarayı da dahil olmak üzere bazı binalar göstericilerin eline geçerken, çeşitli radikal milliyetçi militan gruplar, Sağ Sektör adı altında bir araya geldi (Bazı basın organlarına da yansıdığı üzere, bu örgütler, gösteriler için yaz döneminden itibaren hazırlıklara başlamıştı.) Ukrayna Parlamentosu’ndaki üç muhalefet partisinin liderleri, göstericiler adına Yanukoviç’le görüşmeye başladılar ve hükümetin istifasını istediler. Ancak, ne meydandaki militan grupların, ne de bu Batı yanlısı siyasi partilerin, somut bir eylem planı yoktu. Kiev’de her akşam düzenlenen gösteriler, sonuçsuz bir şekilde dağılıyor ve gösterilere katılım, her geçen gün azalıyordu. Fakat, 2014’ün Ocak ayında Yanukoviç’in girişimiyle, muhalif faaliyetlere ve gösterilere ciddi sınırlamalar getiren yasa tasarılarının bir oldu bittiyle parlamentodan geçirilmesi, sönmeye yüz tutan gösterileri yeniden alevlendirdi. 18 Ocak’ta Sağ Sektör militanlarının polis kordonuna saldırması sırasında çıkan olaylarda, ilk ölümler yaşandı. Şubat ayındaki çatışmalardaysa, iki gün içinde, yüzden fazla gösterici hayatını kaybetti. Yanukoviç, ABD’nin ve AB ülkelerinin zorlamasıyla, muhalefetle masaya oturdu ve yıl sonuna kadar erken cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılmasına karar verildi. Sorun, çözülmüş görünüyordu. Fakat Yanukoviç’in ABD’nin ısrarı sonucunda Kiev’den özel polis birliklerini çekmesi, başkentteki güç dengesini değiştirmişti. Artık başkentte en büyük silahlı güç, Sağ Sektör olmuştu. Bu radikal kesimler, muhalefet partilerinin Yanukoviç’e çok fazla taviz verdiğini savunarak anlaşmayı tanımadıklarını açıkladılar ve Yanukoviç’e, derhal istifa çağrısında bulundular. Bu şartlarda Kiev’de kendisini güvende görmeyen Yanukoviç önce Harkov’a, oradan da Kırım üzerinden Rusya’ya kaçacaktı.

 

Kiev’de yönetim değişikliği, bir anda gerçekleşirken ve muhaliflerin denetimine geçen parlamento, Batı yanlısı yeni bir yönetimi iktidara getirirken, önce Kırım, ardından da Donetsk ve Lugansk kaynamaya başladı.  

 

Ukrayna’da on yıl kadar önce, 2004 sonlarında da Batı yanlıları, Turuncu Devrim adını alan bir süreçle iktidara gelmişti. Ancak o zaman iktidar değişikliği, seçim sonucunda gerçekleşmişti (Batılı ülkelerin baskısı ve Batı yanlısı grupların gösterileri sonucunda, şaibeli seçimler iptal edilerek yeniden cumhurbaşkanlığı seçimleri düzenlenmiş ve bu sefer seçimleri, Batı yanlısı aday Viktor Yuşçenko’nun kazandığı açıklanmıştı). Bu sefer ise, iktidar değişikliği, bir ihtilal yoluyla gerçekleşti ve ülkenin doğu ve güney bölgelerinin oylarını almış olan Yanukoviç, başkentten kaçmak zorunda bırakıldı. Bu olay, Yanukoviç’e oy vermiş olan bölgelerde tedirginliğe neden oldu. Öte yandan, iktidarın seçim süreci olmaksızın el değiştirmesi ve muhaliflerin denetimine geçen parlamentonun alelacele bir şekilde Yanukoviç’i görevden aldığını açıklaması, iktidarın meşruluğu sorusunu gündeme getirdi. Zira, Ukrayna Anayasası’na göre parlamentonun cumhurbaşkanını bu şekilde görevden alma yetkisinin olup olmadığı, tartışmalı bir konuydu. Nitekim, Rusya yönetimi, bu yönetim değişikliğidnen birkaç gün sonra bir açıklama yaparak, Kiev’de olanların bir darbe olduğunu söylemiş ve kendilerinin Rsuya’ya kaçan Viktor Yanukoviç’i Ukrayna’nın meşru cumhurbaşkanı olarak tanımaya devam edeceklerini ifade etmişti. (Rusya’nın yeni Ukrayna yönetimini tanıması, ancak mayıs ayındaki erken cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra gerçekleşecekti.) Bu dönemde Kırım ve Donetsk’te ilk patlak veren gösterilerde de göstericiler, kendilerinin Yanukoviç’i tanımaya devam ettiklerini söylüyordu.  

 

Gelişmeler, Kiev’deki yeni yönetimin, ülkenin her yerinde kontrolü sağlayacak güçte olmadığını ve ülkenin her bölgesinin,  bu sıradışı yönetim değişikliğini tanımadığını ortaya koyuyordu.

 

Yanukoviç’in Kiev’den kaçışının ardından, Kiev’de polis ortalıkta görünmez olmuş ve bütün şehrin güvenliği, maskeli ve sopalı radikal milliyetçi gruplardan sorulur hale gelmişti. Bu görüntü, Rusya’nın Kırım ve Doğu Ukrayna’ya yönelik propagandasınına epey malzeme vermiş oldu. Nitekim, Rus yanlısı yayın organları, bu millyetçi grupları İkinci Dünya Savaşı yıllarında Naziler’le işbirliği yapan Ukrayna milliyetçisi örgütlere benzediğini öne sürerek, Kırımlılar ve Doğu Ukraynalılar zamanında harekete geçmezlerse, kendilerinin de bu radikal milliyetçilerin egemenliğine gireceklerini söyledi.

 

Bunlara ek olarak, 2004’teki Turuncu Devrim’in herşeye rağmen bir siyasi uzlaşmayla sonuçlanmasına rağmen, 2014’teki yönetim değişikliğinde iktidara gelenler “kazanan hepsini alır” mantığıyla hareket etti. Radikal gruplar, Doğu Ukraynalı seçmenin oy verdiği iki parti oan Bölgeler Partisi ve Ukrayna Komünist Partisi’nin ofislerini yağmaladı. Bu partilerin milletvekilleri, Kiev’de ortalıkta görünmez oldu.  Böylelikle, Doğu Ukraynalı seçmenin Kiev’de kendi sesini duyurma imkanı ortadan kalktı. Bu durum da, merkezkaç eğilimlerin artmasıan neden oldu.

 

 

Kırım’da  Rusya yanlısı grupların ve silahlı ve maskeli savaşçıların ortaya çıkıp yarımadada denetimi ele geçirdiği ve yarımadanın Rusya’ya bağlanma konusunda – Ukrayna’nın ve uluslararası toplumuntanımadığı- referanduma hazırlandığı günlerde, Donetsk ve Lugansk’ta da, gösterici gruplar, devlet binalarını ele geçirmeye başlamıştı. O dönemde Donetsk’teki Rusya yanısı grupların önde gelen isimlerinden Sergey Kanişçev’le yaptığım söyleşide bu kişi bana, asıl amaçlarının özerklik olduğunu, Rusya’yla birleşmek istemediklerini ifade etmişti. Kanişçev, referandum ve diğer konulardaki tavılarının, Kırım’da 16 Mart’ta düzenleencek referanduma göre şekilleneceğini söylemişti. Dolayısıyla, Kırım’daki ayrılıkçıların düzenlediği referandumdan ‘Rusya’yla birleşme’ kararının çıkması ve Rusya’nın Kırım’ın bağımsızlığını ve Rusya’ya iltihakını tanıdığını açıklaması, Donetsk ve Lugansk’taki ayrılıkçıları cesaretlendirdi.  Sonuçta, 11 Mayıs’ta düzenlenen – ve yine uluslararası toplum tarafından tanınmayan- referanduma katılanların çoğunluğu, Donetsk ve Lugansk’ın bağımsızlığı yönünde oy kullandı.

 

Rusya’nın Doğu Ukrayna Politikası  

 

Ancak Rusya yönetimi, Kırım referandumundan farklı olarak, buradaki “Donetsk Halk Cumhuriyeti ” ve “Lugansk Halk Cumhuriyeti “ adlı oluşumların bağımsızlığını tanımadı. Bunun birkaç nedeninin olduğu söylenebilir:

 

1) Kırım bölgesi, Ukrayna bünyesinde bir özerk cumhuriyet iken, Donetsk ve Lugansk, il statüsündeydi. Rusya, Batılı ülkelerin Sırbistan’ın özerk bölgesi Kosova’nın bağımsızlığını tanımasına misilleme olarak, 2008 yılından itibaren, eski Sovyet cumhuriyetlerindeki ayrılıkçı özerk bölgelerin bağımsızlığını tanımaya başlamıştı (Abhazya ve Güney Osetya’da yaptığı gibi ). Ancak, hiç bir özerk statüsü olmayan bir ildeki atyrılıkçıların bağımsızlık ilanını tanımanın, uluslararası hukuk açısından kılıfa uydurulacak tarafı yoktu.

 

2) Kırım’ın ilhakı, Rusya’yı buradaki emeklilerin emekli maaşlarını ödemek ve yarımadanın ihtiyaçlarını karşılamak zorunda bırakmış ve bu bile başlıbaşına Rusya ekonomisine büyük yük olmuştu. Rusya bunun ardından bir de Donetsk ve Lugansk’ta milyonlarca kişiye maaş ödeyecek, buraların bütün ekonomik sorumluluğunu üstlenebilecek durumda değildi.

 

3) Kırım’daki nüfusun büyük çoğunluğunu etnik Ruslar oluşturuyor ve Ukrayna’ya ancak 1954’te katılan bu yarımadada, Ukraynalılık bilinci, zayıf durumda. Donetks ve Lugansk’ta ise, Rusça konuşan nüfusun içinde bile – özerklik çeklinde bile olsa- Ukrayna’ya bağlı kalmak isteyenlerin oranı, çok daha yüksek.

 

Kim, Neden Ateşkes İstiyor?

 

Almanya ve Fransa’nın öncülüğünde başlayan bu ateşkes sürecine tarafları sevkeden nedenleri ise, şöyle sıralayabiliriz:

 

– Almanya ve Fransa, ABD’nin bölgede egemen olmasını istemiyor. Öte yandan, Ukrayna sorunu, bu iki ülkeyi büyük bir ikileme soktu. Çünkü bir taraftan, Rusya’yla yoğun ekonomik ilişkileri var ve buna son verme niyetinde değiller. Diğer taraftan, Rusya’nın Avrupa’da bir ülkeye bu şekilde açık müdahalede bulunması karşısında tepkisiz kalmak, hem Avrupa Birliği’nin, hem de özel olarak bu iki ülkenin prestijine darbe indirdi. O nedenle Almanya ve Fransa, bu sorunun en azından sıcak savaşın önüne geçmesine ve görüntüyü kurtaracak bir çözüm formülünü bulmaya çalışıyor. AB’den yapılan açıklamalar da, Rusya’ya yaptırımların kalkmasının Doğu Ukrayna’daki çatımaların soana ermesine bağlı olduğunu ortaya koydu. Yani, Avrupa Birliği’nin önde gelen ülkelerinin değil Rusya’yla yeni bir Soğuk Savaş’a girmek, Kırım’ın Ukrayna’ya iadesi konusunu gündeme getirmeye bile niyetleri yok. Doğu Ukrayna’da gerilimin azalması, onlar için yeterli.

 

– Batılı ülkelerin Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımlarının Rusya ekonomisine etkisi, ağır oldu. Öte yandan Ukrayna yönetiminin ülkenin diğer yerlerinde denetimi sağladığı ve Rusya yanlısı hareketlerin ve karışıklıkların Donetsk ve Lugansk’tan öteye geçemediği görüldü. Rusya, bir taraftan ekonomik yaptırımlardan kurtulmayı ve Batılı ülkelerin kendisine karşı tek vücut halinde hareket etmesini önlemeye çalışıyor, fakat diğer taraftan da, kendisi açısından büyük stratejik öneme sahip olan Ukrayna’yı kendi etki alanında tutmak, bu ülkenin tümüyle Batı’nın denetimine girmesine engel olmak istiyor. Öte yandan, etkin destek verdiği Doğu Ukrayna’daki Rusya yanlısı kesimleri ortada bırakmak da Rusya’nın eski Sovyet coğrafyasındaki ağırlığını sarsabilir. Bu nedenle Rusya yönetimi, hem kendisini yaptırımlardan kurtaracak, hem Ukrayna’daki etkisini sürdürecek, hem de bazı tavizler verse bile ülke içinde ve dışında prestijini sarsmayacak bir çözümün peşindedir, diyebiliriz.

 

– Ukrayna’da mayıs ayında düzenlenen cumhurbaşkanlığı seçimlerini ilk turda kazanan Petro Poroşenko, Ukrayna yönetimi içindeki ılımlı kanadı temsil ediyor. Başbakan Arseniy Yatsenyuk’un ABD’ye yakın olmasına ve Rusya’ya yönelik daha sert politikaların taraftarı olmasına karşılık, Poroşenko, Almanya’ya yakın bir isim. Rusya’yla ilişkilerde de, sorunların daha uzlaşmacı bir şekilde çözülmesini savunuyor. Rusya yönetimi de, çeşitli açıklamalarda, Poroşenko’yu kendisine daha yakın gördüğünü ortaya koymuştu. Diğer taraftan Ukrayna yönetimi açısından en temel bir öncelik, iflasın eşiğine gelen Ukrayna’nın yeniden dış yardımlar bulmasını sağlamak ve ülkeyi ekonomik krizden kurtarmak. Ukrayna ekonomisi, 2014 yılında yüzde 7,5 oranında küçüldü ve ulusal para birimi hrivna, üç kat değer kaybetti. Siyasi gözlemcilerin büyük bölümü, ekonomik krize acil çözüm bulunmadığı takdirde, önümüzdeki aylarda Ukrayna genelinde yeni sosyal patlamaların olabileceği değrlendirmesini yapıyor. Doğuda Rusya’dan gelen savaşçılara karşı Ukrayna yönetimi, dört kez kısmi seferberlik ilan etti. İlk başlarda ülkenin orta ve batı bölgelerinde ulusal coşku atmosferinin görülmesine karşılık, son aylarda, askerden kaçanların oranında epey artış var.  Ukrayna yönetimi, savaşın sürmesi halinde, kamuoyunu seferber etmekte epey zorlanacağını görüyor. Bütün bu etkenlerin, Poroşenko’yu, Almanya ve Fransa’nın giirşimiyle ortaya konan bir ateşkes ve barış sürecine yatkın hale getirdiğini söyleyebiliriz.

 

Barışın Önündeki Riskler

 

Öte yandan, ateşkesin kalıcı bir barışa dönüşmesinin önünde, önemli engeller var. Herşeyden önce, kalıcı bir barıştan bahsedebilmek için, Doğu Ukrayna’nın statüsü konusunda görüş birliğinin olması gerek. Fakat Donetks ve Lugansk’a çok geniş özerklik verecek veya ülkeyi federasyona dönüştürecek bir yöntem, Ukrayna’daki milliyetçi çevrelerin tepkisini çekebilir. Nitekim Poroşenko’ya muhalif kesimler, Ukrayna yönetiminin bu anlaşmayla hiçbir şey kazanmadığını ve kazananın sadece Rusya olduğunu söylemeye başladılar bile. Poroşenko’ya ekonomik konulardan ötürü toplumun çeşitli kesimlerinde duyulan tepkiler, Poroşenko’ya muhalif olan çeşitli milliyetçi kesimlerin tepkisiyle birleşebilir. Öte yandan, Rusya yönetimi, Ukrayna’nın Batı’ya entegre olmasının önüne geçmek için, hem Ukrayna genelindeki çalkantıları destekleyebilir, hem de Doğu Ukrayna’daki çatışmaları körükleyebilir. Diğer taraftan, ABD’nin de etkisini hesaba katmak gerekiyor. ABD Başkanı Barack Obama, geçtiğimiz günlerde CNN televizyon kanalına verdiği demeçte, Ukrayna’da geçen yıl Yanukoviç’in ülkeden kaçışıyla sonuçlanan yönetim değişikliğinin ABD sayesinde gerçekleştiğini söyledi. Böylelikle, ABD’nin buradaki siysi gelişmelere müdahalesini, başka hiçbir yoruma gerek bırakmayacak şekilde ortaya koydu. ABD’nin Ukrayna’da etkisini arttırmak istemesi de, Ukrayna’daki dengeyi sarsabilecek etkenlerden biri.

 

Sonuç olarak, devlet geleneğinin zayıf olduğu ve kültür ve siyasi tercih açısından birbirinden çok farklı bölgelere ayrılan Ukrayna’da istikrarın ve ülke bütünlüğünün korunması, hem denge siyasetine, hem de ülke içi uzlaşmaya bağlı. 1991’de bağımsızlığını kazanan Ukrayna’da eski yıllarda bütün çatışmalar, bir şekilde uzlaşmayla sonuçlanır ve devletin varlığı, bu sayede devam ederdi. Rusya’yla Batı arasındaki nüfuz savaşının ortasında yer alan böyle bir ülkede istikrarın bundan sonra sağlanabilmesi ve sürdürülmesi de, ancak bu iç ve dış dengelere bağlı olacak.