Türkiye'de ve dünyada göç, göçmen ve sığınmacılar konusunda gündemde öne çıkan başlıklar…

 

Alman Medyası: Bazı Ülkeler Sığınmacı Anlaşmasını Finanse Etmek İstemiyor

Alman Spiegel dergisi, Avrupa Birliği’nin (AB) bazı üye ülkelerinin Türkiye’yle yapılan sığınmacı anlaşmasını bütçelerinden finanse etmek istemediğini belirtti. 2 yıl önce imzalanan anlaşma kapsamında Türkiye'nin sığınmacı sorunuyla ilgilenmesi için 6 milyar euroluk yardım yapılmasının sözü verilmişti. AB, geçtiğimiz mart ayı ortalarında, sığınmacı anlaşmasına ilişkin Türkiye'ye taahhüt ettiği ödemenin 3 milyar Euro'luk ikinci kısmını onayladığını duyurmuştu. Derginin Maximilian Popp imzalı haberine göre Almanya, Fransa, Avusturya, İsveç, Danimarka ve Finlandiya Avrupa Komisyonu'na gönderdiği mektupta, Türkiye'ye vaat edilen paranın son kısmının AB bütçesinden ödenmesini talep etti. Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker'in bu girişime karşı çıktığı aktarıldı.

Almanya 500 Milyon Euro Ödüyor

Yardımın ilk kısmı üçte iki oranında AB üyesi ülkelerin ulusal bütçelerinden ve üçte birinin AB bütçesinden karşılanmıştı. Almanya'nın yaklaşık 500 milyon euro ile en fazla para ödeyen ülke olduğunu hatırlatan Spiegel, AB içerisinde bazı ülkelerin diğerlerine göre daha fazla para ödemekten ve bu dağılımın adaletsizliğinden rahatsız olduğunu ileri sürdü. Spiegel'in ele geçirdiği belgelerde, bazı AB ülkelerinin Türkiye ile anlaşmadan vazgeçmek için başvuruda bulunduğu fakat bunun karşılık bulmadığı belirtildi.

(Sputnik Türkiye, 4 Nisan 2018)

 

Birleşmiş Milletler'den Suriyeli İhtiyaç Sahiplerine Yardım

Birleşmiş Milletler (BM), Suriye'nin İdlib kentine 25 tır insani yardım gönderdi. Birleşmiş Milletler'in yardımlarını taşıyan tırlar, Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde bulunan Cilvegözü Sınır Kapısı'ndan geçti. İnsani yardım malzemeleri İdlib ve kırsalındaki ihtiyaç sahiplerine dağıtılacak.

(TRT Haber, 3Nisan 2018)

 

Karmod Prefabrik'ten Nijerya'da Mülteci Kampı

Karmod Prefabrik, Nijerya'da Birleşmiş Milletler (BM) için mülteci barınma kampı kurdu. Şirketten yapılan açıklamaya göre, Nijerya’nın doğusunda çatışmalarla gündeme gelen Borno eyaletinin başkenti Maiduguri'de mültecilerin barınması için kurulan kamp yapılarında BM ofisi de yer alıyor.  Açıklamada görüşlerine yer verilen Karmod Batı Afrika Koordinatörü Fehim Özkanca, BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA) için hazırladıkları yapıların terör nedeniyle yerlerini terk etmek durumunda kalan mülteciler tarafından kullanılacağını bildirdi. Karmod'un yeni nesil konteyner modeliyle ürettikleri yapıları, yerinde kurulum yaparak kullanıma hazır halde teslim ettiklerini belirten Özkanca, BM için Maiduguri'de kurulum gerçekleştirdikleri kampta bine yakın mağdura sağlıklı ve güvenli ortamda sığınma imkanı sunulmuş olacağını kaydetti. Projenin toplam büyüklüğünün 4 bin 500 metrekareye yakın olduğunu bildiren Kanca, mülteci barınma alanları, sosyal alanlar, banyo ve tuvalet üniteleri, yönetim ofisi gibi bölümlerin yer aldığı projede, yapıların birleşimli 2 ve 3 katlı bloklarla beraber tekli üniteler halinde yerleştirildiğini belirtti. Özkanca, şunları kaydetti:

"Yaşam alanları tam demonte olarak 3×9 metre ve 3×7 metre ünite büyüklüklerinde, Türkiye’de üretilerek deniz yoluyla Lagos’a, oradan da kara yoluyla kurulum yerine ulaştırıldı. Karmod tam demonte konteynerin en büyük avantajı uluslararası taşımacılık standartlarında maksimum 5,95×2,30 metre ölçüsünde hazırlanabilen standart demonteye göre daha büyük yaşam alanları sunabiliyor olmasıdır. Bu şu anlama geliyor; normal demonte ünite yaşam alanı 14 metrekareyi bile bulmazken tam demonte 21, 27, 36, 48 metrekareyi bulan ölçülerde üniteler, tam demonte olarak dökme yük tabir edilen yöntemle uluslararası standartlarda kolayca taşınabilmektedir. Karmod konteyner ürünleri sandviç panel duvar ve çatı panellerinin sağladığı kolay iklimlendirme özelliği, kullanıma hazır kurulum kolaylığı, uzun ömürlü yapısı gibi üstünlükleriyle Afrika'da en çok tercih edilen yapı modelleri arasına girdi. Konut amaçlı kullanımdan maden ve enerji projelerinin işçi kamplarına, eğitim ve yönetim binalarına kadar çok farklı taleplere yapılarımızla hızlı ve güvenli yaşam alanı çözümleri sunuyoruz."

(Anadolu Ajansı, 3 Nisan 2018)

 

Doğu Guta'dan Zorunlu Tahliyelerde 14. Konvoy El Bab'a Ulaştı

Suriye'de Esed rejiminin ablukada tuttuğu Doğu Guta'dan ayrılmak zorunda kalanları taşıyan 14. konvoy, El Bab'a ulaştı. Suriye'de Beşşar Esed rejimi ve destekçilerinin abluka altında tuttuğu Doğu Guta'dan tahliye edilmek zorunda kalanları taşıyan 14. konvoy, Fırat Kalkanı Harekatı bölgesine ulaştı. Doğu Guta'daki AA muhabirlerinin bildirdiğine göre, Rusya'nın garantörlüğünde yürütülen görüşmeler sonucu varılan anlaşmaya göre, Doğu Guta'nın Arbin, Zemelka, Ayn Terma ve son olarak da Duma yerleşimlerini kapsayan tahliyeler sürüyor. Dogu Guta'nın rejim ve destekçilerinin kuşatmasındaki son nokta olan Duma ilçesinden zorunlu olarak tahliye edilenlerden 400'ü çocuk ve 100'den fazlası yaralı olmak üzere 1440 kişinin bulunduğu 22 otobüsten oluşan 14. konvoy, Fırat Kalkanı harekatı bölgesindeki Bab ilçesine ulaştı. Böylece Doğu Guta'dan çıkanların toplam sayısı 50 bine yaklaştı. 28 otobüsten oluşan 13. konvoy, dün sabah saatlerinde muhalif ve rejim karşıtı silahlı grupların kontrolündeki İdlib ve batı Halep kırsalına ulaşmıştı. Geçici barınma merkezlerinde kontenjanların dolması nedeniyle sivillerin, okul ve camilere de yerleştirildikleri bildirilmişti.

Tahliyeye Giden Süreç

Esed ve destekçileri, Rusya'nın hava desteğini alarak muhaliflerin kontrolündeki Doğu Guta'yı ele geçirmek için 19 Şubat'ta harekete geçmişti. Bu tarihten itibaren rejim ve Rus savaş uçakları yaklaşık 400 bin sivilin yaşadığı bölgeye havadan ve karadan düzenlediği saldırıları yoğunlaştırmıştı. Saldırılar sonucu çok sayıda sivil yaşamını yitirirken, evleri yıkılan ve sürekli saldırılara maruz kalan binlerce sivil, sığınak ve bodrum katlarına saklanmıştı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) 24 Şubat'ta aldığı ancak başlama süresi belirtilmeyen ateşkes kararına rağmen rejim ve destekçilerinin yoğun saldırısı altında kalan Doğu Guta'da sivil ölümleri devam etmiş, uluslararası toplumun girişimleri sonuç vermemişti. Ayrıca Rusya, BMGK kararının ardından 27 Şubat'ta ateşkesin her gün yerel saatle 09.00-14.00 (TSİ 10.00-15.00) arasında geçerli olacak şekilde başladığını ilan edip rejimin buna uyacağını ileri sürmüştü. Ancak rejim güçleri, BMGK ve Rusya'nın ateşkes karalarına rağmen saldırılarına ara vermemiş, 3 Mart'tan itibaren bölgeye kara operasyonu başlatmış ve sivil yerleşimleri bombalamayı sürdürmüştü. Rejim ve destekçileri, 11-12 Mart'ta Doğu Guta'nın doğusundan batısına doğru ilerleyerek Haresta ilçesini de kuşatmış ve Doğu Guta bölgesini 3 parçaya bölmüştü. Muhaliflerin kontrolündeki Doğu Guta'da 400 bin kişi 5 yıldır abluka altında yaşıyordu. Esed rejiminin Rusya'nın desteğiyle son aylarda yoğun saldırılarla bölgenin yarıdan fazlasını ele geçirmesiyle on binlerce kişi rejim kontrolündeki alanlara göç etmek zorunda kaldı.

(Anadolu Ajansı, 3 Nisan 2018)

 

AB, Mülteci ve Anti-İslam Propagandası Arasında Macaristan Seçimleri

Macaristan 8 Nisan tarihinde seçimlere gidecek. Yapılan kamuoyu araştırmalarına göre, şu an da hükümette bulunan Fidesz (Macar Yurttaş Birliği) ve Hristiyan Demokratik Halk Partisi (KDNP) koalisyonun yaklaşık yüzde 45 oranında oy alarak birinci geleceği tahmin ediliyor.

Bu sonuçlar Brüksel tarafından 'bête noire' yani sevilmeyen adam olarak ilan edilen Başbakan Viktor Orban'ın koltuğunu koruyacağı anlamına geliyor. Viktor Orban, seçim sonucunda Macaristan'da ya ulusal hükümetin ya da George Soros'un kuracağı uluslararası hükümetin göreve geleceğini iddia etmişti.

Seçimlere Gidecek Ana Partiler ve İsimler Neler?

199 sandalyeye sahip Macaristan Ulusal Meclisine 5 partinin yüzde 5'lik barajı aşarak girmesi bekleniyor. Fidesz (Macar Yurttaş Birliği): Başbakan Viktor Orban'ın yönettiği parti, Hristiyan Demokratik Halk Partisi (KDNP) ile birlikte 2010 yılından beri ülkeyi idare ediyor. 54 yaşındaki Orban partisi Fidesz'i 1988 yılında kurdu ve yaklaşık 10 sene sonra başbakanlık koltuğuna oturarak siyasi arenada kendisini gösterme fırsatı yakaladı.

Jobbik: 2014 yılındaki seçimleri üçüncü sırada bitiren Macaristan Jobbik Partisi'nin yüzde 20 civarında oy alarak ana muhalefet partisi olması bekleniyor.

Aşırı sağ bir politika izleyen, Neo-Nazi ve Yahudi karşıtı olarak bilinen partinin lideri Gabor Vona. Radikal milliyetçi olmasına rağmen uzmanlar Vona'nın ılımlı yaklaşımı dolayısıyla merkezdeki oyları alacağını düşünüyor.

Sosyalistler: Halihazırda ana muhalefette bulunan Macaristan Sosyalist Partisi'nin (MSZP) ise seçimlerde yaklaşık yüzde 15 oy alarak üçüncü parti olması bekleniyor.

Macar Yeşiller Partisi: Şu anda mecliste 6 milletvekili olan partinin yüzde 7 oranında oy alması bekleniyor.

Demokratik Koalisyon (DK): Yeni kurulan bu parti liberal, sosyalist ve Avrupa Birliği yanlısı siyasetiyle ön plana çıkıyor. Eski Başbakan Ferenc Gyurcsány partinin liderliğini üstleniyor. Bu yeni oluşumun yüzde 8 ile dördündü dördüncü parti olması bekleniyor.

Macaristan Seçimleri Neden Bu Kadar Önemli?

Uzmanlar Macaristan'da son yıllarda aşırı sağ görüşün hakim olmasının yanı sıra Rusya ve Türkiye'deki gibi basın özgürlüğü ve insan hakları ihlalleri yapılmasının, bunun yanında ülkede bulunan yabancı sivil toplum örgütlerinin kapatılması gibi olayların endişe verici olduğunu düşünüyor. Seçimlerden sonra ülke siyasetinde bir değişiklik yaşanmazsa Brüksel ile Budapeşte arasındaki iplerin kopması an meselesi. Birçok Avrupalı siyasi Macaristan'ın Avrupa Birliği'nin elinden tuttuğunu ancak AB değerlerine, insan haklarına ve temel değerlere sahip çıkmadığını düşünüyor. Macaristan ayrıca Avrupa'da baş gösteren popülist aşırı sağ hareketlerinin en başı çektiği ülke durumunda. Ülkede aşırı sağ partilere verilen oy oranı yüzde 65. Bu oranla Macaristan Avrupa'da başı çekiyor. Seçimlerde, anketlerdeki rakamlara yakın bir sonuç çıkarsa, Avrupa'da yükselen aşırı sağın ne kadar ciddi boyutlara yaklaştığı da açığa çıkmış olacak. Tıpkı geçtiğimiz İtalya seçimlerinde olduğu gibi… Popülizm ve aşırı milliyetçi görüş yükselişte olsa da Macaristan'da Avrupa Birliği'ne destek veren ve bu değerleri savunan oldukça geniş bir kitle mevcut. Pew Research Center adlı kurumun 2017 yılında yaptığı araştırmaya göre Macaristan nüfusunun yüzde 67'si Brüksel'in aldığı kararları destekliyor.

Seçimlerdeki Kampanyalar Mültecilere Yoğunlaşıyor

2015 yılında Avrupa'da yaşanan mülteci krizi sonrası Macaristan'da en çok konuşulan konu göçmenler oldu. Macaristan'a 2015 yılında 174 bin 435 kişi iltica talebinde bulundu ancak bunların sadece 425'i kabul edildi. İki sene önce ülkede başlayan mülteci akını şu anda durmuş durumda… Eurostat verilerine göre ülkeye geçen sene başvuruda bulunan mülteci sayısı sadece 3.115… Bu başvuruların da yaklaşık üç biri kabul edildi.

Başbakanın Bitmek Bilmeyen Mülteci ve Anti-İslam Propagandası

Başbakan Viktor Orban başta olmak üzere birçok hükümet yetkilisinin, Avrupa'nın sığınmacılar tarafından istila edildiği, kiliselerin kapatılarak yerlerine camilerin açıldığı, sığınmacıların yaşadığı bölgelerde kendi kanunlarını yürürlüğe soktuğu gibi iddiaları, dikkatleri yaklaşık 3 yıldır sığınmacı konusunda katı siyaset izleyen Macaristan'a çekti. Yaklaşık 10 milyonluk bir nüfusa sahip olan Macaristan'da, bin 781 mülteci ve 20 bin civarında Müslüman bulunmasına rağmen düzenlenen sığınmacı karşıtı kampanyalar dolayısıyla, ülke sanki sığınmacılar ve Müslümanların saldırısı altındaymış gibi bir hava estiriliyor.

Sırbistan Sınırına 174 Kilometrelik Dikenli Tel

Uzmanlar hükümetin, özellikle 2014 yılı sonbaharında başlayıp ve 2015 yılı ilkbaharına kadar devam eden hükümet karşıtı protesto gösterilerine karşı, dikkatleri ülkeyi 'istila etmek isteyen sığınmacılara' karşı Macaristan'ı koruduğu şeklinde propaganda yürüttüğünü ve o dönem ciddi anlamda kaybettiği oyu geri kazanmayı başardığını belirtiyor. Macaristan-Sırbistan sınırına çekilen 174 kilometrelik tel örgü ile Avrupa'nın korunamayacağını, sığınmacı akının Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye arasında 2016 yılında varılan mutabakat çerçevesinde durdurulduğunu Macar hükümetinin de bildiğini kaydeden uzmanlar, sığınmacı karşıtı propagandanın sadece iç siyasete yönelik olduğuna işaret ediyor. Sığınmacıların 'Avrupa'yı işgal ettiği', 'Hristiyanlık değerlerini tehdit ettiği' gibi argümanlar kullanan Başbakan Orban, sığınmacıları neden kabul etmek istemediklerini yaptığı konuşmalarda şu şekilde açıklamıştı:

''Batı Avrupa'da, eski büyük Avrupa ülkeleri, göçmen ülkelere dönüştüler. Kültürel değerlerin değişmesi, Hristiyan kültürüne sahip nüfusun azalmasıyla, büyük şehirlerin İslamlaşması günden güne ilerliyor.'', ''Müslüman sayısı her geçen gün daha da artacak. Avrupa tanınmaz hale gelecek.'', ''Tel örgü inşa ederek, hukuki ve fiziki sınır korumasıyla, Sandor Pinter (İçişleri Bakanı) ve polislerimizin olağanüstü çabalarıyla Güney sınırlarımızı korumayı başardık. İslam dünyasının Güney'den bizi istila etmesini engelledik. Bu bölgede Latin yani Batı Hristiyanlığının son ülkesiyiz.''

Başbakan Yardımcısı Zsolt Semjen: Çocuklarımın Müslümanlarla Yaşamasını İstemiyorum

Ülkede ılımlı siyasetçi olarak bilinen Macaristan Meclis Başkanı Laszlo Köver, 8 Mart'ta katıldığı bir toplantıda, herhangi bir araştırmaya dayanmayan sadece aşırı sağcılara ait olan 'Londra'da 2001 yılından bugüne 500 kilisenin kapandığını, buna karşın 423 cami inşa edildiği'' iddiasını, gerçekmiş gibi dillendirip, faaliyet gösteren bir tane bile caminin bulunmadığı Macaristan'ın bu durumdan kaçınması gerektiğini ima etmesi, ülkedeki durumu ortaya koyuyor. Başbakan Yardımcısı Zsolt Semjen ise nüfusun sadece yüzde 0,2'sini Müslümanların oluşturduğu Macaristan'da, sürekli olarak ülkenin 'şeriat tehlikesi' altında olduğunu öne sürerek, "Çocuklarım ve torunlarımın şeriatın gölgesinde yaşamasını istemiyorum. Bir yerde Müslümanlar toplu halde yaşadıkları zaman eninde sonunda İslam hukukunun yürürlüğe sokulmasını isteyeceklerdir. Bu, sadece Müslümanlar için değil, o bölgede yaşayan herkes için geçerli olacak. Biz Aziz Istvan'ın ülkesinin halifelik olmasını istemiyoruz." şeklinde konuşması halkta Müslümanlara karşı korkuyu körüklemesine neden olduğu belirtiliyor.

Jobbik Partisi'nin Ilımlı Türkiye ve KKTC Siyaseti

Daha önce Macaristan Parlamentosuna taşınan, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarına yönelik tasarısı, Macar Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde hükümet partisi Fidesz ve Jobbik'in oylarıyla reddedilmişti. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne uygulanan ambargonun haksızlık olduğunu belirtip kaldırılmasını isteyen Jobbik, Mavi Marmara baskınının hemen ardından da Macaristan Ulusal Meclisinde İsrail’i kınayan bir bildiri okumuştu. Jobbik ayrıca, Ermeni güçlerinin, 26 Şubat 1992'de Karabağ'ın Hocalı kasabasında 83'ü çocuk, 106'sı kadın 613 sivili katletmesinin 25. yılı dolayısıyla mesaj yayımlamıştı.

BM'nin Sığınmacı Yasası Soros'dan Kopyalanmış Suçlaması

Macaristan hükümeti, Birleşmiş Milletler ve Macar asıllı Amerikalı iş adamı George Soros'un Macaristan'a sığınmacıları getirmek istediğini de iddia ediyor. Örneğin Başbakan Orban, BM'nin sığınmacı krizinin çözümü için hazırladığı taslağın Soros'un ''planı'' ile birebir benzerlik gösterdiğini, ülkesinin görüşmelerden çekilebileceğini belirterek, ''BM'nin göç taslağı sanki Soros planından kopyalanmış. Göç taslağının açıklanmasından sonra hükümet söz konusu doküman ile ilgilenecek. Görüşmelerden çekilip çekilmeme kararını daha sonra verecek.'' şeklinde konuştu. Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto ise 25 Ocak'ta yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in göçe destek verdiğini iddia edip, ''BM Genel Sekreteri, hükümetlerin göçü desteklemesini istiyor ama biz bunu reddediyoruz. Macar hükümeti, göçün kötü ve tehlikeli olduğunu düşünüyor.'' diye konuştu.

Macaristan'da Sığınmacılara Karşı Alınan Diğer Önlemler

Macaristan, sığınmacılara karşı alınan önlemler kapsamında Vişegrad Grubu'ndaki ortakları Çekya, Polonya ve Slovakya'nın desteğiyle sınırlarına asker ve polis takviyesi yapmıştı. Macaristan, sığınmacı akınını durdurmak amacıyla Sırbistan ve Hırvatistan sınırlarına jiletli tel örgü çekmiş, sınır bölgelerinde olağanüstü hal ilan ederek yasa dışı geçişler için uygulanan cezaları artırmıştı. Parlamentoda geçen yıl kabul edilen yasayla aralarında çocukların da olduğu sığınmacıların, iltica başvurusu süresince sınırda oluşturulacak kamplarda tutulması zorunlu kılınmış, ülke genelinde yakalanan sığınmacıların da tel örgülerle çevrili sınırdan Macaristan dışına çıkarılacağı duyurulmuştu. Sivil toplum kuruluşları ise Macar güvenlik güçlerini, ülkeye girmeye çalışan sığınmacılara şiddet uygulayarak Sırbistan'a geri göndermekle suçluyor. AB'nin sığınmacı krizine çözüm olarak sunduğu kota sistemi kapsamında bin 294 mülteciyi kabul etmesi öngörülen Macaristan hükümeti, 2016'da referandum düzenlemiş ve halka, "AB'nin, Macar vatandaşı olmayan kişileri, Ulusal Meclisin onayı olmadan Macaristan'a yerleştirmesine karar vermesini kabul ediyor musunuz?" sorusu sorulmuştu.​

(Euronews Türkiye, 3 Nisan 2018)

 

Kırım’a Yasa Dışı Yerleşen Rus Vatandaşlarının Kaderi Ne Olacak?

Kırım Tatar halkının milli lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Kırım’a yasa dışı yerleşen Rus vatandaşların kaderinin yarımada işgalden kurtulduktan sonra belirleneceğini kaydetti. Kırım Tatar halkının milli lideri, Ukrayna Cumhurbaşkanının Kırım Tatarlarından Sorumlu Yetkilisi, Ukrayna milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu; şu an Rusya tarafından işgal edilen Kırım’a göç eden Rus vatandaşlarının kaderinin yarımada, Ukrayna egemenliği altına döndükten sonra nihai olarak kararlaştırılacağını ifade etti. QHA’ya konuşan Kırımoğlu Ukrayna’da şimdilik Rusya tarafından işgal edilen Kırım’a yasa dışı olarak yerleşen Rus vatandaşlarıyla ilgili henüz bir yasanın hazırlanmadığını kaydederek, “Tabi ki onlar işgal edilen Kırım’a Ukrayna’dan bir izin almadan taşındılar. Dolayısıyla bu insanlara kimse Ukrayna vatandaşlığını vermeyecek, seçme hakkından da mahrum bırakılacaklar ve başka ülkenin vatandaşları olarak görülecekler. Kırım’dan sürgün edilip edilmeyecekleri konusu işgalden kurtarıldıktan ele alınacak. Mantıklı olarak, bu insanlar işgal zamanında Kırım’a yerleştikleri için onların Ukrayna vatandaşları olarak değerlendirilmesi söz konusu bile değil.” dedi. Daha önce Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Rusya’nın işgal ettiği Kırım’a, bir milyona yakın Rusya vatandaşı yerleştirdiğini ifade etmişti.

(Kırım Haber Ajansı, 4 Nisan 2018)

 

Myanmar'dan Tekneyle Kaçan 56 Arakanlı Malezya'ya Ulaştı

Myanmar'daki zulümden kaçan 56 Arakanlı Müslüman Malezya'ya ulaştı. Myanmar'daki zulümden kaçan 56 Arakanlı Müslüman Malezya'ya ulaştı. Donanma Şefi Ahmet Kamarulzaman Ahmet Badaruddin, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, 56 Arakanlı Müslüman'ın bulunduğu teknenin Malezya kara sularına girmesinin ardından Langkawi bölgesinde durdurularak kontrol amacıyla bekletildiği bilgisini paylaştı. Teknedekilerin güvende olduğunu belirten Badaruddin, "Arakanlı Müslümanların sağlık durumları iyi. Sadece aç ve yorgunlar. Onlara gerekli yardımlar yapıldı." ifadelerini kullandı. Badaruddin, teknede 19 kadın, 17 erkek ve 20 çocuk sığınmacının bulunduğunu dile getirerek Arakanlı Müslümanların sığınma talebiyle ilgili sürecin göçmen bürosu kontrolünde yasalara uygun olarak devam edeceğini kaydetti. Myanmar'daki zulümden kaçanları taşıyan teknenin yaklaşık 24 gündür yolda olduğu ve Tayland kara sularında fırtına nedeniyle hasar alarak bozulduğu bildirilmişti. Tekneye ulaşan Tayland donanması ve balıkçılar, teknenin arızasını gidererek yakıt takviyesi yapmış, sığınmacılara gıda yardımında bulunarak teknenin Malezya'ya doğru tekrar hareket etmesini sağlamıştı. BM'ye göre, 25 Ağustos 2017'den sonra Arakan'dan kaçmak zorunda kalıp Bangladeş'e sığınanların sayısı 700 bini aştı. Uluslararası insan hakları kuruluşları, yayınladıkları uydu görüntüleriyle yüzlerce köyün yok edildiğini kanıtladı. Arakanlıların topraklarına dönüşü için Myanmar ve Bangladeş hükümetleri arasında imzalanan anlaşma, yerinden edilenlerin durumlarını belgelendirmeleri mümkün olmadığı için uygulamada işlevsiz kalıyor. BM ve uluslararası insan hakları örgütleri, Arakanlı Müslümanlara yönelik şiddeti "etnik temizlik" ya da "soykırım" olarak adlandırıyor.

(Haberler.com, 3 Nisan 2018)

 

Akın Akın Türkiye'ye Geliyorlar

Türkiye son 2 aydır daha önce olmadığı kadar Afgan göçüyle karşı karşıya.. Emniyet verilerinden edinilen bilgiye göre sadece 26 Mart ile 1 Nisan arası 1 haftalık dilimde, doğu sınırlarımıza yakın bölgelerde yakalanan kaçak göçmen sayısı 2 bin 713. Bunların 2 bin 530’u Afgan, 146’sı Pakistan, 34’ü Bangladeş ve 3’ü Afrika uyruklu. Son 3 ayda Türkiye’ye kaçak giriş yapan Afgan göçmen sayısı 20 bine yakın. Günde 500 civarı Afgan göçmenin tüm operasyonlara rağmen sınırlarımızdan kaçak giriş yaptığı tespit ediliyor. Emniyet birimleri son günlerde yaşanan Afgan hareketliliğiyle ilgili çalışma başlatırken, insan kaçakçılarının grupları uluslararası şebekelerin yönlendirmesiyle Türkiye’ye özellikle kalabalıklar halinde soktukları tespitler arasında. Yoğun Afgan göçüyle mücadele için Erzurum’a Göçmen Kaçakçılığı ile Mücadele Şube Müdürlüğü kuruldu. Emniyet güçlerinin tespitlerine göre insan kaçakçıları Afgan göçmen göçmenlerden her bir sınır geçişinden 500 dolar civarı alıyor.

Sistem Nasıl İşliyor

İşleyiş şu şekilde gelişiyor: Afganlar Türkiye’ye İran’dan; Van, Iğdır, Ağrı, Hakkâri’nin doğu kesimlerinden giriyor. Göçmen kaçakçıları Afgan ve onların yanında diğer ülke insanlarını çoluk çocuk demeden doğu sınırlarımızdaki dağlara bırakıyor. Özellikle Van ve Iğdır arasında kalan sınır bölgesinden Afgan ve Pakistanlılar sınırdan kilometrelerce yürüyerek geçiyor. Hepsinin ortak gitme hedefi olan İstanbul’a aktarma yeri Erzurum’a geliyorlar. Erzurum'dan İstanbul’a kaçakçılarca minibüs, kamyon gibi araçlara konularak gönderiliyorlar. Buradan da ya Yunanistan ya Bulgaristan hattından Avrupa’ya kaçıyor ya da İstanbul’da hırsızlık, fuhuş, inşaat, amelelik gibi kayıt dışı işlerde çalıştırılıyorlar.

Kaçak İşlerde Çalıştırılıyorlar

Emniyet raporlarına göre Afganlar İstanbul’da yoğunluk olarak Kocamustafapaşa semtinde “Safe house” (güvenli ev) denilen evlerde barındırılıyor. 1200 lira civarı kira ödenen bu evlerde günlük 80 lira civarı ödeyerek ortalama 30 göçmen barındırılıyor. Safe house’lar çark gibi çalışıyor. Burada kalan göçmenler çoğunlukla kaçakçılarla çalışıyor, kadınlar fuhşa yönlendiriliyor, bazıları da hırsızlık, dilencilik gibi yasadışı kazançlara teşvik edilip çalıştırılıyor. Çoğunluğu para biriktirdikten sonra Yunanistan ya da Bulgaristan üzerinden Avrupa’ya kaçıyor. Bazıları da (parası olanlar) birkaç gün bu evlerde kaldıktan sonra yasadışı yollardan Avrupa’ya kaçıyor.

9 Gün Yürüdük

Umut yolculuğuna çıkmak için ailesiyle Dikili’ye gelen Maryam kardeşinin eşi ve çocuklarıyla çıktıkları yolculuğu anlatıyor: “Tam 9 gün yürüdük. İran’ı geçip Van’ın arkasından karlı dağlardan geldik. İnsan kaçakçıları yolda sınıra kadar bıraktı. Çok yorgunuz. Küçük çocuklar hasta. Ancak Taliban vahşetinden bıktık. Kendimize bakamaz hale geldik.“

Sığınma Hakkı Ve Yasal Düzenlemeler Afganları Kapsamıyor

Son dönemlerde artan Afganlar kadar Iraklı ve Pakistanlı akımı dikkat çekiyor. Özellikle Afganların Türkiye’ye yolculuğu da burada kalıp yaşamaları da çok daha zor. Suriyeliler için yapılan yasal düzenlemeler onları kapsamıyor. Afganları ülkelerini terk etmeye zorlayan başlıca neden Taliban terörü, ikinci sebep ise ekonomi. Yetkililer risk değerlendirmelerinde Afgan sayısında artış olacağını tahmin ettiklerini belirtiyor.

İlk Üç Uyruk

Göç İdaresi verilerine göre 2018’in 29 Mart’a kadar olan diliminde 17 bin 847 Afgan uyruklu kaçak göçmen yakalandı. Yakalanan Suriyeli kaçak göçmen sayısı 9 bin 426, Pakistanlı sayısı 5311, Iraklı sayısı 4 bin 270 olarak kayıtlara girdi. Toplam yakalanan kaçak göçmen sayısı ise 47 bin 198.

(Hürriyet, 4 Nisan 2018)

 

Suriyeli Sığınmacılara Okuma Yazma Kursu

Sorgun İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Suriyeli sığınmacılara, Türkçe okuma yazma kursu açıldı. Sorgun İlçe Milli Eğitim Müdürü Hüseyin Ekinci AA muhabirine yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan tarafından başlatılan okuma yazma seferberliği kapsamında açılan kurslara 92 Suriyeli sığınmacının devam ettiğini söyledi.Ekinci, Halk Eğitim Merkezi salonunda daha önce yapılan toplantıda 600 Suriyeli sığınmacıya okuma yazma kursları açılacağı bilgisi verildiğini ifade ederek, "Bu çerçevede yapılan çalışmalar sonucunda bizlere başvuruda bulunan 92 Suriyeli için 5 sınıfta okuma yazma kurslarımızı başlattık. Saat 17.00'de başlayan kurslarımız, mayıs ayı ortalarına kadar devam edecek. Amacımız ülkemize sığınan Suriyelilerin topluma entegrasyonunu sağlamak." dedi.

(Milliyet, 3 Nisan 2018)

 

Uluslararası Göç Sempozyumu İZÜ’de Düzenlendi

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nin ev sahipliği yaptığı 'Osmanlı Devleti'nde ve Türkiye Cumhuriyeti'nde Göç ve Kültürel Etkileşim Sempozyumu’ 2-3 Nisan tarihlerinde gerçekleştirildi. Bahçelievler Belediyesi ile Halil İnalcık Tarih ve Toplum Bilimleri Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin destekleriyle gerçekleştirilen sempozyumda Osmanlı dönemi ve öncesindeki göçler, son yüzyılda Türkiye ve yakın coğrafyada meydana gelen olaylar ve göçün insanlar üzerinde bıraktığı etkileri masaya yatırılacak. Sempozyumun, İSEFAM Konferans Salonu’nda yapılan açılış oturumuna Sağlık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eski Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Bahçelievler Belediye Başkanı Osman Develioğlu, İZÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bulut, Halil İnalcık Tarih ve Toplum Bilimleri Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mehmet Mehdi İlhan, öğretim üyeleri ve öğrenciler katıldı.

Göçler İnsanlığın Ayıbıdır

Sempozyumunda konuşan Sağlık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eski Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, göçün insanlık ayıbı olduğunu söyledi. Müezzinoğlu, "Yöneticiler konjektürel doğrular için hiç kimseyi göçe zorlamamalı" dedi. Zorunlu göçün insan vicdanını sızlatan bir hadise olduğunu belirten Müezzinoğlu,  "Gönül arzu eder ki zorunlu göçler hiç olmasın. Gönüllü olarak yapılan göçlerin farklı bir boyutu var ama zorunlu göçler insanlığın ayıbıdır. Bunu uygulayan ülkeler tarihsel süreçte geride ayıplar bırakan bir anlayışın temsilcileri olurlar" diye konuştu.

200 Bin Suriyeli Anne Türkiye’de Doğum Yaptı

Türk milletinin ağır asimilasyon, yıldırma ve sindirme politikasına maruz kaldığını söyleyen Müezzinoğlu, "Türk milleti, Osmanlı Devleti'nin çöküşü sürecinde ve sonrasında ağır asimilasyon, yıldırma, sindirme politikalarına maruz kaldı. Çok ağır bedeller ödeyen milletin mensuplarıyız. Ben bakanlığım döneminde 200 bini aşkın Suriyeli anne bu ülkede doğum yaptı. 200 binden fazla bu ay yıldızlı bayrağın altında doğmuş Suriyeli annelerin evlatları bu ülkenin evlatları gibi yetişiyor. Düzenli aşılarını, bakımlarını oluyor" şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Mehmet Bulut: Hepimiz Bu Dünyada Göçmeniz

İZÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bulut ise, "Göç, aslında bizim bu dünyadaki hikâyemiz. Sürekli göçle yaşanan bir hayatımız var. Hepimiz aynı zamanda bu dünyada göçmeniz. Bugün İZÜ'de başta son yıllarda Suriye'deki nüfus hareketleri olmak üzere, onların içinde bulunduğu durumlar günümüzden geçmişe doğru Osmanlı dönemindeki göçleri özellikle balkan savaşlarıyla beraber Kafkaslardan, Osmanlı coğrafyasının çevresinden birçok yerden Anadolu'ya göçler oldu, bunları konuşacağız" dedi.

Göçmenler Kurucu, Devşirmeler Yöneticidir

Tarihe bakıldığında göçmenlerin kurucu, devşirmelerin de yönetici olduğunu belirten Prof. Dr. Bulut, "Dolayısıyla biz bu göçle beraber ülkemizin çekim merkezi olma, geleceği yeniden kurma ve daha güçlü bir şekilde ilerleme konularında enine boyuna bütün detaylarını konuşacağız. Unutmamalıyız ki göçmenler kurucu, devşirmeler de yöneticidir. Büyük kurumları, yapıları uzun vadeli kılanlar bu iki güç unsurudur" diye konuştu.

Sempozyumun açılış oturumunda, 15 yaşında Yunanistan'dan Türkiye'ye göç eden Eski Bakan Mehmet Müezzinoğlu'nun hayatını anlatan belgesel de gösterildi.

 

Yıllar Sonra Eve Dönüş Mutluluğu

Ülkelerindeki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan Suriyeli ailelerden bazıları, Kilis’teki Öncüpınar Sınır Kapısı’ndan, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları ile terör örgütlerinden arındırılan bölgelerdeki evlerine dönüyor. Aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu Suriyeliler, Gönüllü Geri Dönüş Programı kapsamında Öncüpınar Konaklama Tesisleri Göç İdaresi Müdürlüğü bürosundaki işlemlerin ardından minibüslerle evlerine gönderiliyor. Suriye uyruklu Muhammed Salih, terör örgütlerinin saldırısı sonucu 5 yıl önce terk ettiği ülkesine dönebilmenin heyecanını yaşadığını belirtti. Türkiye’de çok güzel günler geçirdiğini ancak ülkesini ve akrabalarını özlediğini ifade eden Salih, Zeytin Dalı Harekatı sonrası köylerinin terörden arındırılmasına sevindiklerini kaydetti.

(Milliyet, 4 Nisan 2018)

 

Suriyeli Muhammed: "Kardeşimiz Olan Kürt Halkını Bile Tehcir Ettiler"

Terör örgütü YPG/PKK'nın uyguladığı şiddet ve baskı dolayısıyla Türkiye'ye sığınan Ayn el Arap ve Münbiçli Suriyeliler, güven içinde vatanlarına dönebilmenin hayaliyle yaşıyorSuriyeli Muhammed Hasan:"Tek dileğimiz, zalim YPG/PKK'nın topraklarımızdan çıkması ve köyümüze dönüp çocuklarımızla güvenli bir şekilde yaşamaktır" Suriyeli Muhammed: "Kardeşimiz olan Kürt halkını bile tehcir ettiler. Bizim gibi binlerce Kürt, şimdi Türkiye'de çalışıyor, evlerine dönemiyor. YPG/PKK şimdi köyümüzden çıksın, evlerimiz yıkılmış bile olsa gider çadırda da olsa yaşarız" Terör örgütü YPG/PKK'nın uyguladığı şiddet ve baskı dolayısıyla Türkiye'ye sığınan Ayn el Arap (Kobani) ve Münbiçli Suriyeliler, topraklarının terör örgütünden temizlenerek güven içinde vatanlarına dönmeyi umut ediyor. Özellikle Suriye'nin kuzeyindeki Arap, Kürt ve Türkmenlere ait bölgeleri çoğu zaman çatışmadan, farklı yollarla kontrol altına alan terör örgütü YPG/PKK, bölgeye gelir gelmez insanlardan kayıtsız şartsız kendilerine itaat etmesini istiyor. Terör örgütü, kabul edilemez kurallarına uymak istemeyen Suriyelilerin ilk önce evlerine ve mallarına el koyuyor, sonra da genç kız ve erkek çocuklarını zorla silah altına alıyor. Çocuklarının Müslüman kardeşlerine karşı savaşmasını istemeyen, baskı ve şiddete dayanamayan Suriyeliler, Türkiye'ye göç etmek zorunda kalıyor. Harrus köyünden göç eden Huzeyfe Muhammed Hasan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaklaşık 3,5 yıldır vatan hasretiyle yaşadıklarını söyledi. Evlerinin ellerinden alınarak yıkıldığını, buna rağmen topraklarını bırakmak istemediklerini, ancak çocuklarının silah altına alınması söz konusu olunca tereddüt etmeden kaçarak Türkiye'ye sığındıklarını anlatan Hasan, şöyle konuştu: "YPG/PKK geldikten bir süre sonra çevredeki insanlardan bazıları evlerine dönmek istedi ama tek aileye bile izin vermediler. Sadece bizim köy değil, çevredeki tüm köylerde aynı şeyi yaptılar. Sonra el koydukları yaklaşık 100 evi iş makineleriyle yerle bir ettiler, üzerine mıcır döküp askeri kamp bölgesi yaptılar. Hangi genci alırlarsa bu kampa getirip, 3-4 ay eğitip, savaştırmaya başladılar. Ne umutlarla, ellerimizle yaptığımız evlerimizi yıktılar. Biz kimseye karşı savaşmadık, bize bunu niye yaptılar anlamadık. Tek dileğimiz, zalim YPG/PKK'nın topraklarımızdan çıkması ve köyümüze dönüp çocuklarımızla güvenli bir şekilde yaşamaktır."

"Bizi Kardeşlerimize Karşı Savaştırırlar"

Ali Muhammed ise terör örgütü YPG/PKK'nın kendilerine muhalif olanlara her türlü zulmü yapmaktan çekinmediğini aktardı. Sadece Arap veya Türkmenleri değil, kendileri gibi düşünmeyen Kürtlere de aynı zulmü uyguladıklarını dile getiren Muhammed, şunları kaydetti:

"Bizim talebimiz bunların bölgemizden en kısa sürede gitmeleri. Eğer onların dediklerini yapmazsan sana bir iftira atıp gerekeni yapıyorlar. Eğer onlarla yaşamak istiyorsan, onlara uymaktan başka çaren yok. Bunların yaptıklarını daha önce Esed yapıyordu. YPG/PKK tüm bölgenin demografik yapısını değiştirdi. Dışarıdan ve Irak'tan kendilerine itaat edenleri getirip yerleştiriyorlar. Lübnan'da çalışarak, emek verip yaptığımız evlerimizi yıktılar, tüm emeklerimiz boşa gitti. Kardeşimiz olan Kürt halkını bile tehcir ettiler. Bizim gibi binlerce Kürt, şimdi Türkiye'de çalışıyor, evlerine dönemiyor. YPG/PKK şimdi köyümüzden çıksın, evlerimiz yıkılmış bile olsa gider çadırda da olsa yaşarız. YPG/PKK gitmeden köyümüze gidemeyiz, çünkü bizi kardeşlerimize karşı savaştırırlar."

Zulüm İçinde Zulüm Yapıyorlar

Muhammed, Afrin bölgesinde yürütülen Zeytin Dalı Harekatı'nın başarıyla sonuçlanmasına da çok sevindiklerini ifade ederek, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Özgür Suriye Ordusu'nun yaşadıkları bölgeleri YPG/PKK'dan temizlemesini istedi. Münbiç'den gelen Hasan Hüsso da YPG/PKK'nın ilk olarak evine ve bin 500 zeytin ağıcı bulunan arazisine el koyduğunu anlattı.

Terör örgütünün olduğu yerde baskı ve tehdidin eksik olmadığını aktaran Hüsso, "Benim ağabeyim başta olmak üzere çok kişiyi zorla eğitim kamplarına götürdüler. Onlardan olmayanlara türlü türlü şiddet ve baskı uyguluyorlardı. Karşı olursan 'Sen DEAŞ üyesisin' diyerek farklı cezalar veriyorlar. Bunlar zulüm içinde zulüm yapıyorlar. Köye gitmek istersen, yanında götürdüğün malların vergisini istiyorlar. 2012 modelin altıdaki araçları kesinlikle kabul etmiyorlar. Mazot almak istesen bile sınırlı veriyorlar. Mecburen kaçmak zorunda kaldık. Evlerimiz yıkılmış olsa bile topraklarımıza dönmek istiyoruz. Bu konuda Türkiye'den bize yardım etmesini istiyoruz." diye konuştu.

(Milliyet, 4 Nisan 2018)

 

Siirt'te Savaş Mağduru Öğrencilere Giyim Desteği

Milli Eğitim Bakanlığı ile Avrupa Birliği arasında imzalanan "Suriyeli Öğrencilerin Türk Eğitim Sistemine Entegrasyonu" projesi kapsamında Siirt'te bin 870 öğrenciye giyim yardımı yapıldı. 14 Eylül Geçici Eğitim Merkezi Koordinatörü Mehmet Faruk Süzgün, merkez gerçekleştirilen törende yaptığı konuşmada, "Suriyeli Öğrencilerin Türk Eğitim Sistemine Entegrasyonu" projesi kapsamında bin 870 ihtiyaç sahibi öğrenciye ulaştıklarını söyledi. Dağıtılan yardımlarla çocukların sevincine ortak olduklarını belirten Süzgün, "Projede emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. Çocuklar çok sevinçli. Çünkü gerçekten ihtiyaç sahibi çocuklar." dedi. Merkez müdürü Suriyeli Hammud Elmatar da yardımlardan dolayı yetkililere teşekkür etti. Suriyeli öğrencilerden Müeyyide Lakmes, yeni kıyafetlere ihtiyacı olduğunu belirtti.

(Haberler.com, 3 Nisan 2018)

 

Pakistanlı STK'dan Suriyeli Sığınmacılara Yardım

Pakistan merkezli sivil toplum kuruluşu (STK) Barış Evi, Türkiye-Suriye sınırındaki sığınmacılara gıda ve giyecek yardımında bulundu. Barış Evi Koordinatörü Üzeyir Zafari AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kilis'te sınır bölgesindeki Suriyeli sığınmacılara gıda ve giyecek yardımında bulunduklarını söyledi. Yardımların Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ile iş birliği çerçevesinde dağıtıldığını ifade eden Zafari, ayrıca bölgede 260 bin dolara mal olacak, günlük 150 bin ekmek üretme kapasiteli bir fırın kurmayı hedeflediklerini belirtti.

(Haber Türk, 3 Nisan 2018)

 

Ayvalık'ta 62 Kaçak Yakalandı

Balıkesir'in Ayvalık ilçesinde, yasa dışı yollardan Yunanistan'ın Midilli Adası'na geçmeye çalışan 62 Suriyeli yakalandı. İlçede rutin görevini yürüten Sahil Güvenlik Komutanlığı unsurları, Sarımsaklı Plajı açıklarında şişme botla Midilli Adası’na doğru yol alan kaçak göçmenleri fark etti. Sahil Güvenlik ekipleri, iki engelli ile çocuk ve kadınların da aralarında bulunduğu 62 Suriyeli göçmeni yakaladı. Cunda Adası'nda kıyıya çıkarılan 62 kişi, Ayvalık İlçe Emniyet Müdürlüğüne teslim edildi.

(Milliyet, 3 Nisan 2018)

 

Ege Denizi'nde 271 Kaçak Göçmen Yakalandı

İzmir ve Balıkesir açıklarında yasa dışı yollardan Yunanistan'a geçmeye çalışan 271 yabancı uyruklu yakalandı. Sahil Güvenlik Komutanlığına bağlı ekipler, İzmir'in Çeşme, Menderes ve Dikili ilçesi açıklarındaki 3 yasa dışı geçiş girişiminde 145 yabancı uyrukluyu yakaladı.

Balıkesir'in Ayvalık ilçesi açıklarında da Midilli adasına geçmeye çalışan 62 yabancı uyruklu kıyıya çıkarıldı. İzmir'in Menderes ve Çeşme ilçelerindeki iki olayda ise Yunanistan'a geçme hazırlığındaki 64 yabancı uyruklu, ilçe jandarma komutanlığı ekiplerince yakalandı. Yabancı uyruklular, işlemlerinin ardından İl Göç İdaresi Müdürlüğüne teslim edilecek.

(Anadolu Ajansı, 3 Nisan 2018)

 

Muş’ta 52 Afgan Uyruklu Şahıs Yakalandı

Muş’ta polis ekipleri, yasadışı göçle mücadele kapsamında yakaladığı 52 Afgan uyruklu şahsı İl Göç İdaresi Müdürlüğüne teslim etti. Muş Valiliğinden yapılan açıklamada, Muş İl Emniyet Müdürlüğünce yasadışı göçle mücadele kapsamında yapılan çalışmalarda; ülkeye yasadışı yollarla giriş yaptıkları tespit edilen 52 Afgan uyruklu şahsın yakalandığı belirtildi. Haklarında gerekli araştırma ve işlemler yapılan şahısların İl Göç İdaresi Müdürlüğüne teslim edildiği kaydedildi.

(İhlas Haber Ajansı, 3 Nisan 2018)