Turuncu Devrim ile iktidara gelen eski Ukrayna muhalefeti, sivil itaatsizlik eylemlerinde kullandığı en önemli gerekçe olan 'yolsuzluk' suçlamalarına, şimdi kendisi maruz kalmaktadır. 3 Eylül 2005 tarihinde Devlet Sekreteri Aleksandr Zinçenko basın açıklaması yaparak, Ukrayna Güvenlik Konseyi Sekreteri Petra Poroşenko ve Devlet Başkanı Yardımcısı Aleksandr Tryetikov'u yolsuzlukla suçlamış ve bu durumu protesto ederek istifa etmiştir. Bu gelişmeler üzerine Poroşenko önce istifa etmeyeceğini açıklamışsa da, daha sonra 'onurunu korumak amacıyla' istifasını sunmuştur. Devlet Başkanı Viktor Yuşenko, Poroşenko'nun istifasını kabul etmiştir. Diğer yandan Verhovnaya Rada (Parlamento) Poroşenko'nun milletvekilliğini düşürmüştür.

 

Devrimin ideoloğu olarak görülen Aleksandr Zinçenko ile yine devrimin finansörü olarak bilinen Petra Poroşenko arasındaki güç mücadelesi ve yolsuzluk iddiaları, yaklaşık 9 ay önce kurulan hükûmetin de sonunu getirmiştir. İstifalar ve suçlamaların ardından Yuşenko, 'toplumun hayal kırıklığına son vermek ve devrim ülkülerine gölge düşürmemek için' Yuliya Timoşenko Hükûmeti’ni görevden almıştır.

 

Bütün bu suçlamaların ve istifaların, yolsuzluk iddiaları yanında Mart 2006'da yapılacak Parlamento seçimleri ile de ilgisi bulunmaktadır. Çünkü bu seçimler, bir sonraki devlet başkanının belirlenmesinde önemli bir aşama olarak görülmektedir. Bu durum ise koalisyon güçleri arasındaki güç mücadelesinin kızışmasına sebep olmaktadır. Seçimler yaklaşırken, Turuncu Devrim'in halkın arzularına cevap verememiş olması, devrim sırasında günlerce meydanlarda gösteri yapan halkta bir hayal kırıklığının yaşanmasına sebep olmaktadır. İlk hayal kırıklığı, Yuşenko'nun oğlunun pahalı arabalara bindiği ve eğlence hayatında kabarık faturalar ödediği haberlerinin basına yansıması üzerine başlamıştı. Ardından, gerekli reformların yapılamaması ve koalisyon güçleri arasında yolsuzluk kavgalarının çıkması bu düşüşü giderek tehlikeli boyutlara ulaştırmıştır. Bu hususlar ise Yuşenko Hükûmeti’nin giderek kamuoyu desteğini daha fazla yitirmesine sebep olmaktadır. Şöyle ki, Nisan ayında yüzde 52 desteğe sahip olan Yuşenko'nun bu desteği, Ağustos ayında yüzde 37'ye kadar düşmüştür. Yolsuzluk suçlamaları ve hükûmetin istifasından sonra bu desteğin daha da azalacağı söylenebilir.

 

Bu son krizden sonra Rusya faktörü Ukrayna'da daha fazla belirginleşmeye başlamıştır. Turuncu devrim esnasında 26 Aralık 2004’te yapılan seçimlerin yenilenen ikinci turu sonucunda Yuşenko oyların 51,99'unu alırken, Başbakan Viktor Yanukoviç yüzde 44,19'da kalmıştır. Bu şekilde, Yuşenko yaklaşık 2.3 milyon oy farkla seçimleri kazanmıştır. Ukrayna seçimleri önceki seçimlere göre bu manada da ciddi bir çekişme içinde geçmiş ve Yuşenko, rakibi Yanukoviç'le arasında kayda değer bir oy farkı yaratamamıştır. Bu seçimlerde Rusya'nın Ukrayna'daki politik etki gücünün hiç de azımsanmayacak ölçüde olduğu görülmüştür. Diğer yandan, Batı yanlısı Yuşenko seçimlere bir koalisyon olarak girmiştir. Ancak bugün gelinen aşamada, bu koalisyonun dağıldığı görülmektedir. Mart 2006’da seçimlere dağınık hâlde girmesi durumunda, Batı yanlısı güçlerin, Rusya'nın destekleyeceği güçler karşısında zorlanacağı ve hatta seçimi kaybedebileceği bir olasılık olarak gözden uzak tutulmamalıdır.

 

Yuşenko Dnepropetrovski Oblastı'nın Valisi ve kendi ekibinden birisi olarak gördüğü Yuri Yehanurov'u yeni kabineyi kurmakla görevlendirmiştir. Yuri Yehanurov köken olarak Buryat asıllı ve 1948 Yakutistan doğumludur. Ancak, eğitim ve çalışma hayatı boyunca hep Ukrayna'da bulunmuştur. Uzun yıllar sanayi kesiminde çalışmış, ticaret ve sanayi odası başkanlığını yapmış, çeşitli dönemlerde, ayrıca ekonomi bakanlığı yapmıştır. Ekonomiyi iyi bilen bir teknokrat olarak tanınmaktadır. Bu sebeple de, bu yeni atama, bir yandan Timoşenko Hükûmeti’nin Rusya ile ilişkilerini bozarak, özellikle enerji alanında Ukrayna'nın düştüğü krizi gidermeyi ve ekonomik reformların önünü açmayı hedefleyebilir. Diğer yandan, bizzat Yuliya Timoşenko'nun hükûmet adına savaş açtığı Viktor Pinçuk ve Rinat Ahmedov gibi oligarklarla geçici bir süre de olsa ateşkesin sağlanması tasarlanmakta olabilir.

 

Her ne kadar Yuliya Timoşenko şimdi Ukrayna'da 'ikinci bir Turuncu Devrime ihtiyaç var' dese de, aslında bu durum Rusya'nın 'karşı devrim' için elini güçlendirmektedir. Turuncu Devrim'le yaşanan bu hayal kırıklığı, ABD'nin bölgedeki planlarını da olumsuz etkileyebilecektir. Bu durum, bilhassa 6 Kasım'da Azerbaycan'da yapılacak Parlamento seçimlerinde gerçekleştirileceği ileri sürülen sivil devrimin ihtimalini zayıflatmaktadır. Ancak bir taraftan Irak'taki başarısızlık ve diğer taraftan da ülkesindeki doğal afetle meşgul bulunsa da, Bush Hükûmeti’nin sivil devrimleri bu kadar kolay feda edebileceği düşünülmemelidir. ABD'nin yeni nüfuz alanı olarak gördüğü Orta Asya'da Şanghay İşbirliği Örgütü'nün giderek güçlenmesi ve de eski Sovyet coğrafyasında sivil devrimler rüzgarının sekteye uğraması, bölgede ABD'yi giderek zayıflatan gelişmelerdir. Bu sebeple Ukrayna'daki hükûmet krizine ABD'nin önümüzdeki günlerde açıktan veya örtülü yöntemlerle müdahalede bulunması sürpriz sayılmamalıdır. (ASAM)