NATO Genel Sekreteri Andersen Rasmussen Ukrayna’da gelişen durumun Euro-Atlantik bölgesinin güvenlik ve istikrarını etkilediğini ifade ederek Rusya’ya karşı NATO olarak bir takım yaptırımları işleme koyacaklarını ifade etmiştir. Doğal olarak bu yaptırımlar NATO-Rusya ilişkileri çerçevesinde belirli içeriklere sahip uygulamalardır. NATO’nun, Rusya ile ortak yapılacak deniz görevini askıya alma, alt düzey sivil ve askeri toplantıları durdurma ve NATO-Rusya iş birliğinin tümünü gözden geçirme kararı bunlara örnektir.

 

Ancak burada ilginç olan NATO Genel Sekreteri’nin AB Kurumları yetkililerinden ve NATO’ya üye olan münferit Avrupa ülkelerinin devlet başkanlarından veya başbakanlarından daha çok ve yüksek perdeden konuşmasıdır. Burada NATO’nun daha fazla inisiyatif yüklendiği intibaı edinilmektedir.

 

Bilindiği gibi 1990’larda Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle birlikte NATO Rusya ile kurumsal olarak ilişkiye girmiş ve barış ve istikrarın tesisinde müşterek hareket etme konusunda anlaşmıştır. Bu amaçla NATO-Rusya Konseyi kurulmuş ve başkanı NATO Genel Sekreteri olmuştur. Bu ilişkilerin temel unsurları; Uluslararası hukuk bağlamındaki yükümlülükleri iyi niyetle gözlemleme konusundaki ortak teminat ve herhangi bir ülkeye ya da birbirine karşı tehditte bulunmaktan ya da güç kullanmaktan kaçınma taahhüdü olarak belirtilmektedir. Ukrayna krizi ile görüldüğü kadarıyla bu prensiplerde ciddi bir çatlak yaratılmıştır. Bu durum NATO’nun kurumsal olarak konuya müdahil olmasına neden olan önemli bir ihlal olarak nitelendirilebilir.

 

NATO’nun Rusya ile Ukrayna konusunda karşı karşıya gelmesini ve NATO Genel Sekreteri’nin krizde aktif rol almasını iki somut nedene dayandırabiliriz. Birincisi; yukarıda bahsetmeye çalıştığımız, Rusya ile kurulan konseyin gereği olarak belirlenen ortak mutabakatı Rusya’nın tek taraflı olarak ihlaline karşı NATO’nun tepkisel çıkışıdır. Burada yeni NATO konseptine göre, Euro-Atlantik bölgesinde güvenlik ve istikrarı tehlikeye düşüren alan dışında oluşabilecek tehditlere karşı gerekli tedbirleri alma ve uygulama görevi Genel Sekreteri bu konuda duyarlı olmaya itmiştir. Özellikle NATO üyesi olan eski Varşova Paktı üyesi Polonya’nın sınırdaş olduğu Ukrayna’da Rusya tarafından yaratılacak krizin ileride kendisine yansıyabileceği sıkıntısını duyarak, konuyu NATO ilgili kurumlarına getirmesi NATO’nun konuya müdahil olmasında gerekçe olmuştur. Özellikle Rusya’nın Kırım’la birlikte ileride Gürcistan örneğinde olduğu gibi Ukrayna’da kendisine müzahir yöneticilerle bir oldubitti sonucunda Rusya etkisine alması NATO’nun hiç arzu etmediği bir gelişmedir.

 

NATO, Euro-Transatlantik teşkilatı olarak, Avrupa kıtasında Rusya’nın Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi güçlenmesini istemiyor. Zaten tesis edilen NATO-Rusya Konseyi’nin amacı bunu gerçekleştirme doğrultusunda hareket etmesi muhtemel Rusya’yı kontrol altında tutmaktır.

 

İkinci unsur ise, Rusya’nın Avrupa’da Almanya, Fransa, İtalya, Yunanistan ve hatta Türkiye ile ikili olarak çok ciddi ve doğrudan ekonomik, ticari ve enerji kaynakları ilişkisi vardır. Avrupa ülkelerinin özellikle, Almanya ve Fransa’nın bir takım cılız çıkışların dışında Rusya’yı doğrudan hedef alan söylemlerden kaçındığını görmekteyiz. Bu ülkeler NATO üyesi olarak, NATO’nun kurumsal kimliği içinde Rusya’ya “aba altından sopa göstererek” tepkilerini ortaya koymaya çalışıyorlar. 28 üyeli dünyadaki en güçlü ittifak olan NATO’nun şemsiyesi altındaki bu ülkeler dayanışma içinde olduğunu göstererek, Rusya’ya münferit olarak vermek istedikleri mesajı toplu olarak verme yolunu seçmektedirler. Bu suretle Avrupa ülkeleri Rusya ile münferit olarak karşı karşıya gelmeden tek bir ağızdan ne düşündüklerini ifade etme imkanı bulmaktadırlar. Çünkü NATO’da kararlar oy birliği ile alınır ve dolayısıyla Genel Sekreterin bu açıklamaları bütün üye ülkeler tarafından onaylanmış demektir. Ortaya konulan irade tüm ülkelerin müşterek iradesini temsil eder.

 

Bu tür yaklaşım neyi sağlayacaktır? Doğal olarak Rusya’nın karşısında güçlü bir formasyonun duvar gibi yükseldiğini görmesini sağlayacaktır. Bu formasyon NATO’dur. Rusya her ne kadar askeri seçeneği kullanmak istemediğini fakat masada durduğu kozunu ileri sürerek gözdağı vermeye çalışıyorsa da NATO’nun ortaya koyduğu dayanışma ve işbirliği iradesi karşısında stratejisini yeniden gözden geçirmek zorunluluğunu hissedecektir.  Genel değerlendirmelerde ABD ve Avrupa ülkelerinin Rusya ile askeri bir çatışmaya girmekten kaçınacakları değerlendirmesi kabul görse dahi, Rusya’nın Ukrayna’yı da ele geçirme niyetinin açığa çıkması halinde NATO’nun 28 üye ülkesinin topyekün olarak uygulamaya koyacağı askeri tedbirler karşısında başarı kazanma olasılığı son derece düşük olarak görülmektedir. NATO denince başta ABD olmak üzere BM Güvenlik Konseyi’nin İngiltere ve Fransa gibi nükleer silaha sahip üç ülkesi ile geride kalan 25 Avrupa ülkesinin insan gücü ve silahlı gücünü dikkate almak gerekiyor. Çin’in çekimser kaldığı dikkate alınırsa Rusya gerçekten “değerli yanlızlığa” mahkum bir yaklaşımı seçmiş görünmektedir. Karşısında ise NATO şemsiyesi altında güç birliği yapan siyasi ve askeri olarak muazzam bir güç yer almaktadır.