Türkiye'de ve dünyada göç, göçmen ve sığınmacılar konusunda gündemde öne çıkan başlıklar…

 

Nüfusun Yüzde 4.2'si Suriyeli

Türkiye’ye sığınan Suriyeli sığınmacıların sayısı, savaşın gün geçtikçe büyümesiyle birlikte hızla artış gösterdi. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre, Türkiye nüfusunun yüzde 4.2’sini Suriyeli sığınmacılar oluşturuyor. Birgün'den Burcu Cansu'nun haberine göre, 2012 yılında 14 bin 237 olan Türkiye’de kayıtlı Suriyeli sayısı 2013 yılında 224 bin 655, 2014 yılında 1 milyon 519 bin 286, 2015 yılında 2 milyon 503 bin 549, 2016 yılında 2 milyon 834 bin 441, 2017 yılında bu sayı 3 milyon 426 bin 786’ya ulaştı. Kayıt altına alınan Suriyeli sığınmacıların en fazla yaşadığı 10 il şöyle: “15 milyon 29 bin 231 kişilik nüfusa sahip İstanbul 538 bin 1 Suriyeli nüfus barındırması ile ilk sırada yer aldı. Urfa’da 463 bin 149, Hatay’da 457 bin 191 Antep’te 350 278, Mersin’de 1191 bin 799, Adana’da 172 bin 106, Kilis’te 131 bin 881, Bursa’da 134 bin 541, İzmir’de 129 bin 841, Maraş’ta da 99 bin 156 Suriyeli yaşıyor.”  Kayıtlı Suriyeli nüfusu ile il nüfusu oranları karşılaştırıldığında, yüzde 100.81 ile Kilis kendi nüfusundan daha fazla Suriyeli barındırıyor.

Geçici Barınma Merkezlerindeki Suriye sığınmacıların sayısı ise 228 bin 488 kişi oldu. Çadırlarda 27 bin 934, konteynerlarda ise 30 bin 911 Suriyeli yaşıyor. 2017 yılında toplam 2 bin 840 kişi Türkiye’den çıkış yaparak başka ülkelere yerleşti. Bin 64 kişi ABD’ye, 748 kişi Kanada’ya, 530 kişi Norveç’e, 43 kişi Romanya’ya 2 kişi de Avustralya’ya yerleştirildi.

(T24, 5 Haziran 2018)

 

İtalya'da Öldürülen Mülteci İçin Protesto

İtalya'nın başkenti Roma'da Pazartesi günü toplanan eylemciler, Calabria'da göçmen işçilerin protestolarına destek verdi. Eylemcileri Malili mülteci Soumayla Sacko'nun ağır çalışma koşulları sonucu ölümü bir araya getirdi. Protesto Santi Apostoli meydanında Malili mülteci Sacko'nun üye olduğu işçi birliği Unione Sindacale di Base (USB) tarafından gerçekleştirildi.

Protestoların Hedefi İtalyan İçişleri Bakanı Salvini

Press TV'nin haberine göre eylemciler İtalya'da göçmen işçilerin çalışma koşullarını eleştirirken özellikle çiftliklerde çalışanların zor durumda olduğu aktarıldı. Yeni atanan İçişleri Bakanı Matteo Salvini'nin hafta sonunda yaptığı ve kendisinin hükümete gelmesiyle birlikte mülteciler için “iyi zamanların” sona erdiğini söylemesi de protestocuların öfkesine neden oldu. Roma protestosunda söz alan bir konuşmacı, "Hangi ‘iyi zamanlar'dan söz ediyorsunuz? Domates tarlalarında çalışırken belimiz kırılıyor. Her gün depolara bir yığın mal taşıyoruz. Sağlığımız üç kuruş paraya bozuluyor. ‘İyi zamanlar sizin için bitmeli'” diye konuştu.

Çadırına Metal Levha Topluyordu

Sacko Soumayla geçtiğimiz hafta Cumartesi günü terkedilmiş bir fabrikada yanındaki diğer iki kişiyle birlikte metal levhaları toplarken vurularak öldürüldüğü aktarıldı. Metal levhaları içinde yaşadıkları derme çatma yeri sağlamlaştırmak için topluyordu. Bu sırada arabayla olay mahalline geldiği iddia edilen bir adamın Üç kişiyi hedef aldığı ve Sacko'yu öldürdüğü öne sürüldü.

(Time Türk, 5 Haziran 2018)

 

Paris'te Sığınmacılara Tahliye Operasyonu

Fransa'nın başkenti Paris'te polis, nehir kenarı ve köprü altlarında barınan yaklaşık bin sığınmacıyı tahliye etti. Fransa'nın başkenti Paris'te nehir kenarı ve köprü altlarında barınan yaklaşık bin sığınmacı polis tarafından düzenlenen operasyonla tahliye edildi. Paris Bölge Valiliği ve Paris Emniyet Müdürlüğü, tahliye operasyonunun sabahın erken saatlerinde başladığını duyurdu. Ortak basın açıklamasında, başkentin 10. bölgesinde bulunan Saint-Martin Kanalı, Porte des Poissonniers ve la Chapelle mahallelerinde nehir kenarı, metro istasyonu ve köprü altlarında barınan yaklaşık bin sığınmacının, otobüslerle bölgede bulunan bir spor salonuna götürüldüğü belirtildi. Açıklamada, toplanan sığınmacıların sağlık kontrolü ve kimlik belirleme işlemlerinden sonra başkent ve civarında bulunan 16 ayrı kabul merkezine yerleştirileceği kaydedildi. Başkent Paris'te binlerce sığınmacı barakalar ve derme çatma çadırlarda yaşamını sürdürüyor. Yetkililer, şimdiye kadar 36 tahliye operasyonu gerçekleştirerek sığınmacıları geçici barınma merkezlerine yerleştirdi. Sığınmacılar, Paris Belediyesi ve İçişleri Bakanlığı arasında da son dönemde tartışma konusu olmuştu. Belediye Başkanı Anne Hidalgo, geçen ay bakanlığa bir çağrıda bulunarak, sığınmacı kamplarının kaldırılmasını istemişti. Paris'te son olarak geçen çarşamba günü Millenaire adı verilen sığınmacı kampı tahliye edilmiş, burada barınan binden fazla kişi geçici barınaklara yerleştirilmişti. Fransa yönetimi, ülkede bulunan sığınmacıların kötü muameleye uğraması dışında, ilkel kamplardan tahliye edilen sığınmacıların geçici kamplara yerleştirilmesi ve buradan kısa süre sonra salıverilmesi nedeniyle de eleştiriliyor.

(Anadolu Ajansı, 4 Haziran 2018)

 

Federal Göç ve Mülteciler Dairesi’ndeki Skandal Merkel’e Uzandı

Almanya’da mültecilerin başvurularını karara bağlayan Federal Göç ve Mülteciler Dairesi’nin Bremen kentindeki şubesinde en az bin 200 sığınmacının, sığınma taleplerinin rüşvet karşılığı usulsüzce ve kontrol edilmeden onaylanması skandalı Başbakan Angela Merkel’e kadar sıçradı. Basında yer alan ve Göç ve Mülteciler Dairesi'nin eski müdürü Frank-Jürgen Weise’nin doğruladığı bilgilere göre, Başbakan Merkel söz konusu kurumda yaşanan sorun ve usulsüzlüklerle ilgili olarak 2017 yılında bilgilendirilmesine rağmen, harekete geçmedi. İddialara göre, Frank Jürgen Weise kurumdaki sorunlar hakkında bir rapor hazırlayarak, Merkel’i geçen yıl en az iki kez bilgilendirdi. 2015 sonbaharından 2016 sonuna kadar Göç ve Mülteciler Dairesi'nin müdürü olarak görev yapan Weise, 2017 yılında Alman hükümetinin göç ve mülteci sorumlusu olarak çalışmıştı. Weise "Merkel olaya el koysaydı, yaşananlar engellenebilirdi" derken, Alman başbakanının geçen Eylül ayında yapılan seçimlerin ardından mülteci politikalarının tartışmaya açılmaması ve yabancı karşıtı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin konuyu istismar etmemesi için, olayların kamuoyuyla paylaşılmasını engellediği öne sürüldü. Merkel’i töhmet altında bırakan iddialara Hristiyan Demokrat Parti’nin koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) tepki gösterdi. SPD Genel Sekreteri Lars Klingbeil yaptığı paylaşımda, "Federal Göç ve Mülteci Dairesi’ndeki durumdan Angela Merkel sorumludur. Mülteci politikası başbakanlıktan koordine edildi" dedi. Almanya için Alternatif (AfD), Federal Meclis’te bir soruşturma komisyonu kurulması için başvurdu ve liberal FDP’nin desteğini aldı. Muhalefetteki Yeşiller de olayın aydınlanmasını isterken, AfD’nin arzuladığı soruşturma komisyonunun Merkel’in 2015’te mültecilere kapıları açma politikasını yargılamaya dönüştüreceği gerekçesiyle komisyon kurulmasına karşı çıktı. Sol Parti, Merkel'in kurumdaki sorunlar karşısında neden hiçbir şey yapılmadığı sorusuna yanıt vermesi için İçişleri Komisyonu'na davet edilmesi gerektiğini söyledi. CDU'nun Bavyera'daki kardeş partisi CSU da, Angela Merkel'e skandalı açıklığa kavuşturması çağrısında bulundu. Geçen Mayıs ayında Federal Göç ve Mülteciler Dairesi’nin Bremen şubesinin eski yöneticisi dahil beş kişi hakkında rüşvet ve çete üyeliğinden soruşturma başlatılmıştı. Alman basınında ‘skandal’ olarak tanımlanan olayın ardından, Federal Göç ve Mülteciler Dairesi’nin şimdiki başkanı Jutta Cordt, 2000 yılından bu yana olan tüm iltica olaylarının usulsüzlük yapılıp yapılmadığını tespit etmek için incelendiğini belirterek, söz konusu incelemenin 3 ay süreceğini söyledi. Irkçı ve İslam karşıtı AfD, Merkel’i ‘açık sınır politikası' ile Alman hukuklarını hiçe sayarak, ülkeye bir milyon mültecinin girmesinin sorumlusu olarak eleştiriyor. AfD’li siyasetçiler bu bağlamda mülteci sorunuyla ilgili Türkiye-AB Anlaşması’nın da ‘imzalı anlaşma’ değil, sadece dönemin Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu tarafından verilen bir ‘söz’ olduğunu iddia ederek, Başbakan Merkel’in bu konudaki tavrını da eleştiriyorlar. Türkiye, 2016’da Merkel’in girişimi ile varılan uzlaşı sonrasında Yunan adalarına ulaşan mültecilerin Türkiye’ye iadesini kabul etmeyi ve göçmen kaçakçılığına karşı gereken önlemleri almayı taahhüt etmiş, AB Komisyonu da bunun karşılığında Ankara’ya 2017 sonuna kadar 3 milyar Euro ödeme yapmıştı. Alman toplumunda derin ayrışmalara yol açan mülteci politikasının öncelikle AfD’yi büyüttüğü analizi yapılıyor. Merkel'in politikalarından hoşnut olmayan ve AfD'nin güçlü popülist söylemlerinden etkilenenlerin bu partiye yöneldiği gözlemlenirken, Federal Göç ve Mülteciler Dairesi’nde yaşandığı öne sürülen usulsüzlüklerin AfD’ye daha fazla destek sağlayacağı düşünülüyor.

(Amerika’nın Sesi, 4 Haziran 2018)

 

Slovenya Seçimlerinde Kazanan 'Göçmen Karşıtı' Slovenya Demokrat Partisi Oldu

Orta Avrupa ülkesi Slovenya'daki genel seçimlerde, sağ görüşlü ve göçmen karşıtı olarak anılan Slovenya Demokrat Partisi'nin önde olduğu bildirildi. Devlet Seçim Komisyonundan yapılan açıklamada, şimdiye kadar oyların yüzde 90'ının sayıldığı belirtildi. Buna göre, Janez Jansa liderliğindeki Slovenya Demokrat Partisi yüzde 25, Marjan Sarec'in listesi yüzde 12, Sosyal Demokratlar Partisi yüzde 10, eski Başbakan Miro Cerar'ın liderliğindeki Merkez Modern Partisi ise yüzde 9 oy aldı. Bu sonuçlara göre, Slovenya Demokrat Partisi'nin seçimleri birinci parti olarak bitirmesine kesin gözüyle bakılıyor. Ancak partinin aldığı oy oranının tek başına hükümet kurmak için yeterli olmadığı belirtiliyor.

Hükümet Mart Ayında İstifa Etti

Seçimleri kazanması beklenen Janez Jansa, 2004-2008 ve 2012-2013 arasında iki dönem başbakanlık yapmıştı. Ülkede, 1.7 milyon seçmen parlamentonun 90 yeni üyesini seçmek için sandık başına gitmişti. Slovenya'da eski Başbakan Cerar liderliğindeki hükümet, başarısız olan bir demiryolu projesi nedeniyle mart ayında istifa etmiş, ardından öngörülen tarihten yaklaşık bir ay önce erken genel seçime gitme kararı alınmıştı. Eski komünist Yugoslavya'yı oluşturan devletlerden biri olan Slovenya, Yugoslavya'nın dağılmasının ardından 1991 yılında bağımsızlığını kazanmıştı. 2004 yılında AB üyesi olan ülke, 2007'de ortak para birimi euro'ya geçmişti.

(Sputnik Türkiye, 4 Haziran 2018)

 

BM, Filistinli Mülteci Kamplarının Elektrik İhtiyaçları İçin 3.5 Mw’lık Güneş Enerjisi Proje İhalesi Başlattı

Planlanan taşınılabilir güneş enerjisi santrali, özel sermaye fonu ile 8,5 milyon dolara kadar destek verecek ve önümüzdeki yıl temmuz ayında faaliyete geçecek. Birleşmiş Milletler’in Filistinli mültecilere yönelik Yardım ve Çalışma Ajansı (UNRWA), Ürdün’ün Güney Amman kentinde 3.5 MW’lık bir taşınılabilir güneş santrali için bir geliştirici bulmak için bir ihale açtı. 11 Haziran Pazartesi günü sona erecek olan ihale, sağlık merkezleri, okullar, depolar da dahil olmak üzere 100’den fazla mülteci tesisinin mevcut bir şebekenin haricinde elektrik tedariği için kullanılacak güneş enerjisi santral geliştirici arıyor. Na’ur’da inşa edilecek olan ve 2019 yılının Temmuz ayı başı itibariyle faaliyete geçmesi planlanan güneş enerjisi santrali, Amman ve Zarqa’daki mülteci tesisleri için güç sağlayacak ve isimsiz bir özel sermaye fonu ile desteklenecek. Proje için 8,5 milyon USD’ye kadar desteklenecek. ABD pazar araştırması şirketi GTM Research’e göre, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, bu yıl 8 GW proje ihalesi açılması bekleniyor ve dolaysıyla Orta doğu ülkelerinde güneş enerjisi pazarının liderleri duruma gelmesi bekleniyor.

(Enerji Portalı, 4 Haziran 2018)

 

Netanyahu Almanya’yı Uyardı:  İran Mülteci Dalgasını Serbest Bırakacak

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu pazartesi günü verdiği bir demeçte, İran’ın Ortadoğu’ya karışmasının, muhalif nükleer anlaşmanın Tahran’la geleceği konusunda çatıştığı; ve bu çatışmanın Avrupa’da muazzam yeni mülteci akınına neden olabileceği konusunda uyardı. İran üzerinde stratejik farklılıkların hâkim olduğu üç günlük Avrupa turunun başlangıcında, Netanyahu Tahran'ın Suriye ve Yemen gibi ülkelerde giderek artan bir askeri varlığa imza atabileceğini iddia etti. Çünkü ülkelerdeki yaptırımlar nükleer zenginleştirme faaliyetlerinin durması karşılığında kaldırılmıştı.

Merkel ile düzenlediği ortak basın toplantısında İran’ın Suriye'de bir dini kampanya yürütmek, ancak Sünnileri dönüştürmeye çalışmak" istediğini söyledi. Bunun başka bir dini savaşı tetikleyeceğini,  bu kez Suriye'de bir din savaşı yaşanacağını, çok daha fazla mülteci ile sonuçlanacağını ve tam olarak nereden geleceğini bilmediklerini ekledi. 2015’ten bu yana Almanya’ya gelen, Suriye’nin büyük bir bölümünü oluşturan bir milyonu aşkın sığınmacı, ülkede yeni ve derin siyasi bölünmeler yaratıyor ve Merkel'in iktidardaki çoğunluğunu dördüncü dönemde küçültüyor.

Tahran'ın nükleer silah edinmesini engellemek için dünya güçleri ile İran arasında imzalanan 2015 tarihli Ortak Kapsamlı Eylem Planı’nın (Joint Comprehensive Plan of Action – JPOA) üç imzacısı Almanya, Fransa ve İngiltere’dir.

Bu anlaşmadan uzun süredir yakınan Netanyahu görüşmelerini, salı günü Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron  ile ve çarşamba günü ise İngiltere Başbakanı Theresa May ile Paris’te sürdürecek. Başkan Donald Trump geçen ay ABD'nin çekilmesini açıklamasından bu yana her üç ülke de zorlu anlaşmayı kurtaracaklarının sözünü verdiler.

Merkel, Avrupalıların ve İsrail'in "İran'ın asla nükleer bir silah almaması gerektiği" konusunda birleşmesi gerektiğine ısrar etti, ancak Netanyahu ile arasında, bu durumun en iyi şekilde başarılması noktasında, derin düşünce farklılıkları olduğunu kabul etti.

 Merkel konu ile ilgili “Bunun zorlu müzakerelerle başarılabileceğine inanıyoruz” dedi.

(France 24, 4 Haziran 2018)

 

Hint Müslüman Göçü Üzerinde ‘Beyin Göçü’ Uyarısı

On yıllar boyunca politik ve mali baskılar, eğitimli Hintli Müslümanların nesillerinin yurtlarından daha iyi bir gelecek arayışı için evlerini terk etmelerini ve ekonomik bakımdan göçmen olarak seyahat etmelerini zorladı. Sürekli göç, finansal istikrarın sağlanmasına yardımcı olurken,  Hintli bir politikacı ve Tüm Hindistan Müslüman Kişisel Hukuk Kurulu (All India Muslim Personal Law Board) üyesine göre, bu eğilim aynı zamanda, topluma da büyük bir zarar verdi. BAE'ye yaptığı ziyaret sırasında yalnızca Arap News’e konuşan Mohammed Adeeb, ekonomik göçün Hindistan'ın Müslüman toplumunda “beyin göçü” ve “liderler ve meşaleler” kaybına yol açtığını söyledi.

“Eğitimli ve vasıflı Müslümanların çoğu sınırı geçtiğinde ve daha sonra Körfez'e ve şimdi ABD ve Kanada'ya ekonomik göç ettiğinde, evlerine geri dönen Müslümanlar, liderler ve meşaleler olmadan bırakıldı. Sonuç olarak, politik, ekonomik ve sosyal zorluklara karşı daha savunmasız hale geldi ”dedi. Adeeb, Hindistan dışındaki göçün bir “boşluk” yaratabileceğini söylerken, Körfez bölgesinde kazanılan para sayesinde, binlerce Müslüman kadına finansal istikrar sağlandığını dile getirdi. “Bir yandan bir beyin göçüydü, öte yandan da bir para kazanımıydı. Ülkede binlerce Müslüman hanenin mali durumu, Körfez'de kazanılan para nedeniyle gelişti. Körfez gelirinden dolayı, Hint Müslüman topluluğunda bir orta ve üst orta sınıf ortaya çıkmıştır. Ancak, bunun iyi bir pazarlık olup olmadığını sormamız gerekiyor ”dedi.

Başkan, Körfez de dâhil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki Hintli Müslüman mezunlarına, “ileriye gitme ve sorumlulukları paylaşma” çağrısı yaptı.

“Toplumda liderlik eksikliği var. Üniversite mezunları öncü olmak ve Hintli Müslüman cemaatinin sesi olmak zorunda ”dedi.

(Arab News, 4 Haziran 2018)

 

Yüksek Mahkeme Genç Göçmenin Kürtaj Kararını Bozdu

ABD Yüksek Mahkemesi, belgesiz göçmen bir gencin geçen yıl ABD gözaltındayken kürtaj olmasına izin veren mahkeme kararını bozdu. Yetkililer 17 yaşındakilere kürtaj yaptırmama ya da sınır dışı edilmeyi kabul etme ve başka bir yerde hamileliğini sonlandırma seçeneğini verdiler. Federal temyiz mahkemesi geçen yıl 24 Ekim'de kürtaj hakkına sahip olduğuna karar vermişti. Prosedür ertesi sabah erken saatlerde gerçekleştirildi. ABD Adalet Bakanlığı, gencin daha önce kürtaj yaptırdığını  öğrenince Yüksek Mahkeme’ye başvurmaya hazırlandı. Pazartesi günü oybirliğiyle düzenlenen beş sayfalık bir görüş doğrultusunda mahkeme kararı düşürüldü. Durum Trump Hükümeti yönetimi açısından, benzer davalarda uygulanabilecek bir mahkeme emrini ortadan kaldırdığı için, bir zafer olarak görüldü.

(BBC News, 4 Haziran 2018)

 

Jeff Merkley: ‘Sıfır Tolerans’ Mülteci Politikası Aslında ‘Sıfır İnsanlık’

Jeff Merkley, Time ile yaptığı bir telefon görüşmesinde “Çocukları, ailelerinin sığınma başvurusunda bulunmalarından caydırmak için gerçekten ABD'de travmatik bir deneyime şahit oluyoruz” dedi. Pazar günü, Oregon Democrat, Teksas'ta ebeveynlerinden ayrılmış olanlar da dâhil olmak üzere refakatsiz çocukların bulunduğu söylenen bir tesise girmeye çalıştı.  Senatör, kendisi için neler olup bittiğini görmek ve aile ayrımlarına dikkat çekmek için tesisi gezmek istediğini ve iltica talebinde bulunan bu insanlara yapılanların bir kısmının insanlık dışı olduğunu söylüyor. Ayrılıklar, ilan edilen sınırda ‘sıfır hoşgörü’ politikası altında gerçekleşiyor. Politika kapsamında, sınırdan yasadışı yollardan geçiş yapan herhangi bir kişi yargılanıyor ve çocukları ile birlikte sınırı geçen ebeveynler onlardan ayrılıyor. Ebeveynler, ABD Sağlık Bakanlığı hizmetlerine devredilirken, çocuklar Sağlık ve İnsan Hizmetleri Dairesi tarafından yürütülen Mülteci Yeniden Yerleşim Dairesi'nin gözetimine alınıyor. Mayıs ayı başlarında 658 çocuk sınırda ailelerinden ayrıldı.

Uzmanlar, ayrılan aile üyelerinin yeniden bir araya gelmesinin çok zor olabileceğini söylerken, Trump Yönetimi, politikanın ABD'ye yasadışı yollardan gelmek isteyenler için caydırıcı olacağını ileri sürmekte. Merkley, yönetimin “sıfır tolerans” yaklaşımının sıkı eleştirmenlerinden. Time ile yaptığı röportajda bunu acımasız ve korkunç olarak nitelendiriyor. Senatör Merkley şunları söyledi: “Sığınma arayanlar için caydırıcı bir araç olarak çocukları yaralama fikri tamamen Amerika'nın ruhuyla doludur. Bu sıfır tolerans değil. Bu sıfır insanlıktır. Buna karşı olunmalıdır. Bu durumun hemen değiştirilmesi gerekiyor. Senatör, politikayı ele almak için mevzuat geliştirmeyi ve uygun komitelerin harekete geçmesini istedi ve  “Komiteler harekete geçmezse, bir gölge duruşması yapıp yapmamamız gerektiğini araştırmak istiyorum” dedi.

(Time, 4 Haziran 2018)

 

2050’de Afrikalı Göçmenlerin Sayısı 2 Katına Çıkacak ve İklim Değişikliği Daha Kötü Olmasına Neden Olacak

Dünyanın diğer bölgelerine taşınması için ayrılan Afrikalıların sayısının önümüzdeki yıllarda iki kattan fazla olması bekleniyor. İklim değişikliği, bu beklenen göçün ana hızlandırıcısı olarak hareket ediyor. Yaklaşan bir kitle göçü beklenmese de, yeni bulgular değişen hava koşullarının gerçek hayattaki etkilerini göstermektedir. Avrupa Komisyonu’nun raporuna göre, Afrika'daki geçmiş ve bugünkü göç modellerini tanımlamayı ve gelecekteki göçün nasıl görüneceğini tahmin etmek için bu modelleri kullanmayı hedeflemektedir. Elde edilen sonuçlar, ülkelerinin doğumunu uzun süre veya iyi bir şekilde terk eden Afrikalıların sayısının yılda yaklaşık 1.4 milyon olmasına rağmen, bu sayının 2050 yılına kadar yılda 2,8 milyon ila 3,5 milyon arasında olması bekleniyor. Gelecekte bu Afrikalı göçmenlerin yarısından fazlasının Afrika kıtasında kalması ve yalnızca doğumlarından farklı olarak Afrika ülkelerine taşınması bekleniyor. Kuzey Afrikalı göçmenler, diğer Afrikalılardan kıtayı terk etmek ve yurt dışına gitmek için daha muhtemeldir. Göçmenlerin kalan yüzde 40'ı büyük olasılıkla Avrupa'ya, aynı zamanda Kuzey Amerika ve Batı Asya'ya taşınacaktır. Ancak rapor, ABD ve Kanada'nın çoğu Afrikalı göçmen için bir ana hedef ülke olmadığını vurguladı.

Rapora göre, iklim değişikliğinin bu gelecekteki göçü hızlandırması bekleniyor. İklim değişikliği uzun zamandır küresel göçün bir parçası olarak kabul edilmiştir. Örneğin, Suriye'de iklim değişikliğine bağlı kuraklık, 2011 yılında çatışmaya yol açan sosyal huzursuzluğun artmasına yardımcı oldu ve Suriyeli mültecileri ABD'ye ve ötesine taşımaya devam etti ve ABD İklim ve Sağlık Anlaşması’nın bildirdiğine işaret etti. Afrika'da, genişletilmiş ısı dalgaları ve artan sıcaklıkların yanı sıra daha fazla kuraklık, zaten kırılgan bölgelerde gerilimi artırması bekleniyor. Bu, Afrikalıları doğum yerlerinden uzaklaştırabilir. İklim değişikliği, kıt yiyecek, su ve bereketli topraklar üzerinde kontrol için mücadele ettiği için Afrika'daki huzursuzluk ve siyasi şiddete de katkıda bulunabilir.

(News Week, 5 Haziran 2018)

 

Çek Lideri, Merkel'in AB Göçmenlik 'Esnekliği' Fikrine Karşı Çıkıyor

Çek Cumhuriyeti, Pazartesi günü Almanya Başbakanı Angela Merkel'in göçü ve bağımsız bir sınır polisi için esnek bir Avrupa Birliği yaklaşımı fikrine karşı çıkarak, koruma sınırlarının bireysel üye devletlere kadar olması gerektiğini söyledi. Prag, diğer merkezi Avrupa hükümetleri ile birlikte, Avrupa Komisyonu tarafından blok etrafında sığınmacıların yeniden dağıtılması için hazırlanan bir kota sistemini reddetti. Merkel, bu ay yaşanan anlaşmazlığın üstesinden gelecek bir AB zirvesiyle, mültecileri almayı reddeden ülkelerin diğer alanlarda katkı sağlayarak telafi edebilecekleri esnek bir sistem için hafta sonu çağrıda bulundu. Bakan ayrıca, Avrupa sınır polisi Frontex'in bağımsız olarak faaliyet göstermesine izin verilmesi gerektiğini de belirtti. Çek Başbakanı Andrej Babis bu yaklaşımı reddetti. Merkel'in yorumları sorulduğunda gazetecilere verdiği demeçte, "Frontex'in her şeyi tek başına koruyacağı fikri uzun vadede gerçekçi olmaz. Devletler bunu korumalıdır" dedi. Babis daha sonra Twitter'da ortak sınır kontrollerine karşı olmadığını, ancak AB'nin öncelikle üye devletlerin potansiyelini kullanması gerektiğini söyledi. “Tüm AB girişimlerini yasadışı göçle mücadele için destekliyoruz” dedi. Göç, AB'nin 28 üye devletini böldü, çünkü çoğu Müslüman olmak üzere bir milyondan fazla göçmen, 2015'te büyük ölçüde Orta Doğu ve Afrika'dan geldi. Çek Cumhuriyeti – birlikte Vişegrad Grubu'nu oluşturan Macaristan, Slovakya ve Polonya ile birlikte konu üzerinde sert bir tavır aldı ve az sayıda göçmenden fazlasını kabul etmeyi reddetti. AB liderleri yine bu ayın sonunda göçü tartışacaklar. Merkel hafta sonu yaptığı açıklamada, yük paylaşımı konusundaki çıkmazı kırmaya yönelik herhangi bir anlaşmanın o zamana kadar sağlanamayacağından emin değildi. Batı AB ülkelerinden farklı olarak, Vişegrad ülkelerinin tarihsel olarak göç konusunda çok az deneyimi vardır ve bazıları da Hıristiyan kültürleri için göçmenlerin büyük bir kısmından korkular ifade etmişlerdir. Babis, ülkelerin göçmenleri almayı reddettiklerini nasıl telafi edebileceklerini sordu ve Twitter'da ülkesinin "mali dayanışmaya devam etmeye hazır olduğunu, ancak kotaları kabul etmemek için yaptırımlar" olduğunu söyledi. Yetkili, Slovenya 'da yapılan bu hafta sonu, göçmen karşıtı bir muhalefet partisi tarafından kazanılan seçimleri ve İtalya' da bir hükümet karşıtı hükümet kurulmasının Visegrad Grubu'nun politika duruşunun nasıl yayıldığını gösterdiğini de belirtti.

“Bu görüş, tüm Avrupa'da yayılacak ve Avrupa kıtasının dışında göçü durdurmalı ve Afrika ve Suriye'deki insanlara yardım etmeliyiz” dedi.

(VOA News, 5 Haziran 2018)

 

"Türkiye'deki Seçim Sonuçları Yunanistan'a Göçü Artırabilir"

Yaklaşık 55 bin sığınmacıya ev sahipliği yapan Yunanistan’ın başkenti Atina için iftar vakti. Gün yavaş yavaş batarken, kentin mülteci mahallesi olarak bilinen Omonia’da Müslümanlar oruçlarını açmaya hazırlanıyor. İslam dünyasının hemen her ülkesinden gelen sığınmacıların yaşadığı Omonio’da Ortadoğu mutfağının servis edildiği restoranlarda hareketlilik var. Omonio meydanının iki alt sokağında yer alan ve kapısında Arapça 'helal' yazan Suriye lokantasında Somalili iki genç kadın iftar yapıyor. Bu küçük Suriye lokantasında 'felafil’den 'şavurma’ya, Arap kebabından Arap tatlılarına kadar Ortadoğu mutfağının öne çıkan yiyeceklerini bulmak mümkün. Çoğunluğunu Arap ve Afrikalı göçmenlerin oluşturduğu müşteriler arasında farklı lezzetleri tatmak isteyen az sayıda Yunan da var. 22 yaşındaki Leyla abisiyle birlikte 6 aydır Atina’da yaşıyor. Ailesi Somali’de. Bir yıl önce ayrılmış onların yanından. 6 ay Türkiye’de kalmışlar. Ülkesini ve Türkiye’yi neden terk ettiği sorusuna “Özel sebepler” yanıtını veriyor. Tek hayali, Yunanistan’da oturum aldıktan sonra ailesini ziyaret etmek için ülkesine yasal yollardan gidebilmek. Bunun için en az bir sene geçmesi gerektiğini söylüyor. Hayatını ise Yunanistan’da kurmak istiyor. Leyla ve arkadaşının iftar menüsünde şiş tavuk, patates kızartması ve salata var. Yezan, Halep’in Eşrefiye bölgesindeki evleri hava bombardımanında yıkılınca iç savaştan kaçarak Türkiye’ye gitmiş. Babasını savaştan önce kaybeden Suriyeli Yezan’ın annesi İstanbul’da bir evlilik yapınca, o da hayatını kazanabilmek için Yunanistan’ın yolunu tutmuş. Kaçakçılara para ödemeden bir hafta boyunca yürüyerek Meriç üzerinden sınırı geçen Yezan, Atina’ya yeni gelmiş olmasına rağmen Suriye lokantasını bulmakta güçlük çekmemiş. Evinde kaldığı Suriyeli arkadaşı ona yeni hayatına alışmada yardımcı oluyor.

Apartman Katındaki Camide İftar

İftarını bir restoranda açacak kadar şanslı olmayan mülteciler de var. Örneğin Darussünneh Camii’ndeki bir kısmı evsiz sığınmacılar. Aralarından bazıları bekâr, geri kalanlar ise ailelerini ülkelerinde bırakmak zorunda kalmışlar. Yani, erkek erkeğe yemek zorundalar. Omonia meydanının hemen yan sokağında bulunan günde beş vakit namazın kılındığı bir apartman dairesinden oluşan bir cami burası. Hem mescit hem de 4-5 evsizin evi. İmamı 10 yıl önce Yunanistan’a gelen Bangladeşli Abdülaziz. Günde 50-60 kişiye iftar verdiklerini anlatıyor. Herhangi bir dernek ya da cemaate bağlı değiller. Yemekler, camiye ve iftara gelenlerin katkılarıyla karşılanıyor. Bu caminin ziyaretçileri ağırlıklı olarak Pakistan ve Bangladeşliler. Elbette Omonia’nın en kalabalık milleti Suriyeliler de sofrada yerlerini alıyor. Fotoğrafının çekilmesini istemeyen Bangladeşli Sadık, iki ay önce gelmiş Yunanistan’a. Yıllardır Türkiye’de yaşadığı için Türkçesi çok iyi. Diğer mültecilerle toplu iftar yapmanın keyifli olduğunu söylüyor. Sofradaki Suriyelilerden Muhammed ise, ailesini Türkiye’de bırakmak zorunda kalmış. Bu Ramazan için dileği, bir an önce oturum hakkı alıp, çocuklarını yanına alabilmek. Apartman caminin mutfağında hazırlanan menüde bu akşam birkaç dilim karpuz, iki hurma, Pakistan usulü sarı pirinçten yapılmış etli pilav ve özel şerbet var. Dairenin namaz kılınan kısmında ezan başladı. Yaklaşık 15 saatlik açlık ve susuzluğun ardından ilk lokmalar alınıyor. Yemekten hemen sonra yan odada akşam namazı başlıyor. Namazın ardından kalacak yeri olan mülteciler mescitten ayrılacak. İmam ve birlikte kaldığı dört sığınmacı ise burada sahuru bekleyecekler.

Yunanistan'a Göç Arttı, Meriç Ege'yi Geride Bıraktı

Birleşmiş Milletler’in verilerine göre son iki ayda Türkiye üzerinden ülkeye gelen sığınmacıların sayısı hızlı bir artış gösterdi. Sadece Nisan ayında 3 bin 600 kişi Meriç nehri üzerinden, 3 bin sığınmacı da deniz yoluyla Avrupa’nın Asya’ya açılan kapısına adım attı. BM, 2013’ten bu yana ilk kez karadan gelenlerin sayısının denizden gelenlerin üzerine çıktığını açıkladı. Çok sayıda mültecinin davasına bakan Yunan avukat Sotiris Livas’ın Euronews’e verdiği bilgiye göre bunun sebebi, Ege’de Avrupa ülkeleri ve NATO’ya ait gemilerin kontrolleri artırmaları. Sotiris Livas, Yunan makamlarının insan trafiğine karışan yat ve teknelerin birçoğunu yakalamasının da kaçakçıları plastik ve tahta botlar kullanmaya ittiğini söylüyor. Mülteciler için olmasa da, insan kaçakçıları için şu dönemde Meriç’in Ege’den daha “güvenli” olduğunu ifade ediyor. Gelinen noktada Birleşmiş Milletler kayıtlarına göre Yunanistan’daki sığınmacı sayısı, ağırlama kapasitesinin üzerine çıkmış durumda. Yaklaşık 55 bin sığınmacı ülkede bulunuyor. Yunan makamları, bu yüzden daha önce hizmete kapatılmış kampları ya da sığınma noktalarını tekrar faaliyete geçirmiş durumda. BM de Yunan yetkililere ek 35 bin yardım ve kurtarma malzemesi ulaştırdı.

"Türkiye'deki Seçim Sonuçları Göçmen Sayısını Doğrudan Etkiler"

Yunan avukat Livas’a göre mültecin akınının artması sonucu oluşan problemleri çözmek için konunun kökenine inilmeli. Eş zamanlı olarak sınır güvenliğinin de sağlanması gerektiğini belirtiyor Livas. Ancak konu sadece güvenlik bağlamında ele alınırsa, 2016 tarihli Türkiye-AB mülteci antlaşmasında olduğu gibi kolayca manipüle edilebileceğini ya da Libya örneğinde olduğu gibi insanlık dışı uygulamalara yol açabileceğini savunuyor. Livas, bu yaz Ege ve Meriç üzerinden Yunanistan’a göçlerin Türkiye’deki 24 Haziran seçimlerinin sonuçlarından doğrudan etkileneceği görüşünde. Erdoğan ya da Meral Akşener gibi adayların seçilmesi durumunda, “tutarsız milliyetçi politikalar” ortaya çıkarsa, Ankara’nın sınır kontrollerini azaltacağını, bunun da göçmen sayısında patlamaya sebep olabileceğini savunuyor ve ekliyor, "Tek ihtiyacımız olan güvenli ve barışçıl bir Türkiye."

(Euronews Türkçe, 4 Haziran 2018)

 

Bayburt'ta 200 Kişilik Göçmen Geri Gönderme Merkezi Yapılacak

Bayburt'ta göçmenlerin ülkelerine iadesi için 200 kişilik Göçmen Geri Gönderme Merkezi yapılacak. Bayburt Valiliğinden yapılan yazılı açıklamada, merkezin, ülkelerindeki çeşitli olaylar nedeniyle Türkiye'ye, ardından da Bayburt'a gelen göçmenlerin kontrolsüz şekilde kentte bulunmalarının önüne geçilmesi amacıyla yapılacağı belirtildi. İçerisinde yemekhane, spor salonu, çocuk oyun alanları, sosyal tesis ve revir binasının yer alacağı merkezle kentte istihdam da sağlanacağı ifade edilen açıklamada, şöyle denildi:

"Ülkemize çeşitli yollarla giriş yapan mültecilerin ülkelerine iade edilinceye kadar koruma altına alınacağı ve barınma ihtiyaçlarının karşılanacağı Göçmen Geri Gönderme Merkezi ile aynı zamanda 150 kişilik istihdam da sağlanacak. 200 kişilik kapasiteye sahip Göçmen Geri Gönderme Merkezi'nin ihalesi 22 Mayıs 2018 tarihinde gerçekleştirildi. Önümüzdeki günlerde inşaat çalışmasına başlanacak merkezin 2019 yılı içerisinde tamamlanması planlanıyor."

(Haber Türk, 5 Haziran 2018)

 

Yerel Seviyede Sosyal Uyumu Geliştirme Projesi

Adana Büyükşehir Belediyesi ve Adana Kent Konseyi'nin işbirliğinde kurulan Göç ve Mülteci Meclisi, mültecilerin belediye hizmetlerine zamanında erişebilmesi için hazırladığı "Yerel Seviyede Sosyal Uyumu Geliştirme" Projesi'ni uygulamaya geçirdi. Büyükşehir Belediyesi'nden yapılan yazılı açıklamada, 9 ay sürecek projeyle mültecilerin belediye hizmetlerine zamanında erişebilmesine, göç yönetimi ve yerel politikaların oluşturulmasına zemin hazırlanacağı bildirildi. İç savaşın yaşandığı ülkelerini terk edip Adana'ya gelen Suriyeliler başta olmak üzere mültecilerin sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik açıdan kente uyumunun sağlanması amacıyla politikalar üretmeyi hedefleyen Adana Kent Konseyi Göç ve Mülteci Meclisinin, 44 bin 569 avro bütçeli projeyi başlattığı kaydedildi. Açıklamada görüşlerine yer verilen Adana Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Halil Avşar, projenin ortak göç stratejisinin uygulanmasının raporlama sürecinin sağlanmasında, Adana Büyükşehir Belediyesinin göç yönetimi hususunda kurumsal politika oluşturmasında destek sağlayacağını belirtti. Göç ve Mülteci Meclisi Başkanı İsmail Güneş ise projenin göç yönetiminde Adana Büyükşehir Belediyesinin kurumsallaşmasına, Adana Kent Konseyinin sosyal ve kültürel uzlaşı platformunu kurmasına olanak sağlayacağını kaydetti. Adana’da yaşayan mültecilerin güncel sorunları ve beklentilerinin tespitinin ardından Büyükşehir Belediyesi ile çözümler üreteceklerini aktaran Güneş, ayrıca kapasite geliştirme uzmanlarının alacağı eğitimlerle belediye bünyesinde göç alanında uzman kadro oluşturulacağını kaydetti.

(Milliyet, 4 Haziran 2018)

 

Adana'da Yakalanan İranlı Kaçak Göçmenler Türkiye'de Kalacak

Adana'da yakalanan ve ülkelerinde idam veya hapis cezası alabileceklerini ileri süren 1'i kadın 2 İranlı kaçak göçmenin, güvenli başka bir ülkeye gönderilinceye kadar Türkiye'de kalmalarına karar verildi. Alınan bilgiye göre, yaklaşık bir ay önce polis tarafından yakalanan 51 kaçak göçmen arasındaki 1'i kadın 2 İranlı, ülkelerine gönderilmeleri halinde, idam, hapis cezası veya zulme uğrama durumuyla karşı karşıya kalacaklarını öne sürerek uluslararası koruma başvurusunda bulundu. AA'nın aktardığına göre, geniş çaplı güvenlik tahkikatından geçirilen iki İranlının başvurusu kabul edildi. Bu kapsamda iki kaçak göçmenin güvenli üçüncü bir ülkeye gönderilinceye kadar Türkiye'de misafir olarak bulunmalarına izin verildi. Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesi Müdürlüğü ekipleri, 6 Mayıs'ta yaptıkları çalışmayla çok sayıda yabancı uyruklunun iki farklı minibüsle kente getirileceğini belirlemişti. Şehrin girişlerinde önlem alan ekipler, Tarsus-Adana-Gaziantep (TAG) otoyolunun Sarıçam ilçesi İncirlik Park alanındaki uygulama noktasına yaklaşan iki minibüsü durdurmuş, minibüslerde yapılan aramalarda, 31'i Afganistan, 18'i Pakistan ve 2'si İran vatandaşı 51 yabancı uyruklu bulunmuştu. Türkiye üzerinden Avrupa ülkelerine gitmeyi planlayan yabancı uyrukluların polise sundukları belgelerin sahte olduğu tespit edilmişti. Yabancı uyruklular, İl Göç İdaresi Müdürlüğüne teslim edilmiş, gözaltına alınan iki minibüs sürücüsü ise emniyetteki işlemlerin ardından sevk edildikleri adliyede tutuklanmıştı.

(Haber Türk, 04 Haziran 2018)

 

Çanakkale'de 53 Kaçak Göçmen Yakalandı

Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde yasa dışı yollarla Yunanistan'ın Midilli Adası'na geçiş yapmak isteyen 53 kaçak göçmen yakalandı. Ayvacık ilçesine bağlı Küçükkuyu beldesinde sabaha karşı saat 04.30 sıralarında yol kontrolü yapan jandarma ekipleri, şüphe üzerine durdukları bir minibüsün içinde Afgan uyruklu 23 kaçak göçmen yakaladı. Minibüs sürücüsü M.K.K. gözaltına alındı. Yine sabaha karşı saat 05.00 sıralarında Ahmetçealtı mevkiinde denizden 1 mil açıkta, bir grup kaçağın lastik botla Midilli yönüne gittiğini tespit eden Sahil Güvenlik Komutanlığı'na bağlı 'TCSG 28' Bot Komutanlığı ekibi, düzenlediği operasyonda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu Suriye, Afganistan, Senegal, Kongo ve İran uyruklu 30 kaçağı yakaladı. Jandarma ve sahil güvenlik ekipleri tarafından iki ayrı operasyonda yakalanan toplam 53 kaçak işlemlerinin ardından Ayvacık Yabancılar Geri Gönderme Merkezi'ne teslim edildi.

(Haber Türk, 4 Haziran 2018)

 

Ağrı’da Minibüs Devrildi: 37 Kaçak Göçmen Yaralı

Ağrı’da Afganistan uyruklu kaçak göçmenleri taşıyan minibüsün devrilmesi sonucu meydana gelen kazada 37 kişi yaralandı. Edinilen bilgilere göre, kimliği belirlenemeyen sürücünün idaresindeki 46 FB 419 plakalı kapalı kasa minibüs, henüz belirlenemeyen bir nedenle 100. Yıl Mahallesi’nde kaldırıma çıkarak devrildi. Minibüsün içerisinde bulunan Afganistanlı 37 kaçak göçmen çeşitli yerlerinden hafif şekilde yaralandı. Yaralılar ambulanslarla Ağrı Devlet Hastanesine kaldırıldı. Tedavisi yapılan kaçak göçmenler daha sonra taburcu edildi.

Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

(Haber Türk, 4 Haziran 2018)