Türkiye’de ve dünyada son günlerde göç, göçmen, mülteciler ve sığınmacılar konularında 30 Ocak 2019 tarihinde gündemde öne çıkan başlıklar…

 

Sınır Kentlerindeki Türklerin Yüzde 77’si Suriyelileri İstemiyor

Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi’nin raporuna göre, sınır kentlerinde yaşayan Suriyelilerin neredeyse yüzde 80’i Türkiye’de kendini güvende hissediyor. Ancak aynı kentlerdeki Türklerin yüzde 83’ü “Suriyeliler güvenlik seviyesini düşürdü” diyor, yüzde 77’si ise onları ülkesinde istemiyor.

Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi sınır kentleri Gaziantep, Şanlıurfa ve Kilis’te yaptığı araştırmalar sonucunda ‘Sınır Kentlerinde Mülteciler ve Yerleşik Halk Arasındaki İlişki, Uyum ve Kabul Problemleri Araştırma Raporu’ isimli bir rapor yayınladı. 300 Türk vatandaşı ve 120 mülteciyle yapılan araştırmaya göre, Suriyeli göçmenlerin yüzde 76.5’i Türkiye’de kendilerini güvende hissederken, bu kentlerde yaşayan Türklerin yüzde 83’ü göçmenlerin kentlere gelişinden sonra “güvenlik seviyesinde bir düşüş oldu” diyor.

Rapora göre sınır kentlerinde yaşayan Türklerin yüzde 71’i “Suriyeli göçünden sonra toplumda kargaşa ve huzursuzluk oluşmuş, işsizlik artmış, kültürel dokuya zarar verilmiş durumda” değerlendirmesinde bulunuyor. Türklerin yüzde 43’ü aynı binada Suriyeli komşu istemiyor.

Araştırmanın bir diğer çarpıcı sonucuna göre ise, Suriye’den gelen göçmenlerin yüzde 44’ü Suriye’ye dönmek istemezken Türkiye vatandaşlarının yüzde 77’si Suriyeli göçmenlerin kendi ülkelerine dönmesinden yana.

Türklere Göre Devlet Suriyelilere Pozitif Ayrımcılık Yapıyor

Araştırmaya göre, sınır kentlerinde yaşayan Türkler, devlet kurumlarının Türk vatandaşlarıyla Suriyeli göçmenlere yaklaşımı arasında fark olduğu görüşünde. Araştırmaya katılan Türk vatandaşlarının yüzde 76’sı Suriyelilere daha çok destek, sosyo-ekonomik yardım, sağlık ve eğitim hizmeti verilerek pozitif ayrımcılık yapıldığını söylüyor. Öte yandan Suriyeli göçmenlerinin yüzde 65’i de hükümetin veya devletin temel ihtiyaçlarını karşıladığına inanıyor. Suriyelilerin yüzde 15’i ise “ayrımcılık, dışlanma” gibi olumsuz bir durumla karşılaştığını aktarıyor.

Suriyelilerin Yüzde 40’ı İşsiz, En Fazla Geliri Olan İse 1000 Lira Kazanıyor

Suriyelilerin Türkiye’de yaşadığı sorunlara da değinen araştırmaya göre, Suriyelilerin Türkiye’deki en büyük sorunu işsizlik. Rapora göre, Suriye’den göç edenlerin yüzde 40’ı işsiz durumda. Bir iş sahibi olanların ise yüzde 29’unun hane aylık geliri 501-1000 lira arasında.

Suriyelilerin Tek Beklentisi ‘Dışlanmamak’

Suriyeli göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı şehirlerde Türklerin Suriyelilerle ilişkileri ise büyük oranda “olumsuz”. Türklerin yüzde 27’si Suriyeli göçmenlere ‘hiç karışmıyorum, uzak duruyorum’, yüzde 19’u ‘huzursuzluk ve kargaşa getirdiklerini düşünüyorum’, yüzde 17’si ‘hakkımız olan olanaklara Suriyelilerin sahip olduğunu düşünüyorum’, yüzde 16’sı ise ‘kötü ekonomik durumun sorumlusu Suriyeliler’ dedi. Yani Türklerin yüzde 79’unun Suriyelilere yönelik tutumu olumsuzken; yalnızca yüzde 21’lik kesim Suriyelilere olumlu bakıyor. Öte yandan, Suriyelilerin yüzde 71’i aynı kentte yaşadıkları Türklerden herhangi bir talebi olmadığına işaret ediyor. Talebi olanların ise en büyük isteği “dışlanmamak” ve “beraber kardeşçe yaşamak”.

(Sputnik Türkiye, 29 Ocak 2019)

 

Göçmen Taşıyan İki Tekne Cibuti Açıklarında Battı: 130’dan Fazla Kayıp

Cibuti açıklarında göçmen taşıyan iki tekne alabora oldu, arama çalışmalarında 3 kişi kurtarılırken, 5 kişinin de cesedi bulundu. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin açıklamasına göre teknelerin taşıdığı Afrika kökenli 130’dan fazla göçmenin hayatını kaybetmiş olmasından endişe ediliyor.

Uluslararası Göç Örgütü (IOM), yolcu kapasitesinin çok üzerinde göçmen taşıyan teknelerin Yemen’e doğru ilerlediğini belirtti. Savaşın sürdüğü Yemen, Körfez ülkelerinde daha iyi hayat kurmak isteyen Afrikalı göçmenlerin ilk duraklarından biri olarak biliniyor.

Kurtarılanlardan birinin 18 yaşında olduğunu açıklayan IOM, ilk teknede 130 kişinin bulunduğunu ancak ikinci tekneyle ilgili herhangi bir bilgiye ulaşılamadığını aktardı.

(Euronews Türkçe, 30 Ocak 2019)

 

İsrail Askerleri Suriye’de Bir Sığınmacı Kampına Baskın Düzenledi

İsrail askerleri Suriye’nin Kuneytra ilindeki bir sığınmacı kampına baskın yaptı – Askerler, aramak üzere girdikleri evde bir sivilin silahlı direnişiyle karşılaştı – Bunun üzerine kampta rastgele ateş açan İsrail askerleri, direnen kişiyi öldürdü, 5 sivili yaraladı – İsrail ordusu askerlerinden ölen ya da yaralanan olmadığını duyurdu

İsrail askerleri, Suriye’de baskın düzenledikleri bir kampta silahlı direnişle karşılaşmaları üzerine ateş açarak 1 kişiyi öldürdü, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 5 sivili yaraladı.

Yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre, Suriye’de, sınıra yakın Kuneytra ilinin Cebete el Haşab beldesindeki bir sığınmacı kampına 15 civarında İsrail askeri baskın yaptı.

Bir evi basan askerlerin, içerideki silahlı bir kişinin tepkisiyle karşılaşması üzerine çatışma çıktı.

Direnen kişiyi öldüren askerler, kampta rastgele ateş açarak aralarında kadın ve çocukların da olduğu 5 sivili yaraladı.

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, “Suriye sınırında izole edilmiş bir yerleşim bölgesinde bulunan İsrail askerlerinin üzerine ateş açıldı.” ifadesini kullandı.

İsrail askerlerinin ateşe karşılık verdiğini belirten Adraee, askerlerden ölen ya da yaralanan olmadığını duyurdu ancak ölen ve yaralanan sivillere değinmedi.

İsrail, pazartesi günü Suriye topraklarında İran Devrim Muhafızları’na bağlı özel güç Feylak el-Kudüs’e ait hedeflere hava saldırısı düzenlemişti.

Başbakan Binyamin Netanyahu da geçen hafta, İsrail ordusunun Şam’da aralarında İran’a ait silah depolarının da bulunduğu “İran’a ve Hizbullah’a ait” noktaların vurulduğunu, İsrail’in daha önce de benzer saldırılar düzenlediğini ifade etmişti.

(Mynet, 30 Ocak 2019)

 

Ankara’da Suriyeli Ailenin Evinde Yangın!

Ankara’da Suriyeli ailenin evinde sobadan çıkan yangında, 7’si çocuk 9 kişi dumandan etkilendi. Polis yangınla ilgili inceleme başlattı.

Yangın, akşam saatlerinde Ankara’nın Altındağ ilçesinde üzerinde meydana geldi. 2 katlı evin giriş katında oturan 9 kişilik Suriyeli ailenin evinde, iddiaya göre sobadan çıkan alevler bir anda evi sardı. Suriyeli aile tüm çabalarına rağmen yangını söndüremedi. Bu sırada dumandan etkilenen aile fertleri, kendilerini dışarı attı. Komşuların ihbarı üzerine olay yerine polis, sağlık ve itfaiye ekipleri sevk edildi. İtfaiye, yangına müdahale ederek söndürürken, polis ekipleri çevrede güvenlik önlemi aldı.

Sağlık ekipleri, dumandan etkilenen baba Wadullah Fathı Hadı, anne ve 4 çocuğuna olay yerindeki ambulanslarda müdahale ederken, 3 çocuk ise Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılarak tedaviye alındı.

Polis yangınla ilgili inceleme başlattı.

(Haber Türk, 30 Ocak 2019)

 

Anlaşmasız Brexit Halinde İngiliz Vatandaşı Olmayan Herkes Yeni Oturum Başvurusu Yapacak

İngiliz Parlamentosu hükümetin Brexit sonrası için hazırladığı göçmen düzenlemesini onayladı.

28 Ocak akşamı oylanarak kabul edilen düzenleme AB üyeliğinden ayrıldıktan sonra İngiltere’nin bağımsız bir göçmen politikası olmasını öngörüyor.

Üzerinde tartışmalar olan düzenleme 297’e karşı 234 oy ile parlamentodan geçer geçmez İngiltere İçişleri Bakanlığı Brexit’in anlaşmasız olarak gerçekleşmesi halinde serbest seyahatin hemen sona erdirileceğini duyurdu.

Kısa süreli bir geçiş dönemi boyunca AB ülkeleri ve İsviçre vatandaşları ve onların aileleri İngiltere’yi ziyaret edebilecek, çalışmaya ve eğitimlerine devam edebilecekler ancak üç ay sonra İngiliz vatandaşı olmayan herkesin gerekli izinlere başvurması istenecek.

Üç yılı aşan süreler içinse AB vatandaşları yeteneğe dayalı yeni göçmen sistemi çerçevesinde oturma ve çalışma iznine başvurmak durumunda olacak. Bu yeni sistem de 2021’den itibaren işletilecek

İngiltere Göç Bakanı Caroline Nokes göçmenlerin ülke ekonomisine ve toplumuna çok önemli katkılarda bulunduğunu ifade ederek bundan sonra da bu katkının devam etmesi için hükümetin farklı sektörlerle yeni düzenlemelere ilişkin görüşmeler gerçekleştireceğini açıkladı.

(Euronews Türkçe, 29 Ocak 2019)

 

8 Bin Nüfuslu Mahallenin Üçte İkisi Suriyeli

Ankara’nın Altındağ ilçesindeki Önder Mahallesi’nde 8 bin nüfusun yaklaşık üçte ikisini Suriyeliler oluşturuyor. Caddelerinde çok sayıda Arapça levhalı dükkan bulunan mahalle, ‘Küçük Halep’ olarak adlandırılıyor. Berber Rüştü Baysa, mahallede Suriyelilerin çoğunlukta olduğunu belirterek, “İnsanlar dolmuşa binerken bile ‘Halep’ten geçiyor mu?’ diye soruyorlar” dedi.

2007 yılında 10 bin civarında Türk nüfusa sahip Önder Mahallesi, 11 yılda Suriyeli mültecilerin yoğunlukta yaşadığı yerleşim yerine dönüştü. Suriyelilerin sayısı arttıkça mahallede yaşayan Türk nüfus azaldı. 2018 yılında, toplam 8 bin nüfusun yaklaşık üçte ikisini Suriyelilerin oluşturduğu belirlendi. Mahallede Suriyeli esnaf sayısı da Suriyeli nüfus ile birlikte arttı. Caddeler, Arapça levhalı iş yerleri ile doldu. Mahallenin ana caddesi Selçuk Caddesi’nde bakkaldan berbere, dönerciye ve kasap dükkanına kadar her yerde Arapça levha ve yazılar göze çarpıyor.

6 Bin Civarında Suriyeli

Önder Merkez Camii İmamı Kadri Sav, mahallede 6 bin civarında Suriyeli olduğunu söyleyerek, “Mahallemizde konutlar genelde eski yapı. Hem yapılaşma eski olduğu için hem de Suriyeli nüfus arttıkça Türk nüfus göç etti. Eğer Türk oturuyorsa, o da durumu iyi olmadığından, başka yere gidemediğinden oturuyordur” dedi.

‘Cemaatin Çoğu Suriyeli’

Eski evlerde Suriyelilerin çoğunlukta olduğunu anlatan Sav, mahallede genelde Halep’ten gelenlerin bulunduğunu belirterek, şöyle konuştu:

“Dükkanlardan tutun, berberlerden tutun bütün iş yerleri Suriyelilerin elinde. Mahallenin üçte ikisi Suriyelilerden. Yaz Kuran kursu derslerinde Türk çocukları bulup 15 kişi bir sınıf oluşturarak ders verme imkanımız bulunmadığından, yan camilerde Türk çocukların fazla olduğu camilerde ders verdik. Bu camide Suriyelilere ders veriliyor. 250 üzerinde erkek, bir o kadar da kız çocuğumuz burada Kuran dersleri, hadis ve akide dersleri alıyor. Bizim cami cemaatimizde de Suriyeliler Türklerden daha fazladır. Öğle namazında cemaatimiz yaklaşık 50 kişiydi, bunların ortalama 35 kişisi Suriyeliydi. Genelde Suriye’nin Halep şehrinden gelenler bu mahallede oturuyor. Bundan dolayı bizim bu mahalleye ‘Küçük Halep’ deniliyor.”

 ‘Küçük Halep’

Berber Rüştü Baysa da mahalleye ‘Küçük Halep’ denildiğini belirterek, “İnsanlar dolmuşa binerken bile ‘Halep’ten geçiyor mu?’ diye soruyorlar. Devletten beklentimiz bize ne hak tanınıyorsa onlara da o haklar tanınsın” dedi.

‘Suriyeliler Memnun’

Mahallenin Suriyeli berberi Hüseyin Haceri ise Halep’ten geldiğini söyleyerek, “7 yıldır Türkiye’de yaşıyorum. Türkiye’den çok memnunum. Bu mahallede genelde Suriyeli nüfus var. Türkçeyi Halep’te öğrendim. Orada çok Türkmen vardı. Savaştan sonra belki Türkiye’de kalırım” diye konuştu.

Suriyeli marketçi Ali Bozo da “5 yıldır Türkiye’deyim ve bu mahallede yaşıyorum. Halep’ten direkt buraya geldim. 1,5 yıldır bu dükkanı işletiyorum. Savaştan sonra dönmeyi düşünüyorum, insanın vatanı gibi yok” dedi.

(Sözcü, 29 Ocak 2019)

 

47 Göçmen İçin Beş Ülkeden İtalya’ya Yardım Teklifi

İtalya Başbakanı Giuseppe Conte Sicilya Adası açıklarında günlerdir bekleyen ve 47 göçmeni taşıyan arama kurtarma gemisi Sea Watch’a beş ülkeden yardım talebi geldiğini söyledi.

İtalya, yoğun göçmen akışı sebebiyle Haziran ayı sonunda Akdeniz’den gelen düzensiz göçmenlere kıyılarını kapatmıştı.

Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki temasları esnasında konuyla ilgili açıklama yapan Başbakan Conte, “Son birkaç saat içerisinde soruna çözüm bulmak için bizimle irtibata geçen Almanya, Fransa, Portekiz, Malta ve Romanya’ya teşekkür ediyoruz” diye konuştu.

Hollanda bayrağı taşıyan ve Alman bir sivil yardım kuruluşunun desteğiyle görev yapan The Sea Watch 3 adlı gemi yaklaşık 1 hafta önce Libya açıklarında bulunan bir bot üzerinde 47 göçmeni kurtararak İtalya kıyılarına getirmişti. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron sorunun geçici bir süreliğine çözülmesi için şimdilik mültecilerin en yakın güvenli limana çekilmesi, daha sonra da hangi ülkelere paylaştırılacağının konuşulması gerektiğini önermişti.

Sea Watch 3 adlı arama kurtarma gemisi bu ay ikinci kez aynı durumla karşılaştı. Ocak ayı başında Akdeniz açıklarında kurtarılan göçmenleri taşıyan gemi Malta açıklarında 19 gün bekletildikten sonra an yakın limana yanaşmasına izin verilmişti. Bu olaydan sonra İtalya ve Malta dahil 8 Avrupa Birliği ülkesi Akdeniz’de kurtarılan göçmenlerin ülkelerine kabulü üzerinde anlaşmaya varmıştı.

İtalya’da yeni hükümeti oluşturan Lig ve 5 Yıldız Hareketi partileri Haziran ayı sonunda düzensiz göçmen akışını durdurduğunu açıkladı. Göçmenlerle ilgili bu yani uygulama Lig Partisi lideri Matteo Salvini’nin seçim vaatleri arasındaydı.

(Euronews Türkçe, 30 Ocak 2019)

 

Suriyeliler İktidarla Muhalefeti Birleştirdi

31 Mart seçimleri öncesinde Suriyeliler yine odak noktasında. İktidar ve muhalefet “Suriyeli seçmen” tartışması üzerinden puan toplamaya çalışırken uzmanlara göre her iki tarafın söylemi de büyük tehlike barındırıyor.

Suriye’deki iç savaştan kaçmaya başladıkları 2011’den beri en çok Türkiye’ye sığındılar. Bugün Türkiye’de 3 milyon 632 bin 622 Suriyeli var. Her seçim döneminde siyasetin temel tartışma konusu olan Suriyeliler, 31 Mart yerel seçimi öncesinde de yine gündemde.

İktidar ve muhalefeti 31 Mart öncesi karşı karşıya getiren tartışma aslında iktidar cephesinin Suriyeli seçmenler konusunda açıklama yapmasıyla başladı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 79 bin 820 Suriyelinin Türk vatandaşı olduğunu, içlerinden reşit olmayanlar çıkarıldığında geri kalan 53 bin 99 Türk vatandaşı Suriyelinin oy kullanacağını açıkladı. Soylu’nun bu açıklamayı yaparken “Sokakta gördüğünüz her Suriyeli oy kullanamayacak” ifadesini kullanması da dikkat çekti.

“Sahte seçmen” iddiaları yüzünden iktidarla karşı karşıya olan muhalefet cephesi de, iktidardan gelen “Suriyeli seçmenler” açıklamasını neredeyse bir fırsat bildi. CHP’li Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, Twitter adresinden Hatay’daki Suriyeli sayısının arttığı mesajını verirken Suriyelilerin 10 sene sonra Hatay belediye başkanlığını bile alabileceklerini dile getirdi. İktidarın, “nefret suçu” işlemekle suçladığı Savaş hakkında soruşturma açılsa da Savaş, AKP’nin “sahte seçmen”lerin yanı sıra “Suriyeli seçmenler” aracılığıyla da oy kullanacağını söylemeye devam ediyor.

Dedikodu ve Sansasyondan Geçilmiyor

Peki, Türkiye’deki Suriyeliler neden her seçim döneminde tartışma konusu oluyor, siyasetçilerin söylemlerindeki temel sorun ne?

Türk-Alman Üniversitesi Göç ve Uyum Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Murat Erdoğan, iktidarın da, muhalefetin de söyleminin “tehlikeli” olduğuna dikkat çekiyor. İktidarın en büyük eksiğinin “Suriyeli mülteciler konusunda sağlıklı bir iletişim stratejisi oluşturamamak” olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Medyada da çeşitliliğe son verildi. Geriye sadece sosyal medya kaldı. Orada da dedikodu ve sansasyondan geçilmiyor” tespitinde bulunuyor.

Erdoğan’a göre AKP’nin başından beri Suriyeliler konusundaki söyleminde ciddi sorunlar var. Erdoğan, başlarda “misafirimizsiniz, kapılarımız size açık” diyen AKP’li yetkililerin, Suriye’de askeri operasyonlar ilerledikçe ve Türk toplumunda Suriyeliler konusunda “rahatsızlıklar” başlayınca “Temelli burada kalacak halleri yok. Evlerine geri gidecekler” söylemi benimsediğine dikkat çekiyor. İktidarın son dönemde sürekli evlerine dönen Suriyeliler konusunda rakamlar açıkladığını ancak bu rakamların Türk halkında ve Suriyeli sığınmacılarda bir etki yaratmadığını belirten Murat Erdoğan, yaptıkları son saha araştırmalarının da Suriyeli sığınmacılardaki tedirginliğin arttığını gösterdiğini anlatıyor. Erdoğan, “Suriyeliler geri dönmekten çok Türk halkıyla birlikte uyum içinde yaşamak istiyor. Neden iktidar bunu Türk halkına açıkça söyleyemiyor. Neden siyaset önde gidiyor?” diye soruyor.

Neden Belediye Başkanı Olamasınlar?

“Ulan, şaka maka Suriyeliler hiç savaşmadan ülkemizi fethetti”, “İşte durum bu –Güzelim Kilis hırsız cennetine dönmüş- ”, “Kilis artık bizim değil. Reyhanlı’daki Suriyeli sayısı ilçe nüfusunu yakaladı” mesajları İyi Partili sağcı milletvekillerince Twitter adreslerinden paylaşıldı.

Prof. Erdoğan, iktidarın söylemi kadar muhalefetin söylemlerini de “tehlikeli ve yanlış” buluyor. “Toplumdaki hassasiyeti sömürüyorlar. Tipik sağcı söylemlerle halktan oy toplamaya çalışıyorlar. İktidarın politikaları böyle eleştirilmez. İktidar da, muhalefet de toplumu ayrıştırıyor” diyen Erdoğan, Türklerin Almanya ve Hollanda gibi ülkelerde belediye başkanı olabildiği gibi Suriyelilerin de Türkiye’de aynı görevi yapabileceğini söylüyor.

Siyasetçilerdeki “nefret söyleminin Türk halkı arasında çok yaygınlaşmadığını ve bunun sevindirici olduğunu belirten Erdoğan, “Çünkü Türkiye’de Suriyelilerin karıştığı suç oranı hep düşük kaldı. Ülkede işsizlik artıyor ama bu artışta Suriyelilerin payı çok az. İnsanlar Suriyelilere –gidin- demekle yetiniyor o kadar” tespiti yapıyor.

Suriyeliler Araçsallaştırılıyor

Cavidan Soykan da, son on yıldır araştırmalarını göç konusu üzerine yoğunlaştırmış bir akademisyen. Bağlı bulunduğu Ankara Üniversitesi’nden OHAL kararnamesi ile uzaklaştırıldığından beri uluslararası sivil toplum örgütlerine, hak ihlalleri üzerinde yoğunlaşan internet medyasına özel raporlar yazıyor. Kendisi gibi araştırmacı Funda Cantek’le birlikte son raporunu “Hâlâ Gazeteciyiz” internet sitesinde “AKP döneminde medyada mülteci temsili” başlığıyla yayınlayan Soykan, mültecilerle ilgili siyasetteki söylemin medyaya da olduğu gibi yansıdığına dikkat çekiyor. Soykan, “Böylelikle bu söylemin yarattığı hak ihlali daha da yaygınlaşıyor” uyarısında bulunuyor.

Türkiye’ye gelen Suriyelilere önce “misafir ve kardeş” diyen söylemin sırasıyla “sığınmacı, istenmeyen, yerli halkın haklarını gasp eden tehlikeli yabancı” halini aldığını belirten Soykan, “Hem iktidar hem de muhalefet Suriyelileri araçsallaştırıyor. Dış ve iç politik tartışmaların konusu yapılıyor. Kimse Suriyelilere hak temelli yaklaşmıyor. AKP’nin söylemine karşıt görüş üretmekle uğraşan muhalefet, Türkiye’deki mültecilerin gerçek durumu ya da entegrasyonuyla ilgilenmiyor” diyor.

(Deutsche Welle Türkçe, 29 Ocak 2019)

 

41 Milyon Çocuk İnsani Yardıma Muhtaç

Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu (UNICEF), dünyada çatışma, afet ve diğer olağanüstü durumlarda yaşamak durumunda kalan insani yardıma muhtaç 41 milyon çocuk bulunduğunu açıkladı.

UNICEF yetkilileri, yardıma muhtaç çocuk sayısında son 30 yılın en yüksek rakamlarına ulaşıldığını belirterek, çocuklara yardım etmek için en az 3,9 milyar dolara ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.

UNICEF Acil Yardım Operasyonları Direktörü Manuel Fontaine yaptığı açıklamada, dünyada yaşanan sıcak çatışmaların sayısı ve etkisinin, son 30 yılın en yüksek rakamlarına ulaştığını belirterek, gelinen son durumun insani açıdan oldukça ciddi bir tehdit olduğunu savundu.

Hastane ve Okullara Saldırılar Artık Normal Karşılanır Hale Geldi

Fontaine, çatışma bölgelerinde uluslararası hukukun ihlal edilip sivillere yönelik saldırıların arttığını belirterek, “Bu durumdan en fazla çocuklar zarar görüyor. Çatışma bölgelerinde artık okullara, hastanelere düzenlenen saldırılar normal karşılanıyor. Çocukların gözaltına alınması normal karşılanıyor. Daha fazla çocuk silah altına alınıyor. Çocukların yaşadığı bu olumsuz durum giderek artıyor” dedi.

UNICEF, yardıma muhtaç çocuk sayısının rekor bir sayıya ulaştığını belirterek, 2019 yılı hedeflerinde 41 milyon çocuğa güvenli su, yiyecek, eğitim, sağlık ve koruma hizmeti vermek olduğunu kaydetti. UNICEF, 59 ülkesindeki çocuklara yardım gönderdiğini kaydetti.

En Büyük Endişe Suriye

UNICEF, en büyük endişeyi Suriye’deki çocuklar için duyduklarını ifade ederek, bu ülkedeki çocuklar için 904 milyon dolar fona ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

UNICEF’in açıklamasında, Suriye’de iç savaşın başlamasından yaklaşık sekiz yıl sonra, sağlık ve eğitim gibi temel hizmetlere olan talebin sürekli arttığı ancak yapılan yardımın ihtiyaç duyulan kapasitenin çok altında kaldığı kaydedildi.

İç savaş nedeniyle Suriye’den kaçan ailelerin Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan ve Türkiye gibi ülkelerde sığınmacı olarak yaşadığı, bu ülkelerdeki 2,5 milyon çocuğun da yardıma ihtiyaç duyduğu belirtildi.

UNICEF yetkilileri şu anda sığınmacı ailelerinin Suriye’ye dönmesi gibi bir gelişmenin erken olabileceğini belirterek, “Şu anda bunun pratikte nasıl olacağını görmek için biraz erken olduğunu düşünüyorum. Bazı aileler ülkelerine geri dönmek isteyebilir. Biz de onlarla eşlik ederiz” dedi.

Yemen’de İki Milyon Çocuğun Gıda Yardımına İhtiyacı Var

Suriye’den sonra yardıma ihtiyaç duyan çocuk sayısında ikinci ülke olarak Yemen’in bulunduğunu belirten UNICEF yetkilileri, bu ülkede çocuklara yardım etmek için 542 milyon dolardan fazla fona ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

Çatışmaların dört yıl sürdükten sonra ateşkesle durduğuna işaret eden yetkililer, “Yemen’de toplam 22 milyon kişinin insani yardıma ihtiyacı var. Bunlardan iki milyonu çocuk. Bu çocuklar yeterince gıda alamıyor. 2019 yılında 400 bin çocuğun yaşamlarını tehdit edici bir şekilde ciddi yetersiz beslenme sorunuyla karşı karşıya kalacağını tahmin ediyoruz” dedi.

40 Kişinin Protesto Gösterilerinde Öldüğü Venezuela’da Çocuklar Korunmalı

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin (OHCHR) de yaptığı açıklamada, Venezuela’da göstericilerle güvenlik güçleri arasındaki çıkan son çatışmalarda 40 kişinin öldüğü açıkladığına dikkati çeken Fontaine, ülkedeki çocukların korunmasını istediklerini vurgulayarak, “Venezuela’da artan şiddet riski konusunda çok endişeliyiz” dedi.

UNICEF yetkilisi, son yıllarda Venezuela’dan tahminen üç milyon kişinin ayrılarak komşu ülkeler Kolombiya, Brezilya ve Ekvator’a yerleştiklerini belirterek, Güney Amerika’da aileleriyle birlikte başka ülkelere göç etmiş olan çocukların da yardıma ihtiyacı olduğunu kaydetti.

(Amerika’nın Sesi, 29 Ocak 2019)

 

AB, Mülteciler Konusunda ‘Türkiye Nasılsa Yapıyor’ Havasında

Avrupa Birliği’nde göç ve mülteciler sorunu bir türlü çözülemiyor. Tersine, yeni gerginliklere sebep olabiliyor. Örneğin, Fransa ile İtalya arasında bu konuda ciddi anlaşmazlıklar söz konusu. Bu anlaşmazlıklar, AB üyesi Güney Avrupa ülkelerinin son zirve toplantısını da etkiledi.

Zirvede konuşan Fransa Cumhurbaşkanı Macron, “Avrupa, göç sorununu çözmeye çalışmazsa bölünme tehlikesiyle karşı karşıya kalabileceğini” söylede.

Peki bu koşullarda AB ile Türkiye arasında 2016 yılında imzalanan göç anlaşması ne olacak? Türkiye bu anlaşma çerçevesinde üstlendiği yükümlülükleri yerine getiriyor. Ya AB, taahhütlerini yerine getirecek mi?

Konuyla ilgili Sputnik’e konuşan Dış Politika Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi ve Uluslararası Programlar Başkanı, Emekli Büyükelçi Oktay Aksoy, şu değerlendirmelerde bulundu.

Şimdi problem, Macron’un da ifade ettiği gibi, Avrupa Birliği’nin bir birlik halinde göç sorununa eğilememesi. Avrupa’ya şu an büyük bir mülteci akını var. Türkiye üzerinden de var tabi, ama asıl Afrika tarafından, Akdeniz’in güneyinden geliyorlar. Avrupa ülkeleri ise bunu sadece engellemeye çalışıyorlar. Sadece engellemeye çalışmakla sorunun çözülemeyeceği aşikâr.

Sorunun denetiminin daha düzenli bir hale sokulması için bizim AB ile yaptığımız bir anlaşma var. Onu da Alman Şansölyesi Merkel’in konuyu üstlenmesiyle gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Ama diğer Avrupa ülkelerinden, konu özellikle maddi katkılarda bulunmaya gelince, çekinceler oluyor. Ondan dolayı bazı sıkıntılı durumlar var; vadedilen miktarda yardım yapılmıyor, birtakım projeler sadece Türkiye tarafından yürütülür hale geldi.

Avrupalılar şu anda bunun rahatlığı içinde, “Türkiye nasılsa yapıyor” havasına girmişler. Bu gerçekten ciddi bir konu. Avrupa Birliği, her şeyden önce bir birlik halinde hareket etmeyi kararlaştırmalı. Brexit konusunda birlik olabiliyorlar. Fakat dışarıdan onlara birtakım maddi yük olabilecek konuların kenarından bile geçmek istemiyorlar. Ancak böyle bir tutum aralarında gerginliklere ve sorunlara yol açmakta. Dolayısıyla konuyu daha ciddi bir şekilde ele almaları lazım.

(Sputnik Türkiye, 30 Ocak 2019)

 

Türkiye’nin ‘Kayıp Kuşak’ Gerçeği: Suriyeli Çocuklar

Türkiye’de sayıları 3,5 milyona ulaşan Suriyelilerin yarısını çocuklar oluşturuyor. Çocukların ancak yarısı temel hakları olan eğitimine devam edebiliyor. Her gün sokakta gördüğümüz, aynı mahallede oturduğumuz çocuklar ‘kayıp kuşak’ olarak aramızda yaşıyor. Suriyeli bir rehberlik öğretmeni ise bu soruna çözüm bulunmamasından şikâyetçi.

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün resmi verilerine göre, Türkiye’de yaşayan 18 yaşın altındaki Sureli sayısı 1 milyon 646 bin. Yani, Türkiye’de 3 buçuk milyondan fazla olan kayıtlı Suriyeli sayısının neredeyse yarısı çocuklardan oluşuyor. Bu sayı her geçen gün artıyor. Suriye’deki iç savaşın başladığı 2011 Mayıs ayından beri Türkiye’de doğan kayıtlı Suriyeli bebek sayısı 410 bin. Onların çoğunu her gün yollarda veya toplu taşıma araçlarında görüyorsunuz. Ama çok azını okullarda görebiliyorsunuz. Çünkü 2018-2019 döneminde temel hakları olan eğitim ve öğretime devam edebilen Türkiye’deki Suriyeli çocuk sayısı sadece 650 bin. Bu sayı geçen yıla oranla artmış olsa da 2011’den bu yana sayıları 1 milyonu bulan Suriyeli çocuk hala eğitim alamayarak ‘kayıp kuşak’ olarak adlandırılıyor.

Gözde Naz Uysal, İstanbul’un Bağcılar semtinde yaşayan ‘kayıp kuşak’ çocukları ve onların eğitimine devam etmesi için uğraşan ismini vermek istemeyen Suriyeli rehberlik öğretmeni ile Sputnik için konuştu.

Bu Sene Liseye Başlayacaktı

16 yaşındaki Çüheyna Sido, Suriye’de savaş nedeniyle durumları kötüleşince dört yıl önce ailesiyle birlikte Afrin’den Türkiye’ye geldi. Sınırı iki saat yürüyerek kaçak geçmelerine rağmen rahat bir yolculuk olduğunu söyleyen Sido, Türkiye’ye geldiğinde 12 yaşındaydı. Suriye ve Türkiye arasındaki eğitim farklılığından dolayı orada dördüncü sınıfa giden Sido, Türkiye’ye geldiğinde bir yıl eğitimine devam edemedi. Sido, bir sonraki yıl onun gibi savaş nedeniyle Türkiye’ye zorunlu göç eden çocuklar için kurulan Geçici Eğitim Merkezleri’nde sekizinci sınıfa kadar okudu. Şimdi çok iyi konuştuğu Türkçe’yi de burada öğrendi. Bu sene liseye başlaması gerekiyordu ama olmadı. Çünkü Bağcılar’daki Geçici Eğitim Merkezleri birer birer kapandı. Türk okulları ise kayıt için kimliği şart koşuyor. Ancak Sido ve ailesi iki yıldır uğraşmalarına rağmen hala kimlik alamadılar. Sido, “İki yıldır kimlikleri çok zor çıkarıyorlar. Göç İdaresi yılbaşından sonra kimlik almak için randevu açacaklarını söylediler. Yılbaşından sonra gittik, şimdi bir şey yok dediler. Biz de bekliyoruz. Olmazsa ne olacak bilmiyorum. Belki vatanıma döndüğüm zaman orada okula devam ederim. Şimdilik dönme planımız yok ama inşallah döneriz” dedi.

Doktor Olmak İstiyordum

Babası Türkiye’ye geldikten sonra kalp krizi sonucu vefat eden Sido, annesi ve iki kardeşi ile beraber yaşıyor. Türkiye’ye geldiklerinde 14 yaşında olan abisi burada hiç okula gidemedi ve işe girerek annesi gibi tekstil sektöründe çalışmaya başladı. Sido’nun 12 yaşındaki kız kardeşi ise Geçici Eğitim Merkezleri’nde beşinci sınıfta okumaya devam ediyor. Ama kimliği olmadığı için o da karnesini alamadı. Suriye’de okurken kendisi ve kardeşlerinin notlarının çok yüksek olduğunu ve hiç zayıfları olmadığını söyleyen Sido, “Şimdi okula gidemiyorum ama gitmeyi çok istiyorum. Çünkü eğitim güzel bir şey. Doktor olmak istiyordum. Eğer burada kalır ve kimlik alabilirsek İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne gitmeyi çok isterim. Hayalim cerrah olmak çünkü ameliyatları seviyorum” dedi. Okula gitmesi gereken yerde ev işleri yaptığını söyleyen Sido, “Arkadaşlarımın hepsi okula gidiyor. Onların geçici kimlik belgeleri var. Bu da şans işi. Onlar gitti hemen aldı, biz gidince yok şimdi yapmıyoruz diyorlar” diye konuştu.

Polis Olmak İstiyorum

8 yaşındaki Yossuf İsa ise iki yıl önce durumları çok iyi olmasına rağmen Halep’teki evleri yıkılınca Suriye’de kalacak başka bir yer bulamadıkları için resmi yollardan annesi ve altı kardeşi ile birlikte Türkiye’ye geldi. Suriye’de okuduğu birinci sınıfın sonunda aldığı ilk ve tek karnesini gösteren İsa’nın tek zayıfı matematik dersiydi. İsa, “Okulu seviyordum. Burada da gitmek istiyorum. Ama Geçici Eğitim Merkezleri’nde ikinci sınıf yok. O yüzden eğer gidebilseydim üçüncü sınıf olacaktım. Bütün arkadaşlarım okula gidiyor. Ben okuma yazmayı bile çok bilmiyorum” dedi. Eğitimine devam etmesi gerekirken vatandaşlığı olmadığı için okula gidemeyen ve evde oturan İsa, polis olmak istediğini söyledi.

Çocuklar da Çalışmak Zorunda, Çünkü Türkiye Çok Pahalı

Yossuf İsa’nın ve altı kardeşinin annesi 35 yaşındaki Samiya İsa, çocuklarının okumasını çok istediğini ve çok üzülmeye başladığını ifade etti. Yedi kardeşten altısı okul çağında olan çocukların hiçbiri eğitimine devam edemezken en büyük üç kardeş çalışmak zorunda. Çocukların Suriye’de çok başarılı olduğunu söyleyen İsa, hep takdir ve teşekkür alan çocuklarının Türkiye’de okullara kabul edilmediğini ifade etti. İsa, “İki yıldır buradayız. Kimlik çıkaramıyoruz. Çünkü her gittiğimizde kimlik yok deyip bahaneler uyduruyorlar. Çocuklar okula gidemiyor. Çünkü kimlikleri olmadığı için Türkiye’deki okullar onları kabul etmedi. Bir yıl Geçici Eğitim Merkezleri’nde okudular. Ama bu yıl hiç Geçici Eğitim Merkezi de kalmadığı için Türk okuluna gitmek zorundalar. Birkaç tane okula gittik; okullar kimliği getirin yazdırırız diyorlar. İlla TC kimlik numarası istiyorlar; biz de istiyoruz ama alamıyoruz” dedi. Eğer okuyabilseydi en büyük kızının 12’inci sınıfa gideceğini ve eczacı olmak istediğini söyleyen İsa, eğer kimlik çıkartıp çocuklar okula gidemezse Suriye’ye geri döneceklerini söyledi. İsa, “Geçici Eğitim Merkezleri olsaydı oralarda okurlardı ama olmadığı için evde oturuyorlar. Aslında orada çok mutlulardı. Sadece çocuklarım için eğitim istiyorum” dedi. Çocukların okula gidemediği gibi bir de çalışmak zorunda kaldıklarını sorduğumuz İsa, Türkiye ve Suriye arasındaki pahalılığa dikkat çekti ve ekledi: “Suriye’de çocukların hepsi okuyordu, sadece eşim çalışıyordu. Şimdi çocuklar da çalışmak zorundalar çünkü Türkiye çok pahalı. Suriye’de bir kişi çalışıyordu bütün aile bireyleri oturuyordu. Çocuklar okula giderlerse bir tek eşim çalışıyor olacak. O zaman Kızılay gibi kurumlardan yardım almamız gerekecek. Çünkü sadece eşimin kazancı ile yaşam çok zor olacak.”

Sabah Türk Öğrenciler, Öğleden Sonra Suriyeli Öğrenciler Eğitim Görüyor

31 yaşındaki ismini vermek istemeyen rehberlik öğretmeni ise Suriye’de, lise ve üniversitede felsefe dersleri veriyordu. Ailesiyle yaşadığı Suriye’den Türkiye’ye gelme nedenini anlatan rehberlik öğretmeni “IŞID bizim yaşadığımız yere geldi. Felsefe okuyanlar onlara göre kâfirmiş. Ben de oradan çıkmak zorunda kaldım. Dört sene önce kaçak olarak tek başıma Türkiye’ye geldim. Küçük kız kardeşim, annem ve babam orada kaldı. Diğer kardeşlerimin ise hepsi öğretmen olduğu için onlar da yavaş yavaş burada öğretmenlik yapmak için geldi” dedi. Türkiye’ye geldiğinden beri dört farklı kurumda çalışan öğretmen, şu an ise Bağcılar’daki bir ilkokulda rehber öğretmen olarak çalışıyor. Türk okullarında sabah Türk öğrencilerin öğleden sonra ise Suriyeli öğrencilerin okutulduğunu söyleyen öğretmen, çalıştığı okulda sadece Suriyeli öğrencilerle ilgileniyor. Bu öğretmenin çalıştığı Bağcılar’daki okulda 1350 Türk öğrenci eğitim görürken, 140 kimlikli Suriyeli öğrenci okula gidebiliyor. Suriyeli öğrenciler ise haftada 15 saat Arapça, 15 saat ise Türkçe ders görüyor.

Dünyanın Her Ucundaki Çocuk Okumalı

Bağcılar’da sayıları beşi bulan Geçici Eğitim Merkezleri’nin dördünün kapatıldığını söyleyen öğretmen “Birçok öğrenci Geçici Eğitim Merkezleri kapandığı ve kimliği de olmadığı için Türk okuluna devam edemiyor. Bazıları da kimliği olmasına rağmen öğrenciler ve öğretmenler okulda onlara kötü davrandıkları için okula devam etmiyorlar. Öğrenciler ve öğretmenler siz bizim yerimizi aldınız diyorlar” dedi. Bu durumu çözmek için Kızılay, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve öğretmenlerle yakın temaslar kuran öğretmen, kalıcı çözüm bulunmamasına isyan etti. İsa, “Benim tanıdığım çocukları okula gidemeyen 500 tane aile var. Bağcılar İlçe Milli Eğitim konu ile ilgili bir karar çıkardı. Kimlikli veya kimliksiz bütün çocuklar okula gidecek dedi. Ama bütün okullar o kararı kabul etmedi” dedi. Müdürlüğün kararına rağmen her okulun kendi kararını uyguladığını söyleyen öğretmen, “Madem Suriyeli çocukları Türk okullarında kabul etmeyeceksiniz, neden Geçici Eğitim Merkezleri’ni kapattınız? Biz oralarda çok mutlu ve iyiydik. Ama Müdürlük bu kararı verdi. Biz de karşı çıkamadık. Merkezleri kapattınız bari kimlikli veya kimliksiz bütün çocuklar okula gidebilsin. Çünkü dünyanın her ucundaki çocuk okumalı” diye konuştu.

(Sputnik Türkiye, 29 Ocak 2019)