Türkiye'de ve dünyada göç, göçmen ve sığınmacılar konusunda gündemde öne çıkan başlıklar…

 

100 Bin Euro İçin 71 Sığınmacıyı Öldürdü

Avusturya'da bir kamyonette 71 sığınmacının nefessiz kalarak can vermesine neden olan suç örgütü liderinin 100 bin euro için sığınmacıların ölümüne göz yumduğu ortaya çıktı. Avusturya'nın Slovakya ve Macaristan sınırına yakın Burgenland eyaletinde 2015'te, otobanda terk edilmiş bir kamyonetin içinde 71 sığınmacının cesedi bulundu. 'Ölüm kamyoneti' ile ilgili davada iddianame hazır. Olayla ilgili Avusturya'da başlayan soruşturma, Macar yetkililere devredilmişti.

14 Sanık Hesap Veriyor

Macaristan'da görülen davada 11'i Bulgaristan, ikisi Afganistan ve biri ise Bulgaristan-Lübnan çifte vatandaşlığına sahip 14 sanık yargılanıyor.

Yasa Dışı Yollardan Avrupa'ya Ulaştırdılar

Davanın kan donduran detaylarını Savcı Gabor Schmidt anlattı. Sanıklar, 2015 yılı şubat ve ağustos ayları arasında toplamda 31 seferde 1200 kişiyi Batı Avrupa'ya yasa dışı yollardan ulaştırdı. Suç örgütü üyeleri, 71 sığınmacının hayatını kaybetmesine neden oldu.

Para Hırsı Gözlerini Bürüdü

Savcı Schmidt sığınmacıları başlangıçta 4-5 kişilik gruplar halinde ve 3 bin 500 euro karşılığında Batı Avrupa'ya taşıdıklarını açıkladı. Daha sonra daha fazla para kazanma hırsı yüzünden daha kalabalık grupları taşımaya başladıklarından bahsetti.

Sığınmacılar Seslerini Duyurmaya Çalıştı

Schmidt, 71 sığınmacının hayatını kaybettiği kamyonetin insan taşımaya uygun olmadığının sanıklar tarafından da bilindiğini söyledi. Kamyonete tıkılan sığınmacılar, hava almak için bağırdı. Kamyonet sürücüsü de bunun üzerine suç örgütü liderine telefonda sığınmacıların durumunu anlattı.

Örgüt liderinden insanlık dışı sözler

Savcı, buna rağmen, örgüt liderinin ''Eğer kargo hedefe ulaşmazsa 100 bin euro kaybederim'' dediğinden bahsetti. "Ölüm kamyoneti" davasının hakimi Janos Jadi ise Macar Haber Ajansına (MTI) yaptığı açıklamada, dava ile ilgili kararın bu ay içinde verilmesinin beklendiğini söyledi.

Sığınmacılar 1,5 Saat İçerisinde Hayatını Kaybetti

Macaristan'da 21 Haziran 2017'de başlayan yargılanma sürecinde savcılık olayla ilgili 14 kişiyi cinayet ve suç örgütü kurarak insan kaçakçılığı yapmakla suçladı. Polisin bulduğu kamyonetteki Irak ve Afganistan vatandaşı 71 sığınmacı 1,5 saat içinde oksijen yetersizliğinden hayatını kaybetti.

(TRT Haber, 8 Haziran 2018)

 

Hintli Göçmenler Yeşil Kart İçin 70 Yıl Bekleyebilir

ABD vatandaşlığına doğru ilk adım olan ABD Yeşil Kartı almak isteyen göçmenlerin yarısından fazlasını Hintiler oluşturmakta. Rakamlara ve mevcut yasaya göre Yeşil Kart bekleyişinin 70 yıla kadar çıkabileceği düşünülüyor. Mayıs ayı itibari ile istihdam temelli tercih kategorisinde Yeşil Kart için bekleyen 395.025 kişi kaydedildi. Bunların yüzde 78’ini Hintliler oluşturuyordu.

Son resmi rakamlara göre, Hintliler ABD'de yeşil kart olarak bilinen yasal daimi ikamet statüsünü elde etmek için sıra bekleyen yüksek vasıflı profesyonellerin dörtte üçünden fazlasını oluşturuyor. Mayıs 2018 itibariyle, istihdam temelli tercih kategorisi altında Yeşil Kart'ı bekleyen 395.025 yabancı uyruklu öğrenci vardı. ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Hizmetleri tarafından yayınlanan son rakamlara göre, bu sayının 306.601'i Hintlilerdi. Hintlilerden sonra, 67.031 Çinli Yeşil Kart için bekleyen kişi sayısında 2. sırada geliyor. Diğer ülkelerin hiçbirinde sayı 10.000’i aşmıyor. Rakamlar şöyle; El Salvador (7252), Guatemala (6,027), Honduras (5,402), Filipinler (1,491), Meksika (700) ve Vietnam'dır (521). Mevcut yasaya göre, yeşil kartların yüzde yedisinden fazlası, mali yılda herhangi bir bağımsız ülkenin yerlilerine verilemez. Bu durumda Hintliler Yeşil Kart için en uzun bekleme süresine sahip. Yeşil kartların tahsis edilmesi veya daimi yasal ikamet için ülke başına yüzde 7'lik bir kota uygulayan bu sistem, çoğunlukla H-1B iş vizesiyle ABD'ye gelen ve çoğu yüksek vasıflı ve Amerikalılara hitap eden mevcut göçmenlik sisteminin en büyük boşluğu. Sonuç olarak, yeşil kart için Hintli yetenekli göçmenler için mevcut bekleme süresi 70 yıl kadar uzun olabilir. GCReforms’a göre; mevcut yönetmelik uyarınca, Hindistan'dan gelen vasıflı göçmenlerin ülke sınırları dâhilinde Yeşil Kart için 25-92 yıl arasında herhangi bir yerde beklemeleri gerekiyor. Daimi yerleşik kart olarak da bilinen ABD Yeşil Kartı, sahibine ABD'de daimi ikamet izni verir. Yeşil Kart sahipleri yasal olarak ABD'de yaşayabilir ve çalışabilirler. Yeşil Kart, ABD vatandaşlığına doğru ilk adımdır.

(The Print, 8 Haziran 2018)

 

Amerika Birleşik Devletleri 1600 Tutuklu Göçmeni Federal Hapishaneye Gönderdi

Trump yönetimi ilk kez, şüpheli kaçak göçmenlerin federal hapishanelere nakil etmeye başladı. 1600 tutuklunun nakli, ABD Başkanı Trump’ın “sıfır tolerans” göçmen politikasının yarattığı tutuklanma dalgasının önemini vurguluyor. ABD Göç ve Gümrük Muhafaza, diğer imkanlar bulunana kadar geçici bir önlem olduğunu belirtti. Gözaltındakilerin yaklaşık 1000 tanesi Kaliforniya'da tek bir hapishaneye gidecek. Kaliforniya, Teksas ve Washington eyaletindeki hapishanelerdeki birlik liderleri, Reuters haber ajansına büyük miktarda yapılan gözaltı alımları için çok az zaman olduğunu ve personel ve güvenlik konusundaki endişelerini dile getirdiler. ICE, federal savcıların yasadışı olarak sınırı geçerken yakalanan herkesin suçlanmasını gerektiren bir politika başlatıyor. Daha önceki yönetimlerde, ilk kez olan sınır geçişleri genellikle sivil sınır dışı işlemlerine tabi tutuldu. Ajansın sözcüsü, hapishaneye nakledilen 1600 kişinin 120 gün boyunca orada bulunacağını ve bunun da yeni gözaltı tesislerinde yer bulduğunu söyledi.

Ulusal Göçmenlik Forumu yöneticisi Ali Noorani, Reuters'e verdiği demeçte "Federal hapishaneler sertleşmiş suçlular içindir. Fiziksel olarak bir iş arayan ya da şiddetten kaçan göçmenler için kurulmamışlardır." Dedi.

(BBC News, 8 Haziran 2018)

 

Almanya'yı Sarsan Cinayette Güvenlik Bilmecesi

Almanya’da Susanna adlı 14 yaşındaki bir kızın tecavüz edilip öldürülmesinin ardından yaşananlar Almanya'da siyasi tartışmalara neden oluyor. Almanya'nın Mainz kentinde yaşanan 14 yaşındaki Susanna cinayetinin yankıları sürüyor. İki hafta boyunca arandıktan sonra cesedine ulaşılan ve tecavüz edilerek öldürüldüğü tespit edilen genç kızın cinayet zanlısı 20 yaşındaki Iraklı sığınmacının Haziran ayı başında Türkiye üzerinden Erbil'e döndüğü açıklandı. Polis, ilk önce cinayeti iki erkeğin birlikte işlediği şüphesi üzerinde durmuş ve 35 yaşındaki Türkiye vatandaşı bir diğer sığınmacı da gözaltına alınmıştı. Türkiyeli sığınmacı, olayla ilgisinin bulunmadığı tespit edilince serbest bırakılmış, asıl zanlının ise Almanya'dan ayrıldığı belirlenmişti. 2015 yılında sığınmacı olarak Almanya'ya geldiği belirtilen Irak vatandaşı zanlının cinayet şüphesine rağmen nasıl olup da uçakla Erbil'e kaçabildiği ise tartışmalara neden oldu. Ülkeden sahte bir isimle ailesiyle birlikte ayrıldığı belirtilen zanlı Ali B.'nin Düsseldorf'tan İstanbul'a, buradan da Erbil'e kaçtığı belirtildi.

"Zanlı Almanya'ya İade Edilmeli”

Alman siyasiler zanlının kaçabilmesine olanak sağlayan güvenlik boşluklarının bir an önce tespit edilmesini ve zanlının Almanya'da yargılanmak üzere Irak'tan iadesinin talep edilmesini istedi. Sosyal Demokrat Parti (SPD) Meclis Grubu Başkanı Carsten Schneider, Bild gazetesine verdiği demeçte şüphelinin nasıl kaçabildiğinin derhal aydınlatılması ve bir an önce Almanya'da hakim karşısına çıkartılmasının yollarının araştırılması gerektiğini söyledi.

Aynı partiden Burkhard Lischka da İçişleri Bakanı Horst Seehofer'ın ülkeye giriş çıkışlarda mevcut kontrol mekanizmalarının kullanılmasını sağlaması gerektiğinin altını çizdi. Lischka, zanlının durumunda olduğu gibi şüpheli belgelere sahip birinin seyahat ettiği ülke de göz önüne alınarak polis tarafından basit bir parmak izi karşılaştırmasıyla kimliğinin tespit edilmesinin mümkün olduğuna dikkat çekti. Neue Osnabrücker Zeitung'a konuşan Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) partili milletvekili Armin Schuster da polisin şüpheliyi neden gözaltına almadığı sorusunun sorulması gerektiğini söyledi. Yeşiller'den Omid Nouripour zanlının Almanya'ya iade edilmesi ve burada hakim karşısına çıkması gerektiğini söyledi.

"Sığınma Sistemi Revize Edilecek”

Hür Demokrat Parti (FDP) milletvekili Alexander Graf Lambsdoff'a göre ise yaşanan güvenlik zaafı, Almanya için alışıldık bir durum. Lambsdoff, sistemde çok fazla güvenlik boşluğu bulunduğunu ve bunların sorumlusunun da uzun süredir iktidarda olan CDU olduğunu öne sürdü. Susanna'nın Başbakan Angela Merkel'in "ikiyüzlü ve bencil, kucaklayıcı (mülteci) politikasının” bir diğer kurbanı olduğunu ve cinayetteki sorumlulukta Merkel'in de payının bulunduğunu öne süren Almanya için Alternatif (AfD) partisi Meclis Grubu Başkanı Alice Weidel da hükümetin istifasını talep etti. CDU ise eleştirilere karşılık Almanya'da mülteci politikasında yeniliklere gidileceğinin ve daha sert bir politika izlenebileceğinin sinyallerini verdi. Partiden Eckhardt Rehberg, Bild gazetesine yaptığı açıklamada "İçişleri Bakanı Seehofer'ın sığınma sürecinin temel anlamda revize edilmesine tam destek verdiğini ve bunun için gerekli bütçenin ayrılacağını” söyledi.

(Deutsche Welle Türkçe, 8 Haziran 2018)

 

Trump'ın Acımasız Mülteci Programı Şefkat Yerine Önyargıyı Yansıtıyor

Trump başkanlığının ilk yılının mülteciler için acımasız olması sürpriz olmamalı. Yeniden yerleşim rakamları, sadece programın yaklaşık 40 yıllık tarihinde kaydedilen en düşük seviyelere kadar düşmesiyle değil, fakat aynı zamanda milletin eğilimleri, cumhurbaşkanının mülteciler ve göçmenler hakkındaki nefret dolu ve gergin söylemleri ışığında rahatsız edici sorular doğurmaktadır.

“Büyük bir Truva atı” ile karşılaştırdığı program için kendi aşağılamasını yansıttığı Devlet Dairesi'nin Mülteci Bürosu, Donald Trump'ın başkan olmasıyla birlikte lidersiz kaldı. Fakat bu, 24 Mayıs'ta Ronald Mortensen'in adaylığı ile Nüfus, Mülteci ve Göç Bürosu için Devlet Bakan Yardımcısı olarak görev yapmasıyla değişebilir. Trump yönetimi, yeniden yerleştirme işleminin dişlilerine kum atmak suretiyle mülteci kabullerini yavaşlattı. Bu durum, “aşırı derecede ıslah”ı ve genellikle denizaşırı kamplardaki potansiyel yeniden yerleştirme adaylarıyla görüşen Mülteci Kolordusu subaylarının, ABD sınırındaki sığınma taleplerini yapan kişilerle röportaj yapma çabalarını hızlandırdı. Trump yönetimi, yeniden yerleştirme işleminin dişlilerine kum atmak suretiyle mülteci kabullerini yavaşlattı. Yeniden yerleşimdeki yavaşlama ve toplam mülteci kabulü sayıları sadece hikayenin bir kısmını anlatıyor. Başkan Trump mültecileri günah keçisi ilan ederek, Müslümanların girişine tam bir yasaklama çağrısında bulundu ve Norveç gibi yerlerden gelen insanların göçmenliğini tercih ettiğini ifade etti.

(Los Angeles Times, 7 Haziran 2018)

 

Yunanistan’da Göçmenleri Taşıyan Araç Kaza Yaptı: 6 Ölü

Yunanistan’da kaçak göçmenleri taşıyan aracın kaza yapması sonucu 6 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Yunanistan'da içerisinde 16 kaçak göçmenin olduğu araç kaza yaptı. Yunan polisi, kaçak göçmenleri taşıyan aracın kuzey otoyolunda kaza yaptığını ve 6 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

(Time Türk, 8 Haziran 2018)

 

“İngilizce Konuşamıyorsanız Birleşik Krallık'ta Mülteci Olarak Hiçbir Şey Yapamazsınız”

Parlamentoda yaptığı açıklamada mülteci ve öğrenci olan Burundi, izolasyonun üstesinden gelmek ve mültecilerin yeni topluluklarına katkıda bulunmalarını sağlamak için hükümetin, entegrasyon stratejisinin bir parçası olarak İngilizce dersleri için fonları artırması gerektiğini açıkladı. “Ailem ve ben Burundi'den kaçtıktan sonra altı yıl boyunca Kenya'daki bir mülteci kampında yaşadık. 23 yaşındayken, 2016 yılında İngiltere'ye taşınacağımız söylendi ve sıkıntıdan uzaklaşmaktan mutlu oldum. Her zaman Birleşik Krallık'ta yaşamayı hayal etmiştim, çünkü burası özgür bir ülke ama İngilizce konuşmuyorsanız hiçbir şey yapamazsınız. Ana dili öğrenmek mülteciler için çok önemlidir, böylece yeni topluluklarının bir parçası olduklarını hissettirirler ve çalışmalarını, gönüllü olmalarını ve hayallerini takip etmelerini sağlar” dedi.

(Metro News, 7 Haziran 2018)

 

Lübnan Dış İşleri Bakanı Birleşmiş Milletler Örgütü Aleyhinde Önlemler Alacağını Söyledi

Lübnan Dışişleri Bakanı Gebran Bassil Perşembe günü yaptığı açıklamada, Lübnan’ın Birleşmiş Milletler mülteci kuruluşu UNHCR’a (BMMYK- Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği) karşı önlemler alacağını söyledi. Bu önlemlerin ne olduğunu belirtmedi. Bassil, UNHCR 'yı tekrar tekrar suçlayarak, Suriye içindeki durumun gönüllü olarak geri dönüş için çok güvensiz olduğunu söyledi. Lübnan cumhurbaşkanı ve diğer politikacılar, savaşı bitirmek için bir anlaşmaya varılmadan önce mültecilerin “güvenli bölgelere” geri dönmelerini istiyorlar. Fakat uluslararası görüş, bu geri dönüşün güvenli olmayacağını savunuyor. Birleşmiş Milletler'e göre, Lübnan 2011'den bu yana savaşı terk eden nüfusun yaklaşık dörtte birine ev sahipliği yapıyor. Hükümet son dönemde bu rakamı 1,5 milyona çıkardı ve onların varlığının kamu hizmetlerini zorladığını ve ekonomik büyümeyi baskıladığını söyledi. Geçtiğimiz hafta, Lübnan Genel Sekreteri, Tümgeneral Abbas İbrahim, Suriye'ye geri dönmek isteyen binlerce mültecinin geri dönüşü için Şam ile birlikte çalıştıklarını söyledi. Bunun yanı sıra, sınır bölgesindeki bir belediye başkanı da önümüzdeki haftalarda yaklaşık 3.000 kişinin Suriye'ye geri dönmesini beklediklerini dile getirdi.

(Reuters, 7 Haziran 2018)

 

Paris: Fransız Polisi Tarafından Tutuklanan Mültecinin Üst Düzey IŞİD Üyesi Olduğuna İnanılıyor

Fransa'da, İslam Devleti grubunun eski bir kıdemli üyesi olduğu düşünülen Iraklı mülteci, Fransız polisi tarafından yakalandı. Şüpheli hakkında, aynı zamanda ülkesinde yaşanan bir katliamda yer aldığı ve savaş suçları olduğu düşünülüyor. Ahmed H. olarak anılan 33 yaşındaki erkek, Haziran 2014'te, Speicher askeri kampından, Tikrit'in kuzeyinde bulunan yaklaşık 1.700 gencin yakalanması ve infaz edilmesine katılmakla suçlanıyor. Paris savcısı, "terörist grupla bağlantılı olarak öldürme" ve "savaş suçları" da dahil olmak üzere çeşitli suçlamalar neticesinde şüpheli kişiyi Mart ayında tutukladı. Bu dava aynı zamanda, Batı istihbarat teşkilatları tarafından cihatçıların göçmen krizinden Avrupa'ya giriş yapabildikleri yönündeki korkuları ortaya çıkardı. 2016 yazında Fransa'ya gelmiş olan Ahmed H., bir yıl sonra mülteci statüsüne kavuştu ve 10 yıllık bir ikamet kartı verildi. Mülteci statüsünün verilmesinden kısa bir süre sonra Ahmed H, istihbarat teşkilatı tarafından tespit edildi ve izlendi, ardından da yargı makamlarına bildirildi. Şüphelinin hapsedilmesinden bu yana Fransız yetkililer tarafından koruma statüsünü iptal edildi.

(The Local France, 8 Haziran 2018)

 

Göçün Kadın Kurbanları

Son yayımlanan, Birleşmiş Milletler Uluslararası Göç Raporuna göre tüm göçmenlerin yüzde 48'i kadın… Brüksel Avrupa Kalkınma Günlerinde üzerinde konuşulan bir konu da uzmanların olası çözümleri oldu. Ülkesindeki kadın göçmenler ile ilgili paylaşımda bulundular ve çözüme yönelik konuştular. Gelişmekte olan ülkelerden gelen çoğu kadın göçmen düşük ücret, kötü çalışma koşulları, cinsel taciz ile karşı karşıya. Bunların yanında, daha yüksek örgün eğitim derecesine sahip kadınlar da iş bulmak için engellerle karşılaşıyor. Avrupa'daki Afrika Diaspora Ağı'nın başı Marie Chantal Uwitonze bunu önyargı ve ırkçılık olarak nitelendiriyor. Uluslararası Göç Örgütü (IOM) başkan yardımcısı Büyükelçi Laura Thompson, sınır kontrolünün yeterli olmadığını ifade etti ve ‘‘Düzensiz hareket eden tüm göçmenler kırılganlıklara sahipler, ancak, açık bir şekilde, toplumsal cinsiyete bağlı istismar ve sömürünün kadınlar için daha sık gerçekleştiği ve kesinlikle bariz koruma ihtiyaçları olduğu açıktır’’ dedi. Eylül ayında Birleşmiş Milletler, göç ve iltica için küresel bir anlaşmanın benimsenmesi amacıyla hükümetler arası bir konferans düzenlenecek. Önümüzdeki aylarda, Avrupa Birliği'nin, bu konferansta ortak bir hedefle konuşmasında hem fikir olan 28 üye ülke arasında ortak bir politika bulması bekleniyor.

(Euronews, 7 Haziran 2018)

 

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: Yunanistan İle Geri Kabul Anlaşması Durduruldu

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Yunanistan'da darbeci askerlerin tahliye edilmesine ilişkin, "Yunanistan ile ikili geri kabul anlaşmamız var. Şu anda o geri kabul anlaşmasını durdurduk." dedi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ​Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü tarafından bir otelde Antalya, Isparta ve Burdur bölgesi gazetecilerinin katılımıyla düzenlenen "Yerel Medya Buluşmaları" Toplantısında Gazetecilerin Sorularını Yanıtladı.

Suriye'de ABD ile varılan yol haritasıyla ilgili soru üzerine Çavuşoğlu, Münbiç'ten sonra yol haritasını Fırat'ın doğusunda da uygulamaya başlayacaklarını, bunu YPG/PKK'nın kontrol ettiği tüm bölgeler içccedil;in uygulayacaklarını dile getirdi. Mutabakatın bu yönde olduğuna değinen Çavuşoğlu, teröristlerden arındırılan şehirleri gerçek sahibi olan yerli halka teslim edeceklerini, burada da kriterin nüfus yapısı olacağını ifade etti. Münbiç'ten teröristlerin çıkması konusunda ABD'nin sorumluluğu olduğunu vurgulayan Çavuşoğlu, şöyle devam etti:

"Buraya bu teröristleri ben getirmedim. Ben de destek vermedim. Silah da vermedim. Bu teröristlerden Suriye'yi temizlemek lazım. Yol haritasının amacı bu. Bu bölgeyi istikrara kavuşturmamız lazım. YPG olduğu sürece de istikrar olmaz. Neden Türkiye'deki 400 bin Kürt bu bölgeye dönemiyor? Biz 2 bin kilometre kareyi DAEŞ'den aldıktan sonra 170 bin civarında Suriyeli Türkiye'den döndü. YPG şu anda Suriye topraklarının yüzde 25'ine yakınını kontrol ediyor. Ve bir tane Kürt veya Arap dönemiyor. Zaten YPG, PKK tarafından etnik temizlik yapmaları için sürgüne gönderilmiş. O yüzden de buralardan temizlenmesi lazım. Kandil'de operasyonlar yapıyoruz, temizleyeceğiz.Orada zaten PKK kendi başına. Ama dışarıdan destek alıyor ama Suriye'de ABD'nin kontrolünde. Burada esasen ABD'nin sorumluluğu var. Dolayısıyla ABD YPG terör örgütlerini buradan gönderecek. Temizleyecek. Nereye gideceği de ciddi bir soru. Tabii Münbiç'ten sonra yol haritası diğer yerlerde de uygulanmaya başlandığı zaman, şu anda istihbaratımızın ve askerlerimizin görüşmeye başladığı bir konu ama önce şu Münbiç yol haritasını bir uygulayalım. Ondan sonra nereye gidecekleri şu anda konuşulmaktan olan konular."

"Kapıları Kapatırım, Ölürse Ölsün' Denilmez"

Muhalefetteki partilerin cumhurbaşkanı adaylarının seçilmeleri halinde Türkiye'deki Suriyelileri ülkelerine gönderecekleri yönündeki açıklamalarına ilişkin Çavuşoğlu, adayların insani duygulardan uzak bir şekilde popülizm yaptıklarını söyledi. Çavuşoğlu, bu insanların savaştan kaçarak Türkiye'ye sığındığını belirterek, şöyle konuştu:

"Bunları nereye göndereceksiniz? Nasıl göndereceksiniz? Rejime mi teslim edeceksiniz? CHP alışık. CHP vaktinde Azerbaycanlı askerleri Sovyetlere teslim etti. Hem de o Azerbaycanlılar 'Bizi siz öldürün, bunlara teslim etmeyin' dedikleri halde teslim etti. CHP alışık kardeşlerimizi satmaya. YPG'nin eline mi teslim edeceksiniz, PKK’ya… Nereye göndereceksiniz, nasıl göndereceksiniz? Bizim yaptığımız gibi göndereceksiniz. Fırat Kalkanı operasyonundan sonra 170 bin Suriyeli döndü. Suriye içerisinden de oraya en az 150 bin kişi döndü. Afrin operasyonu el yapımı patlayıcılar dahil tüm temizlikler yapılıyor, hayat normale dönüyor. Şimdi buraya Türkiye'den de Suriyeliler dönecek, başka yerden de dönecek. Münbiç yol haritası uygulandığı zaman, yine Münbiç'i terk etmek zorunda kalanlar Türkiye'de epeyce var. Onlar buraya dönecekler. ABD ile anlaşmamız bu yol haritasının içinde. Münbiç bittikten sonra Fırat'ın doğusunda PKK'nın ve YPG'nin kontrol ettiği alanları da istikrara kavuşturduğumuz zaman bu insanlar dönmeye başlayacak. Buraları insanların döneceği şekilde bazı yardımlar yapmamız lazım.Su, elektrik önemli. Cumhurbaşkanımız 'Bunları oluşturalım' dedi. Cumhurbaşkanımız geleceği gören bir lider. Ne diyor 'Gelin buralarda güvenli bölgeler oluşturalım, evlerini yapalım. Ekonomik gelir sağlayıcı bir şeyler yapalım.' diyor. Bizden başka duyarlı olan yok ki? 'AB tamam yapalım ama önce siyasi çözümü görelim.' diyor. Diğer ülkeler söylüyoruz, bazıları söz veriyor. 'Veririz' diye söz veriyorlar. Keza Almanya 'Veririz' diyor. Keza bir mültecinin maliyeti Almanya'da Suriye'dekinden 10 kat daha fazla. İnşallah Suriye'de güven ve istikrar oluştukça geri göndeririz. 'Al hepsini, orada ölürsen öl olmaz." İdlib bölgesinde 2 milyon insan var ama aynı zamanda terörist gruplarda var. Bunları gönderdiğin zaman doğrudan kendi bünyesine katacak. Ne olacak bir de onlar tehdit olacak. Şimdi İdlib bölgesinde gözlem noktalarımızı oluşturduk. Burada da insanlar dönmeye başladı. Seçim öncesinde vicdansız bir şekilde 'Kapıları kapatırım, ölürse ölsün' denilmez."

Yunanistan'la Geri Kabul Anlaşması Durduruldu

Yunanistan'da 15 Temmuz darbe girişimine katılan darbeci askerlerin tahliye edilmesiyle ilgili soru üzerine Çavuşoğlu, Yunanistan'ın yaptığının kabul edilebilir olmadığını dile getirdi.

Yunanistan'ın darbelerden en çok çeken ülkelerden biri olduğuna değinen Çavuşoğlu, "Yunanistan'da hükümet gerçekten bu konuyu çözmek istiyor. Fakat aynı zamanda görüyoruz ki Yunanistan'a batıdan çok ciddi baskı var. Hele hele Yunan yargıçlara. Onlar diyor ki Yunan yargıçlar bağımsız. Ama biz biliyoruz ki onlara batıdan çok baskı var. AB ile bir göçmen anlaşması var. Bu uygulanıyor. Bir de Yunanistan ile ikili geri kabul anlaşmamız var. Şu anda o geri kabul anlaşmasını durdurduk. Son mahkeme kararından sonra da Yunanistan'a yönelik çalışmalarımıza devam edeceğiz." diye konuştu.

(Anadolu Ajansı, 7 Haziran 2018)

 

İsveç'ten 9 Bin Afgan Sığınmacıya Oturum İzni

İsveç'te meclis, haklarında sınır dışı kararı verilmesine rağmen ülkede kaçak yaşamaya devam eden 9 bin Afgan gence, eğitimlerine devam etmeleri şartıyla oturum izni verilmesini kabul etti. İsveç'te, haklarında sınır dışı kararı verilmesine rağmen yasa dışı yollarla ülkede yaşamaya devam eden 9 bin Afgan gence, eğitimlerine devam etmeleri şartıyla oturum izni verilecek. Kaçak konumda bulunan 18 ila 22 yaşlarındaki 9 bin Afgan sığınmacı gence oturum izni verilmesini kapsayan yasa tasarısı, gençlerin kendilerine verilen lise ve dil eğitimine devam etmeleri şartıyla meclisten geçti. Muhalefetteki Liberal Sağ Merkez Partisinin de destek verdiği tasarı 139'a karşı 162 oyla kabul edildi. Karara çok sevindiğini söyleyen Liberal Sağ Merkez Parti Başkanı Annie Lööf, "İnsanları cezalandırmak doğru değil. Bugünkü oylamayla gençlere yeni bir şans verildi. Bu gençler üç ay içinde yeniden oturum başvurusu yaparak hayata yeniden başlayacaklar." diye konuştu. İsveç'e iltica başvurusunda bulunan eğitim çağındaki sığınmacılara, talepleri sonuçlanana kadar, ilköğretim ve lise düzeyinde eğitim ve dil kursu veriliyor. Haklarında sınır dışı kararı verilen gençlerin eğitimleri yarıda kesiliyor. İsveç devlet televizyonu SVT'nin haberine göre, 2015 yılındaki sığınmacı krizinde ülkeye gelen 20 bin refakatsiz sığınmacıdan 11 bininin geçen yılki iltica talebi 18 yaşın altında oldukları için kabul edildi. Ancak geriye kalan 9 bin gencin başvurusu yaşları 18 ve üzeri olduğu için kabul edilmemiş ve haklarında sınır dışı kararı verilmişti. Karardan sonra gençler, kayıtlı adreslerinden ayrılarak ülkede kaçak şekilde yaşamaya devam etmişti.  Bunun üzerine krize dönen duruma çözüm bulmak amacıyla hükümet geçen ay söz konusu yasa tasarısını hazırlamıştı.

(Anadolu Ajansı, 7 Haziran 2018)

 

 

Mayıs Ayında Kırım Sınırını Geçenlerin Sayısı Açıklandı

Geçici olarak işgal edilen topraklarda yaşayan Ukrayna vatandaşlarının, Ukrayna’nın ana kısmına ailelerini ziyaret etmek, gerekli malları satın almak ve belgelerin işlenmesi için gittiği belirtildi. Rus işgali altındaki Kırım ile Ukrayna’nın ana kısmı arasındaki idari sınırdan geçişlerin, mayıs ayında, bir önceki aya göre yüzde 5,94 azaldığı belirtildi. Ukrayna Geçici Olarak İşgal Edilen Topraklardan ve Sığınmacılardan Sorumlu Bakanlık Basın Servisi’nden bugün konuyla ilgili yapılan açıklamada, “Ekim ayı boyunca işgal altındaki Kırım'la Ukrayna arasındaki idari sınırdan iki tarafa da 187 bin kişi ve 30,7 bin araç geçti.” denildi. İdari sınırdan geçen insanların büyük bölümünün (87 bin 900 kişi) Çongar kontrol noktasından, 88 bin 600 kişinin Kalançak'tan ve 10 bin 500 kişinin de Çaplınka kontrol noktasından idari sınırı geçtiği belirtildi. Açıklamada, “Geçici olarak işgal edilmiş topraklarda yaşayan Ukrayna vatandaşları, ailelerini ziyaret etmek, gerekli mal ve hizmetleri satın almak ve belgelerin işlenmesi için anakaraya gidiyorlar. Ukrayna Geçici Olarak İşgal Edilen Topraklardan ve Sığınmacılardan Sorumlu Bakanlık,  onlara bağlı olmayan nedenlerden dolayı geçici olarak işgal edilmiş topraklarda ikamet eden vatandaşların kontrol noktalarından geçişini kolaylaştırmak ve hızını artırmak için aktif şekilde çalışıyor.” diye kaydedildi.

(Kırım Haber Ajansı, 7 Haziran 2018)

 

Merkel: Türkiye ile Mülteci Mutabakatının Dışında Anlaşma Yok

Almanya Başbakanı Merkel, Alman meclisinde ilk kez milletvekillerinin sorularını yanıtladı. Merkel’e sorulan sorular arasında Türkiye de gündeme geldi. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Alman meclisindeki yeni uygulamaya g&ououml;re, Çarşamba günü ilk kez koalisyon ve muhafelet partilerinin güncel konulara ilişkin sorularına yanıt verdi. Başbakan Merkel'e yönelik sorularda Türkiye de gündeme geldi. Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinden milletvekili Beatrix von Storch, Merkel'e 7 Mart 2016 tarihinde Türkiye'nin Brüksel'deki Avrupa Birliği Daimi Temsilciliği'nde dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ve Hollanda Başbakanı Mark Rutte ile bir araya gelip gelmediğini sordu. AfD'li milletvekili von Storch, Merkel'in bu görüşmede Türkiye'den her yıl 150 bin ile 200 bin arasında mültecinin Avrupa'ya getirilerek, yerleştirilmesi yönünde yazılı olmayan bir anlaşma yapıp yapmadığı sorusunu yöneltti. Merkel ise Türkiye ile mültecilere ilişkin görüşmelerin yapıldığını ve sonunda bir mutabakata varıldığını hatırlattı. Merkel, bu anlaşmaya göre, "Ege Denizi üzerinden kaçak yollardan Avrupa'ya gelmek isteyen her Suriyeli mültecinin” Türkiye'ye geri gönderilmesi karşılığında Türkiye'den belirli bir kontenjan dahilinde ve yasal yollardan gelecek Suriyelileri kabul etmeye hazır olduklarını ifade etti. "Bu konuda yapılan başka bir anlaşma olmadığını” vurgulayan Merkel, Türkiye ile yapılan anlaşmanın da içeriğinin bilindiğini dile getirdi. Merkel, von Strock'un sözünü ettiği buluşmada da bu anlaşmanın görüşüldüğünü ifade etti.

Mültecilere Yönelik Politikasını Savundu

Başbakan Merkel'e mültecilere yönelik izlediği politikaya ilişkin sorular da soruldu. Merkel, 2015-2016 yıllarında izlediği mülteci siyasetini de savundu. Almanya’nın "çok sorumlu” bir tutum izlediğini vurgulayan Merkel, aldığı siyasi kararların da doğru olduğunun altını çizdi. O dönemde "istisnai bir durum” yaşandığını kaydeden Merkel, o dönemde beri göç ve mülteci siyasetinde bir dizi değişlik yapıldığını ve yeni düzenlemeler üzerinde çalışıldığını söyledi.

Merkel’e yöneltilen sorular arasında Göç ve Mülteciler Dairesi'ndeki (BAMF) sorunlar ve usulsüzlükler de önemli bir yer tuttu. Merkel, BAMF'deki ağır sorunları dikkate almadığı yönündeki iddiaları reddetti.

G7 Zirvesi

Başbakan Merkel, milletvekillerinin sorularını yanıtlamadan önce hafta sonu Kanada'nın Charlevoix kentinde yapılacak G7 zirvesine ilişkin bilgi verdi. Merkel, G7 üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının katılacağı zirvenin sonunda ortak bir sonuç bildirisi yayınlanıp yayınlanamayacağı sorusunun yanıtını açık bıraktı. ABD'nin Avrupa Birliği'den (AB) ithal edilen çelik ve alüminyum ürünlerine uyguladığı ek gümrük vergisi, İran'la anlaşmadan çekilmesi ve iklim politikasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle zorluklar yaşandığına işaret eden Merkel, "Bunlar çok taraflı anlaşmalara ilişkin ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor” dedi. Merkel, Rusya'nın G8 üyeliğinin askıya alınmış olmasına ilişkin bir soruya yanıtından da, Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmiş olması nedeniyle G8 üyeliğinden çıkartılmış olmasını savundu.

Merkel'den Deutsche Welle'ye Destek

Merkel'e, Almanya’nın uluslararası yayın kuruluşu Deutsche Welle'nin (DW) Türkiye, Rusya ve Arap ülkelerine yönelik yayınlarını artırma planlarını nasıl değerlendirildiği, bu planların bu ülkelerle olan ilişkiyi nasıl etkileyeceği de soruldu. Bugün yapılan kabine toplantısında Deutsche Welle'nin yeni yayın planlarını ele aldıklarını belirten Merkel, bu planları "çok akılcı” bulduklarını ifade etti. Merkel, Deutsche Welle'nin Baltık ülkelerinde ve Rusça konuşulan bölgelerde yayın yaptığı, Arapça yayınlarını güçlendirmeyi ve uluslararası bir işbirliği ile Türkiye'ye yönelik yayınlar yapmayı planladığını belirtti. Bu planların "bu ülkelerdeki insanlara yararı olacağını” belirten Merkel, Deutsche Welle'de de Alman hükümetinde olduğu gibi gibi "demokrasi, insan hakları ve insanlık onuru gibi temel değerlerin” geçerli olduğunu vurguladı. Merkel, bu nedenlerle bu planları desteklediklerinin altını çizdi.

Alman Meclisindeki Yeni Uygulama

Alman meclisindeki daha önceki uygulamaya göre, muhalefet partilerinin sorularına bakanlıklarda görevli müsteşarlar yanıt veriyordu. Ancak Hristiyan Birlik (CDU/CSU) ile Sosyal Demokrat Parti (SPD) arasındaki koalisyon protokolüne göre, yeni bir uygulamaya geçildi. Alman meclisinde, Başbakanın yılda üç kere milletvekillerinin sorularına doğrudan yanıt vereceği bir oturum düzenlenmesini öngörülüyor.

(Deutsche Welle Türkçe, 6 Haziran 2018)

 

Göçmen Teknesi Battı, 40 Kişi Öldü

Yemen açıklarında Afrikalı göçmenleri taşıyan bir teknenin batması sonucu ilk belirlemelere göre 40 kişi öldü. Uluslararası Göç Örgütünün (IOM), sosyal paylaşım sitesi Twitter hesabından yapılan açıklamaya göre, "Afrika Boynuzu" bölgesinden (Etiyopya, Cibuti, Somali ve Eritre) gelen yaklaşık 100 göçmenin bulunduğu tekne henüz belirlenemeyen bir nedenle Yemen açıklarında battı. İlk belirlemelere göre, 40 kişinin boğulduğu belirtilen açıklamada, 16 kişinin kayıp olduğu ifade edildi. Ölü sayısının artabileceği belirtilen açıklamada, kurtarılan 39 kişiye su ve yiyecek verilmesinin yanı sıra tıbbi ve psikolojik destek sağlandığı aktarıldı. IOM'nin açıklamasında, teknenin battığı yere ilişkin detaylı bilgi verilmedi. Basında yer alan haberlere göre ise olay, Yemen'in doğusundaki Hadramevt açıklarında yaşandı. Afrikalı göçmenlerin, Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkelerine geçme hayaliyle Yemen'e gelmeye çalıştığı ifade ediliyor. Göçmenlerin bir kısmının ise 2014'ten bu yana çatışmaların yaşandığı Yemen'de kaldığı kaydediliyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğince (BMMYK) daha önce konuya ilişkin yapılan açıklamada, Yemen'de iç savaşın sürdüğüne ve ekonomik şartların iyice bozulduğuna dikkat çekilerek, Yemen'e başta Somali ve Etiyopya olmak üzere Sudan ve Eritre gibi Afrika ülkelerinden yeni gelen sığınmacıların durumuna ilişkin endişe duyulduğu bildirilmişti. Uzun süredir siyasi istikrarsızlığın yaşandığı Yemen'de meşru yönetime darbe yapan Husiler, Eylül 2014'ten bu yana başkent Sana ve bazı bölgelerin denetimini elinde tutuyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri ise Mart 2015'ten beri Yemen hükümetine destek veriyor.

(CNN Türk, 7 Haziran 2018)

 

Tunus'taki Göçmen Teknesi Faciasında 73 Cesede Ulaşıldı

Tunus'un güneyinde pazar günü yaşanan yasa dışı göçmen teknesi kazasında 73 cesede ulaşıldı. Tunus'un güneyindeki Sfaks vilayetine bağlı Kerkene Adası açıklarında 3 Haziran'da gerçekleşen tekne kazasında 73 cesede ulaşıldı. Tunus İçişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, tekne kazasının ardından başlayan arama çalışmaları kapsamında dün akşam saatlerinden bugüne 5 cesede daha ulaşıldığı ve denizden cansız bedenleri çıkartılan kişi sayısının 73'e yükseldiği belirtildi. Öte yandan başkent Tunus'taki Belediye Tiyatrosu önünde toplanan STK temsilcileri, yasa dışı göçmen teknesi kazasında hayatını kaybedenlerin aileleriyle dayanışma gösterisi düzenledi. Tunus Ekonomik ve Sosyal Haklar Forumu isimli sivil toplum kuruluşunun çağrısına yanıt veren yasa dışı göç kurbanlarının yakınları ve sivil toplum aktivistleri, üzerinde "Cumhurbaşkanı, soruşturma komisyonu nerede?", "İki kelime: Çocuklarımız nerede?", "Kayıpların aileleri gerçekleri öğrenene kadar vazgeçmeyecek" yazan pankartların yanı sıra kazada hayatını kaybedenlerin fotoğraflarını taşıdı. Tunus Ekonomik ve Sosyal Haklar Forumu Başkanı Mesud Ramazani de burada yaptığı konuşmasında, mevcut hükümeti ve 2011 yılındaki devrimden sonra gelen hükümetleri eleştirerek, işsiz veya çalışan tüm gençlerin Tunus'un geleceğine ilişkin umudunu yitirdiğini ve bu tehlikeli yolculuğa atıldığını söyledi. Tunuslu gençlerin hayatını hiçe sayan insan kaçakçılarını lanetlediğini dile getiren Ramazani, Tunus'un güneyinde bu haftasonu yaşanan tekne faciasını Tunus'taki yasa dışı göç tarihinin en feci olayı şeklinde niteledi. Ramazani, ülkede 2011 yılından bugüne yasa dışı göç için Akdeniz'de yaklaşık 3 bin Tunuslu gencin kayıp olduğunu ve akıbetlerinin bilinmediğini ifade etti. Sfaks kentine bağlı Kerkene Adası'ndan 5 mil açıkta, 80'i Afrika asıllı yaklaşık 180 yasa dışı göçmeni taşıyan teknenin 3 Haziran'da su alması sonucu battığı belirtilmişti. Arama kurtarma çalışmalarında çoğu Tunuslu olmak üzere farklı uyruklardan 68 kişinin sağ kurtarıldığı aktarılmıştı. Uluslararası Göç Örgütü (IOM) de dün yaptığı açıklamada yasa dışı göçmenleri taşıyan teknenin kapasitesinin çok üzerinde yolcuyla Avrupa'ya ulaşmak için yola çıktığını belirtmişti. Göçmenlerin Avrupa'ya geçmek için insan kaçakçılarına 700 ile bin avro arasında değişen bir meblağ ödediği aktarılan açıklamada, tekne kazasında en az 100 kişinin yaşamını yitirdiği ifade edilmişti. Tunus İçişleri Bakanlığı da tekne kazasının ardından Kerkene Adası ve adanın bağlı olduğu Sfaks vilayetinden 10 üst düzey güvenlik yetkilisinin görevden alındığını açıklamıştı. Tunus Başbakanı Yusuf Şahid dün tekne faciasında güvenlik zafiyeti olduğu tartışmalarının ardından, İçişleri Bakanı Lütfi İbrahim'i görevden almıştı.

(Anadolu Ajansı, 7 Haziran 2018)

 

BM, Müslüman Mültecilerin Dönüşü İçin Myanmar Hükümeti İle Anlaştı

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ve BM Kalkınma Programı (UNDP) ile Myanmar hükümeti arasında, Bangladeş’teki Rohingya Müslüman mültecilerin geri dönmesi için uygun şartların hazırlanması konusunda bir mutabakat zaptı imzalandı. İmzalanan anlaşma zaptı Müslüman mültecilerin Myanmar’a gönüllü olarak, güven içinde, onurlu ve sürdürülebilir dönüşünü ve ülkeye entegrasyonunu sağlayacak şartların oluşturulması için BM’nin desteğini öngörüyor. BM Genel Sekreter sözcüsü “BM Genel Sekreteri, şartlar henüz hazırlanmamış olmasına rağmen, Myanmar hükümetinin Rohingya ihtilafın kökenini oluşturan sebeplerin çözümüne yönelik bu mutabakat zaptının imzalanmasını memnuniyetle karşıladığını söyledi” dedi. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, anlaşmanın uygulanması konusunda kararlı adımlar atması için Myanmar hükümetini teşvik ederek, şiddetin sona erdirilmesi, şiddet sorumlularından hesap sorulması, mültecilerin kayıplarının tazmin edilmesi, Rohingya eyaletinin bütün bölgelerine serbest girişin sağlanması ve Rohingya Tavsiye Komisyonunun bütün tavsiyelerinin uygulanması için yaptığı çağrıyı tekrarladı. Mutabakat zaptının imzalanmasından önce konuşan BM Myanmar Yerleşim ve İnsani Yardım Koordinatörü Knut Ostby de mültecilerin güvenli ve gönüllü olarak geri dönmelerinin iki önemli şartın vatandaşlık haklarının verilmesi ve şiddete son verilmesi olduğunu söyledi. Knut, bunun ilk ve çok önemli bir adım olduğunu ancak en önemli işin şimdi başladığını söyledi. Knut, “İnsanların bir kimliğe ihtiyacı var, onların toplum içinde normal halk olarak var olabilmeye ihtiyacı var. Hizmetlerden faydalanma ve geçimlerini sağlayabilmesi serbest dolaşabilmeleri gerekir” dedi. Myanmar’daki Budist çoğunluğun ve Myanmar askerlerinin uyguladığı şiddet, köylerin yakılması, BM’nin ifadesiyle soykırım uygulamasıyla geçen Ağustos ayından beri 700 bin Rohingyalı Müslüman bu zulümden kurtulmak için komşu Bangladeş'e sığındı ve mülteci kamplarında zor şartlarda yaşıyor.

(Star, 7 Haziran 2018)

 

Türkçe Bilmeyen Suriyeliler Oy Kullanıyor

Gümrük ve havalimanlarında 24 Haziran seçimlerine ilişkin ilk oy verme işlemlerinde Türkçe bilmeyen Suriyelilerin oy kullandığı görüldü. CNN Türk’ün canlı yayınında ortaya çıkan görüntüler sonrasında yayına ara verildi. Türkiye 24 Haziran seçimlerine giderken, Suriyelilerin durumu tartışma konusu olmaya devam ediyor. İlk oy verme işlemleri gümrüklerde ve havalimanlarında başladı.Konuyla ilgili havalimanından canlı yayın yapan CNN Türk yayınında enteresan bir olay yaşandı. Muhabirin mikrofon uzattığı kişilerin Suriyeli olduğu anlaşılırken, oy veren kadının Türkçe bilmediği görüldü. CNN Türk rejisi canlı yayına acilen müdahale edip, yayın akışını değiştirirken görüntüler yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Olay, kısa sürede sosyal medyada binlerce paylaşım alırken, çok sayıda tepki mesajının geldiği görüldü.

(Yeniçağ, 7 Haziran 2018)

 

Suriyeli Göçü BM'deki Üst Düzey Toplantıda Ele Alındı

Türkiye ve Gaziantep’te Suriyeli göçünün belediye hizmetleri ve iş hayatındaki etkilerine yönelik çalışmaları, BM Kalkınma Programı’nın (UNDP) New York’taki yıllık icra kurulunda ele alındı. Toplantıya telekonferansla katılan Gaziantep Sanayi Odası (GSO) Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, Suriyelilerin iş gücü piyasasına kazandırılmasının önemine vurgu yaparak, “Hem kendi vatandaşlarımıza hem de şehrimizde yaşayan Suriyelilere meslek kazandırıyoruz" dedi. GASMEK cam atölyesinden yapılan canlı yayında, UNDP Türkiye Ülke Direktör Yardımcısı Sukhrob Khojimatov, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Deniz Köken, Gaziantep Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, ayrıca cam atölyesi ve diğer mesleki eğitim kurslarına katılan Suriyeli ve Türk kursiyerler, UNDP icra kuruluna seslenerek kurul üyelerinin sorularını yanıtladı. Oturumun moderatörlüğünü Gaziantep’te TRT World editörü Ahmed Al Burai, New York’ta ise BM Genel Sekreter Yardımcısı ve UNDP Dış İlişkiler Bürosu Direktörü Robert Pipper yaptı. Katılımcılar öncelikle UNDP’nin Türkiye’de ve Suriye’ye komşu diğer ülkelerde Suriyeli akını ile mücadele konusunda uyguladığı dayanıklılık temelli yaklaşım konusunda bilgilendirildi. Türkiye’nin Suriye sınırına yakın illerinde ve özel olarak da Gaziantep’te yerel kurum ve kuruluşlar ile kurulan ortaklıklara da vurgu yapıldı. Suriye’den Gaziantep’e gelenlerin iş yaşamı üzerindeki etkileri hakkında katılımcılara bilgi veren Gaziantep Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, Gaziantep’in 1,5 milyon olan nüfusunun Suriyelilerin gelmesiyle birlikte bir anda 2 milyona dayandığını söyledi. Bu durumun kentin iş ve sosyal yaşam üzerindeki yükünü artırdığını kaydeden Adnan Ünverdi, "Maalesef gelenlerin önemli bir kısmının iş piyasası açısından çok da yeterli olmadığını gördük. Tabi Gaziantep Sanayi Odası olarak bizim ‘GAP Enerji Verimliliği Danışmanlık ve Kuluçka Merkezi’ gibi UNDP ile beraber yapmış olduğumuz çalışmalar da olmuştu. Yine bu süreç içerisinde UNDP ile birlikte Suriye’den gelen insanların istihdam edilmeleri konusunda neler yapabileceğimizi masaya yatırdık. Bu insanların meslek öğrenmeleri ve iş yaşamına ne gibi katkılarının olabileceğine yönelik analizler yaptık. Araştırmalarımız neticesinde hem kendi vatandaşlarımıza, hem de şehrimizde yaşayan Suriyelilere mesleki nitelik kazandırmak noktasında bir merkezin kurulmasının gerekli olduğunu öngördük. Çalışmalarımız neticesinde 11 bin metrekare alan içerisinde, 13 atölyesi ve 28 dersliği olan harika bir merkez kurduk. Bunu yaparken de İpekyolu Kalkınma Ajansı, Gaziantep Organize Sanayi Bölge Müdürlüğ&uuuuml; ve Gaziantep Sanayi Odası olarak merkezin binasını birlikte inşa ettik. UNDP de, Gaziantep Sanayi Odası Mesleki Eğitim Merkezi’nin (GSO-MEM) 7 atölyesinin makine-ekipman ihtiyacının karşılanmasında bize destek oldu. Bu vesileyle UNDP’ye buradan tekrar teşekkür ediyorum. Hakikaten bu yakın işbirliği içerisinde çok güzel projeler gerçekleştiriyoruz" şeklinde konuştu.

"Sanayide Çalışma İmkanı Buluyorlar"

Gaziantep’in dünyanın 10 rekabetçi kenti arasında yer aldığını ve yıllık 6,5 milyar dolar ihracat ile Türkiye’nin ekonomide 6. büyük kenti olduğunu belirten Ünverdi, “Böylesi bir ekonomi içerisinde zaten iş gücüne ihtiyacımız vardı. Ama nitelikli iş gücüne ihtiyacımız vardı. GSO-MEM ile birlikte bu insanlara mesleki eğitimler vermek suretiyle nitelik kazandırdık ve sanayimize dahil olmalarını sağladık” ifadelerini kullandı. Ünverdi, GSO-MEM’de verilen eğitimler ve uluslararası kuruluşlarla gerçekleştirilen işbirliği projeleri hakkında, “Geçtiğimiz yıl 1155 kişiye mesleki eğitim verdik. 2017 yılında UNDP ile gerçekleştirdiğimiz işbirliği ile 143 Suriyelinin eğitim almasını sağladık. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ile 146 kişiye mesleki eğitim verdik. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) işbirliğinde 185 kursiyer mesleki eğitim aldı. Yapılan eğitimlerden faydalananların içerisinde toplam 485 Suriyeli vardı ve bunlardan yüzde 35’i işe yerleştirildi. 2018 yılında ise ilk 4 ayda Alman Uluslararası İşbirliği Kurumu (GIZ) ile beraber bin kişiye eğitim vermek hedefiyle yola çıktık ve şu ana kadar 679 kişinin eğitim görmesini sağladık. Bir de farklılık oluşturduk. Bu proje kapsamında kurslarını tamamlayanların işe başladığında maaşlarının yarısını biz karşılamaya başladık. Böylelikle 6 aylık istihdamlarını da garanti altına almış olduk. Bu 6 ay içeresinde işverenin de memnun kalması halinde sürekli istihdama kazandırılmalarına imkan doğmuş oldu" diye konuştu. BM Kalkınma Programı’nın Türkiye’deki Suriye Programı, istihdam oluşturma, belediye hizmetlerinin güçlendirilmesi ve sosyal uyum gibi dayanıklılık geliştirme temalı noktalara odaklanıyor. Bu kapsamda, kurulan yerel ortaklıklar yoluyla, farklı alanlarda hem Suriyeliler hem de ev sahibi topluluklar için çok sayıda ilde mesleki eğitimler, dil eğitimleri düzenleniyor. Yerel yönetimlerin atık yönetimi ve temel hizmetlere dair kapasitelerinin güçlendirilmesine destek veriliyor. Geniş kapsamlı bu programın finansmanını, Avrupa Birliği, Japonya ve Kuveyt Hükümetleri, KfW gibi donörler temin ediyor.

(Milliyet, 7 Haziran 2018)

 

Kamerun’da Orta Afrikalı 1300 Aileye Gıda Yardımı

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Kamerun’da zor şartlar altında yaşayan 1300 Orta Afrikalı Müslüman mülteci ailesine gıda yardımında bulundu. Orta Afrika Cumhuriyeti’nde 2014 yılından itibaren yaşanmaya başlayan etnik grup çatışmaları nedeniyle 300.000’den fazla Orta Afrikalı, komşu ülke Kamerun’un Doğu ve Kuzey bölgelerindeki kamplara veya kamp dışında ailelerin yanına yerleştirilmek zorunda kaldı. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nden (UNHCR) alınan bilgiye göre, 2018 yılı itibariyle geri dönenler dışında, %62’si çocuk 300.000 civarı Orta Afrikalı mülteci Kamerun’da yaşıyor. Birleşmiş Milletlere ait kamplarda yaşayan 75 bin mülteciye ek olarak, 185 bin mülteci ise aileler yanında ya da UNHCR harici kamplarda yaşam alanı buluyor. Kamerun’un Doğu bölgesi Orta Afrika sınırındaki, Garoua-Boulaï şehri ‘Uni Pour Servir’ isimli kampta; 1300 aile olmak üzere yaklaşık 6.000 Orta Afrikalı mülteci yaşıyor. Ancak mültecilere aylardır temel gıda malzemeleri bile ulaştırılamıyor. Dünyada en çok mülteciye ev sahipliği yapan ülke konumundaki Türkiye, Kamerun’daki ‘Uni Pour Servir’ kampına, 45 ton temel gıda malzemesini TİKA aracılığıyla ulaştırarak, insani yaşam standartlarına yeniden kavuşmalarını sağladı. TİKA Kamerun Koordinatörü Ahmet Bozbey dağıtım sırasında yaptığı konuşmasında “Biz Türkiye olarak Orta Afrikalı mültecilerin, ev sahibi Kamerun Devleti’nin, Afrika kıtasının ve Dünya genelinde yaşanan mülteci krizinin farkındayız, anlıyoruz ve çözüm için burada olduğumuzu bilmenizi istiyoruz” dedi.  Bozbey ayrıca: “4 milyon mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye Cumhuriyeti din, dil, ırk ayrımı yapmadan mağdurlara ulaştırdığı insani yardım ile Dünya birincisi olmanın haklı gururunu yaşamakta, sadece insani yardım değil, TİKA’nın proje ve programları aracılığıyla ülkesel kalkınmalara da katkı sağlamaktadır” ifadelerinde bulundu. Garoua-Boulaï Kaymakamı Diyen Jam Laurence ise, 2014 yılından bu yana Orta Afrikalı Müslüman nüfusun güvenlik ve kıtlık nedenleriyle özellikle Kamerun’un Doğu Bölgesi’ne geldiğini, Orta Afrika Cumhuriyeti sınırındaki Garoua-Boulaï kentinin de konumu nedeniyle bu göçten oldukça etkilendiğini belirtti. Orta Afrika Cumhuriyeti’nde siyasi durumun daha da kötüleştiğini ve son bir hafta içerisinde binlerce yeni mültecinin Kamerun’a sığındığı ifade etti. Türkiye Cumhuriyeti tarafından 2017 yılı sonunda gerçekleştirilen gıda yardımından bu yana tekrar Türkiye’nin mülteci ailelerin yanında olduğunu belirterek bugün gerçekleştirilen gıda yardımı ile bunu bir kez daha gösterdiğini söyledi. Türkiye’nin Orta Afrikalı mültecileri kendi kaderlerine terk etmeyeceğine dair 2017 yılı Aralık ayında verdiği sözünü tuttuğunu belirten Laurence, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türk halkına desteklerinden dolayı teşekkürlerini iletti.

(TİKA İnternet Sayfası, 7 Haziran 2018)

 

İzmir’de 47 Göçmen Yakalandı

İzmir’de yasa dışı yollardan Yunanistan’a geçmeye çalışan 47 düzensiz göçmen, Sahil Güvenlik ekipleri tarafından yakalandı. İzmir’in Çeşme ilçesinde görevli Sahil Güvenlik botu, 7 Haziran 2018’de saat 06.20 sıralarında lastik bot içinde çok sayıda göçmen olduğunu tespit etti. Uç Burnu önlerinde yakalanan lastik botta, yasa dışı yollardan Yunanistan'ın Sakız Adası'na gitmeye çalışan 37 Eritre, 10 Suriye uyruklu toplam 47 göçmen yakalandı. Aralarında 9 çocuğun da bulunduğu göçmenler, işlemlerinin yapılması için gerekli makamlara sevk edildi.

(Milliyet Gazetesi, 8 Haziran 2018)

 

Polis Kaçak Göçmenlerle Mücadele Ediyor

Adana Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü ekipleri kaçak yollardan Türkiye'ye girip Adana'ya gelmeye çalışan göçmenlere karşı mücadelede her gün onlarca göçmeni yakalayıp sınır dışı ediyor. Suriye'de yaklaşık 7 yıldır süren iç savaş, Irak'ta uzun yıllardır devam eden istikrarsızlık ve terör, Afganistan'daki Taliban terörü ve İran'daki baskıdan kaçan göçmenler Türkiye üzerinden Avrupa'ya gitmeye ya da Türkiye'ye yerleşmeye çalışıyor. Bu nedenle Adana Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü ekipleri hem kurulan uygulama noktalarında hem de şehrin diğer giriş çıkış noktalarında 7 gün 24 saat esasına göre çalışma yapıyor. Bu çalışmalar sonucunda polis her gün onlarca kaçak göçmen yakalayıp sınır dışı edilmesi için İl Göç İdaresi Müdürlüğüne teslim ediyor. Polis kaçak göçmenleri getiren şahısları da hem gözaltına alıyor hem de para cezası veriyor. Kaçak göçmenlerin minibüslerde balık istifi yolculuk yaptığı da görülüyor.

(Haber Türk, 8 Haziran 2018)

 

Çanakkale Merkezli Göçmen Kaçakçılığı Operasyonu: 11 Gözaltı

İl Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından göçmen ka&ccccedil;akçılığı yapan şebekeye yönelik Çanakkale merkezli 4 ilde düzenlenen operasyonlarda 11 kişi gözaltına alındı. Çanakkale İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, göçmen kaçaklığına yönelik Çanakkale merkezli Balıkesir, Edirne ve İstanbul'da 16 adrese eş zamanlı operasyon yaptı. Operasyonlarda 11 şüpheli gözaltına alınırken, firari olan 5 şüphelinin yakalanması için ise çalışma başlatıldı. Şüphelilerin evlerinde yapılan aramalarda 15 adet cep telefonu, 13 adet sim-kart, 1 adet sahte ehliyet, 1 adet sahte pasaport, 20 kök kenevir bitkisi, 3 adet 9mm tabanca fişeği, 12 adet 12 cal fişek, 1 adet hafıza kartı, 2 adet flash bellek ele geçirildi. Ayvacık Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimatı ile ele geçirilen malzemelere el konuldu. Gözaltına alınan 11 şüpheli ifadeleri alınmak üzere İl Jandarma Komutanlığına götürüldü. Olayla ilgili başlatılan soruşturma devam ediyor. Öte yandan, İl Jandarma Komutanlığına bağlı ekipler tarafından 5 Mart tarihinden bugüne kadar gerçekleştirilen 18 operasyonda, 515 kaçak göçmen, 100 adet can yeleği, 17 adet araç, 6 adet bot, 6 adet bot motoru ele geçirilirken, yakalanan 23 organizatörden 5'inin tutuklandığı belirtildi.

(CNN Türk, 7 Haziran 2018)