Türkiye’nin Karadeniz’deki komşusu Ukrayna 17 Ocak 2010 tarihinde Devlet Başkanlığı seçimini yapacaktır. 2004 yılında Turuncu Devrimi yaşayan Ukrayna halkı Turuncu iktidar konusunda tam bir hayal kırıklığı yaşamaktadır. Bu sebeple mevcut Devlet Başkanı Viktor Yuşenko’ya ikinci dönem için pek şans tanınmamaktadır. Seçimlerin en şanslı adayı 2004 seçimlerinde de Yuşenko ile yarışan Bölgeler Partisi lideri Viktor Yanukoviç’tir. Kazanma ihtimali olan diğer aday ise Turuncu Devrim’in en önemli aktörlerinden birisi olmasına rağmen iktidara gelmesinen kısa bir süre sonra Yuşenko ile ters düşen mevcut Başbakan Tüm Ukrayna Anavatan Birliği Partisi lideri Yuliya Timoşenko’dur. Seçimin bu iki lider arasında geçmesine yüksek ihtimal olmakla beraber adaylardan hiçbirisinin ilk turda yüzde 50’nin üzerine çıkması beklenmiyor. Dolayısıyla da seçimlerin 7 Şubatta yapılacak ikinci tura kalması ihtimali son derece yüksektir.

 

Ukrayna nüfusu, arazisi, Avrupa ve Asya’yı birleştiren stratejik konumuyla uluslararası ilişkilerde önemli bir yere sahiptir. Rusya ile Batı arasındaki tampon devlet niteliği ile önemli bir ülke konumunda olan Ukrayna kendi iç dinamikleriyle de, Rusya’nın etki alanını genişletme girişimlerine karşı koyabilecek güç olarak değerlendirilmektedir. Ukrayna’nın uluslararası tercihleri, bölgesel dengeleri önemli ölçüde etkileyecek durumdadır. Rus jeopolitik doktrinine göre, Ukrayna, Batı’nın değil, Rusya’nın nüfuz alanı içerisindedir.

 

Ukrayna’nın jeopolitik konumu bu ülkeye ABD ve AB’den daha fazla Rusya’nın ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Rusya Ukrayna vasıtasıyla Karadeniz’e ve oradan da sıcak denizlere inebilir. Başta enerji nakil hatları olmak üzere Rusya’nın Avrupa’ya çıkışı niteliğinde olan Ukrayna bu özellikleri sebebiyle Rusya tarafından işbirliğine her zaman ihtiyaç duyulan bir ülkedir. Rusya ile Ukrayna arasında tüm bunların yanısıra tarihsel ve etnik (slav) yakınlık bağları da mevcuttur.

 

Ukrayna’nın Rusya açısından bir diğer önemi ise Kırım Yarımadası ve bu ülkede olan Rus deniz filosu üssüdür. Karadeniz çıkışını genel olarak Ukrayna üzerinden sağlayan Rus donanması için Ukrayna vazgeçilemez nitelikte bir limandır. Her ne kadar Rusya yeni Sevastopol’a olan bağımlılığını kırmak için yeni bir deniz üssü inşaatına başlamışsa da uzun süre bu alanda Ukrayna bağımlı kalacağı muhakkaktır. Kırım Yarımadasında mevcut Rus nüfusu ve genelde bu ülkede yaşayan Rus azınlık da Rus dış politikasında Ukrayna’yı öne çıkaran faktörlerin başında gelmektedir.

 

ABD ve Rusya gibi Ukrayna dış politikasındaki en önemli unsurlardan birisi de AB’dir. Özellikle Polonya’nın AB üyesi olması ve Bulgaristan ile Romanya gibi Balkan ülkelerine AB perspektifi verilmesi Ukrayna’yı AB ile komşu yapmış ve Kiev AB için her zamankinden daha fazla öneme sahip olmuştur. Ukrayna’nın jeopolitik önemi ona AB ile Rusya arasında hem “köprü” ve hem de “tampon” bölge olma niteliği vermektedir.

 

Ukrayna’nın jeostratejik konumu onu ABD’nin dış politikasında ayrıcalıklı bir yere oturtmaktadır. 603,700 km²’lik yüzölçümü ve 48 milyonluk nüfusu ile Avrupa’nın en önemli ülkelerinden birisi olan Ukrayna, ABD’nin temel stratejik partnerleri arasındadır. ABD, Ukrayna’nın ekonomik açıdan Rusya’dan bağımlığının zayıflatılması için ekonomik yardımlar yapmaktadır. ABD’nin yardım yaptığı ülkeler listesinde Ukrayna İsrail ve Mısır’dan sonra üçüncü sıradadır. Ancak ABD’nin Irak ve Afganistan bataklığından çıkamaması bu ülkenin Ukrayna’ya yeterince vakit ve imkan ayırmaması ile neticelenmiştir. Bu ise Turuncu Devrimin rövanşı için Rusya’nın elini kolaylaştırmıştır.

 

Ukrayna aslında Soğuk Savaş’ın hiç bitmediği bir yerdir. “Sınır ülkesi” anlamına gelen “Ukrayna” Batı ile Doğu arasında tarihsel olarak bir mücadele alanı olmuştur. Bu mücadele ise ülkedeki iç dengelerin Batı yanlısı ve Doğru (Rusya) yanlısı olarak oluşmasına sebep olmuştur. Ukrayna’yı tam ortadan ikiye bölen 2004 yılı devlet başkanlığı seçimlerinde Ukrayna’nın Katolik mezhebine mensup batı kesimi tamamıyla ve merkez bölgeleri ise çoğunlukla Yuşenko’yu desteklerken, Ortadoks (Provoslav) olan Doğu Ukrayna Yanukoviç’e destek vermiştir. Aynı şekilde Rusya’daki iş çevreleriyle de yakın ilişkiler içinde olan ve Rusya ile daha da yakınlaşmayı savunan Yanukoviç Ukrayna’daki Rus kökenlilerin de desteğini sağlamıştır. Ukrayna 1 Ocak 2006 tarihinden itibaren yarı parlamenter sisteme geçmiştir. Bu sebeple de yeni seçimler Ukrayna’ya yeni bir sistem değişikliğini getirebilir.

 

Doğu Bloku’ndan başlatılıp eski Sovyet coğrafyasında Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan’da estirilen renkli devrimler rüzgarı artık kademe kademe geri dönmektedir. Önce Kırgızistan’daki devrime el atılmış ve Batı yanlısı olarak başlayan devrimin lideri Kurmanbek Bakiyev “kendi isteği ile” Rusya’nın saflarına geçmiştir. Kırgızistan’da 2005 yılında yaşanan devrim bugün tam anlamıyla tersine dönmüştür.

 

Devrimin bir diğer adresi olan Gürcistan hala direnişini sürdürmektedir. Rusya’nın bütün çabalarına rağmen Mihail Saakaşvili hala iktidarını koruyabilmektedir. 2008 yılında yaşanan savaşa rağmen Gül Devrimi ve onun lideri Gürcistan’da şimdilik iktidarı Rusya yanlısı veya daha dengeli bir lidere karşı koltuğunda oturmaya devam etmektedir. Ancak Saaşakvili’nin Gürcistan’da gösterdiği başarıyı onun müttefiki Yuşenko’nun Ukrayna’da göstermesi ihtimali ortadan kalkmıştır. Ukrayna’da Turuncu Devrim’in rövanşının bu seçimlerle artık alınacağına pek şüphe kalmamıştır.

 

Bağımsızlığını kazandıktan sonra beşinci kez seçimlere giden Ukrayna’nın seçim tarihine de kısaca bakmakta fayda vardır. Ukrayna bağımsızlığını kazandıktan sonra ilk kez 1 Aralık'ta 1991'de seçimlere gitmiştir. Seçimlere Leonid Kravçuk, Vyaçeslav Çornovil, Levko Lukianenko, İgor Yuhnovski Vladimir Grinev ve Leonid Taburyanski katılmış ve bu seçimleri ilk turda Leonid Kravçuk yüzde 61,59 oy alarak seçimleri kazanarak devlet başkanlığı koltuğuna oturmuştur.

 

Leonid Kravçuk maden işçilerinin 7 Temmuz 1993'te Donbass'ta greve başlamaları üzerine görev süresini tamamlamadan erken seçime gitmek mecburiyetinde kalmıştır. 26 Eylül 1993'ta Anayasa ile ilgili referanduma gidilmesine karar verilmesiyle seçim startı verilmiş ve erken seçimler 26 Haziran 1994 tarihinde yapılmıştır. Seçimlere mevcut Devlet Başkanı Leonid Kravçuk da dahil olma üzere Leonid Kuçma, Aleksandr Moroz, Vladimir Lanovoi, Valery Babiç, İvan Pluş, Petr Talançuk yarışmıştır. Ancak ilk turda hiçbir aday yüzde 50’nin üzerinde oy alamamıştır. En çok oy alan iki adaydan Leonid Kravçuk yüzde 38, 36 ve Leonid Kuçma ise yüzde 31,17 oranında oy almıştır. 10 Temmuz 1994 tarihinde yapılan ikinci turda mevcut Devlet Başkanı yüzde 45,06’da kalırken Leonid Kuçma yüzde 52,15 oy alarak Ukrayna’nın ikinci Devlet Başkanı seçilmiştir.

 

Ukrayna’da üçüncü devlet başkanlığı normal süresinde yapılmıştır. Normal görev süresini tamamlayan Leonid Kuçma 31 Ekim 1999 tarihinde yapılan seçimlere katılmış ikinci döneminde de görev yapmak istediğini ortaya koymuştur. Seçimlere mevcut Devlet Başkanı Leonid Kuçma’nın yanı sıra Komunist Parti Lideri Peter Simonenko, Aleksandr Moroz, Nataliya Vitrenko ve Yevgeny Marçuk da dahil olmak üzere toplam 13 aday katılmıştır. Hiçbir aday seçimlerin ilk turunda gerekli çoğunluğu sağlayamamıştır. İlk turda yüzde 36,49 oranında oy alan Leonid Kuçma ile yüzde 22,24 oranında oy alan Ukrayna Komunist Partisi lideri Petro Simonenko ikinci turda yarışmıştır. Seçimlerin ikinci turunda Simonenko yüzde 37,80’de kalırken Leonid Kuçma yüzde 56,25 oy alarak yeniden Devlet Başkanı seçilmiştir.

 

Ukrayna’da dördüncü kez yapılan devlet başkanlığı seçimleri büyük bir mücadeleye sahne olmuş ve Turuncu Devrim ile neticelenmiştir. 31 Ekim 2004 tarihinde yapılan seçimlere batının desteğini arkasına alarak giren Viktor Yuşenko ve Rusya’nın desteğine sahip Viktor Yanukoviç de dahil olmak üzere toplam 26 aday yarışmıştır. Ancak bu seçimlerde de hiçbir aday ilk turda yeterli çoğunluğa sahip olamamıştır. Yuşenko’nun yüzde 39,90 oy oranı ve Yanukoviç’in de yüzde 39,26 oranında oy alarak ikinci tura kaldıklar seçimler bir hayli çekişmeli geçmiştir. İkinci tur seçimlerinde Yanukoviç’in yüzde 49,42 ve Yuşenko’nun da yüzde 46,69 oranında oy aldığı açıklanmıştır. Ancak uluslararası seçim gözlemcilerinin sonuçlara hile karıştırıldığı yönündeki açıklamaları Ukrayna da kitlesel gösterilere sebep olmuştur. Turuncu kıyafetlerle Ukrayna meydanlarını dolduran göstericilerin baskısı sonucu

 

Ukrayna Yüksek Mahkemesi 3 Aralık 2004 tarihinde seçimlerin ikinci turunun sonuçlarının geçersiz olduğunu açıklamıştır. Yüksek Mahkeme aynı zamanda yeni seçimlerin de 26 Aralık’ta yapılacağını açıklamıştır. 26 Aralık 2004 tarihinde yeniden yapılan oylamada Yuşenko yüzde 51,99 oy alarak Devlet Başkanı koltuğuna otururken Yanukoviç yüzde 44,20 civarında oy alarak seçimleri kaybetmiştir. Böylece Turuncu Devrim sonucu seçimleri kazandırılan Viktor Yuşenko Devlet Başkanlığı koltuğuna oturtulurken seçimlerde Yuşenko ile başa baş yarışan Yanukoviç başkanlık koltuğuna oturamasa da birçok gözlemcinin yorumlarının aksine Ukrayna siyasetinde varolacağını kanıtlamıştır.

 

Biz hem Turuncu Devrim esnasında hem de 2006 yılında yapılan Parlamento seçimlerinde bu hususa dikkat çekmiş ve Ukrayna’da Yanukoviç’in ve Rusya’nın etkisinin hiç de azımsanmayacak ölçüde olduğunu belirtmiştik. 2006 yılında yazdığımız makalede aynen şunları söylemiştik: “Ukrayna seçimleri önceki seçimlere göre bu manada da ciddi bir çekişme içinde geçmiş ve Yuşenko, rakibi Yanukoviç'le arasında kayda değer bir oy farkı yaratamamıştır. Bu seçimlerde Rusya'nın Ukrayna'daki politik etki gücünün hiç de azımsanmayacak ölçüde olduğu görülmüştür. Diğer yandan, Batı yanlısı Yuşenko seçimlere bir koalisyon olarak girmiştir. Ancak bugün gelinen aşamada, bu koalisyonun dağıldığı görülmektedir.”

 

Bugün (17 Ocak 2010) Ukrayna’da Yaklaşık 33 bin 700 seçim noktasında 37 milyon seçmenin katılacağı Devlet Başkanlığı seçimleri yapılmaktadır. Seçimler için ayrıca dünyanın aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 76 ülkesinde kurulan seçim sandıklarında seçmenler oy kullanabileceklerdir. 18 adayın yarıştığı seçimlerde mevcut Devlet Başkanı Viktor Yuşenko da yarışmaktadır. Ancak yapılan kamuoyu yoklamalarında Yuşenko’nun yüzde 5 civarında oy alabileceği görülmektedir. Bu seçimlerin favorisi olarak Partiya Regionov – Bölgeler Partisi lideri Viktor Yanukoviç görülmektedir. Ancak onu ilk turda zorlayacak diğer aday olarak mevcut Başbakan Yuliya Timoşenko’nun da şansını küçümsememek gerekmektedir. Seçimlerin ikinci tura kalması ihtimalinin de oldukça yüksek olduğunu dikkate aldığımızda ikinci turan Timoşenko daha şanslı gözükmektedir.

 

Bugün Ukrayna’da iktidara en yakın iki adayın her ikisi de geçmişte hapis yatmış ve ismi yolsuzluklara karışmıştır. “Turuncu Prenses” ve “Gaz Prensesi” gibi ilginç adlarla da anılan mevcut Başbakan Yulia Timoşenko Rus askeri yetililerine rüşvet verme suçuyla Rusya Askeri Başsavcılığı tarafından geçmişte “kırmızı bülten” ile aranmıştır. Timoşenko ayrıca 2002 yılı başlarında yaklaşık 1,5 ay hapis de yatmıştır. Timoşenko’nun Ukrayna’dan boru hatlarıyla geçen Rus gazını çalmak ve genelde enerji alanında yolsuzluklarda bulunmak suçlamaları bulunmaktadır.

 

Kamuoyu yoklamalarında ilk sırada çıkan Viktor Yanukoviç’in de geçmişinde hapis günleri bulunmaktadır. Yanukoviç’in gençliğinde iki kez yargılanmış ve bir kez de hırsızlık suçundan hapis yatmıştır. Yanukoviç siyaset hayatında sürekli karşısına çıkarılan bu olaya “gençlik hatası” olarak tanımlamaktadır. Rakibi Timoşenko’nun Yanukoviç ile ilgili bir diğer suçlaması da gençliğinde hapis yattığı için askerlik görevini yapamamıştır.

 

Ukrayna seçimlerine yaklaşık olarak yüzde 60’lık bir seçmen katılımının olması beklenmektedir. Yapılan bütün kamuoyu yoklamaları Yanukoviç’i Timoşenko’dan 7-13 puan önde göstermektedir. Seçimlere son anda dahil olduğu için yeterince zaman bulamayan ancak yaptığı agresif seçim kampanyaları sayesinde Yuşenko’yu geçerek üçüncü sıraya yükselen Merkez Bankası eski Başkanı Güçlü Ukrayna Partisi Lideri Sergey Tigipko’nun sürpriz yapma imkanı mevcuttur. Yeni bir yüz sloganıyla siyaset yapan Tigipko eski politikacılardan bıkmış durumda olan Ukraynalı seçmenler için gelecek vadeden liderler arasındadır.

 

BU seçimlerle Ukrayna’da bir dönemin kapandığını söyleyebiliriz. Özellikle Turuncu Devrim’in artık siyaset sahnesinden çekileceği bir döneme geçiyoruz. Seçimlerdeki en şanslı iki aday da Rusya tarafından desteklenmektedir. Her iki aday da Rusya ile iyi geçineceğinin işaretlerini vermektedir. Seçimlerin ilk turunda Viktor Yanukoviç ciidi bir oy farkıyla önde gözükse de Yuliya Timoşenko’nun ikinci turda manevra imkanlarının daha yüksek olduğu söylenebilir. Elbette ki, ikinci tur öncesi yapılacak koalisyonların da önemli olacağı söylenebilir. Ancak şurası da bir gerçek ki, Rusya’nın Ukrayna üzerindeki etkisinin ciddi oranda artacağı yeni bir döneme geçmekteyiz. Bu dönemin bazı sürprizlere gebe olduğunu da belirtmek durumundayız. Zira bugün Timoşenko Rusya yanlısı gibi gözükse de geçmişte Turumcu devrimin önemli figürlerinden birisiydi ve Rusya tarafından hakkında kırmızı bülten çıkarılarak aranmaktaydı. Dolayısıyla da Timoşenko’nun seçimleri kazanması sonrasında Rusya ile ilişkilerini yenden gözden geçirme ihtimali mevcuttur. Timoşenko bu çerçevede AB hedefinden vazgeçmek istemeyecektir.

 

Rusya yanlılığı konusunda hiçbir tereddüde mahal bırakmayan Viktor Yanukoviç’in seçimleri kazanması durumunda dahi bütün sorunların çözüleceğini iddia etmek fazla iyimserlik olacaktır. Unutmamak gerekir ki, etnik olarak Ukrayna’dan çok daha yakın olan Beyaz Rusya ile Rusya arasında da zaman zaman sorunlar yaşanmaktadır. Minsk yönetimi de tıpkı Kiev gibi kendi topraklarından geçen Rus boru hatlarını Moskova’ya karşı bir pazarlık unsuru olarak kullanmaktan çekinmemektedir. Diğer taraftan 2004 yılında yaşanan Turuncu Devrim’den bu yana köprülerin altından çok sular geçti ve iki ülke arasında yaşanan sorunlar ve tartışmalar Ukrayna’da milli bilincin yükselmesine sebep oldu. Rusçanın ulusal kanallardan ve üniversite giriş sınavlarından kaldırılması ise ulusal bilinç oluşturma yönündeki çabaların etkinleşmesine sebep olmuştur. Ayrıca Ukrayna’nın Katolik mezhebine mensup Batı kesimleri kategorik olarak Rusya’ya karşıdırlar. Bu sebeple kim seçilirse seçilsin bu kesimlerin de hassasiyetlerini dikkate almak durumunda kalacaktır.

 

Seçimlerin Türkiye açısından değerlendirildiğinde Türkiye’nin Ukrayna’da aslında başta Kırım Tatarları olmak üzere büyük imkanları olmasına rağmen bir oyuncudan ziyade bir seyirci konumunda olduğu görülmektedir. Bu çerçevede Türkiye kim seçilirse seçilsin iyi ilişkiler içerisinde olacağı tutumunu sürdürmektedir. Ancak Viktor yanukoviç’in başkanlığındaki bir Ukrayna’da Kırım’daki Rus varlığının güçleneceği ve bu durumda da Tatarlar ile Ruslar arasında sorunların yaşanacağı ihtimalini dikkate aldığımızda Türkiye’nin seçeneğinin aslında doğal olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Türkiye ile Rusya arasında gelişen ilişkilerin ileride Kırım dolayısıyla sıkıntı yaşaması ihtimalini uzak tutmamak gerekmektedir.