Türkiye’de ve dünyada son günlerde göç, göçmen, mülteciler ve sığınmacılar konularında gündemde öne çıkan başlıklar…

 

Yıldırım: Suriyeliler Kalıcı Değil, Suça Karışırlarsa Tutarız Kulaklarından Geldikleri Yere Göndeririz

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Binali Yıldırım, Suriyelilerin Türkiye’de kalıcı olmadığını belirterek “Burada kaldıkları süre içinde suç teşkil edecek faaliyetlerin içine girmelerine müsamaha göstermemiz söz konusu değil” dedi. Yıldırım, “Bu işlere karışan olursa, tutarız kulaklarından geldikleri yere göndeririz” ifadesini kullandı.

TBMM Başkanı ve AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım, dün İstanbul’da basın mensuplarıyla bir araya geldi.

Yeni Şafak yazarı Hasan Öztürk, Yıldırım’ın burada Suriyeli mültecilerle ilgili olarak açıklamalarda bulunduğunu aktardı.

Öztürk, Yıldırım’ın özetle şu ifadeleri kullandığını belirtti:

— Biz Suriye’de insanların ölmemesini sağlamak için varız. Suriye’nin huzura ermesini sağlamak için oradayız. Bir de misafir ettiğimiz insanların memleketlerine, evlerine dönmelerine imkan oluşturmak için oradayız. Fırat’ın doğusu da bununla ilgili… Suriyeli mülteciler ila nihaye kalıcı değildir. Burada kaldıkları süre içerisinde hiçbir zaman suç teşkil edecek faaliyetlerin içine girmelerine, İstanbulluların can ve mal güvenliğini tehdit etmelerine, müsamaha göstermemiz söz konusu değildir. Sıfır tolerans. Eğer bu işlere karışan olursa, tutarız kulaklarından geldikleri yere göndeririz. Geçici koruma statüsü verildi. Böylece takipleri sağlandı. Bizim değerlerimizi tanımayanlara ve haksız rekabete de göz yummayacağız.

(Sputnik Türkiye, 8 Ocak 2019)

 

Dr. Sinan Oğan: “Türkiye Acilen Geri Dönüş Stratejisi Oluşturmalı”

Türkiye Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi – TÜRKSAM Başkanı Dr. Sinan Oğan 5 Ocak 2018 tarihinde Türk Aydınlar Vakfı’nda “Yanı Başımızdaki Tehlike: Suriye ve Suriyeliler” başlıklı bir konferans verdi. Suriyeli sığınmacılarla ilgili verileri dinleyicilerle paylaşan Oğan, katılımcılara önemli bilgiler aktardı. Sinan Oğan, acilen Suriyeliler meselesi hakkında acilen tedbirler alınması gerektiğini ifade etti.

“Türkiye’nin Başı Ciddi Belaya Girecektir”

Dr. Sinan Oğan, 2011 yılında Suriye’de iç savaş ortaya çıktığı zaman Türkiye’nin 100 bin kişiyi kabul edeceğini açıklamasına rağmen 4 milyondan fazla Suriyelinin Türkiye’ye giriş yaptığı vurgulayarak “Bu konu ne yazık ki toplumda tartışılmıyor. Bu konunun televizyonlarda, üniversitelerde konuşulması lazım. Bu mesele sosyal medya mecrasına bırakıldığı takdirde her türlü provokasyona açık bir meseledir. Konu hakkında doğru bilgiler verilmezse Türkiye’nin başı ciddi belaya girecektir” dedi.

“Suriye’de Kürt Devleti Kurulmak İsteniyor”

Konuşmasında “4 milyon Suriyelinin boşalttığı topraklarda sizce kim kalıyor” diye soran Oğan, Suriye’deki iç savaşın basit bir iç savaş olmadığının altını çizdi. Oğan, “Daha önce bu bölgede terör örgütü Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) kalıyordu. IŞİD’in bir Batı projesi olduğunu YPG ve PKK’ya yer açmak için önceden o bölgelerde işgal ettiği orayı YPG’ye bıraktığını biliyoruz. Bizim Türkiye’den Suriye meselesini bu kadar detaylı gündeme getirmek istememizin altında yatan gerçek bu insanlar yuvasına dönmezse boş olan bölgelere YPG yerleşecek. Orada bir Kürt devleti kurulmak isteniyor” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kürt devleti kurulmasına izin vermeyeceklerine yönelik söylemine de değinen Oğan, “Bunu sadece askeri usullerle yapamazsınız. Buradaki insanları siz oraya geri gönderirseniz zaten mesele kendiliğinde çözülecektir. Aksi takdirde tarihi Türk kentleri Kerkük ve Erbil’de ne yaptılarsa aynısının Suriye’ye de yapılmaya çalışılıyor” diyerek konu hakkında uyarılarda bulundu.

“Çocukların Devlet Denetimine Alınması Lazım”

Türkiye’ye gelen Suriyeli sığınmacıların demografik yapısı hakkında dinleyicilere bilgi veren Oğan, yapılan araştırmalara göre sığınmacıların yüzde 50’sinin depresyonda ve intihara meyilli olduğunu ve lise çağındaki çocukların ise yüzde 90’nının ise okullarda öğrenim görmediğini bildirdi. “Bu çocuklar depresyon ve intihar eğilimi taşıyor… Türkiye az mı çekti intihar bombacılarından?” diye soran Oğan, Suriyeli çocukların Türkiye’de kendi geçimlerini sağlayacak imkan bulamadığı takdirde belli suç örgütlerinin ağına düşeceğini belirterek, “Türkiye’de 1 milyon çocuktan 10 bini suç örgütlerinin pençesine düşse sizce Türkiye için güvenli bir ortam mıdır? O yüzden bu çocukların eğitim alması lazım. Sahipsiz çocukların devlet denetimine alınması lazım” ifadelerini kullandı.

“Hükümet Bir An Önce Program Hazırlamalı”

Türkiye’de 4 milyon Suriyeli ve diğer göçmen konularının daha iyi ele alınabilmesi için bakanlık veya genel müdürlük kurulmasını öneren Oğan, konuşmasının sonuç kısımda şunları kaydetti: “Türkiye’nin bir geri dönüş stratejisini bir an önce açıklaması lazım. Türkiye’nin bölgeye bu insanları geri götürüp kendi evlerinde güvenli bir şekilde yaşamalarını temin edecek gücü vardır. Bu ancak hükümetler eliyle yapılacak bir meseledir. Hükümetin bir an önce program hazırlayarak geri dönüş stratejisini oluşturması lazım.”

(Anayurt Gazetesi, 7 Ocak 2019)

 

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu: Türkiye’deki Suriyelilerin Çoğu Misak-I Milli Sınırları İçinden

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Türkiye’deki Suriyelilerle ilgili sosyal medyadaki görüntülerle başlayan tartışmaların ardından önemli açıklamalarda bulundu. Habertürk’ten Kübra Par’a konuşan Bakan Soylu, Suriyelilerle ilgili tepkiye neden olan bazı yanlış bilgilere de açıklık getirdi: Suriyelilere günlük olarak verilen paranın tamamını Avrupa Birliği’nden karşılıyoruz. “Üniversiteye imtihansız giriyorlar. Hastanelerde sıra beklemiyorlar. Bunlara TOKİ ev veriyor” gibi, söylenen şeylerin tamamı yalan

Taksim’de kutlama yapan Suriyeli gençlerin görüntülerinin sosyal medyada yayılmasının ardından başlayan tartışma bir haftadır devam ediyor. “Ülkemde Suriyeli İstemiyorum” kampanyasının ırkçı bir yaklaşım olduğunu düşünenler kadar, meselenin sosyolojik ve siyasi boyutunun iyi analiz edilmesi gerektiğini düşünenler de var… Peki doğru adımlar atılmadığı için tepkilerin bu boyuta geldiği eleştirilerinin haklılık payı var mı? Hükümet Suriyeliler konusunda doğru politikalar izliyor mu? “İşimizi Suriyeliler yüzünden kaybediyoruz, hastanelerde onlara öncelik tanınıyor, askerimiz şehit olurken onlar burada keyif yapıyor” türü toplumsal tepkilere karşı cevapları ne? İşte tüm bu soruları, Göç İdaresi Başkanlığı’nın da bağlı olduğu bu konudaki en yetkili siyasi adres olan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya sordum.

Bakan Soylu, Suriyelilerle ilgili ciddi yanlış anlamaların olduğunu söylüyor. “Suriyelilere günlük olarak verilen paranın tamamını Avrupa Birliği’nden karşılıyoruz. “Üniversiteye imtihansız giriyorlar”, “Hastanelerde sıra beklemiyorlar””, “Bunlara TOKİ ev veriyor” gibi, söylenen şeylerin tamamı yalan” diyor. Ayrıca meseleye tarihsel, kültürel ve manevi bir perspektiften bakılması gerektiğini düşünüyor. “Suriye’den bize gelenlerin yüzde 62’si Misakımillî sınırları içerisinde. Çanakkale’de birlikte mücadele ettik. Bu işin reçetesi Müslümanlık ve kardeşlik. Suriyelilerin içerisinde bulunduğu mesele sadece onların meselesi değil; Suriyelilerin güvenlik ve can meselesi, Türkiye’nin de güvenlik ve bütünlük meselesi” diyor…

‘Türkiye’deki Suriyelilerin Çoğu Misakımillî Sınırları İçinden Geldi. Çanakkale Şehitliği’nde, Suriye’den 1102 Şehit Var’

Yılbaşı gecesi, bir grup Suriyeli sığınmacı Taksim Meydanı’nda ÖSO bayrağı açarak kutlama yapması tartışmalara neden oldu. Sosyal medyada “Ülkemde Suriyeli istemiyorum” diye bir kampanya başladı. O görüntüler sonrası gelen tepkilere ne diyorsunuz?

Meseleye sadece Taksim diye bakmak hem bizi yanıltır hem de milletimize eksik bilgi vermiş oluruz. Suriyeliler meselesine bakarken tek boyuttan bakmamak gerekir. Burada tecavüzlerden, ölümlerden, savaştan kaçan insanlardan bahsediyoruz. Türkiye bu konuda belki de insanlık tarihine adını yazdıracak bir tavır ortaya koyuyor. Bu kolay bir şey olsa, Avrupalılar isterdi, “Gelmesinler” diye çaba sarf etmezlerdi. Biz Türkiye’ye gelen bu insanlarla, yüz yıl önce aynı sancak altında yaşıyorduk. Suriye’den bize gelenlerin yüzde 62’si Misakımillî sınırları içerisinde. Çanakkale Şehitliği’nde, bu topraklar için kendilerini feda edenlere bir bakalım. Şehitliğimizde Hama’dan 189, Halep’ten 544, Şam’dan 91, İdlib’ten 129, Lazkiye’den 31, Deyrizor’dan 67 kişi var. Ayrıca, kayıtlarda şehir belirtmeden sadece “Suriye” yazan 51 şehidimiz var. Kayda girmeyen, ismi yazılmayan ama Çanakkale’de veya başka cephelerde şehit olmuş insanlar da var. 2011 yılından bugüne kadar Suriyeliler kendi memleketleri için 71 bin 923 şehit vermişler. 166 bin 823 de gazi var. Rejimle mücadelede 60 bin 500, Fırat Kalkanı Harekâtı’nda 1281, Zeytin Dalı Harekâtı’nda 477, DEAŞ ile savaşta 6 bin 280, KCK-PYD- YPG ile savaşta 3 bin 385 şehitleri var. O yüzden, “Bu adamlar burada ne yapıyorlar?” sorusunu soramayız.

‘Türkiye’deki Suriyeli Gençler De Yarın Bir Görev Olunca Oraya Gidecek’

“Bizim askerimiz orada şehit olurken onlar niye gidip ülkeleri için savaşmıyorlar?”  veya “Kadına, yaşlıya, çocuğa bakalım ama bu Tosunları istemiyoruz” şeklindeki tepkilere cevap niteliğinde mi bu söyledikleriniz?

Türkiye’de aynı zamanda terörle mücadelenin de içerisinde yer alıyorum. Ailesinin, çevresinin, milletimizin bir bölümünün yaşadığını herkes aynı yoğunlukta yaşamayabiliyor. Bu Suriyeliler için de geçerli. Oradaki gençler mücadele ederken, burada onlarla aynı ruh halini yaşamayanları eleştirecek değilim. Oradaki insanlar o mücadeleyi yapacak. Buradaki gençler de yarın bir görev olunca oraya gidecek.

Avrupa’yı kendilerine örnek alan, üstenci bakan bir kesimde birtakım yanılgılar var. Avrupa’da yükselen bir ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve İslam düşmanlığı var. Türkiye’de de sadece yabancı düşmanlığı üzerinden iç siyaset ve hükümet karşıtlığı geliştirmeye çalışan bir grup var ve bu bir işaret fişeği yakıyor. Bazen konjonktürel olarak bu işaret fişeğinin etrafına toplananlar oluyor.

‘Suriyeliler Bizim İçin Bir İmtihan, Bizi Birbirimizden Ayırmaya Çalışan Tahriklere Gelmeyelim’

Ama AK Parti tabanından da bu meseleye tepki gösteren insanlar var…

Olabilir, çünkü bu mesele insanların günlük hayatına dokunuyor. Hastanede, okulda, ulaşımda maalesef bir konfor paylaşımı söz konusu oluyor. Bu konfor paylaşımından dolayı böyle bir reaksiyon olabilir. Ama bir gerçek var ve biz bu gerçeği göz ardı edemeyiz. Hayat sadece meta değil. Allah, tarih bizi bir imtihana tabi tutar. “Sizden sonra gelecek nesillerin üstünden bela ve musibet kalksın” derler ya, Suriyeliler ile böyle bir sınavın içerisindeyiz. Bizi birbirimizden ayırmaya, özümüzde olmayan birtakım üretmeye çalışanlara karşı tahriklere gelmeyelim. İçişleri Bakanı olarak diğer ülkeleri ziyaretimde, bu mesele açıldığı zaman bütün dünyanın yüzü yere bakarken, bu, bizim dünyaya üstünlük sağladığımız birinci mesele oluyor. Hem insanlık adına hem Müslümanlık adına hem de Anadolu medeniyetinin bize öğrettikleri adına bu duruşumuzu terk etmeyelim.

Ülkeler ve devletler avantajlarıyla üstünlük sağlar. Bu bazen coğrafi avantaj olur, bazen yeraltı zenginlikleri avantajı olur, bazen liman avantajları olur, bazen enerji üretim avantajları olur, bazen de nüfus avantajı olur. Şu anda elde ettiğimiz bu büyük avantajla dünyaya karşı üstünüz. Orada Özgür Suriye Ordusu da dahil olmak üzere o mücadeleyi sadece Suriyelilerin çok daha rahat yaşaması adına yapıyor değiliz; ülkemizi uluslararası bir tehdit altına almaya çalışanlara karşı onlarla birlikte orada büyük bir mücadele veriyoruz.

‘Fırat’ın Doğusuna Yönelik Harekât Gündeme Gelince, Türkiye’de Suriyeliler Üzerinden Bir Negatif Propaganda Çalışması Başladı’

Bugün itibarıyla Türkiye’de 3 milyon 623 bin Suriyeli var. Bu insanların ne kadarı dönecek, ne kadarı kalacak?

Suriyeliler dönsünler deniyor ama nereye dönecekler? Harita üzerinden bakalım. (Üstte) Ortadaki gri alan rejim bölgesi, bunlar zaten rejimden kaçmışlar. Avrupa Birliği de dâhil olmak üzere bütün dünya, Lübnan sınırında oluşturulan bölgeye “Geri dönün” diyor. Büyük bir kampanya yürütülüyor. Şu ana kadar sadece 70 bin kişi döndü. Bizde bir kampanya yok, fakat son 2 yıl içinde bizden, haritada ZDH ve FKH olarak belirtilen Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı harekâtlarının olduğu toplam 4 bin kilometrekarelik bölgeye 294 bin kişi döndü. Bütün dünya buradan dönsünler diye kampanya yapıyor. “Suriye normalleşti, Lübnan’dan dönüyorlar, Türkiye’den niye dönmüyorlar?” şeklinde bir fitne oluşturmaya çalışanlar var. Peki, bu insanlar nereye dönecekler? Rejim, PYD-PKK, DEAŞ, HTŞ ve diğer radikal gruplar arasında parçalanan bu haritada; bu insanlar nereye dönsünler? Bir gece yatacaklar, ertesi gün DEAŞ’cılarla, El-Nusra’cılarla, PKK-PYD’cilerle beraber, Amerikan askerleriyle beraber kalkacaklar. Bunu açık yüreklilikle tartışmamız gerekiyor. “Ben siyaset yapıyorum, bundan kaçayım” diyemeyiz. Ben siyasetten önce insanım. Tayyip Erdoğan, bütün bu hadisenin sadece Suriye fotoğrafını görmüyor, dünya fotoğrafını görüyor ve biz bunu ilk kez bugün yapmıyoruz. Biz bunu Selanik’te soydaşlarımıza ve dindaşlarımıza yaptık… Bulgaristan’da yıllarca yan yana olan komşuların birbirlerini öldürmeye nasıl teşebbüs ettiğini ve öldürtmek için ihbar ettiklerini bildiğimiz bir tarihten geliyoruz. Buralar başka bir memleket değil, bizim memleketimiz. Dönebilen dönüyor.

Suriyelilerin içerisinde bulunduğu mesele sadece onların meselesi değil; Suriyelilerin güvenlik ve can meselesi, Türkiye’nin de güvenlik ve bütünlük meselesi. Geçen yıl Irak’ın kuzeyinde bize bir operasyon yapmak istediler ama başaramadılar. Burada hem Türkiye’yi bu coğrafyadan kopartmak için hem de Türkiye’nin kendi içindeki bütünlüğüne yönelik bir kasıt vardı. Sayın Cumhurbaşkanımız Fırat’ın doğusuna yönelik bir harekât başlayacağını ortaya koyduktan sonra, Türkiye’de Suriyeliler üzerinden bir negatif propaganda çalışması başladı.

“Suriyelilere dönük tepkiler tesadüf değil” mi diyorsunuz?

Bunun tesadüf olduğunu düşünmek saflık olur.

Bu, halkın doğal tepkisi değil miydi?

Muhakkak ki bütün bu işin sosyolojisini de bir şekilde görmek lazım. Hastanenizi, okulunuzu, otobüsünüzü, işinizi paylaşıyorsunuz; bunun muhakkak ki bir iç değerlendirmesi, bazen bir iç itirazı olacaktır. Ama bunu bütün fotoğraf içerisinde görmemiz gerekir.

Peki toplumda rahatsızlık oluşmaması adına, siz İçişleri Bakanlığı olarak ne yapıyorsunuz yahut Süleyman Soylu bu işin reçetesinin ne olduğunu düşünüyor?

Bu işin reçetesi Müslümanlık ve kardeşlik. Hemen yanı başımızdan buralara göçüp gelmiş Eyüp Sultan Hazretleri’nin yanında oturuyoruz. Bu coğrafyada Sahabiler var, onlar da göçüp gelmişler. Bu coğrafyayı kendiyle yoğuran hamur Anadolu medeniyeti, Müslümanlık ve esas itibarıyla buradan tüm insanlığa yükselttikleri bir ışık. Bunu sağlayan ve taşıyan bir millet var.

‘En Zor İşlerde Suriyeliler Çalıştırılıyor’

Toplumda Suriyelilere dönük tepkinin arkasında ekonomik nedenler de yatıyor. “Bunlar geldiler, benim oğlum çocuğum iş bulamazken onlar işe girdiler. Hiçbir vergi ödemeden kolayca işyeri açabiliyorlar, hâlbuki biz bin türlü bürokrasiye takılıyoruz” gibi eleştirilere ne diyorsunuz?

Böyle bir şey söz konusu değil. “Hastanelerde sıraya girmiyorlar” deniyor. Bunların kayıtlarını yaptık ve güncellemelerin neredeyse yüzde 96’sını bitirdik. Yani 3 milyon 483 bin Suriyelinin, parmak izleri dahil olmak üzere bütün güncellemelerini bitirdik. Kendi vatandaşlarımızın hangi bilgileri varsa, onların da bütün bilgilerini sisteme entegre ettik. Jandarmamız, polisimiz hepsi istediği noktada istediğini görebiliyor.  Dükkan açmaları konusunda da yanlış anlama var. Esnaf dükkân açıyor, bunu açma hakkı var; ya kendisi açıyor ya da Türk vatandaşı ile ortak açıyor ve içinde kendisi çalışıyor. Ama hepsi prosedürlere uygun. Suriyelilerin, normal vatandaşlardan fazla olduğu bir ilde bu konuya dair bir çalışma yaptık ve yüzde 90’ının kayıtlı olduğu sonucunu aldık.

Kayıt dışı çalışma oranı nasıl? Dar gelirliler, “Suriyeliler geliyor, sigortasız ve bizden daha ucuza çalışıyorlar, o yüzden de biz iş bulamıyoruz” diyorlar.

Bu eleştirinin önüne geçmek ve onların çalışmalarını da kayıt altına alabilmek için, özellikle geçici koruma kapsamındakilere yönelik bir çalışma şartı getirdik. Bunu bizden, “Eğer bunu sağlarsanız, biz hem onları sigortalı yaparız hem de bu eleştirileri engellemiş oluruz” diyerek iş dünyası istedi. Şu anda çalışma izni olan yaklaşık 65 bin kişi var.

3 milyon 200 bin Suriyeli içinden sadece 65 binin çalışma izni olması çok az değil mi? Demek ki kayıt dışı oranı yüksek…

Evet bu yeterli değil. Bu konuda ciddi bir mücadele veriliyor. İş dünyası bu talepte bulunurken, oradakiler kendi sorumluluklarını yerine getireceklerini söylemişti, fakat gelinen noktada durum bu. Bu benim iş camiasına bir sitemim olsun; Türkiye’deki en zorlu ve meşakkatli işlerde Suriyeliler çalıştırılıyor ve özellikle sanayi sitelerinin en sıkıntılı alanlarında çalışıyorlar.

Peki, siz yeterince denetliyor musunuz?

Mümkün olduğu ölçüler içerisinde denetliyoruz. Özellikle son bir iki yılda bu denetlemeler ciddi bir şekilde arttı; bu konuda hem cezalar hem de tedbirler yoğunlaştı.

‘Günlük Olarak Verilen Paranın Tamamını Avrupa Birliği’nden Karşılıyoruz’

Peki, Türkiye cebinden Suriyelilere ne kadar para ödüyor? “Millî servetimiz onlara akıyor” söylemleri doğru mu, yoksa son dönemde daha çok dış fonlarla mı karşılıyoruz?

Günlük olarak onlara verilen paranın tamamını Avrupa Birliği’nden karşılıyoruz. “Üniversiteye imtihansız giriyorlar”, “Hastanelerde sıra beklemiyorlar””, “Bunlara TOKİ ev veriyor” gibi, söylenen şeylerin tamamı yalan. Bunları özellikle sosyal medyada birtakım ‘fake’ hesaplardan yapıyorlar. Bu hesapların arkasındaki gücü biliyoruz, bu konuda gereğini de yerine getiriyoruz. Ama bu Türkiye’nin lehine bir durum değil. Bu kadar yalan, olmayan şeyler insanlık için üretilmez.

‘Suriyelilerin Suç Oranı Kendi Vatandaşlarımızın Suç Oranından Yarı Yarıya Az’

Peki, Suriyeliler arasında suç oranı nasıl? “Türkiye’de bir güvenlik problemi yaratıyorlar” algısı var.

Bakın size bir örnek anlatayım. Eşme’de Suriyeli bir karı koca, gecenin onunda ev ziyaretinden geliyor, yüksek promilde alkol alan gençler adama ve hanımına laf atıyor, adamı da, hanımını da tartaklıyorlar. Adam da çok dayak yiyor, sonrasında da elindeki çakıyla saldırmaya çalışıyor. Ölen yok, yaralı var, onlar da iyileşti. Çakıyı sallayan Suriyeli hem gözaltına alındı hem de tutuklandı. Bu, Suriyeli adamdan kaynaklanan bir sonuç değil. Gecenin bir yarısında, siz sokakta giderken birisi size “sarkıntılık” eder ve eşiniz darp etmeye çalışırsa ne olur? Yine iki gün önce Uşak’ta iki yabancı, bir taksi durağındaki şoförü dövüyor. Bütün sosyal medya, “Suriyeliler şunları öldürdü, bıçakladı” yazıyor. Suriyeli olduğu belli değil, ki zaten yapanlar Suriyeli de değil. Özellikle Türkiye içerisinde, gerek sosyal medya taramalarıyla gerek birtakım istihbarı değerlendirmelerle biz bunları buluyoruz. Burada vicdani bir sorumluluğumuz var. Her meseleyi Suriyelilerin üzerine boca ederek oluşturulmaya çalışan iklimde hepimiz dikkatli olmalıyız. Bu aynı zamanda insanlık vecibesidir. Suriyelilerin 2013’teki suç oranları yüzde 2.8, bugün 0.8. Kendi vatandaşlarımızın suç oranı yüzde 1.9.

Suriyelilerin suç işleme oranı aslında Türklerden çok daha az mı yani?

Yarı yarıyadan daha az. Oranlarını çıkartmadık ama bunun 0.2’si kadarı da kendi aralarındaki suçlar. Suç oranları oldukça düşük.

‘İstedikleri Şehre Taşınma Hakları Söz Konusu Değil’

Bir başka eleştiri de şehirden şehre göç etmeleriyle alakalı. Bir şehirden başka bir şehre taşınırken izin alıyorlar mı, yoksa istedikleri şehre taşınabilirler mi?

Hayır, istedikleri şehre taşınma hakları söz konusu değil. Biz hangi şehirlerde konuşlandırılmalarını istiyorsak ancak o şehirde hayatlarına devam ediyorlar. Hastalık, eğitim noktasında veya farklı bir noktada, eğer Göç İdaresi uygun görüyorsa taşınmalarına müsaade ediliyor.

‘Bugüne Kadar 76 Bin 443 Suriyeliye Vatandaşlık Verdik’

Vatandaşlık verilmesi meselesi de çok tartışma yaratıyor. Geçtiğimiz ay siz “Keşke Türkiye’de doğan Suriyeli bebeklere vatandaşlık verseydik” demiştiniz. Bunu neden destekliyorsunuz?

Doğumdan vatandaşlık vermek dünyanın birçok ülkesinde var. Biz büyük bir devletiz ve büyük bir ülkeyiz. Sadece siyaset yapacağım diye bana bela okuyanlar, nefretlerini bizim üzerimize bocalayacaklar diye bunu yapanlar dünyaya bir bakıversinler. Şu coğrafya rahatladığı zaman bu insanlar kendi memleketlerine dönecekler. Bir bölümü kalabilir ama bizim yaptığımız araştırmalarda, yüzde 80’inden fazlası kendi bölgeleri rahatlarsa dönebileceğini ifade ediyor. Burada olay daha kritik boyut aldığı zaman bu oran biraz düşer, burası rahatladığı zaman da bu oran yükselir. Aynı coğrafyanın insanlarıyız, yollarımız bir. Orası bizim kardeş coğrafyamız, biz aynı milletin evlatlarıydık.

Bu tarihsel perspektifin ötesinde, gündelik hayatta karşılığı ne olur?

Gündelik hayatta her türlü karşılığı olur. Kol kola yürürsünüz, o coğrafyadaki en önemli partnerlerinizden birisi haline gelebilir. Dönem dönem Kuzey Irak’la, Barzani’yle itişip duruyoruz, bizi bir arada tutan temel unsur tarihsel perspektif. Onlar Saddam’ın kimyasal silahlarıyla karşı karşıya kaldıkları zaman bize sığındılar. Ne olursa olsun, oranın vicdanı Türkiye adına konulan bütün fitneleri reddeder. Bu kadar açık ve nettir.

Bugüne kadar kaç Suriyeliye vatandaşlık verildi?

Toplam 76 bin 443, bunların 36 bini reşit. 5 bin 292 öğretmen, 1432 mühendis, 1235 serbest meslek sahibi, 743 doktor, 732 teknisyen, 507 küçük işyeri sahibi, 427 müdür, 396 tüccar, 392 muhasebeci, avukat, eczacı, üst düzey yönetici, hemşire, mimar, çevirmen, bankacı, akademisyen; bütün bunlar var.

‘Suriyelilerin En İyilerini Avrupa Aldı’ Eleştirisi Tamamen Temelsiz. Gidenlerin Yarısı Okuma Yazma Dahi Bilmiyor’

“En iyilerini Avrupa aldı” şeklinde temelsiz bir eleştiri ile karşı karşıya kaldık. Tam tersi, en az nitelikli olanlar buradan gitti. Türkiye’den bizim gönderdiklerimizin dışında kaçak olarak sınırlardan geçenleri bilemeyebiliriz ama bu nitelikliler de öyle geçmezler zaten, Türkiye’ye gelmişken nitelikli yoldan giderler. “27 Aralık 2018 tarihi itibarıyla, ülkemizden AB ülkelerine yeniden yerleştirme kapsamında toplam 18 bin 430 Suriyeli çıkış yapmış. Bu kişilerden 965’i geçici barınma merkezlerinden, 17 bin 473’ü ise şehirlerden. Almanya’ya 6599, Hollanda 3263, Fransa’ya 3220, Finlandiya’ya 1358, Belçika’ya 1159 kişi gitmiş. Bunlar arasında okuma yazma bilmeyenlerin sayısı 8944, yani yüzde 48.51.

Yani “Avrupa’ya giden Suriyelilerin yüzde 50’si okuma yazma bilmiyor.”

İlkokul ve dengi yüzde 18.88, okuma yazma bilen, fakat okul bitirmeyen yüzde 14.54, ortaokul ve dengi yüzde 9.30, lise ve dengi yüzde 5.85, anaokulu ve dengi yüzde 0.09, ön lisans ve dengi yüzde 0.11, lisans ve dengi 0.16. Korunmaya muhtaç birey 11 bin 576. Yani çocuk, kadın, yaşlı, hasta. Tedavi ihtiyacı olan 4 bin 617, şiddet veya işkence mağduru 502, risk altındaki kadın ve çocuk 930, 65 yaş üstü refakatsiz yaşlı yüzde 0.01.

Gidenlerin 16 bin 552’si işsiz, 424’ü işçi, 313’ü serbest meslek, 338’i terzi, 188’i esnaf, 86’sı işletme sahibi, 100’ü şoför, 64’ü çiftçi, 45’i marangoz, 25’i tesisatçı, 20’si elektrikçi, 283’ü diğer…

‘Türkiye, Büyük Otelleri Olduğu İçin Ayakta Durmuyor, Bizi Büyük Ülke Yapan Manevi Değerlerimiz’

Hükümet, Avrupa’ya karşı şantaj olarak kullanmak için Suriyelileri burada tutuyor. İleride de oy potansiyeli olarak kullanacak” eleştirisine ne dersiniz?

Kübra Hanım, siyasi partiler, şahıslar, liderler hepimiz geçiciyiz. Yüzlerce yıl önce Musevilere ev sahipliği yapmış bir topraktan bahsediyoruz. Dünyada hangi ülkenin üzerine bu kadar gelinirse gelinsin, o ülkenin zafiyete uğramaması mümkün değil. Ama Türkiye ayakta duruyor, çünkü bu kaynaşmayı, bu vicdanı, bu adaleti yakalamış. Sadece ürettiği için ayakta durmuyor. Türkiye, çok büyük otelleri olduğu için ayakta durmuyor. Çok iyi üreten ama şu anda sıfır çeken ülkeler var. Dün bizi kıyasladıkları, bugün ise fersah fersah gerimizde olan ülkeler var. Biz bir bağ oluşturduk ve bu bağı maneviyatımızla, ülkümüzle, geleneklerimizle oluşturduk. Komşumuz için gözyaşı döken bir milletiz. Bizi başka bir noktaya getirmeye çalışanlara fırsat vermemek lazım. Bunun güncel siyasetle alakası olduğunu düşünenler de inanın iftira atıyorlar. Vicdana, ahlaka, tarihe karşı doğru olanı yapalım, sonucuna millet karar verecek. Millet, “Ben bu adamlara bir emanet verdim. Ben olsaydım nasıl yönetirdim, bunlar ne yapıyorlar?” diye bakar. Elbette ki eleştirilecek taraflarımız olacak ama bu bir iç siyaset meselesi değil.

‘Türkiye Entegrasyon Konusunda Çok Başarılı’

Suriyeliler ilgili sağlıklı bir entegrasyon politikası uygulanıyor mu? Yoksa geçen bu 7 yılda “Biraz ağırdan aldık, keşke daha hızlı, daha verimli bir entegrasyon politikası uygulasaydık” der misiniz?

Türkiye bu konuda çok başarılı. Bütün bu mesele ile 2 yıla aşkın süredir direkt ilgilenen birisi olarak söylemek istiyorum ki Türkiye, 2011 yılından itibaren Suriye’den beklemediği bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalmasına rağmen, hem insanlık açısından hem de gelecek açısından çok iyi bir yönetim ortaya koydu. 2011’den itibaren yazılı olmayan, daha sonra yazılı metin haline getirdiğimiz ‘Uyum Strateji Belgesi’ ve ulusal eylem planımızla birlikte, ‘eğitim ve uyum’, ‘sağlık ve uyum’, ‘toplumsal uyum’, ‘işgücü piyasasına uyum’, ‘sosyal destek ve uyum’, ‘bilgilendirme ve uyum’ başlıkları üzerinden sivil toplum örgütleri, belediyeler ve diğer paydaşlar için iyi bir yol haritası hazırlandı. Kaymakamlarımız, valilerimiz, tüm belediye başkanlarımız bu konuda etkili birer aktör haline getirilmeye çalışılıyor.

Irak, İran ve Suriye’ye toplam 1885 kilometrelik sınır hattımız var. Buranın her noktasından göç tehdidiyle karşı karşıyayız. Buralar bizim gönül coğrafyamız. Mevlana’nın pergel metaforu gibi, sabit ayağı buraya koyacağız ama diğer ayakla birlikte bütün coğrafyayı dönmemiz lazım. Bu sadece bizim değil, insanlığın karşı karşıya kaldığı bir mesele.

‘Almanya’daki Türklerin Yaşadıklarını Eleştirirken Benzer Bir Rüzgârı Neden Türkiye’de Oluşturmaya Çalışıyoruz?’

Şüphesiz, bütün dünya kapılarını açtığı için Türkiye’yi takdir ediyor. Ama gelenlerin uzun vadede kendilerini Türkiye’ye ait hissetmesi, Türkiyelileşmesi, dolayısıyla Türk toplumunda da onlara birer yabancı gözüyle bakmaması için neler yapılıyor?

Ege ve Akdeniz’de 1600’ün üzerinde insan can verdi. Bu insanlar niçin dalgalı denize çıkarlar ve yüzme bilmeyen bebekleriyle birlikte bu tehlikeyi göze alırlar? Biz bu çerçeveden bakıyoruz. Onlar bizim komşularımız. Bizim vatandaşlarımız Almanya’ya gittiler ve şu an orada maalesef dışlanmayla karşı karşıyalar. Belki bu baskılardan dolayı orada kendi milliyetini söyleyemeyenler var. Peki, biz bunları eleştirirken, neden benzer bir rüzgârı Türkiye’de oluşturmaya çalışıyoruz? Bu biz değiliz.

‘Bizim Müfredatımızda Aldıkları Eğitim Entegrasyonlarını Sağlar’

“Suriyeli çocukları okullarımızda istemiyoruz” şeklinde tepki gösteren veliler varmış. Eğitim konusunda nasıl bir politika izliyorsunuz? Türkçe mi eğitim alıyorlar, yoksa kendi dillerinde mi ve sizce hangisi daha doğru?

Aralık 2018 itibarıyla yaklaşık 645 bin öğrenci okullaştırıldı, bunların 140 bini geçici eğitim merkezlerinde. Üniversite eğitimine devam eden Suriyeli öğrencisi sayısı ise 20 bin. Aynı zamanda halk eğitim merkezlerinde de mesleki eğitim alanları da var. Türk müfredatına göre Türkçe öğreniyorlar, kendi dilleriyle ilgili katkı almaları da söz konusu. Orada özellikle kendimize ait okullardaki müfredatımız nasılsa aynısını görüyorlar. Bu çocukların kendi müfredatımızda aldıkları eğitim entegrasyonlarını sağlar. Burada Milli Eğitim Bakanlığı da üst bir performans ortaya koydu.

Ya Türk velilerden gelen tepkiler?

Özellikle okul başlama zamanlarında hafif bir reaksiyon oluyor. Fakat sonrasında çocuklar arkadaş oluyor. Meselenin güvenlik içerisinde yürüdüğünü gören velilerin de endişesi azalıyor.

Okul çağında 5-17 yaş arası çocuk sayısı 1 milyon 234 bin; fakat bu çocuklardan yalnızca 650 bini okullaştırılabildi, 600 bin çocuk okula gitmiyor.  Okula gidemeyenler bir kayıp kuşak oluşturur mu? İleride Türkiye’de hem güvenlik anlamında hem de sosyolojik anlamında sıkıntı yaratır mı?

Aslında ilkokul ve ortaokul çağında okula gidenlerin oranı çağ nüfusuna göre çok daha yüksek. Çağ nüfusuna göre çok daha yüksek olduğu için bir kayıp kuşak oluşturma sonucunu getirmez.

‘Avrupa Birliği Verdiği Sözleri Tutmadı’

Bir de madalyonun öteki yüzünü konuşalım… Onların beklentileri ne? Suriyelilerin en çok şikâyet ettiği konular ne, memnuniyet oranları ne?

Suriyelilerin Türkiye’de esas itibarıyla güvenlik açısından bir problemleri yok. Ama eskiden kendi ülkesinde çok iyi pozisyonda olanların kimisi şu an daha zor şartlarda hayatını devam ettirmeye çalışıyor. Sağlık konusunda büyük bir sorunları söz konusu değil Avrupa Birliği bu konudaki Türkiye’ye karşı edimlerini yerine getirmedi. 18 Mart Mutabakatı süreciyle ilgili bütün sorumluluklarımızı yerine getirdik. 6 milyar dolar olarak anlaşıldı ama önümüze birçok problem çıkartıldı. Bu fonlar gelmiş olsaydı misafirlerimize çok daha iyi şartlar sunabilirdik.

‘Göç Meselesi 21. Asrın En Önemli Sorunu’

Göç meselesine sadece konjonktürel olarak bugün karşı karşıya kaldığımız durum itibarıyla Suriyeliler üzerinden bakmamalıyız. Bu, 21. asrın en önemli sorunudur. Amerika’nın Meksika karşısında kaldığı durumda ne kadar direnebileceğini merak ediyoruz. İngiltere İçişleri Bakanı göçten gitti. Almanya hükümeti göç tartışması yüzünden zora girdi; kuruldu, kurulduktan sonra tekrar bozulma aşamasına geldi. Belçika’da başbakan, Fas’ta hep beraber imzaladığımız ‘Küresel Göç Mutabakatı’ metninden dolayı istifa etmek zorunda kaldı. Pakistan, Afganistan ve Afrika’da insanlar gelecekte ne yapacak? Biz göç konusunda çok iyi bir uyum ve strateji belgesi oluşturduk. Bu bir yazılı doküman değil. Aslında fiiliyatta belki de yüzlerce yıldır yaptığımızı kâğıda döktük.

‘İstanbul Binali Bey İle Çok Şey Kazanacak’

Bu röportajda sadece Suriyeliler meselesini konuştuk ama yerel seçim yaklaşırken bir kulis sorusuyla kapatayım. Büyük şehirler için sizin de adınız geçmişti. Size teklif geldi mi veya siz hiç düşündünüz mü?

Seçim zamanı çok toto oynanır. Bir anlamı yok. (Gülüyor) Ülkeler dönem dönem insanlar yetiştirirler ve bu insanları ülke için, hizmet için, devlet için bazen iyi yerlerde kullanırlar. Binali Bey, İstanbul’da belediye başkanlığı yapabileceklerin en iyisi. Güçlü, tecrübeli ve pratik. İstanbul Binali Bey ile çok şey kazanacak. Hem Türkiye için hem bizim için bu kadar önemli bir şehir, 21. yüzyılda her açıdan en parlak dönemini yaşayacak.

 Süleyman Soylu Hakkında Bilmediğiniz 5 Şey

* Kebap türü yemeklerle arası iyi değil, sebze seviyor. Favori yemeği kara lahana. “Bir de üzerine tereyağ konulursa muhteşem olur. Pırasayı, ıspanağı da severim” diyor.

* Trabzonsporlu.

* Televizyonla arası pek yok. “Ayda bir, bir iki saatlik bir diziye veya filme takılıyorum. Aksiyon filmlerini severim” diyor.

* At merakı var. “İyi at sürmek isterim. Çok az biliyorum ama daha iyi sürmek isterdim. Atın insan ile ilişkisi, tenin tene dokunması başka bir şey” diye anlatıyor.

* 20 yaşından beri yanında rahmetli kardeşinden kalan bir eşya taşıyor.

(Haber Türk, 7 Ocak 2019)

 

Suriye Uyruklu Kişi, Üvey Annesinden Şiddet Gördüğü İçin İntihar Etmek İstedi

Mersin’in Tarsus ilçesinde üvey annesinden şiddet gördüğünü ileri süren Suriye uyruklu Delye El H. (21), yüksek gerilim hattına çıkarak intihar girişiminde bulundu.

Olay, Tarsus ilçe merkezine 15 kilometre uzaklıktaki Akarsu Mahallesi’nde yaşandı. Suriye uyruklu Delye El H.,  25 metrelik yükseklikteki enerji nakil hattına çıkarak intihar girişiminde bulundu. Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine gelen jandarma, elektrikleri kestirip, genç kızı indirmeye çalıştı. Haberi alan yakınları da bölgeye gelerek Delye El H.’yi ikna etmek için uzun süre dil döktü. Üvey annesinden şiddet gördüğünü ileri süren Delye El H., yarım saat süren çalışma sonunda ikna edildi. Direkten inen ve yüzünde darp izleri olduğu belirlenen Delye El H., Tarsus Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak tedaviye alındı.

(Haberler.com, 15 Ocak 2019)

 

Kilis’te Polisler Arapça Kursunda Dil Öğrenmeye Başladı

Kilis’te, polisler, “Sen konuş ben anlıyorum” projesi kapsamında pratik ve teorik Arapça dil kursuna 70 personel katılıyor.

Nüfusundan fazla Suriyeli barındıran Kilis’te, kamu görevlilerinin Arapça bilmemesi nedeniyle Suriyeliler ile polisler arasında iletişimde sıkıtı yaşanması yüzünden Kilis İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi ile Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğü koordinesinde Lider Akademi ve doğru cevap eğitim kurumlarının desteği ile ‘Sen Konuş, ben anlıyorum” isimli pratik ve teorik Arapça dil kursu ile suç soruşturması yürüten kolluk personeli ile Suriyeliler arasında lisandan kaynaklanan sorunların en aza indirilmesi amacıyla 70 polis memurunun katılımı ile kurs başladı.

Kursa katılan polisler, Kilis’te Suriyelilerin sayısının fazla olması nedeniyle olaylarda iletişim kurmakta zorluk çekildiğini Müdürlüğü Asayiş Şubesi ile Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğü organizesinde açılan Arapça kursuna gönüllü olarak katıldıklarını ifade ettiler.

Lider Akademi Sahibi Levent Kuş, Arapça kursu ile ilgili olarak emniyetten kendilerine talep geldiğini ifade ederek, “Kendi eğitim kurumlarımız da lojistik ve yer açısından öğretmen desteği veriyoruz. Projenin amacı Kilis’te görev yapan emniyet mensupları sorunları çözmekte Suriyeliler ile dil bakımdan sorun yaşamalarından kaynaklandı. Bu sorunu çözmek için eğitim kurumlarımızda öğretmenlerimiz emniyet mensuplarına her gün günde 3 saat olmak üzere sabah ve öğle arası yaklaşık 3 saat süren eğitim veriliyor. Arapça kursu 30 gün sürecek. Her gün değişik gruplar halinde eğitim devam ediyor. Bu projede dersler günlük konuşmalar kelimeler, polislere yardımcı olacak, güncel konular öğretiliyor” diye konuştu.

(Sabah, 7 Ocak 2019)

 

Seehofer: Şiddete Başvuran Sığınmacılar Ülkemizi Terk Eder

Almanya İçişleri Bakanı Seehofer, Bavyera Eyaleti’nde alkollü 4 sığınmacının 12 kişiye sözlü ve fiziki saldırıda bulunmasını eleştirdi. Seehofer, “Sığınmacılar şiddete başvurursa ülkemizi terk etmek zorunda” dedi.

Bavyera Eyaleti’ndeki Amberg kentinde geçen hafta sonunda Afgan, Suriyeli ve İranlı sığınmacıların yoldan geçen vatandaşlara saldırması tepkilere neden oldu.

İçişleri Bakanı Horst Seehofer, Bild gazetesine verdiği demeçte, “Amberg’deki olaylar beni çok üzdü. Bu, göz yumamayacağımız şiddet olayları” dedi.

İçişleri Bakanı Seehofer “Sığınmacılar şiddete başvurursa ülkemizi terketmek zorunda. Varolan yasalar bunun için yeterli olmazsa, o zaman değiştirilmek zorundalar. Koalisyona bu konuda önerilerde bulunacağım” diye konuştu.

Amberg tren garında geçen Cumartesi akşamı Afgan, Suriyeli ve İranlı dört zanlı 12 kişiye sözlü ya da fiziki saldırıda bulunmuştu.

Zanlıların dövdüğü 17 yaşında bir genç başından aldığı darbeler yüzünden hastanede tedavi altına alınmıştı.

Yaşları 17-19 arasında değişen dört zanlı hakkında tutuklama kararı çıkarılmıştı. Polis vatandaşları döven dört saldırganın olay sırasında alkollü olduğunu açıklamıştı.

Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partili politikacılar Christoph de Vries, Philipp Amthor ve Patrick Sensburg yetkili makamlara “sertlik gösterme” çağrısında bulundu.

Amthor saldırganların sınırdışı edilmesi gerektiğini söylerken, Sensburg da zanlıların Almanya’da kalma haklarını kaybettiğini savundu.

(Deutsche Welle Türkçe, 2 Ocak 2019)

 

Tayland’da Pasaportuna El Konulan Suudi Kadın BM Mülteci Örgütü Gözetiminde Havalimanını Terk Etti

Ailesinden kaçıp Avustralya’ya gitmek isterken Tayland’da pasaportuna el konulan Suudi Arabistan vatandaşı 18 yaşındaki Rahaf Muhammed el-Kanun’un Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği gözetiminde Bangkok havalimanından ayrıldığı bildirildi.

Tayland’daki göçmenlik bürosu yetkilileri el-Kanun’u Kuveyt’teki ailesinin yanına göndermek istemişti.

Ancak el-Kanun, İslamı reddettiği için ailesinin kendisini öldürmesinden korktuğunu söyleyerek uçağa binmeyi reddetmiş ve havalimanındaki otel odasına kapanmıştı.

El-Kanun, Tayland’da pasaportuna bir Suudi diplomat tarafından el konulduğunu söylemişti.

New York merkezli insan hakları kuruluşu Human Rights Watch (HRW/İnsan Hakları İzleme Örgütü) Tayland’a, El-Kunun’un Avustralya’ya gitmesine izin verme çağrısı yaptı.

Taylandlı yetkililer el-Kanun’un statüsünün BM Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından değerlendirileceğini söyledi.

Akşam saatlerinde Tayland göçmenlik polisi şefi Surachate Hakparn, el-Kanun’a “kalış izni verildiğini” ve BM Komiserliği gözetiminde havalimanından ayrıldığını” doğruladı.

Hakparn “O şimdi Tayland kanunlarına tabi; hiçbir elçilik veya kişi onu hiçbir yere gitmeye zorlayamaz” dedi.

Rahaf Muhammed el Kunun, havalimanında bir Suudi yetkilinin pasaportuna el koyduğunu söyledi.

‘Ülkeme Gönderilirsem Öldürülmekten Korkuyorum’

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Birleşmiş Milletler’e de, Tayland ve Suudi Arabistan yetkililerine baskı yapması çağrısında bulunmuştu.

Kuveyt’te ailesiyle tatildeyken 2 gün önce uçağa binip kaçan 18 yaşındaki genç kadın, Bangkok üzerinden Avustralya’ya gitmeye çalışıyordu.

BBC’ye konuşan El-Kunun, “İslam’a artık inanmadığını, zorla Suudi Arabistan’a gönderilip ailesi tarafından öldürülmekten korktuğunu” söyledi

Tayland polisi ise genç kadının “ülkesine gönderilme” sürecinin devam ettiğini açıkladı.

Polis yetkilisi General Surachate Hakparn BBC’ye yaptığı açıklamada, El Kunun’un Tayland vizesi olmadığı için ülkeye girişine izin verilmediğini belirtti.

Surachate, genç kadının pasaportuna el konulduğundan ise haberdar olmadığını kaydetti.

BBC Bangkok Muhabiri Jonathan Head, El-Kunun’un endişeli ve tedirgin olduğunu aktardı.

‘Tüm Bilgilerimi Paylaşacağım’

Rahaf Muhammed el-Kunun, Twitter’da paylaştığı mesajda “Kaybedecek bir şeyim olmadığı için gerçek ismimi ve tüm bilgilerimi paylaşacağım” dedi.

El Kunun ayrıca pasaportunun bir fotoğrafını paylaşıp, “çünkü gerçek olduğumu ve var olduğumu bilmenizi istiyorum” dedi.

Bir tweetinde de “Kuzenim beni tehdit ediyor, katledileceğimi söylüyor” yazdı.

Nisan 2017’de de 24 yaşındaki Dina Ali Lasloom adlı bir Suudi kadın, Kuveyt’ten Avustralya’ya gitmeye çalışırken yakalanmıştı.

Filipinler üzerinden Avustralya’ya gitmeye çalışan Dina Ali Lasloom, Manila Havalimanı’nda ailesi tarafından durdurulup Suudi Arabistan’a geri gönderilmişti.

Lasloom, Kanadalı bir turistin cep telefonunu kullanıp Twitter’dan attığı mesaj ve videoda, ailesinin onu öldüreceğini söylemişti.

Genç kadına Suudi Arabistan’a döndükten sonra ne olduğu bilinmiyor.

(BBC Türkçe, 7 Ocak 2019)

 

Lübnan’daki Fırtına Suriyeli Mültecileri de Vurdu

Lübnan’da yaşayan Suriyeliler ülkeyi etkisi altına alan Norma fırtınasından olumsuz etkilendi. Mültecilerin yaşadığı çadırlar sular içinde kaldı.

Lübnan’da dün etkisini gösteren Norma fırtınası ülke genelinde hayatı olumsuz etkiledi. Beka vadisindeki Bar Elias kasabasında çadır kampta yaşayan Suriyeliler fırtınadan olumsuz etkilendi. Fırtına kampı sular altında bıraktı.

Suriye’nin Halep kentinden Lübnan’a gelen ve Bar Elias kasabasında bir kampta yaşayan Abou Ahmad, ülkede fırtınadan etkilenenlere yardım edecek yardım ajanslarının bulunmadığına dikkat çekti. Ahmad, “Kimse bizi arayıp sormuyor. Suyun oluşturduğu bataklıklara bakın, ısıtıcımız yok, kendimizi battaniyeler altında ısıtıyoruz. Kimse gelip ihtiyaçlarımızı sormadı” dedi.

İdlib’den gelerek kampta diğer Suriyeli mültecilerle birlikte yaşamaya başlayan Muhammed İzmirli ise “Çadırlarımız sular altında kaldı. Suyu çekmek için makineler kullanıyoruz. Ancak yağmur hala yağıyor. Dört gündür sürekli yağmur yağıyor” dedi. Lübnan’da etkisini gösteren şiddetli fırtına Çarşamba günü sona erecek.

(İHA, 8 Ocak 2019)