Ukrayna, Rusya ve Avrupa Komisyonu 31 Ekim Cuma günü Brüksel’de Ukrayna’ya Rus gazının sevkiyatının yeniden başlaması hususunda anlaşmaya varmıştır. 2015 yılının Mart ayı sonuna kadar devam etmesi öngörülen kış gazı planı, dikkatleri yeniden Avrupa Birliği’nin enerji güvenliğine çekmeyi başarmıştır. Anlaşma ile Ukrayna ve Rusya arasındaki gerilimi ateşleyen ödeme sorunlarının Avrupa Birliği garantörlüğünde yapılandırıldığı görülmektedir. Anlaşmada Ukrayna’nın yıl sonuna kadar 5.3 milyar dolarlık borcunun 3.1 milyarını ödemesi ve Gazprom’dan ön ödeme koşulları ile kış boyunca gaz alımı öngörülmektedir. Böylelikle, Rusya’nın Haziran 2014’de ödenmeyen borçlar nedeni ile Ukrayna iç piyasasına enerji arzını durdurmasının ardından yeni bir döneme girildiğini ortaya koymuştur. Bu bakımdan anlaşma, Rusya’nın Ukrayna ve Avrupa Birliği ile arasındaki buzları çözdüğü şeklinde yorumlanırken, siyasi dengelerdeki değişimin akından incelenmesi gerekecektir.

 

Ukrayna Açısından

 

Anlaşmada imza sahipleri Rusya Enerji Bakanı Aleksandr Novak, Ukrayna Enerji Bakanı Yuriy Prodan ve enerjiden sorumlu Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Günther Oettinger olmuştur.[1] İki devletin taraf olduğu bu anlaşmada Avrupa Komisyonunun da dahil olması Rusya’nın yalnızlaştırılması üzerine kurulan politikaların terk edildiği izlenimini oluşturmuştur. Sevkiyat şartlarını belirleyen anlaşma ekini Rus şirketi Gazprom ve Ukrayna şirketi Naftogaz Ukrainı şirketlerinin başkanları tarafından imzalanmıştır. Mart ayı sonuna kadar Ukrayna’ya 100 dolarlık indirim uygulanması hem Ukrayna’yı hem de bölgesel krizin hafiflemesi bakımından bölgedeki potansiyel kriz beklentilerini rahatlatmıştır. Dolayısıyla söz konusu anlaşma AB için bu kış enerji arz güvenliği garantisi olduğu kadar Rusya ve Ukrayna arasındaki ilişkilerin de yumuşama dönemine girmiş olabileceği şeklinde değerlendirilebilecektir.

 

Bu açıdan bakıldığında Avrupa’nın Rusya ile ticari ilişkilere yeniden başlaması siyasi bakımdan tarafların arasındaki buzların eritilmesi bakımından büyük önem arz etmektedir. Fakat bu gelişmeler, Ukrayna’nın iç politikadaki dinmeyen çalkalanmalarına doğrudan ve olumlu etki etmesi beklenmemektedir. Rusya ve Ukrayna arasında imzalanan doğal gaz anlaşmasına ek olarak Rusya’nın Ukrayna’da geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen erken seçimleri de tanıdığını ilan etmesi iki ülke arasında önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir. Ukrayna’da bu kışlık krizin atlatılmış olmasına ve kışın gaz kesintilerinin yaşanmayacağına dair oluşan olumlu havanın mali piyasalardaki istikrarsızlığa etki etmesi beklenmektedir. Diğer yandan Ukrayna’nın eski devlet başkanı Viktor Yanukoviç’in eski müttefiklerinin oluşturduğu parti, sandıktan beklenenden çok daha güçlü çıkarak, Rusya’ya yakın bir muhalefet oluşturmaktadır.

 

Buna karşın Timoşenko’nun partisinin oyların sadece yüzde 5’ini alabilmesi nedeni ile yalnızca baraj oranını zorlaması, Ukrayna’da yaşanacak değişimlerin habercisi niteliğinde olmuştur. 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana Ukrayna’da ilk kez Avrupa yanlıları sandıktan zaferle çıkmıştır. Bunda Kırım, Lugansk ve Donetsk’in Ukrayna’daki seçimlere dahil olmamasının etkisi de oldukça büyüktür. Fakat esasında seçim sonuçları, Ukrayna’nın doğusundaki silahlı krizi ve ekonomideki düşüşü eş zamanlı olarak idare etmekte zorlanan mevcut hükümetin onaylandığını ve Ukrayna siyasetinin yeni dönemde Doğu’dan uzaklaşılarak Rusya ile yapılan son doğal gaz anlaşmasında da olduğu gibi Batı garantörlüğünde devam edileceğini göstermektedir. Bu bakımdan özelliklede Ukrayna iç siyasetinde gaz anlaşması kadar hayati birçok konunun henüz çözümlenememiş olması dikkat çekmektedir.

 

Buna ek olarak, Ukrayna’da gerçekleştirilen erken seçimlerden ılımlı ve Poroşenko’nunki gibi Avrupa yanlısı partilerin başarıyla çıkması Ukrayna’daki siyasi kriz döneminde görünür hâle gelen milliyetçileri geride bırakmış da olsa, koalisyon kurulmasına ihtiyaç duyulması nedeniyle istikrar beklentilerini zayıflatmıştır. Üç partinin, başka ortağa ihtiyaç olmadan koalisyon hükümeti kurabileceği düşünülmektedir. Dolayısıyla üç partili bir koalisyon hazırlığında olan Ukrayna hükümeti önümüzdeki günlerde içerideki ayrılıkçı hareketlerin önünü alma ve istikrar sağlama gibi temel hususlarda fazla mesai yapacağa benzemektedir.

 

Avrupa Açısından

 

Öte yandan tozpembe bir atmosfer çizmek de gerçeklikten uzak kalmaktadır. Anlaşma sadece önümüzdeki kışı kapsadığından uzun vadede olumlu bir senaryo çizmek kanaatimizce gerçekçi olmayacaktır. Stockholm’de devam eden ve henüz sonuçlanmayan tahkim davaları dikkate alındığında, AB’nin bu arabuluculuğunun kıymeti ortaya çıkmaktadır.

 

AB’nin atmış olduğu bu adım, Rusya ve Avrupa Birliği açısından henüz hala bir netlik kazandırılamayan Güney Akım boru hattının yarattığı siyasi gerilimin dinip Güney Akımının canlanması konusunda umutları canlandırmış olsa da kanaatimizce bu husustaki belirsizlik uzun müddet devam edecektir. Buna ek olarak, Ukrayna’da geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen erken seçimlerin Rusya tarafından tanınmasına karşın Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’nin 2 Kasım’da Ukrayna’dan tek taraflı olarak ayrıldıklarını ilan eden Lugansk ve Donetsk Halk Cumhuriyetlerinde gerçekleşen seçimleri tanımadıklarını ilan etmiştir. Bu tepkilerin karşılık bulmaması ve sürecin devam etmesi ise, Ukrayna içindeki ayrılıkçı fikirlerin bu olumlu etkilerden uzak olduğuna işaret etmektedir. Dolayısıyla kısa vadede, AB ve BM’nin tüm inkar ve uyarılarına karşın Ukrayna içindeki ayrılıkçı fikirlerin varlıklarını sürdürmeye devam edecekleri ortadadır. Zira bu gölgelerde Rus yanlısı isimlerin seçimlerden zaferlerini ilan ederek çıkmaları, krizin iç politikada durulmayacağının bir işareti olarak algılanabilmektedir.

 

Rusya Açısından

 

Tüm bunlara karşın anlaşmadan asıl karlı çıkan tarafın Rusya olduğu yönündeki tezler aslında AB ile Rusya arasında gerçekleşen bu anlaşmanın kazan – kazan durumundan farklı olarak bağımlılık bakımından algılanması gerektiğini göstermektedir. Anlaşma masasına AB’nin de oturmasını sağlaması Rusya açısından diplomatik bir başarı olarak değerlendirilebilecektir. Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand tarafından yayınlanan ortak açıklamada "AB, anlaşmanın uygulanması için üzerine düşen payı yerine getirecektir" ifadeleri bu bakımdan AB’nin bölgedeki huzuru sağlamada aktif rol oynayacağı beklentilerini doğurmaktadır.[2] Bu nedenle, Rusya’nın Ukrayna gazını kesme gerekçelerinin giderilmesi bir bakıma Rusya’nın AB üzerindeki gaz kesme yaptırımının işe yaramış olduğunun göstergesi olarak değerlendirilebilecektir. Zira Rusya bu anlaşma ile Ukrayna’nın borcunu ödememesi gibi riskleri bertaraf etmiş ve AB’nin garantörlüğü ile masaya oturmuştur. Bu bakımdan Ukrayna krizinden sonra Rusya’yı yalnız bırakma üzerine kurulan AB politikalarının Rusya lehine sonuçlandığı görülmektedir. Söz konusu anlaşma ile AB ve Ukrayna’nın Rusya’ya olan enerji bağımlılıklarının altına imza atmışlardır.

 

Gaz fiyatının Ukrayna’nın beklediği kadar düşmemesi ve 3.1 milyar dolarlık sıcak paranın Rusya’ya ödenmesi ile yaşanacak mali rahatlama masadan Rusya’nın daha karlı çıkmış olduğu görüşünü kuvvetlendirmektedir. Ekonomik açıdan, FED’in tahvil alımlarını durdurmasının ve Kasım 2013’ten bu yana Rusya’ya yapılan yalnız bırakma politikalarının ardından zor günler geçiren Rus ekonomisini canlandırmak için Rusya’nın Çin ile imzalanan ve acele edildiği yönünde eleştirilen bu adımının yarattığı iç politikadaki söylemler Ukrayna’dan gelecek 3.1 milyar dolarlık sıcak para akışı ile rahatlayacağı ortadadır. Buna ek olarak Avrupalı yatırımcıların Rusya’ya yönelik çekimserliği de bu adım karşısında hafifleyecek ve ticari ilişkilere ivme kazandırılacaktır.

 

Türkiye Açısından

 

Bu gelişmeleri yakından takip eden ülkelerden biri de Türkiye olmuştur. Rusya ve Ukrayna arasında imzalanan bu anlaşma Sadece Avrupa’nın değil Türkiye’nin de enerji güvenliğini yakından ilgilendirmektedir. Anlaşma ile Türkiye’nin Batı Hattı’ndan yaptığı alımlarda doğal gaz kesinti riski zayıflamış ve bu haber Türk enerji piyasasını rahatlatmıştır. Türkiye’nin Ukrayna üzerinden gelen Rus gazını taşıyan Batı Hattı’nın rahatlamış olması, Türkiye’nin de kış aylarını kriz riskinden uzak görece daha rahat geçireceği anlamına gelmektedir. Söz konusu anlaşma ile Batı Hattı’ndan Türkiye’ye gelen enerjinin dolaylı olarak AB güvencesi altına alınmış olması, bu kış Ukrayna ve Avrupa gibi Türkiye’nin de ısınmasına katkıda bulunacaktır.

 

Değerlendirme

 

Turuncu Devrimlerden bu yana yüzünü Batı’ya dönse de enerji bağımlılığı dolayısıyla Rusya’dan kopamayan Ukrayna’nın 2010 yılında Yanukoviç ile Rusya’ya yakınlaşması, Ukrayna’da hükümetin devrilmesine neden olacak gerilimleri yaratmış ve Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesiyle neticelenmiştir. Ukrayna, bu süreçten sonra Rusya ile “yumuşama dönemi” olarak algılanabilecek bir sürece girmiş gibi görünse de hem Avrupa hem de Rusya için taşıdığı stratejik önem devam etmektedir ve iç dinamikleri henüz bir istikrara kavuşmamıştır. Dolayısıyla Ukrayna, siyasi ve ekonomik bakımdan iki taraf için de hakimiyet kurma uğraşlarına maruz kalmaya devam edecektir. Bu bakımdan, söz konusu enerji anlaşmasında olduğu gibi tarafların çıkarlarının uyuştuğu noktalarda anlaşması, diğer noktalar için ne kadar olumlu bir hava oluştursa da, öngörülerimiz çatışan çıkarların gerginlik kaynağı olmaya devam edeceği yönündedir.

 

Rusya’nın Avrupa Birliği’nin Güney Akım’a karşı tutumlarına rağmen, projeyi rafa kaldırmamış olması, Ukrayna’nın içerideki kararsızlığa rağmen Batı yanlısı bir koalisyon hükümeti ile yeni bir maceraya atılacak olması gibi bir takım etmenler bölgenin siyasi bakımdan çalkalanmaya devam edeceğini gösterirken, taraflar arasındaki ekonomik bağımlılık bu çıkar ilişkisinin çözümsüzlükten kurtulamayacağına işaret etmektedir.

 

 


[1]Ukrayna ve Rusya Gazda Anlaştı, http://haber.stargazete.com/dunya/ukrayna-ve-rusya-gazda-anlasti/haber-959353, Erişim Tarihi: 1 Kasım 2014

[2]Rusya ve Ukrayna Doğalgaz Konusunda Anlaştı, http://www.yeniasya.com.tr/ekonomi/rusya-ve-ukrayna-dogalgaz-konusunda-anlasti_302646, Erişim Tarihi: 2 Kasım 2014