Türkiye’de son derece gergin bir atmosferde gerçekleştirilen 30 Mart yerel seçimlerinin sonuçları Türk kamuoyu tarafından dikkatle incelendiği kadar uluslararası alanda da izlenmiştir. Uluslararası camianın seçimlerle ilgili açıklamaları değerlendirildiğinde en fazla, farklı görüşlerin bulunduğu ABD tarafından gelen tepkiler, Türkiye gündeminde önemli bir yere sahip olmuştur. ABD’de birçok haberde Erdoğan’ın zafer kazandığı yazılmış, bazı yazılanlar seçim sürecindeki sandık güvenliğiyle ve Türkiye’nin giderek daha otoriter bir yapıya dönüştüğüyle alakalı olmuştur.

 

İlk olarak, ABD ve 30 Mart seçimlerine birlikte baktığımızda özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın söyleminde bir nüans olduğu görülmüştür. 17 Aralık Operasyonu’nu dış güçlerin Türkiye’nin üzerinde oynadığı bir “oyun” olarak halka anlatan AKP ve AKP’ye yakın medya organları, yerel seçimlerin propaganda sürecinde “Vaşington”dan çok “Pensilvanya”ya yoğunlaşmıştır. Özellikle 17 Aralık 2013 tarihinde kabinede görevli bakanların ve bunların yanında birçok kişinin göz altına alındığı operasyonlar sonucunda AKP ve ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone başta olmak üzere soğuk rüzgarlar esmiştir. Seçim sürecinde ise Başbakan Erdoğan’ın, “paralel yapı” olarak adlandırdığı oluşumla mücadele etmek adına ABD’de yaşayan Fetullah Gülen’in Türkiye’ye iadesini ABD Başkanı Barack Obama’dan 19 Şubat 2014 tarihli telefon konuşmasında talep ettiğini ifade edilmiştir. Bununla ilgili olarak verilen cevapta ise ABD’nin “mesaj alındı” dediği söylenmiştir. Ne var ki, ABD tarafından yapılan yazılı bir açıklamada, Obama’ya atfedilen cevabın doğru olmadığı belirtilmiş, Erdoğan’ın söylemi yalanlanmıştır.

 

Türk basınında genelde bu ifadelerden bahsedilse de iki lider arasındaki konuşmada Suriye konusunun ön planda olduğu görülmekle birlikte, İsrail konusu bir diğer önemli noktayı göstermektedir. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Obama ile son görüşmesinde İsrail ile ilişkileri düzeltme adına kendilerine ne düşerse yapacağını ifade etmesinin ardından Türk-İsrail ilişkilerinde peş peşe görüşme trafiği başlamıştır.[1] Bu çerçevede İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Güvenlik ve Enerjiden Sorumlu Temsilcisi David Meidan, 26 Mart 2014 tarihinde Türkiye’ye bir ziyaret düzenlemiş ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan başta olmak üzere birçok hükümet yetkilisiyle bir araya gelmiştir. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise Mavi Marmara ile ilgili olarak iki ülke arasında imzalanacak sözleşmenin seçimlerden sonra ele alınacağını belirterek "Başarıda en büyük pay, Sayın Obama'nındır"[2] sözleriyle durumu özetlemiştir. Ne var ki, AKP’nin muhafazakar tabanını ürkütmemek adına İsrail ile ilişkilerin düzeltilmesi noktasına meydanlarla atıf yapılmamıştır. Seçimler öncesinde Türk – Amerikan ilişkileri bağlamında “telefondan” daha fazla konuşulan nokta ise “internet” olmuştur.

 

Yeni Tehditler: Facebook, Twitter, Youtube

 

Türkiye ile ABD arasındaki yakın ilişkilerin bir boyutunu da yakın dönemde “özgürlükler” konusu oluşturmaktadır. Bu çerçevede  ABD iç politikada “Kürt sorununun” çözülmesine ilişkin Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti tarafından hayata geçirilen demokratikleşme paketlerine Türkiye’nin özgürleşmesi kanaatiyle sıcak bakmıştır. ABD’nin özellikle gayrimüslim azınlıklar konusunda Türkiye’ye eleştirileri devam ederken iki ülke arasındaki bir diğer fikirsel yakınlık, özellikle Türkiye’de siyasetin sivilleştirilmesi konusunda kendisini göstermiştir. Yine, AKP’nin en büyük argümanlarından birisi olan başörtüsünün serbest kalması noktasında olumsuz bir bakış benimsememiştir. Hatta, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2011 yılında hazırladığı Uluslararası Dini Özgürlük Raporu’nda Türkiye’deki başörtü yasağından söz edilmiştir. Dış politikada ise Orta Doğu’daki “özgürlük” hareketlerinin desteklenmesine yönelik politikalar iki taraf arasındaki koordineli bir biçimde yürütülmeye çalışılmıştır. Özellikle son dönemde Türkiye ve ABD arasındaki resmi görüşmelerdeki başat konunun Suriye olması bunu kanıtlar niteliktedir.

 

Özellikle seçim dönemi öncesinde Türkiye’de sosyal medyaya getirilen yasaklar, ABD tarafından eleştirilmiş, Başbakan Erdoğan ise konuyu ifade özgürlüğü ekseninden çıkartıp “ulusal güvenlik” meselesi olarak değerlendirmiştir. Erdoğan, İstanbul Yenikapı’daki AKP mitinginde “ABD başkanının gizli telefon görüşmeleri yayınlansa buna özgürlük mü diyecekler? Twitter bizim kanunlarımıza uymayacaksa gerekeni yaparız.”[3] demiştir.

 

Erdoğan’ın sosyal medyaya ilişkin kısıtlamalarında yayınlanan ses kayıtlarının bu kanallarla yayılmasının rahatsızlığı söylemlerinden anlaşılmıştır. AKP’nin sosyal medya yasaklarını halka anlatırken siyasi söylemlerden yana halkın desteğini arkasına almak kaybetmemek adına ve yasakçı bir başbakandan çok geleneklerine bağlı muhafazakar bir lider görünümü çizmek için Erdoğan, sosyal konulara vurgu yapmıştır. Yine İstanbul’daki mitingde “Facebook ahlaksızlıklarından vazgeçerse destek alır. Ama aileleri bozacaksa karşısında Türkiye Cumhuriyeti hükümetini bulur. Bunlarda neler var neler.” diyerek sosyal medyadan dolayı artan boşanma oranlarına gönderme yaparak konuyu sosyal medyadan ötürü kendisi ve partisi üzerindeki sıkıntılardan toplum yapısı üzerinde yarattığı olumsuz etkilere çekmiştir.

 

21 Mart tarihinde Twitter’a gelen yasak sonrasında ilk tepki ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki ve Beyaz Saray Sözcüsü Jay Carney’den gelmiştir. Psaki, yazılı açıklamasında “ABD, Türkiye’deki ifade özgürlüğünü desteklemekte ve özgür ifade hakkını çiğnemeye yönelik her türlü eyleme karşı çıkmaktadır”[4] diyerek tepkisini göstermiştir. Benzer bir açıklamada da Carney, Twitter yasağı “evrensel haklar için kritik olan açık yönetişim ilkelerine ters” olarak tanımlanmakta birlikte ifade özgürlüğünü aşındıran bir uygulama olarak görülmüştür. Bunların yanı sıra, Psaki de açıklamasında uygulamanın Türkiye’nin yerine getirmeye çalıştığı ileri demokrasi uygulamalarıyla da ters olduğu söylenmiştir. ABD Dışişleri Bakanlığı, resmi Twitter hesabı “@StateDept” üzerinden “İnternet sansürü 21’inci yüzyılda gerçekleşen bir kitap yakma eylemidir ve kimseyi daha güçlü kılmaz” şeklindeki twitiyle, yaşananlara karşı düşüncelerini paylaşmıştır. Burada Twitter’ın kapatılmasının kimseyi “güçlü” kılmadığı ile ilgili ifade, iktidara bir gönderme olarak da okunabilir.

 

Katılım Oranı

 

Seçimlerden sonra ABD’den gelen ilk tebrik mesajında Türkiye’de seçimlere olan yüksek katılım oranına vurgu yapılmış ve Türkiye’deki vatandaşların demokrasinin bir gereği olarak yerine getirilmesi takdir edilen bir gelişme olarak görülmüştür. Türkiye’deki katılım oranının yaklaşık yüzde 87 olması, Türkiye tarihindeki en büyük katılım oranına işaret etmekle birlikte, önceki seçimlerde de bu oran genel anlamda ABD ve Avrupa’da seçimlere katılım oranında yüksektir. Obama’nın yeniden seçildiği 2012 Başkanlık Seçimlerinde katılım oranı 2008 seçimlerindeki yüzde orandan yüzde 61.6’lık orandan 3.4’lük düşüşle yüzde 58.2 olmuştur.[5] İkinci turu Türkiye ile aynı tarihte düzenlenen Fransa’daki seçimlerde ise Fransız İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre yüzde 52,36’lık bir katılım oranı görülmüş, seçimlerin ilk turunda ise Fransız seçmenin yüzde 54,72’lık bölümü sandık başına gitmiştir. Türkiye tarihinde katılımın en yüksek olduğu seçimlerin 30 Mart yerel seçimleri olduğu görüldüğünde oran gerçekten de yüksektir.

 

Sandık Güvenliği ve İlişkilerin Geleceği

 

Türkiye’de 30 Mart yerel seçimlerinde birçok yerde Yüksek Seçim Kurulu’na itirazlar yapılmış, bunların büyük bir bölümü reddedilmiş, bazı itirazlar sonucunda ise bazı belde, ilçe ve illerde sonuçlar değiştirmiştir. Bunun yanında seçimlerde yaşanan elektrik kesintileri, birçok kişide şüphelere sebep olmuştur. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Marie Harf, Türkiye’deki seçimlere hile karıştırıldığı ile ilgili iddialar hakkında sorulan sorulara günlük basın brifinginde yuvarlak ve tabiri caizse etliye, sütlüye dokunmadan bunların araştırılması gerektiğini vurgulayarak cevap vermiştir.,

 

Bu konuyla alakalı olarak, Türkiye medyası merkezi Vaşington’da bulunan Bipartisan Policy Center (BPC) tarafından ABD kongre üyelerine sunulan bir rapor üzerinde durmuştur. ABD’nin ses getiren düşünce kuruluşlarından birisi olan BPC’in “Turkey's Local Elections: Actors, Factors and Implications” (Türkiye’nin Yerel Seçimleri: Aktörler, Faktörler ve Tavsiyeler) isimli raporunda, sandıklardaki şaibenin altı çizilmiştir.  Öte yandan, raporda birçok eksikle de karşılaşmak mümkündür. Örneğin, raporda Türk siyasetinin anahtar aktörleri olarak “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan”, “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül”, “Gülen Hareketi”, “Adalet ve Kalkınma Partisi”, “Cumhuriyet Halk Partisi” ve “Kürt milliyetçileri” gösterilmiş; seçimlerde özellikle İç Anadolu oylarını önemli şekilde artıran Milliyetçi Hareket Partisi’nden önemli bir faktör olmasına rağmen bahsedilmemiştir.

 

Seçimlerden sonra ABD’nin Türkiye’de görev yapmış büyükelçileri Morton Abramowitz ve Eric Edelman başkanlığında BPC tarafından hazırlanan raporun en dikkat çekici yerlerinden birisi ise “Türkiye’nin İstikrarı ve ABD’nin Çıkarları İçin Uzun Dönemli Tavsiyeler” bölümüdür. Raporda “Türkiye’nin halihazırdaki gidişatı, ABD açısından son derece endişe vericidir. Erdoğan yönetiminde daha otoriter ve İslamcı hale gelen Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri için daha az güvenilir ve daha az istikrarlı bir müttefik olacaktır.”[6] ifadeleri görülmektedir. “Zor çevresini istikrarlı bir hale getirmeye yardımcı olan bir müttefikten ziyade Türkiye’nin kendisi ABD’li karar alıcılar açısından bir problem haline gelmektedir.”[7] ifadeleri yine Türkiye ve ABD arasındaki ilişkilere Amerikan bakışını göstermek açısından önemlidir. Nitekim, Vaşington’da geliştirilen bu soğuk söylemin rüzgarı Ankara’ya kadar ulaşmış, Obama, Erdoğan’ı seçimlerden ötürü kutlamak için aramamıştır.

 

Geciken Kutlamalar

 

Türkiye’de seçim sonrası gelişmelere bakıldığında Erdoğan’ı seçimlerde AKP’nin birinci olmasından ötürü tebrik eden ilk lider Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin olurken, ABD Başkanı Obama’nın Erdoğan’ı tebrik etmesiyle alakalı herhangi bir habere ya da açıklamaya rastlanmamıştır. Kutlama konusunda belirtilmesi gereken bir diğer nokta da; Ankara Büyükşehir Belediyesi ve ABD Büyükelçiliği arasındaki gerginliğin yaşandığı başkenttir. ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone, Melih Gökçek’in mazbatasını almasına rağmen, CHP’nin 30 Mart seçimleriyle ilgili Anayasa Mahkemesi’ne yapacağı itirazı bekleyeceğini belirtmiştir.

 

Değerlendirme

 

Türkiye ve ABD ilişkilerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti açısından kritik zamanlarda fırsat alanı olmuş özgürlükler konusunun giderek sorun alanı olmaya başladığı görülmektedir. Türkiye’nin Erdoğan yönetimi altında gittikçe otoriter bir tutum takınmaya başlaması da yine aynı şekilde ABD’nin sorun olarak algıladığı noktalardan birisidir.

 

Seçim sürecinde ise Erdoğan tarafından gerginlik tırmandırılmamış ve ABD’ye karşı ölçülü bir ton benimsenmiştir. Bunun yanında “dış mihrak” söylemi Facebook – Twitter – Youtube üçlüsüne yüklenmiş, ABD – İsrail geri planda tutulmuştur. ABD, ifade özgürlüğü hakkında sert açıklamalar yapmış, Başbakan Erdoğan açısından konu ifade özgürlüğünden ziyade bir tehdit olarak görülmüştür. 30 Mart sürecinde Vaşington’a değil Pensilvanya’ya yönelik açıklamalarla yeni bir mağduriyet algısı üretilmiştir.

 

Öte yandan, Suriye’deki gelişmeler iki ülke gündemin ana maddesi olacak şekilde devam edecektir. İki taraf arasındaki resmi görüşmelerde Suriye masada olmaya devam edecektir. Son günlerde özellikle Seymour Hersh tarafından Türkiye tarafından ABD’yi Suriye’ye askeri müdahaleye çekmek amacıyla sarin gazı taşındığına ve geçtiğimiz yaz yalana saldırıda parmağı olduğuna ilişkin makale (Makaleye http://www.lrb.co.uk/v36/n08/seymour-m-hersh/the-red-line-and-the-rat-line adresinden ulaşabilirsiniz) ABD ve Türkiye tarafından yalanlansa da büyük gündem oluşturmuştur. Hersh, makaleyle ilgili mülakatında “Türk jandarmalar maddeleri kamyonlarla Suriye içine taşıdı. Bu materyaller Türkiye’den Suriye’ye sokuldu, Halep’e götürüldü. Sinir gazı yapılan kimyasal maddeler dahil olmak üzere, sonradan da orada bileşim gerçekleştirildi. Ve tüm bunları anlatan bir (ABD) istihbarat raporu var.”[8] demiştir. Bununla birlikte, Türkiye’nin Suriye’ye giden silah trafiğinde önemli bir merkez olduğu uzun süredir çeşitli zamanlarda dile getirilen bir konudur.

 

Kısa vadede ise her Nisan ayında olduğu gibi bu Nisan ayında da sözde soykırım tasarısı iki ülke arasında tartışılan konuların başında gelecektir. Nitekim, bu geçtiğimiz günlerde ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’nden sözde soykırım tasarısının geçmesiyle bunun ilk işaretleri görülmüştür. 24 Nisan tarihinde iki tara arasında “alışılmış bir gerginlik” tekrar yaşanacaktır.

 


[1] İsrail , – Türkiye İlişkilerinde Yumuşama Sinyali, http://www.radikal.com.tr/turkiye/israil_turkiye_iliskilerinde_yumusama_sinyali-1183390, Erişim Tarihi: 8 Nisan 2014.

[2] Arınç: İsrail İle Anlaşma Seçim Sonrasında, http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=26079712&tarih=2014-03-25, Erişim Tarihi: 9 Nisan 2014.

[3] AK Parti'den Yenikapı'da Dev Miting, http://www.sabah.com.tr/Gundem/2014/03/23/ak-partiden-yenikapida-dev-miting, Erişim Tarihi: 11 Nisan 2014.

[4] 'ABD Yasağa Karşı Çıkmaktadır', http://www.hurriyet.com.tr/dunya/26057685.asp, Erişim Tarihi: 23 Mart 2014.

[5] Turnout In The 2012 Presidential Election, http://www.huffingtonpost.com/michael-p-mcdonald/turnout-in-the-2012-presi_b_2663122.html, Erişim Tarihi: 8 Nisan 2014.

[6] Turkey’s Local Elections: Actors, Factors, and Implications, http://bipartisanpolicy.org/sites/default/files/Turkey%20Elections%20Report.pdf, Erişim Tarihi: 11 Nisan 2014.

[7] Turkey’s Local Elections: Actors, Factors, and Implications, s. 30.

[8] Seymour Hersh Diken’e Konuştu: MİT Planladı, Jandarma Halep’e Kadar Kimyasal Taşıdı, http://www.diken.com.tr/diken-ozel/seymour-hersh-dikene-konustu-mit-planladi-jandarma-halepe-kadar-kimyasal-tasidi/, Erişim Tarihi: 12 Nisan 2014.