Geçtiğimiz hafta Türkiye ekonomisinde büyüme verisinin negatif gelmesi, ABD Merkez Bankasının faiz artırımı kararı ve dövize etkisi ile enerji alanında milli para üzerinden ticaret yapılmasına ilişkin açıklama öne çıkmıştır. Aynı hafta içinde TCMB beklenti anketlerini, TÜİK ise GSYH verisini il bazında yayınlamıştır.

 

Ekonomideki olumsuz gidişat beklendiği üzere GSYH’da küçülmeye neden olmuştur. Türkiye ekonomisi 2016 yılının üçüncü çeyreğinde yüzde 1,8 oranında küçülmüştür. 2016 yılı ilk iki çeyreğinde yüzde 4,5 oranında büyüme göstermiş olan ekonominin üçüncü çeyrekteki küçülmeyle birlikte 2016 yılının ilk 9 ayındaki büyümesi yüzde 2,4 olarak gerçekleşmiştir. Orta Vadeli Programda 2016 yılı büyüme beklentisi yüzde 3,2 olarak açıklanmıştır. Resmi hedeflerdeki büyüme oranının tutturulabilmesi için 2016 yılı son çeyrek büyümesinin yüzde 5,6 olarak gerçekleşmesi gerekmekte olup bu durum mümkün görünmemektedir. Diğer taraftan TCMB beklenti anketinde yılsonu büyüme beklentisi açıklanan bir önceki beklentinin de (yüzde 2,9) altına düşerek yüzde 2,6 olmuştur.

 

Diğer taraftan TÜİK GSYH hesaplamasında değişikliğe gitti. Hesaplamalarda güncelleme yapmak kabul edilebilir hatta gerekli olmakla birlikte TÜİK’in söz konusu değişiklikleri genellikle olumsuz veri dönemlerinde görünümü olumluya çevirmek için yaptığı konusunda genel bir kabul oluşmuştur. Buna bağlı olarak GSYH ve kişi başı gelir de artmış ve 2015 yılı için GSYH 720 Milyar Dolardan 861 milyar Dolara; kişi başına gelir de 9.257 Dolardan 11.014 Dolara yükselmiştir.

 

Döviz kurları bakımından en önemli gelişme ABD Merkez Bankasının faiz oranını 25 baz puan artırma ve 2017 yılında faiz artırımı öngörüsünü 75 baz puana çıkarma kararı olmuştur. Karara paralel olarak dolar uluslararası piyasalarda ve doğal olarak TL’ye karşı değer kazanmış ve bu durum Dolar/TL kurunun 3,50’nin üzerine çıkmasına neden olmuştur. ABD Dolarının önümüzdeki dönemde de güçlü kalacağı yönünde beklenti oluşmuştur.

 

Ekonomi gündemine ilişkin bir diğer önemli husus özellikle enerji alanında Türk Lirası üzerinden işlem yapılacağına ilişkin açıklama olmuştur. Türkiye’nin enerji ithalatı 2015 yılında 37,8 milyar Dolar olarak gerçekleşmiştir. 2016 yılı Ekim ayı itibarıyla 21,9 milyar Dolar civarındadır. Türkiye’nin enerji ithalatının ülke bazında dağılımına ilişkin bir veri bulunmamakla birlikte Rusya Federasyonu, İran, Irak ve Azerbaycan’ın ana ithalatçı ülkeler olduğu kabul edilmiş ve buna göre hesaplama yapılmıştır.

 

Ülke

2015

2016

İthalat

İhracat

TL Cinsi Ticaret İmkanı

İthalat

İhracat

TL Cinsi Ticaret İmkanı

Rusya Federasyonu

  20 401 757

  3 588 331

  3 588 331

  12 512 682

   1 293 952

   1 293 952

İran

  6 096 254

  3 663 760

  3 663 760

  3 688 030

   4 316 370

  3 688 030

Irak

   296 505

  8 549 967

   296 505

   747 483

   6 056 435

   747 483

Azerbaycan

   232 376

  1 898 520

   232 376

   224 145

   1 064 332

   224 145

TOPLAM

  27 026 892

  17 700 577

  7 780 972

  17 172 340

  12 731 089

  5 953 610

 

 

Tabloda enerji ve ülke eşleştirilmesi yapılamadığı için tüm ticaret kapsama dahil edilmiştir. Karşılıklı ticarete konu tüm mallar üzerinden hesaplama yapıldığında Türkiye’nin TL cinsinden ticaret yapabileceği en yüksek tutar 2015 yılı için 7,8 milyar Dolar; 2016 yılı Ekim ayı itibarıyla 6 milyar Dolar civarında gerçekleşmiştir. Söz konusu rakamlar elbet dış finansman açısından fayda sağlayacak olmakla birlikte 2017 yılında Türkiye’nin yaklaşık 200 milyar dolar dış finansman ihtiyacı düşünüldüğünde oldukça küçük bir kısma karşılık gelmektedir.

 

TÜİK tarafından açıklanan istatistikler arasında 2004-2014 yıllarına ilişkin İl bazında GSYH istatistikleri dikkat çekmektedir.  Açıklanan istatistiklere göre İstanbul 2014 yılında GSYH’nın yüzde 30,5’ini, Ankara yüzde 9,1’ini ve İzmir yüzde 6,2’sini almaktadır. Bu üç ilin toplamı Türkiye GSYH’sının yaklaşık %46’sını oluşturmaktadır. GSYH payı en düşük son on beş ilin toplam GSYH’nın yüzde 2,1 pay aldığı düşünüldüğünde Türkiye’de bölgeler arası gelişmişlik farkının düzeyi de ortaya çıkmaktadır. Kişi başına GSYH üzerinden bakıldığında da bu durum desteklenmektedir. En yüksek kişi başı gelire sahip İstanbul ile en düşük kişi başına gelire sahip Ağrı arasında fark 5 katın üzerindedir.