Türkiye’de ve dünyada son günlerde göç, göçmen, mülteciler ve sığınmacılar konularında 7 Şubat 2019 tarihinde gündemde öne çıkan başlıklar…

 

Donald Trump’ın Ulusa Sesleniş Konuşmasında Öne Çıkan 7 Başlık

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump Temsilciler Meclisi Genel Kurulu’nda ikinci ‘ulusa sesleniş’ konuşmasını yaptı.

ABD’de yeni yasama yılının açılışını simgeleyen nitelikteki konuşmada Trump’ın değindiği, Suriye’nin durumu, ülkedeki göç meselesi, Meksika ile ABD arasına yapılması planlanan duvar, Kuzey Kore ile ilişkiler, Venezuela’nın durumu, Afganistan politikası, İran meselesi, Çin ile ticari savaşlar ve kürtaj sorunu gibi konu başlıkları ön plana çıktı.

Yaklaşık 1,5 saat kürsüde kalan Trump, Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile 27-28 Şubat tarihlerinde Vietnam’da görüşeceğini kaydetti.

Konuşmaya ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Temsilciler Meclisinin Demokrat Başkanı Nancy Pelosi ve Donald Trump’ın eşi Melania Trump’ın da katıldı.

Meksika Sınırına O Duvarı Ördüreceğim

ABD Başkanı Trump konuşmasının önemli bir bölümünde Meksika sınırına yapılması planlanan duvar hakkında konuştu. Geçmişte birçok politikacının Meksika sınırına duvar vaadinde bulunduğunu kaydeden Trump, “Bugüne kadar kimse oraya uygun bir duvar örmedi. Ben o duvarı yapacağım.” dedi.

ABD’nin güney sınırına bir duvar örülmesinin ulusal güvenlik meselesi olduğunu anlatan Trump, bu konuda Kongrenin yapıcı davranmasını beklediğini ifade etti.

Trump son olarak ABD Kongresi’nden duvarın finansmanı için ek ödenek talep etmiş, Kongre’nin bu talebi geri çevirmesi üzerine ABD tarihinin en uzun süreli hükümet kapanması yaşanmıştı.

35 gün kapalı kalan ABD hükümeti, Trump’ın duvar talebi konusunda geri adım atmasıyla 15 Şubat’a kadar yeterli olacak ek bütçeye Kongre’den onay çıkmıştı.

Suriye: IŞİD’i Temizledik, ABD Askerlerinin Eve Dönme Zamanı Geldi

Donald Trump konuşmasında Orta Doğu, Suriye ve terör örgütü IŞİD konusuna değindi. Büyük milletlerin sonu olmayan savaşlar yapmadığını kaydeden Trump “Suriye’de yaklaşık 52 bin kilometre kareyi kontrol ediyordu. Bugün ise bu bölgenin neredeyse tamamını o kana susamış katillerden kurtardık. Şu anda DEAŞ’ın kalıntılarını yok etmek için müttefiklerimizle birlikte çalışıyoruz, artık kahraman savaşçılarımızın Suriye’den sıcak yuvalarına dönme vakti geldi.” diye konuştu.

ABD’nin Orta Doğu’da yaklaşık 19 yıldır savaştığını kaydeden Trump, “Afganistan ve Irak’ta neredeyse 7 bin Amerikan kahramanı hayatını verdi. 52 binden fazla Amerikalı kötü şekilde yaralandı ve biz Orta Doğu’da 7 trilyondan fazla harcama yaptık.” şeklinde konuştu.

(Euronews, 6 Şubat 2019)

 

Jolie Mültecileri Ziyaret Etti, ‘Sığır Gibi Muamele’ Dikkat Çekti!

Sinema yıldızı ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği İyi Niyet Elçisi Angelina Jolie, Bangladeş’te Arakanlı Müslümanların kaldığı bazı mülteci kamplarını ziyaret etti.

Sinema yıldızı ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği İyi Niyet Elçisi Angelina Jolie, geçtiğimiz gün Bangladeş’e gelerek, Arakanlı Müslümanların kaldığı bazı mülteci kamplarını ziyaret etti. Amerikalı aktris Jolie, Myanmar’daki katliamdan kaçarak 1,5 yıl önce Cox’s Bazar’daki Kutupalong Kampı’na sığınan Arakanlı Müslümanların sıkıntılarını dinleyerek kampta Birleşmiş Milletler adına incelemelerde bulundu.

Son Huzurlu Günüm Annemin Karnındaki Günümdü

Jolie’nin ziyareti kapsamında bir araya geldiği mültecilerden Mujibur, yaşadıkları dramı anlattı. “Myanmar’daki evimiz yakıldı. Askerler insanları vurdu. Yolculuk sırasında annemi alıkoydular” diyerek, Myanmar hükümetinin ve ordusunun yaptığı soykırımı dile getirdi. Jolie’ye derdini anlatan başka bir mülteci olan Hosne ise, “Allah şahidimdir ki, Myanmar’daki son huzurlu günüm, annemin karnında geçirdiğim gündü” diyerek Arakanlı Müslümanların hayatını özetledi.

Mülteciler ‘Sığır’ Gibi Muamele Gördüklerini Söylüyor

Ziyaret sonrası basın toplantısı düzenleyen Jolie, “Hayatları boyunca yalnızca zulüm ve vatansız olan ve kendilerinin ‘sığır gibi muamele gördüklerini’ söyleyen aileleri görmek çok üzücü. Bu nedenle Bangladeş hükumetine ve Birleşmiş Milletler’e, Arakan mültecilerinin varlıklarını tanımalarını sağladıkları için teşekkür ediyorum” dedi. Ünlü yıldız, Arakanlı mültecilerin diğerlerinden farklı olarak “vatansız” olduklarının altını çizerek, bölgede en temel insan haklarının çoğunun çiğnendiğini, doğdukları ülkeden vatandaşlık alamadıklarını ve bazı kesimlerin hala Arakanlı Müslümanların ismini bile doğru telaffuz edemediğine dikkat çekti.

(Haber Türk, 7 Şubat 2019)

 

El Paso’daki Gözaltı Merkezinde Neler Oluyor?

Associated Press Haber Ajansı’na (AP) göre, Texas’ta gözaltı merkezlerindeki kötü koşulları protesto etmek amacıyla açlık grevi başlatan göçmenlerden altısı, görevliler tarafından burunlarına takılan tüplerle zorla beslendi.

Avukatlar özellikle El Paso’daki gözaltı merkezinde tutulan çok sayıda göçmenin bir aydan fazla süredir açlık grevinde olduğunu ve yemek yemeyi reddettiklerini söylüyor. Bu kişilerin ciddi şekilde kilo kaybına uğradığı bildiriliyor. AP haber ajansına bilgi veren bir avukat ve göçmenlerden birinin yakını olan bir kişi, El Paso’daki gözaltı merkezinde yaklaşık 30 göçmenin açlık grevinde olduğunu söyledi. Çoğu Hindistan ve Küba’dan olduğu söylenen bu kaçak göçmenlerin kendilerine görevliler tarafından yapılan muameleler, sınırdışı edilme olasılıkları ve tutuklu bulunmalarını protesto için açlık grevi yaptıkları belirtiliyor.

Amerika Göç ve Gümrük İdaresi ICE yetkilileri de geçtiğimiz günlerde yaptıkları açıklamada El Paso’da 11 göçmenin açlık grevi yaptığını doğruladı. Resmi açıklamaya göre Miami, Phoenix, San Diego ve San Francisco’daki merkezlerde de 4 kişi açlık grevi yapıyor ve yemek yemeyi reddediyor.

ICE Sözcüsü Leticia Zamarripa, Ocak ayının ortalarında göçmenlerin açlık grevine başlamasından iki hafta sonra federal mahkemenin ICE yetkililerine göçmenleri zorla besleme izni verdiğini söyledi. Zamarripa göçmenlerin iddia ettiği kötü muamele ve koşullara ilişkin açıklama yapmadı ancak El Paso’daki merkezde koşulların son derece sıkı şekilde denetlendiğini belirtti.

Hindistan’ın Pencap eyaletinden gelen iki yeğeni gözaltı merkezinde bir aydır açlık grevi yapan Amrit Singh, burunlarına zorla beslenmeleri için tüp takılan kişilerin sürekli burun kanaması ve kusma sorunu yaşadıklarını anlattı. Singh, “Çok kötü durumdalar, çok zayıfladılar, konuşamıyorlar, sürekli hastaneye götürülüp getiriliyorlar. Neden hala tutuklu olduklarını öğrenmek istiyorlar, haklarını almak ve hükümetin göçmen politikasına dikkat çekmek istiyorlar” diye konuştu.

ICE yetkilileri açlık grevinin sık görülen bir durum olmadığını, mahkemenin zorla besleme kararı vermesinin de çok nadir görülen bir uygulama olduğunu söylüyor. Yetkililer bu konuda istatistik bilgisi paylaşmasalar da avukatlar ve göçmenlerin yakınları açlık grevlerinin sayısının fazla olmasından kaygı duyuyor.

Açlık grevi yapan göçmenlerden birinin avukatı olan Ruby Kaur, müvekkilinin açlık grevine başladıktan 4 hafta sonra yemek yemeye zorlandığını söyledi.

(Amerikanın Sesi, 6 Şubat 2019)

 

Almanya’da Türkler: 3 Nesilde Ne Değişti? Gurbetçi Bir Ailenin Yarım Asırlık ‘Entegrasyon’ Hikâyesi

Mürsel Akyüz 1973 yazında Almanya’ya geldiğinde henüz 14 yaşındaydı. O yıl ülkesinden ayrılan 710 bin Türk göçmen işçiden biriydi.

Adı madencilikle anılan Zonguldak’tan geldiği gibi “işçi öğrenci” olarak madene indi.

“10 sene çalıştım madende, dizlerim kırıldığı için çalışmaya yer üstünde devam ettim” diyen Akyüz, iş hayatına olduğu gibi aile hayatına da erken adım attı.

Bugün emekli ve Alman pasaportu taşıyan bir Türk olarak Hamm’da aile apartmanında yaşıyor. “Küçük yaşta evlendiğim için birlikte büyüdük” dediği çocukları Recep ve Şakir’le ve onların eşleri ve çocuklarıyla aynı çatı altında mutlu.

Pazar günü toplandıkları küçük salondaki kahvaltı masasına yaklaşık 15 kişi oturdu. Sık sık yaptıkları bu türden yemekler mekân olarak yakın olan aileyi bir arada tutan en önemli ritüel.

Alman yazar Günter Wallraff’ın “en alttakiler” olarak tarif ettiği ve kitabını yazdığı nesilden biri olarak hayatın zorluklarıyla erken yaşta karşılaşan Mürsel Akyüz, çocuklarının kariyeri için araştırmaya erken başlamış: “İlkokuldan itibaren çocuklarımın eğitimiyle ilgilendim. Ben ilkokula gidebildim sadece, çocuklarım mutlaka okumalıydı” diyor. Sonucunu da gururla paylaşıyor: “En büyük oğlum 20 sene yönetici olarak çalıştı. İkinci oğlum devlet demiryollarında makinist olarak iş buldu. Kızım sosyal pedagog. Torunlarım ise artık üniversite okuyacak yaştalar ve başarıyla okullarına devam ediyorlar.”

Demleyecek Türk Çayı ve İnce Belli Bardak Bulamıyorduk

Mürsel Akyüz’ün Almanya’ya geldiği yıllarda kahvaltıda içmek için çay ve ince belli bardak bile bulamadığından yakınıyor. “Sallama çay” diye tarif ettiği paket çayları büyük bardaklarda tükettiği günleri anlatırken Türkiye’ye her yıl yaptığı izinlerde arabasının bagajını zeytin, peynir ve çeşit çeşit Türk yiyecekleriyle doldurduğu günleri hatırlıyor. Fakat şimdi mutlu. Çünkü bütün aile bir araya toplandığında Zonguldak’taki kahvaltıları ve yemekli toplantıları aratmayacak zenginlikte ürünleri sofrasında görebiliyor.

Yatırımı Türkiye’ye Yaptık Ama Yerimiz Almanya

Almanya’da kazandığı para ile Türkiye’de hem kendine hem de çocuklarına ev yaptıran Mürsel Akyüz, “Yanlış olduğunu sonradan anladık. Yerimiz çocuklarımızın, torunlarımızın yanıymış” derken yaşının 60 olduğunu, çocuklarının şaka ile “Baba sana buradan mezar da bakalım, gidip dua etmek daha kolay olur” dediğini anlatıyor.

Şimdi eşiyle günlük yürüyüşlere çıkıyor, gençliğinde oynadığı futbolu izlemeyi seviyor ve cami lokalinde kendisi gibi emekliliğini yaşayan arkadaşlarıyla sohbet ediyor.

Artık bir Alman vatandaşı olduğu için daha çok Almanya’nın politik gelişmelerini izliyor. “Ülkemizi elbette unutmuyoruz ama artık bizi burası ilgilendiriyor. Seçim zamanlarında komşularımızla birlikte kol kola gidip oyumuzu kullanıyoruz, kimse bir başkasının kimi desteklediğini bilmiyor bile” diyerek Türkiye’deki siyasi kutuplaşmaya anlam veremiyor.

Werne Doğumlu Recep Akyüz: Biz Farklıyız

Mürsel Akyüz’ün oğlu Recep Akyüz 1974 Werne doğumlu. Babası ile arasında sadece 16 yaş fark olduğunu, bu sebeple arkadaş gibi büyüdüklerini söylüyor.“

Almanya’ya hiç entegrasyon sorunu olmadığını çünkü Almanya’da doğup büyüdüğünü anlatan Akyüz, “Evde Türk, sosyal hayatta Alman gibiydik. Hans’larla, Klaus’larla birlikte büyüdük” diyor.

42 yaşındaki Recep Akyüz, Alman ve diğer milletlerden arkadaşlarıyla aralarındaki farkı ise annesinin mutfağı ile açıklıyor: “Çünkü onlar fastfoodlarla büyürken biz bolca doldurulan Osmanlı tabaklarıyla büyüdük” diyor.

Türk ve Alman kültürlerini birlikte yaşayan Recep Akyüz, “Bizim için Kurban veya Şeker bayramı kadar yumurta bayramı (Paskalya) ya da Noel bayramları da önemli burada” diyor. Alman arkadaşları ile hediyeleşiyor, onların eğlencelerine katılıyor.

Ben Daha Çok Alman Arkadaşlarımla Vakit Geçiriyorum

Üçüncü kuşak Mikail Akyüz ise 17 yaşında ve Hamm doğumlu. “Babam burada doğdu, amcam ve halam burada doğdu. Ben son nesilim” diyen torun Akyüz Türkiye’yi sadece gittiği birkaç tatilden hatırlıyor.

“Türkiye denince güzel hava ve deniz aklıma geliyor daha çok. Sanki burada bütün problemleri bırakıyoruz, oraya tatil ve eğlenmeye gidiyoruz” diyor.

Almanya için ise, “Evim gibi. Alman kültürüne ve hayat tarzına daha yakınım” sözleri boşuna değil. Çünkü Almanya dışına çıktığında sadece ülkeyi değil, Hamm’ı da özlüyor.

“Arkadaş çevrem geniş. Ben daha çok Alman arkadaşlarımla vakit geçiriyorum” diyor.

Paderborn Üniversitesi’nde felsefe ve Almanca öğretmenliği okuyan Mikail Akyüz’ün gelecek planı Hamm’da yaşamak. “Buranın sistemini beğeniyorum. Burada Alman, Rus, Türk çevrem var ve birlik olabiliyoruz” diyen genç Akyüz, “Anladım ki Almanya daha çok bana göre. Buradaki Türkler söylediklerimi daha iyi anlar” diye ekliyor.

Almanya’da yaşayan 3 milyon Türkiye kökenli insandan sadece birkaçı Akyüz ailesi. 1950’ler ve 60’larda ülkeye işçi olarak gelen göçmenlerin 2. ya da 3. neslini temsil ediyorlar. İki kültürlü toplumun küçük bir prototipi olarak bir aile apartmanında geleceklerini inşa ediyorlar.

(Euronews, 6 Şubat 2019)

 

5 Günlük Bebeğini Cami Avlusuna Bıraktı… Kimliği Tesadüfen Belirlendi

Esenyurt’ta Suriyeli bir kadın 5 günlük bebeğini cami avlusuna bırakıp kaçtı. Ambulans ekipleri tarafından tesadüfen doğduğu Esenyurt Devlet Hastanesi’ne getirilen bebeği, hemşireler kıyafetlerinden tanıyınca annesinin kimliği ortaya çıktı. Polis Suriyeli Anne Meryem İ.’yi arıyor.

Olay 5 Şubat akşamı saat 20.00 sıralarında Esenyurt Balıkyolu Mahallesi’nde meydana geldi. Bir kadın kundak içinde bir bebeği Osmanlı Camii’nin avlusuna bırakıp kaçtı. Avluda ağlayan bebeği duyan mahalle sakinleri durumu polis ve sağlık ekiplerine bildirdi. Kısa sürede camiye gelen ekipler bebeği Esenyurt Devlet Hastanesi’ne götürdü. Hastanenin yeni doğan servisine getirilen bebeği burada çalışan hemşireler kıyafetlerinden tanıdı.  Polis yaptığı incelemede Suriyeli Meryem İ.’nin (32) 1 Şubat’ta doğum yaptığı ve bebekle birlikte 5 Şubat günü saat 19.30 sıralarında taburcu olduklarını belirlendi. Bebek halen yeni doğan servisinde tedavi altına alınırken, polis Meryem İ.’yi arıyor.

Bebeği Bırakmadan Hemen Öncesinde Güvenlik Kamerasına Yakalandı

Öte yandan Meryem İ. bebeği cami avlusuna bırakmadan hemen önce güvenlik kameralarına yakalandı. Caminin yakınındaki bir iş yerinin kamerasına yansıyan görüntülerde bir kadın kucağında bebekle geliyor. Daha sonra kadın geldiği yoldan dönerken kucağında bebeğin olmadığı görülüyor.

(CNN Türk, 7 Şubat 2019)

 

ILO Türkiye Direktörü Özcan: 1 Milyon Suriyeli Çalışabilecek Durumda

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Türkiye Direktörü Numan Özcan, 100 yaşına giren kuruluşun Türkiye’deki çalışmaları hakkında bilgi verdi. Özcan, Türkiye’de yaşayan 3.6 milyon Suriyelinin yaklaşık 1 milyonunun iş gücü piyasasına girebilecek durumda olduğunu belirtti.

Habertürk’ten Ahmet Kıvanç’ın haberine göre, ILO Türkiye Direktörü Numan Özcan, çalışmaları hakkında bir grup gazeteci ve akademisyenin sorularını yanıtladı.

Özcan, ILO’nun küresel araştırma raporuna göre, tüm dünyada yaşlı nüfusun toplam nüfusa oranının giderek yükseldiğini, emeklilik yaşındaki toplam dünya nüfusunun 3’te 1’nin emeklilik aylığından yoksun olduğunu belirtti. Özcan, emeklilerin çalışanlara oranını gösteren aktif / pasif dengesinin Türkiye’de sürdürülebilir bir oranda olmadığını vurguladı. Türkiye’de kasım ayı itibarıyla 1 emekliye 1.89 çalışan düşerken, sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi için 1 emekliye 4 aktif çalışan olması gerektiğine dikkat çekti.

Çalışan Annelerin Ücreti Düşük

ILO’nun küresel ücretler raporuna göre cinsiyete dayalı ücret farklılığının yüksek olduğunu kaydeden Özcan, dünyada kadınların erkeklerden yüzde 20 oranında daha düşük ücret aldığını, Türkiye’de ise bu oranın yüzde 12 olduğunu söyledi. Özcan, buna karşılık Türkiye’de çalışan annelerin, emsallerine göre yüzde 30 daha düşük ücret aldıklarını belirtti. ILO’nun Suriyeli mültecilere yönelik çalışmaları hakkında da bilgi veren Numan Özcan, mültecilerin en çok yaşadığı 10 ilde 3 ayaklı strateji ile çalışma yürüttüklerini anlattı.

Suriyelilerin dil becerilerinin artırılması, istihdamda daha çok yer bulabilmelerinin sağlanması, iş güvenliği ve sosyal güvenlik hakları konusunda eğitilmesi, yeni işlerin yaratılması, KOBİ’lerin Suriyeli istihdam kapasitelerinin artırılması gibi çalışmaları olduğunu kaydeden Özcan, iş piyasasını bozmadan işe girmelerinin sağlanması ve kayıtlı çalışmalarının önemine dikkat çekti. Türkiye’de çalışma izni verilen Suriyeli sayısının 60 bin olduğunu vurgulayan Özcan, 3,6 milyon Suriyelinin yarısının çalışma yaşında; bunlardan 1 milyonunun iş gücü piyasasına girebilecek durumda olduğunu ifade etti.

Yaşam Boyu Öğrenme Hakkı

Numan Özcan, dünyada bazı mesleklerin hızla kaybolması ve yeni mesleklerin ön plana çıkması dolayısıyla ILO’nun yaşam boyu öğrenmenin çalışanlar için bir hak olarak tanınmasını istediğini belirtti. Yeni beceriler kazanması gereken işçilerin bu geçiş süreçlerinde desteklenmesi gerektiğini kaydeden Özcan, cinsiyet eşitliği, doğumdan ölüme herkes için genel sosyal koruma ve evrensel emek garantisinin de ILO’nun üzerinde durduğu konular olduğunu ifade etti.

  1. Havalimanındaki İş Kazaları

Özcan, İstanbul’daki 3. havalimanının inşaatında meydana gelen ölümlü iş kazaları ve kazaları protesto eden bazı işçilerin tutuklanmasıyla ilgili olarak ILO’nun hükümete mektup yazdığını söyledi. Özcan, hükümetin cevap mektubu yazdığını belirtirken, içeriğine ilişkin bilgi vermedi.

(Sputnik, 7 Şubat 2019)

 

Ege Denizi’nde 10’u Çocuk 19 Göçmen Facia Yaşanmadan Kurtarıldı Ayvalık’ta Umuda Yolculuk

Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde yasadışı yollarla Midilli Adasına gitmeye çalışan 10’u çocuk 19 göçmen, devriye gezen jandarma ekipleri tarafından bir teknenin içerisinde yakalandı. Göçmenleri organize eden 2 zanlı da şüphe üzerine durdurulan araçta gözaltına alındı. Balıkesir’in Ayvalık ilçesine bağlı Altınova Mahallesi İskele mevkisinde önleyici kolluk devriyesi yapan jandarma ekipleri, muhtemel geçiş güzergâhlarını kontrol ettikleri esnada kıyıdaki bir tekneden şüphelendi. Ekipler kontrollerini yaptıklarında üstü branda ile kapalı olan teknenin içerisinde çok sayıda insan olduğunu gördü. Şahıslar tekneden indirilirken, yapılan soruşturma sonucu 17’si Afganistan uyruklu 2’si Suriye uyruklu olmak üzere 4’ü kadın 10’u çocuk toplamda 19 kişinin göçmen olduğu tespit edildi. Göçmenlerin Ayvalık’tan Midilli Adasına geçmek istediği bilgisine ulaşıldı. Öte yandan çok sayıda can yeleğinin bulunduğu tekne karaya çekilirken, göçmenler ise karakola götürüldü. Organizatörler de gözaltına. Ayrıca çalışmalarını sürdüren jandarma trafik ekipleri, şüphelendikleri bir araca takibe aldı. Durdurulan araçta yapılan inceleme sonucunda Saygın S.(39) ve Kemal A.(44) olduğu tespit edilen organizatörler ise yakalanarak gözaltına alındı. Saygın S.’nin ayrıca dolandırıcılık suçundan aranmasının olduğu ortaya çıktı.

(Haber Türk, 6 Şubat 2019)

 

Almanya Türkiye’den 6 Bin Suriyeli Sığınmacı Alacak

Almanya 2019 yılında Türkiye’den kriterlerine uyan 6 bin Suriyeli alma hedefi belirledi. İnsan hakları kuruluşları “büyük utanç” olarak nitelendirdikleri mutabakatın, “Avrupa ahlakının yenilgisi” olduğunu söylüyor.Almanya, AB-Türkiye mülteci mutabakatını uygulamak için yeni bir düzenleme çıkardı. İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan düzenlemeyle, mutabakat kapsamında 2019 yılında Türkiye’den 6 bin Suriyeli sığınmacı alınması planlanıyor. Federal İçişleri Bakanlığı tarafından eyaletlere gönderilen yazıda, 18 Mart 2016 tarihli AB- Türkiye mutabakatının önemi vurgulanırken, hükümetin bu mutabakattan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeye devam edeceği kaydedildi. İçişleri Bakanlığı hazırladığı düzenlemede, Türkiye’den Almanya’ya kabul edilecek Suriyeli sığınmacılara ilişkin kriterleri belirlerken, 2019 yılı boyunca, her ay en fazla 500 sığınmacı almayı planladığını ifade etti.

Türkiye: AB Yükümlülüklerini Yerine Getirmiyor

AB-Türkiye mülteci mutabakatı, son iki yılda Ege Denizi’nden yasadışı göçün önlenmesinde büyük rol oynasa da, mutabakatın uygulanması konusunda yaşanan sorunlar Ankara’nın eleştirilerine yol açmaya devam ediyor. Yunanistan Başbakanı AleksisTsipras ile bu hafta Ankara’da bir araya gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu konuda tepkisini dile getirmiş, “AB’yle imzalamış olduğumuz 18 Mart mutabakatı caydırıcı rol oynadı. Türkiye tüm yükümlülüklerini yerine getirdi. Ancak geri kabul mekanizmasının AB tarafından sağlıklı bir şekilde uygulanmadığını görüyoruz” demişti.

Sığınmacılar İçin Kriterler

Almanya İçişleri Bakanlığı, 2019 yılında Türkiye’den yaklaşık 6 bin Suriyeli sığınmacıyı kabul etmeye hazırlanırken, çıkardığı düzenlemede bu konudaki süreç ve kriterlere de yer verdi. Kabul edilecek kişilerin, “mümkün olduğu ölçüde” Almanya’ya uyum sağlayabilecek kişiler olmaları, Alman makamlarının bu konuda karar verirken bu kişilerin eğitim durumu, iş tecrübesi, dil bilgisi, dini aidiyeti ve daha genç yaşta olmaları gibi özelliklerin dikkate alınması isteniyor. Ağır hastaların da kabul edilebileceği ancak bunun mutabakat kapsamında Almanya’ya kabul edilenlerin yüzde 3’ünü aşmaması gerektiği ifade ediliyor. Düzenlemeye göre sığınmacıların sağlık taraması Türkiye’de, Uluslararası Göç Örgütü tarafından yapılıyor. Bu kapsamda akciğer röntgeni çekildiği, HIV, Hepatit B, Hepatit C, Sifilis testlerinin yapıldığı, sağlık taramasının su çiçeğinin yanı sıra kabakulak, Hepatit A, kızıl gibi bulaşıcı hastalıkları da kapsadığı kaydediliyor. Bakanlığın yazısında “seyahat edemeyecek durumunda olan kişiler ya da bulaşıcı hastalığı olduğu tespit edilenler, ancak hastalık geçtiğinde seyahat edebilir” ifadelerine yer veriliyor, ayrıca sığınmacıların Almanya’ya seyahatlerinin gerçekleştiği gün de “Seyahat etmeye uygunluk kontrolünün” yapıldığı aktarılıyor.

İnsan Hakları Örgütleri Tepkili

Mülteci krizi konusunda AB ülkeleri ve Almanya’nın izlediği politikalara tepki gösteren insan hakları örgütleri, AB-Türkiye mutabakatının uygulanması konusunda da eleştirilerini sürdürüyor. Almanya’da mültecilere destek veren en büyük sivil toplum örgütü olan Pro Asyl’ün Avrupa Sorumlusu Karl Kopp, AB ülkelerinin son üç yılda yaklaşık 18 bin Suriyelinin gelmesine izin verdiğini belirterek, “Bu çok az ve son derece utanç verici” dedi.Türkiye’den sığınmacı kabülünde dikkate alınan kriterleri de eleştiren Kopp, “Gayet tabii ki sağlık kontrolleri yapılmalı ama bu tedavi etme, yardım etme hedefiyle yapılmalı” diye konuştu.

Türkiye Endişesi Artıyor

Kopp ayrıca siyasi gelişmelerden dolayı Türkiye’den de iltica sayılarının arttığına dikkat çekti. “Bizim AB-Türkiye mülteci mutabakatına itirazımızın en önemli nedenlerinden biri bu süreçte Türkiye’deki endişe verici siyasi gidişatın göz ardı edilmiş olmasıydı” diyen Kopp, sözlerini şöyle tamamladı: “2017, 2018 yıllarında Türkiye’den sığınma başvurusu neredeyse 20 bine ulaştı. Türkiye’de ne yazık ki insanlar güne, ‘bugün başıma bir şey gelir mi?’ sorusuyla başlıyor.”

(Deutsche Welle, 7 Şubat 2019)

 

Göçmenler ve Mülteciler İçin E-Girişimcilik Modülü” Projesi Açılış Töreni Yapıldı

Göçmenler ve Mülteciler E-Girişimcilik Modülü Projesi uygulaması Erzincan Valiliği Ortaklığı ile Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğünün Koordinasyonunda Erasmus+ Projesi açılış toplantısı yapıldı. Düzenlenen programda konuşan Vali Yardımcısı İhsan Ayrancı,göçmenlere sahip çıkılması gerektiğini ifade ederek, “Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz” dedi. “Göçmenler ve Mülteciler için E-Girişimcilik Modülü” Projesi açılış toplantısında Erzincan Halk Eğitim Merkezi Müdürü Temel Çiçek açılış konuşması yaparak; “. Dünyada ve komşu ülkelerimizde yaşanan çatışma ortamından kaynaklanan sorunlar nedeniyle birçok insan mülteci ve göçmen durumuna düşmüştür. Suriyeliler hariç tutulduğunda, eskiden Irak ve İranlılar Türkiye’ye gelen göçmenler arasında birinci sıradayken. Onların yerini Afganlar aldı. İşsizlik, savaş ve ülkede güvenli bir ortamın hakim olmayışı göçün yaşanmasında önemli bir faktör. Göçmenler durumlarındaki belirsizlik sebebiyle maddi sıkıntılara ilaveten ciddi psikolojik sorunlarla da boğuşmaktadırlar. Geldikleri ev sahibi ülkelerde de işsizlik, maddi imkansızlık, eğitim ve sağlık ihtiyacı en temel sorunlar olarak öne çıkıyor. Türkiye coğrafi konumu nedeniyle birçok mülteci ve göçmen için ilk giriş ve geçiş noktasıdır. Daha önce benzeri yaşanmamış bir mülteci akını sonucunda ülke şu anda yaklaşık 4 milyon kayıtlı mülteciye (yaklaşık 3.6 milyonu Suriyeli olmak üzere) ev sahipliği yapmakta ve onlara insani yardım ve destek sağlamada övgüye değer bir çaba göstermektedir. Diğer kayıtlı mülteciler çoğunlukla Irak, Afganistan ve Somali’den gelmektedir. Türkiye mülteci krizinde en fazla sorumluluk üstlenen ülke olmuştur. Bu durum ev sahibi toplulukları ve ulusal bütçe kaynaklarını önemli ölçüde etkilemiştir. Avrupa Birliği, bu zorlu durumla mücadelesinde Türkiye’ye destek olma konusunda kararlıdır.’’ dedi.

Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, Türkiye’de

3.5 milyonu Suriyeli olmak üzere toplam 3,8 milyon mülteci bulunduğuna dikkat çekerek, “Türkiye’yi özel yapan yalnızca bu sayılar değil. Aynı zamanda Suriyeli ve diğer kökenli mültecilere sağlanan barınma, eğitim, sağlık ve istihdam gibi kamu hizmetleri ve bu misafirperverliğin kalitesi. Türkiye’nin mültecileri bu sosyal hayata dahil etme politikası. Genel olarak çok yenilikçi ve küresel çapta örnek bir model.” ifadelerini kullanmıştır. İltica ve Göç Araştırma Merkezi Başkanlığı 2018 yılının ilk 3 ayında Iran üzerinden Türkiye’ye giriş yapan Afganların sayısının 20 bini bulduğunu ve göçmenlerin çoğunun İran’da yaşayanlardan çok doğrudan Afganistan üzerinden geçen yeni göçmen dalgası olduğunu söylüyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) verilerine göre Mart 2018 sonuna dek Türkiye’de UNHCR’a kayıt yaptıran Afgan sığınmacı ve mültecilerin sayısı 169 bin 919 Afganlar, Türkiye’de Suriyelilerden sonra kayıtlı resmi sayı olarak en büyük ikinci göçmen grubu.

Erzincan’da Bin 865 Afgan Bulunmakta

Erzincan’da kayıtlı Afgan mültecilerimizin yaşadığı 457 hane ve bin 865 kişi bulunmakla. Yani “Türkiye’deki kayıtlı Afgan sığınmacı ve mültecileri sayısının yüzde 1’i ilimizde. Ülkemizde mülteci politikasının ve 2l. Yüzyıl yeterliliklerinin paralelinde geliştirdiğimiz ülkemiz ulusal ajansı tarafından desteklenen koordinatörü olduğumuz Romanya ortağımız EDUNET, İspanya ortağımız Valnalon, Slovenya ortağımız AzM-lu ve yerel ortağımız Erzincan Valiliği işbirliğiyle yürüteceğimiz, Göçmen ve Sığınmacılara Yönelik E-Girişimcilik Modülü Geliştirme projemizle mültecilerin ev sahibi ülkelerde sosyal ve ekonomik entegrasyonuna odaklanmaktayız. Proje ile mültecilerin ev sahibi topluma entegrasyonunu teşvik eden ve aynı zaman da onların dışlanmasına karşı mücadele eden bir dizi faaliyetin uygulanmasını amaçlamaktayız.” dedi. Konuşmanın ardından Toplantı Proje Koordinatörü Selda Güner proje sunumu eşliğinde proje faaliyetleri ve hareketlilikler hakkında bilgi verdi.

(Haberler.com, 7 Şubat 2019)