Türkiye’de ve dünyada son günlerde göç, göçmen, mülteciler ve sığınmacılar konularında 31 Ocak 2019 tarihinde gündemde öne çıkan başlıklar…

 

Karabük’te Afgan Mülteciler Çalışma İzni İstiyor

Karabük’te mülteci olarak yaşayan 8 Afgan uyruklu ailenin fertleri, kendilerine çalışma izni verilmesini istedi.

Kayabaşı Mahallesi’nde yaşayan 8 Afgan uyruklu ailenin fertleri, vatandaşları Muhammed Kasım’ın evinde bir araya geldi. Mülteci aileler, kendilerine çalışma izni verilmesini istedi. İzinleri olmadığı için iş bulup çalışamadıklarını ve bu yüzden yardıma muhtaç olduklarını söyleyen Muhammed Kasım (29), “Türkiye’den Allah razı olsun. Bizlere ‘Kardeş Afgan halkı’ diyorlar. Burada vatandaş olmak istiyorum. Afganistan’dan çok kötü bir durumda geldik. Orada hayatımızın ne olacağı belli değildi. Türkiye’den memnunum. Afganistan’dan kurtulduk, buraya geldik. Türkiye Müslüman bir ülke. Cumhurbaşkanı Erdoğan sağ olsun bize bakıyor. Çalışma izni konusunda yardım bekliyoruz” dedi.

Afgan uyruklu aile bireylerinden Muhammed Özbek (29), “Çalışma izini olmayınca kimse işe almıyor. Cami cemaati ve komşular yardım ediyor. Günümüz böyle geçiyor” diye konuştu. Necibe Özbek (42) de, “Çalışma izni istiyoruz, başka hiçbir şey istemiyoruz” dedi

(DHA, 31 Ocak 2019)

 

Şanlıurfa’da 150 Bin Okul Çağında Suriyeli Var

Şanlıurfa Valisi Abdullah Erin, kentte 150 bin civarında okul çağında Suriyeli çocuk olduğunu belirterek, “İnşallah önümüzdeki bir yıl içerisinde dışarıda bir tane bile Suriyeli çocuğumuz kalmayacak şekilde okullara devamını sağlamayı hedefliyoruz” dedi.

Şanlıurfa Valisi Abdullah Erin; Haliliye ilçesinde yeniden düzenlenerek Suriyeli yetim kız çocuklarına hizmet veren yurtta düzenlenen programa katıldı. Muhammed Abdülvahit El-Eyyüb Kız Yurdu öğrencileri tarafından karşılanan Vali Erin; Kuveyt’ten gelen yardım kuruluşu temsilcileriyle de bir araya geldi. Öğrencilerin çeşitli gösteriler sunduğu buluşmanın ardından Vali Erin burada kalan çocuklarla uzun süre Arapça konuşarak sohbet etti. Suriyeli kardeşlerine Türkiye ve Şanlıurfa olarak kucak açtıklarını belirten bir konuşma yapan Vali Abdullah Erin; “Bireyler olarak, toplum olarak, millet olarak ve devletler olarak imtihandan geçtiğimizin farkında ve idrakinde olmamız lazım. Bu sınavda biz Türkiye olarak Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi kapılarımızı ve bağrımızı kardeşlerimize sonuna kadar açtık. Bu kardeşlerimiz için yapmamız gereken daha çok şey olduğuna da inanıyoruz. Devletimizin yaptıklarının yanı sıra özellikle İslam ülkelerinin de yardımları var ama bunların içerisinde Kuveyt’i her zaman söylediğimiz gibi ayrı tutuyoruz. Halkıyla, hayır kuruluşlarıyla ve devletiyle bu kardeşlerimizin en fazla yanında olan da yine Kuveyt Devletidir” ifadelerini kullandı.

Okulsuz Bir Suriyeli Kalmayacak

Şanlıurfa’da yaşayan Suriyelilerin tek ihtiyaçlarının barınma ve beslenme ihtiyacı olmadığını anımsatarak konuşmasına devam eden Vali Erin;

“Kardeşlerimizin arasında 150 bin civarında okul çağında çocuğumuzun olduğunu, 200 bine yakın da çalışma çağında bir nüfusun burada yaşadığını ifade ederek buna göre projelere ağırlık verilmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Bu 150 bin çocuğumuzun 80 bininin son iki yılda okula devamını sağladık, yeni okullar yaptık, yeni alanlar açtık ve bu çocuklarımız şu anda Şanlıurfalı çocuklarımızla beraber aynı sınıflarda eğitim öğretim görmeye devam ediyorlar. Geri kalanını da İnşallah önümüzdeki bir yıl içerisinde dışarıda bir tane bile Suriyeli çocuğumuz kalmayacak şekilde okullara devamını sağlamayı hedefliyoruz. Sanayi alanlarında da Suriyeli ve diğer Müslüman ülkelerdeki iş adamlarına yer tahsisleriyle fabrika kurmalarını ve Suriyeli gençlerimizi istihdam etmelerine yönelik teşvikler uyguluyoruz. Ülkelerine huzur geri gelinceye kadar bu kardeşlerimizin Allah’ın bize emaneti olduğunu bilerek onları misafir etmeye de devam edeceğiz ” dedi.

Buluşmada yer alan yardım kuruluşu temsilcileri de fikirlerini dile getirerek Türkiye’nin Suriyeli mazlumlara yaptıklarının çok kıymetli olduğunu, kendilerinin de bu çabaya destek vermeye devam edeceklerini belirttiler.

(DHA, 31 Ocak 2019)

 

Şüpheyle Durdurulan Takside Kaçak Göçmen Yakalandı

Tekirdağ’ın Süleymanpaşa ilçesinde şüphe üzerine durdurulan taksiden 6 kaçak göçmen çıktı. Tekirdağ’ın merkez ilçesi Süleymanpaşa’da uygulama yapan polis ekipleri şüphe üzerine bir ticari taksiyi durdurdu. Araçta, Türkiye’ye yasa dışı yollarla girdiği tespit edilen 1 Afganistan, 5 Pakistan olmak üzere toplam 6 yabancı uyruklu şahıs yakalandı. Şahıslar hakkında adli işlemler başlatılırken aracın bagaj kısmında yapılan aramda ise çanta içerisinde şişme bot ele geçirildi. Araç sürücüsü Ö.A. polis ekipleri tarafından gözaltına alındı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

(İHA, 31 Ocak 2019)

 

2018 Yılında Akdeniz’de 2 bin 275 Mülteci Can Verdi

Akdeniz 2018 yılında mülteciler için adeta bir ölüm denizine dönüştü. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (UNHCR), geçtiğimiz yıl Avrupa’ya ulaşmak isteyen 2 bin 275 mültecinin Akdeniz’de boğularak can verdiğini açıkladı ve Akdeniz’de, geçtiğimiz yıl günde ortalama altı mültecinin yaşamını yitirdiğini kaydetti. UNCHR tarafından hazırlanan ‘Umutsuz Yolculuk’ raporunda, mültecilerin Avrupa’ya ulaşmak için canlarını kaybetme pahasına çıktıkları Akdeniz’deki ölüm yolculuğunun acı bilançosu yayınlandı.

Avrupa’ya Ulaşan Mülteci Sayısı Azaldı

BM raporuna göre, geçtiğimiz yıl Akdeniz’de 2 bin 275 mültecinin can vermesine rağmen Avrupa’ya ulaşmayı başaran mülteci sayısı daha önceki yıllara göre azaldı. Raporda, 2018 yılında Akdeniz’den tekne ve gemilerle Avrupa’ya 139 bin mültecinin ulaştığı, Avrupa’ya ulaşan mültecilerin, 65 bin 400’ünün İspanya, 50 bin 500’ünün Yunanistan, 23 bin 400’ünün de İtalya’ya ulaştığı kaydedildi. BM raporunda binlerce mültecinin Avrupa’ya ulaşmak için, işkence, kaçırılma, tecavüz ve cinsel saldırı gibi insanlık dışı çeşitli saldırılarla karşı karşıya kaldıkları kabus dolu bir yolculuk yaşadığı kaydedildi. Raporda Avrupa’ya ulaşmak için Akdeniz’e açılan her 16 mülteciden birinin yolda yaşamını yitirdiği belirtildi. Avrupa ülkelerinin tüm gelişmişliğine ve sahip oldukları yüksek teknolojiye rağmen mülteci ölümlerini engellemekte yetersiz kaldığı kaydedildi.

“Trajedilere Son Vermek İçin Bölgesel Ve Uluslararası İşbirliği Şart”

Yayınlanan son raporla ilgili bir açıklama yapan BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Filippo Grandi, denizde hayat kurtarmanın ne bir seçim ne de bir siyasi mesele olduğunu belirterek, “Hayat kurtarmak bir zorunluluktur. Yaşanan bu trajedilere son vermek için cesur ve vizyonlu olmak lazım. Trajedilere son vermek için uluslararası ve bölgesel işbirliği şart” diye konuştu. Raporda, geçtiğimiz yıl Avrupa’ya ulaşmak isteyen mültecileri taşıyan teknelerinin, bazı Güney Avrupa ülkelerinden limanlarına yanaşmalarına izin çıkmaması nedeniyle günlerce denizde mahsur kaldığı bu yüzden talihsiz olayların meydana geldiği kaydedildi. Karaya çıkmalarına izin verilmeyen mültecilerin hastalandığı ve çeşitli travmalar yaşadığı belirtildi. Raporda zor durumdaki mültecilere yardım konusunda da çeşitli ihmallerin yaşandığı, gönüllü kurtarma teklerine de yetkililerin çeşitli engellemelerde bulunduğu belirtildi.

Raporda batan teknelerden kurtarılan mültecilerin getirildikleri toplama merkezlerinde çok kötü şartlar altında tutulduğu belirtildi.

(Amerika’nın Sesi, 30 Ocak 2019)

 

47 Göçmen İçin Beş Ülkeden İtalya’ya Yardım Teklifi

İtalya Başbakanı Giuseppe Conte, Sicilya Adası açıklarında günlerdir bekleyen ve 47 göçmeni taşıyan arama kurtarma gemisi SeaWatch’a beş ülkeden yardım talebi geldiğini söyledi. İtalya, yoğun göçmen akışı sebebiyle Haziran ayı sonunda Akdeniz’den gelen düzensiz göçmenlere kıyılarını kapatmıştı. Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki temasları esnasında konuyla ilgili açıklama yapan Başbakan Conte, “Son birkaç saat içerisinde soruna çözüm bulmak için bizimle irtibata geçen Almanya, Fransa, Portekiz, Malta ve Romanya’ya teşekkür ediyoruz” dedi. Hollanda bayrağı taşıyan ve Alman bir sivil yardım kuruluşunun desteğiyle görev yapan “The Sea Watch 3” adlı gemi yaklaşık 1 hafta önce Libya açıklarında bulunan bir bot üzerinde 47 göçmeni kurtararak İtalya kıyılarına getirmişti. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron sorunun geçici bir süreliğine çözülmesi için şimdilik mültecilerin en yakın güvenli limana çekilmesi, daha sonra da hangi ülkelere paylaştırılacağının konuşulması gerektiğini önermişti. Sea Watch 3 adlı arama kurtarma gemisi Ocak ayında iki kez aynı durumla karşılaştı. Bu ayın başında Akdeniz açıklarında kurtarılan göçmenleri taşıyan gemi Malta açıklarında 19 gün bekletildikten sonra an yakın limana yanaşmasına izin verilmişti. Bu olaydan sonra İtalya ve Malta dahil 8 Avrupa Birliği ülkesi Akdeniz’de kurtarılan göçmenlerin ülkelerine kabulü üzerinde anlaşmaya varmıştı. İtalya’da yeni hükümeti oluşturan Lig ve 5 Yıldız Hareketi partileri Haziran ayı sonunda düzensiz göçmen akışını durdurduğunu açıkladı. Göçmenlerle ilgili bu yani uygulama Lig Partisi lideri Matteo Salvini’nin seçim vaatleri arasındaydı.

(Euronews, 30 Ocak 2019)

 

Avrupa’daki Derin Bölünmeler

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nden (UNHCR) gelen yeni rakamlar, Avrupa’nın güney kıyılarına ulaşmaya çalışan insanlar için ölüm oranlarında artış olduğunu göstermektedir. Avrupa Birliği’nde, göçmenlere nasıl tepki verileceği konusunda derin bölünmeler yaşanmaktadır. 2016 yılından bu yana, Avrupa Komisyonu iltica taleplerini işleme koyma ve mülteci statüsü verilenler hakkında yeni düzenlemelerin sağlanması konusunda reform yapmaya çalışıyor. Avrupa Komisyonu’nun ana planının kilit noktası Avrupa Birliği’ne üye olan tüm ülkeler arasında göçmenlerin daha adil bir şekilde paylaştırılmasını sağlamak için bir kota sistemi kurmak ve bu kotaları tam olarak kabul etmeyenler için mali cezalar uygulamaktır. Ancak, Avusturya ve Macaristan’ın da dahil olduğu bazı ülkeler bu uygulamayı kabul etmeyi reddetmiştir. Macaristan Başbakanı Viktor Orban, yılın ilk basın toplantısını, ülkesinin komisyonun bu planına olan muhalefetini vurgulamak için kullanmıştır. Orban, “Macarların bu konudaki tutumları bellidir, sadece kiminle birlikte yaşamak istediğimize karar vermeliyiz. Biz göçmen kotalarını desteklemiyoruz, kalıcı bir göç mekanizması istemiyoruz, göçmen vizelerini de desteklemiyoruz ve her şeyden önce paranın göçmenlere değil, kendi vatandaşlarımıza harcanmasını istiyoruz. ”dedi. Var olan bu anlaşmazlıklar konu hakkında bir siyasi çıkmaz ortaya koymaktadır ve komisyonun bu planının belirsizlik içinde sıkışıp kalmaya devam edeceği anlamına gelmektedir. Avrupa Birliği Komisyonunun Göç, İçişleri ve Vatandaşlıktan Sorumlu Üyesi Dimitris Avramopoulos, ülke liderlerini fikirlerini değiştirme konusunda ikna etmeye çalışacağını söyledi. Avramopulos CNN’e yaptığı açıklamada, “Göçmen konusu şu anda Avrupa’yı bölen çok büyük bir siyasi mesele haline geldi ve bizim rolümüz bu çelişkili unsurları bir araya getirerek uyum ortamı yaratmaktır. Size şunu söyleyebilirim ki bu kolay bir iş değil. Bu, Avrupa’nın geleceğinin belirlenmesi konusunda da etkili olacak önemli bir düellodur.” dedi. “Popülistler göç meselesini kullanarak bizi doğru şeyi yapmadığımıza inandırmaya çalışıyorlar.” diye belirtti. Ayrıca Avramopulos, Mayıs ayında yapılacak, siyasi manzarayı yeniden şekillendirebilecek ve dengeyi göçmenlik karşıtı üyelerin lehine döndürebilecek olan Avrupa Parlamentosu seçimlerinden önce göçmen sorunuyla ilgili bir plan doğrultusunda anlaşmaya varılması gerektiğini söyledi.

(CNN International, 30 Ocak 2019)

 

‘Salvini Kararnamesi’: İtalya’da Sınır Dışı Edilme Riskiyle Yüz Yüze Olan Nijeryalı Göçmen İntihar Etti

İtalya’da insani koruma statüsünün iptali nedeniyle sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya kalan Nijeryalı bir göçmen intihar etti.

25 yaşındaki Prince Jerry’nin 28 Ocak’ta Tortona kasabasında bir trenin önüne atlayarak yaşamına son verdiği açıklandı.

İntihar haberi, göçmen vakfı Migrantes’te görevli din adamı Monsenyör Giacomo Martino’nun cemaate yolladığı mesajın sosyal medyada paylaşılmasıyla duyuldu.

Monsenyör Martina mesajında, “Prince Jerry, yeni kararname ile iptal edilen insani koruma iznine sahip olamayacağını öğrendikten sonra, kendisini bir trenin altına atarak canına kıydı” dedi.

İtalyan basını, Haziran 2016’da deniz yoluyla İtalya’ya gelen Prince Jerry’nin sığınma başvurusunda bulunduğunu, bu talebinin reddedildiğini, “Salvini Kararnamesi”yle insani koruma statüsünden faydalanma şansını yitirdiğini yazdı.

Ülkede tartışmalı son güvenlik kararnamesi; aşırı sağcı ve göç karşıtı Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Matteo Salvini’nin adıyla “Salvini Kararnamesi” olarak anılıyor.

Kararname ile iptal edilen insani koruma statüsü, mülteci olarak tanınmayanların da ülkelerinde şiddet ya da açlıkla karşı karşıya kalabilecekleri gerekçesiyle sınır dışı edilmelerini önlüyordu.

“Salvini Kararnamesi” öncesi, İtalya’dan sığınma isteyenlerin yüzde 25’ine bu statünün verildiği belirtiliyor.

Salvini: Güvenlik Artacak

Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Matteo Salvini, bu düzenlemeyle ülkede “güvenliğin artacağını” iddia ediyor. Kararnameye karşı çıkanlarsa insani koruma statüsünün iptal edilmesiyle çok sayıda göçmenin “yasa dışı” duruma düşeceğini ve dolayısıyla güvenlik açısından da zararlı çıkılacağını savunuyor.

Parlamento’nun Kasım ayında onayladığı kararname, Avrupa Konseyi tarafından geçen hafta yayımlanan bir raporda eleştirilmişti.

Prince Jerry’nin intiharı üzerine de kararnameye tepkiler yeniden artmaya başladı. Göçmen haklarını savunmasıyla tanınan din adamı Peder Alex Zanotelli, Prince Jerry’nin ölümünü “devlet cinayeti” diye tanımladı ve “Salvini kararnamesi yalnızca güvenlik açığı doğurmuyor, ölümlere de neden oluyor” dedi.

Sol cephede yer alan işçi sendikası Cgil de “Bu vaka, insanlık dışı güvenlik kararnamesinin doğrudan sonucudur” diye tepki gösterdi.

(BBC Türkçe, 31 Ocak 2019)

 

Mülteci Şantajı

PKK ve DEAŞ arasındaki tiyatronun son perdesi Deyrizor’a bağlı Hecin’de sahneye konuldu. DEAŞ, 2 yıldır elinde tuttuğu bölgeleri PKK’ya devrederken 20 günde 25 binden fazla sivil bölgeden uzaklaştırıldı. Deyrizorlu hukukçu Kays el-Amani, mülteci durumuna düşen insanlara, “Fırat Kalkanı bölgesi ya da Türkiye’ye gidin” diye baskı yapıldığını söyledi. DEAŞ ve PKK arasında 2015 yılında başlayan tiyatronun son perdesi Hecin bölgesinde sahnelendi. Terör örgütü DEAŞ, Deyrizor bölgesinde 2 yılı aşkın süredir elinde tuttuğu bölgeleri PKK’ya devrederken 20 günde 25 binden fazla sivil de bölgeden uzaklaştırıldı. Yeni Şafak’ın konuştuğu Deyrizorlu hukukçu-aktivist Kays el-Amani, “DEAŞ’ tan alınan bölgeler boşaltılıyor. İnsanlar zorla evlerinden, köylerinden koparılıyor. PKK’nın DEAŞ’ tan devraldığı 4 bin kilometrekarelik alanın tamamına yakını insansızlaştırıldı” dedi. Amani, bölgeden çıkarılan insanlara “Fırat Kalkanı bölgesi ya da Türkiye’ye gidin” şeklinde baskı yapıldığını ve mülteci durumuna düşürülen Suriye halkının Türkiye’ye karşı şantaj aracı olarak kullanıldığını söyledi.

Bir Yılda 290 Bin Kişi

Deyrizor’dan son dönemde sürgün yiyen 1760 ailenin arazi ve evlerine sahte işlemlerle el konuldu. Bizim tespitlerimiz dışındaki birçok tapu da hızla el değiştiriyor. Bu konuda PKK ve Esed yönetimi işbirliği halinde. Sahte imzalarla devredilen arazi ve evler PKK üyeleriyle ve İran destekli Şii milisler arasında paylaştırılıyor. Rakka, Haseke ve Deyrizor genelinde 8 mülteci kampı var. Ayn İsa-Hol, Tuveyhina, Mişleb, Sahel, Haşeb, Tuvamiyye, Suvvar ve Zaman halen açık durumdaki kamplar. Buralarda koşullar çok kötü. PKK bölgesindeki kamplarda şu an 10 bin 150 ailenin bulunduğunu sanıyoruz.”

Deyrizor Hayalet Kent

“PKK-DEAŞ danışıklı dövüş sürecinde sürgün edilen insan sayısı Haseke, Deyrizor ve Rakka’da nüfusun yüzde 65’ini geçti. Bu oran 4 milyon kişiden fazlası demek. Yurtlarından çıkarılan insanların tamamına yakını İdlib, Fırat Kalkanı bölgeleri ve Türkiye’ye geçti. Esed’in 2013 yılı ortalarında başlattığı sivilleri Türkiye’ye baskı amaçlı kullanma politikası ABD destekli PKK tarafından aynı şekilde tatbik ediliyor. Deyrizor’un savaş öncesi nüfusu 1 milyon 700 bin idi. Şu an hem rejimin girdiği noktalarda hem de PKK işgalinde olan bölgelerde yaşayan insan sayısı 130 bin. Ancak başta Ayn Ali olmak üzere Deyrizor ve Meyadin bölgelerinde 60’tan fazla cami ‘Hüseyniye’ye dönüştürüldü.”

Camiler Şiileştirildi

“Camilerde görevli imamlara Cuma hutbelerinde ‘Ali Hamaney ve İran devletine dua etmeleri’ yönünde baskı yapılıyor. İran, geleneksel işgal anlayışıyla hutbelerde kendi imamının isminin zikredilmesini şart koşuyor. Halk sırf bu sebeple cuma namazlarına gitmiyor. Ezanın da Şii usule göre okunması için imamlara baskı yapılıyor. Rejim ve İranlılar, ‘Eşhedu Enne Muhammeden Resulullah’tan sonra ‘Eşhedu Enne Aliyyun Veliyyullah’ ve ‘Hayyalel Felah’tan’ sonra ‘Hayyale Hayrul Amel’ ifadelerini zorunlu hale getirdiler. Hutbelerde 4 halife ile birlikte Hamaney’i zikretmeyen 7 imam hapse atıldı. Birçok mahalleye Esed için savaşan ve farklı ülkelere mensup militan aileleri yerleştirildi.”

(Yeni Şafak, 31 Ocak 2019)

 

Suriye’nin Kuzeydoğusunda Sığınmacı Çocuklar Açlık ve Soğuktan Ölüyor

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Suriye’nin kuzeydoğusundaki sığınmacı kampında, yeni doğanlar da dahil olmak üzere çok sayıda çocuğun hayatını kaybettiğini açıkladı.

‘Suriye’nin Türkiye Sınırındaki Sığınmacılar Felaket Durumda’

Suriye’nin kuzeydoğusunda bulunan El Hol Kampı’na, son 8 haftada Deyr ez-Zor’daki çatışmalardan kaçan 23 bin kişinin geldiğinin bildirildiği açıklamada, kampta kapasitenin çok üzerinde sığınmacı toplandığı ve durumun kritik noktaya ulaştığı kaydedildi.

Halihazırda El Hol’da, çoğunlukla kadın ve çocuk 33 bin sığınmacının bulunduğu ifade edilirken, kampta yer olmadığı için birçok sığınmacının, aşırı soğuklara rağmen birkaç gece boyunca açık havada çadırsız, battaniyesiz ve ısıtma olmadan uyumak zorunda kaldığı belirtildi.

Ayrıca kampa ulaşanların yetersiz beslenmenin de etkisiyle yorgun ve bitkin halde oldukları aktarıldı.

‘Son 2 Ayda 29 Çocuk Hayatını Kaybetti’

Açıklamada kötü koşullardan dolayı, sadece son 2 ayda çoğu donmaktan olmak üzere en az 29 çocuğun hayatını kaybettiği vurgulandı.

Halihazırda çok kötü durumda olan çocuklar El-Haseke’deki hastanelere yönlendiriliyor.

DSÖ, kampa erişimlerinin bürokratik engeller ile güvenlik kısıtlamaları nedeniyle engellendiğine de dikkat çekiyor. Açıklamada, kampa engelsiz erişimin sağlanması çağrısı yapıldı.

(Sputnik, 31 Ocak 2019)

 

Suriyeli Çocuklar Bugünü Nasıl Hatırlayacak? Dehşetle Mi? Yoksa Minnetle Mi?

Zaatari Kampı, Ürdün’deki en büyük mülteci kampı. Suriye Savaşı 400 bin kişinin hayatını kaybetmesine neden olurken, milyonlarca kişiyi de göç etmek zorunda bıraktı. Ülkelerinden kaçan yarım milyon Suriyelinin yolu Zaatari Kampı’ndan geçti. Binlercesi hala burada yaşıyor.

Zaatari Kampı’nı evi bilen Suriyelilerin yarısından fazlası ise çocuk. 10 binin üzerinde çocuk bu kampta doğdu. Ne yazık ki insani krizin ortasında geçekleşen bu doğumlar sıklıkla ölümü peşinden sürüklüyor.

Suriyeli çocuklar ya çatışmaların ortasında büyüyor ya da yoksulluk içinde mülteci kamplarında… Bu tür uzun süreli stres ve travmalara maruz kalmak insan beyninde kalıcı değişimlere neden olabiliyor. Uluslararası sivil toplum örgütleri uzun süredir bu durumun tüm bir neslin gelişiminde kalıcı etkiler bırakabileceği hususunda uyarılarda bulunuyor.

UNİCEF, Zaatari Kampı’ndaki mülteci çocukların sağlıklı gelişimlerini tamamlayabilmesi için yerel sivil toplum örgütleriyle bir araya gelerek kampta çocuklar için güvenli alanlar oluşturdu. Çocukların zorluklara göğüs gerecek savunma mekanizmaları geliştirmesini hedefleyen gönüllüler burada ders programı dışında kalan aktivitelere yoğunlaşıyor.

UNICEF gönüllülerinden Hüseyin El Kasım çocukların bu aktiviteler sayesinde uyum sağlama kabiliyetlerini geliştirdiklerini ifade ediyor. “Uzun vadede başlarına her ne gelirse gelsin, çözüm bulmayı öğreniyorlar.” diyor El Kasım.

Dünya genelinde de mültecilerin yarısından fazlası çocuk. Yani 18 yaşından küçük 13 milyonun üzerinde birey en temel insan haklarından mahrum. Silahlar sustuktan sonra bu çocuklara kendilerini ifade etme fırsatı verilecek mi? Peki o zaman bize ne söyleyecekler? Hangi hikayeleri anlatacaklar? Bu bir yardım çağrısı mı olacak? Yoksa mutlu sonla biten bir hikaye mi?

(Euronews, 31 Ocak 2019)

 

UNRWA Filistinli Mültecilere Hizmete Devam Edecek

UNRWA, Lübnan ve Suriye direktörleri, kurumun Filistinli mültecilere yönelik hizmetlerine devam edeceğini belirtti.

Birleşmiş Milletler (BM) Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşunun (UNRWA) Lübnan Direktörü Claudio Cordone, başkent Beyrut’ta düzenlediği basın toplantısında, Filistin meselesine adil bir çözüm bulununcaya kadar BM’nin kuruluşa yüklediği Filistinli mültecilere yardım görevine devam edileceğini söyledi.

UNRWA’nın 2018 düzeyindeki hizmetlerine devam edebilmesi için 2019’da 1,2 milyar dolara ihtiyacı olduğunu belirten Cordone, ABD’nin kuruma yardımlarını kesmesi neticesi yaşanan büyük mali krizin aşılmasında donör ülkelerin sunduğu yardımın katkısı olduğunu ifade etti.

Cordone, Lübnan’daki Filistinli mültecilere ve yaklaşık 37 bin öğrenciye hizmete, Bared Nehri Mülteci Kampı’nın yeniden yapılandırılmasına ve Suriye’den gelen Filistinli mültecilere mali destek sunmaya devam ettiklerini kaydetti.

UNRWA’nın Suriye Direktörü Michael-Ebye Amanya da Suriye’deki Filistinlilerin sıkıntılarını hafifletmek için çalışmaya devam ettiklerini vurguladı.

Kurumun, Suriye’nin başkenti Şam’da bulunan Yermuk Mülteci Kampı’ndaki 18 binasının tamamen, 5 binasının da kısmen zarar gördüğüne değinen Amanya, Suriye topraklarında yaklaşık 438 bin Filistinli mültecinin olduğunu, 120 bininin ise göç ettiğini söyledi.

Birleşmiş Milletler (BM) Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu (UNRWA), önceki gün Ortadoğu’daki 5,4 milyon Filistinli mültecinin “temel hizmetleri ve hayat kurtarıcı insani ihtiyaçlarının” karşılanması için 1,2 milyar dolar yardım çağrısında bulunmuştu.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, 31 Ağustos 2018’de yaptığı açıklamada, Washington yönetiminin UNRWA’ya mali yardımları tamamen durdurma kararı aldığını bildirmişti.

(Milliyet, 31 Ocak 2019)