Rusya’nın Ukrayna toprağında özerk bir bölge olan Kırım’da uygulamakta olduğu “yarı aktif askeri harekat” bütün dünyanın olduğu kadar özellikle NATO’nun ilgi sahası içine giren bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Uygulanmakta olan askeri harekâta yarı aktif demekten kastımız, Rusya’nın sınırları geçerek karadan, denizden ve havadan fiili bir saldırı gerçekleştirmeden, Kırım’da bulunan ve iki tümen kadar olduğu söylenen kuvvetleri ile bölgedeki kritik ve stratejik noktaları pasif hareketlerle kontrol altına almak suretiyle Ukrayna geçici hükümetinin kuvvetlerini ve siyasi kurumlarını kullanarak Rusya karşıtı bir hareket uygulamasını engelleme stratejisidir.

 

Ukrayna NATO için önemli bir partner olarak görülmektedir. İlk ilişkiler resmi olarak 1991’de başlamıştır.1994’de Barış için Ortaklık projesinde yer almış ve Balkanlardaki NATO barış harekatını desteklemiştir. 1997’de imzalanan “Özel Ortaklık” anlaşması ile NATO-Ukrayna Komisyonu hayata geçirilmiştir. 2002’de NATO-Ukrayna Aksiyon Planı yürürlüğe girmiştir. 2005 Şubat ayında Turuncu Devrim arifesinde yeni seçilen başkan Yuşenko NATO Zirvesine davet edilerek NATO desteği teyit edilmiştir. 2008 Nisan Bükreş Zirvesi’nde ittifak gelecekte Ukrayna’nın NATO üyesi olabileceği konusunda irade belirtilmiştir. Ancak 2008 Ağustos’unda Rusya’nın Gürcistan’da uygulamış olduğu askeri harekat sonrasında bu niyetini askıya almıştır. Ukrayna Afganistan ve Kosova’da NATO görevlerine katkıda bulunmuştur. 2013’de korsanlığa karşı “Okyanus Kalkanı” harekatında NATO’ya destek veren ilk ortak olarak yer almıştır.

 

2012 Mayıs Zirvesi’nde NATO, 1997 anlaşmasının 15’nci yıldönümü münasebetiyle Ukrayna ile ilişkileri geliştirme ve müşterek harekat için işbirliği konusunda diyalog içinde bulunma kararı almıştır. 27 Şubat 2014 NATO Savunma Bakanları toplantısında ise, “egemen, bağımsız ve istikrarlı bir Ukrayna Avro-Atlantik güvenliği için anahtar konumda olan demokrasi ve hukukun üstünlüğünün kesin taahhüdüdür” şeklinde bir karar alınmıştır. Devamında “NATO İttifakı Merkezi ve Doğu Avrupa’da ve bütün olarak kıtada güvenlik ve istikrarın ana faktörü olarak egemen, bağımsız, toprak bütünlüğüne sahip, demokratik olarak gelişen ve sınırlarının bölünmezliği ile Ukrayna’yı desteklemektedir” ifadesiyle kararını pekiştirmiştir.

 

Yukarıda açıklanan gelişmeler doğrultusunda Ukrayna NATO’nun doğrudan ilgilendiği bir ülke konumundadır. NATO’nun korkusu Soğuk Savaş dönemindeki gibi Rusya kontrolünde olan bir Ukrayna’nın varlığıdır. Bu bakımdan bu tür gelişmelerin önlenmesi NATO için hayati bir konu olarak görülmektedir. Rusya’nın Avrupa kıtası ile fiili ilişkisini önlemek açısından coğrafi olarak Ukrayna Avrupa’nın ve NATO’nun öncelikleri arasındadır. Bu bakımdan NATO elindeki her türlü enstrümanı kullanmak suretiyle Rusya’nın elinin bu ülkeden çekilmesi için çalışacaktır. Nitekim yeni NATO Konseptinde NATO’nun alan dışında genişleme stratejisi ve alan dışında NATO’nun istikrar ve güvenliğini tehdit eden olaylara müdahale etme konusunda yeni görev tanımları yapması Ukrayna meselesine müdahil olma imkanı sağlamaktadır. Gerekçesi, eğer Rusya Ukrayna’yı kontrolü altına alırsa Soğuk Savaş zamanı genişleme süreci başlıyor anlamına gelmektedir. Sonrasında Polonya ve dolayısıyla NATO direkt tehdit altına girecektir. Şimdilik NATO bölgesel bir güç olarak söylemlerle gelişme kaydetmeye ve kararlılığını göstermeye çalışacaktır. Gelişmeler ışığında ABD ile birlikte somut adımlar atmak için eşgüdüm içinde olacaktır. Ukrayna’ya siyasi ve askeri destek verme seçeneklerini gözden geçirerek geliştirme yoluna gidecektir.

 

Siyasi olarak yapılan açıklamalara dikkat edilirse bir taraftan ABD, AB ve özellikle NATO ağız birliği içinde Rusya’ya işi tırmandırmadan sonlandırması konusunda baskı yapmaya çalışmaktadırlar. Gürcistan’da oldubittiye gelen Rus müdahalesinde gerekli tepkiyi gösteremeyen ve geciken ABD, AB ve NATO bu hadisede anında ve çok somut mesajlar verme yolun gitmektedir. Amaç sorunu öncelikle barışçı bir şekilde müzakereler yoluyla çözmeye çalışmaktır. Görüldüğü kadarı ile Rusya’nın direnmesi karşısında BM, NATO, ABD ve AB topyekun olarak birtakım yaptırımları Rusya’ya uygularken, diğer taraftan Ukrayna’ya askeri, ekonomik ve siyasi her türlü yardımı yapacaklardır. Bu durumda doğusunda güçlü bir Çin ile de mücadele halinde olan Rus ekonomisinin orta ve uzun vadede çok ciddi yara alacağı açıktır.

 

Rusya doğal olarak Batıya karşı sağlamakta olduğu doğal gaz akışını karşı koz olarak kullanmayı deneyecektir. Önümüzdeki dönemin yaza gelmesi bu kozun kullanımını zorlaştıran bir faktör olacaktır. Bunun yanında Almanya gibi Rusya ile stratejik ortak olan ülkeler iyi polis rolünü yüklenerek Rusya’yı yumuşatıcı bir rol üslenerek doğal gaz tehdidini en aza indirmeye çalışacaklardır. Diğer taraftan Rusya tam da yeni yoluna koymuş olduğu enerji dağıtım merkezi olma konumunun yeniden Avrupa tarafından sorgulanmasına neden olacaktır. Bu durumda Türkiye yeniden enerji yolu olarak gündeme gelecektir.

 

Bütün bu gelişmeler dikkate alındığında 2014 yılının ortalarının Rusya ve Batı’nın didiştiği bir itiş kakis yılı olacağı söylenebilir. Rusya bu çıkışı ile 17’nci yüzyıldan beri uygulamakta olduğu toprak kazanma ve işgal politikasından zerre kadar vazgeçmediğini ve vazgeçmek niyetinde olmadığını ortaya koymaktadır. Bu Batı için dayanışmasını göstermesi açısından çok önemli bir imtihan olarak görülmektedir. Uyumakta olan Kutup Ayısı yavaş yavaş gerinmeye başlamıştır. Batı Ukrayna konusunda başarısız olursa Ukrayna’yı kaybedeceği gibi, arkasından gelecek olan Orta Asya bağımsız devletlerinin Rusya hakimiyetine girmesi, ve sonrasında yeni bir Varşova Paktı genişlemesine karşı çok fazla bir şey yapamayacak anlamına gelecektir. Rusya bundan sonra daha da cüretkar bir hareket tarzı benimseyebilecektir. Zaten bu tür davranışa da alışkındır. Bu nedenle Ukrayna meselesi yakın tarihin bir dönüm noktası olarak görülmelidir.