Türkiye'de ve dünyada göç, göçmen ve sığınmacılar konusunda gündemde öne çıkan başlıklar…

 

Iğdır’da Kaçakların Bulunduğu Minibüs Direğe Çarpıp Yandı: 15 Ölü, 30 Yaralı

Iğdır'da sınırdan yasa dışı yollarla geçen yabancı uyruklu kişileri taşıyan minibüs, havalimanı yakınlarında orta refüjdeki aydınlatma direğine çarptıktan sonra yandı. Feci kazada 15 kişi öldü, 30 kişi de yaralandı. Karayolu çevreye yayılan cesetlerde kaplanırken, yaralılar ambulanslarla hastanelere kaldırıldı. Kaza saat 00.30 sıralarında, Iğdır Havalimanı yakınlarında meydana geldi. Yasadışı yollardan sınırı geçtikleri belirtilen kaçakların bulunduğu ve sürücüsünün kimliği henüz belirlenemeyen 65 EP 701 plakalı minibüs, iddiaya göre kendisi gibi kaçakları taşıyan başka bir minibüs ile yarışırken, kontrolden çıktı. Sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybettiği ve içerisi tıklım tıklım kaçak yolcu ile dolu olan minibüs orta refüje çıkarak aydınlatma direğine çarptı. Kazanın ardından alev alan minibüste bulunanların çoğu, çarpmanın şiddetiyle araçtan fırlayarak yola savruldu. İhbar üzerine kaza yerine AFAD, itfaiye polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Can pazarının yaşandığı kazada ilk belirlemelere göre 15 kişi yaşamını yitirirken, 30 kişi de yaralandı. Yaralılar, ambulanslarla çeşitli hastanelere sevk edildi.

Cesetler Yola Saçıldı

Kaza ihbarı üzerine bölgeye gelen ekipler, yola savrulmuş ve birçoğu yanmış cesetlerle ve çok sayıda yaralı ile karşılaştı. Kaza nedeniyle karayolu ulaşıma kapandı. Kaza ile ilgili soruşturma sürdürülüyor. Bu arada kaçakların bulunduğu diğer minibüs şoförünün ise kazanın hemen ardından aracı terk ederek kaçtığı öğrenildi.

(Doğan Haber Ajansı, 30 Mart 2018)

 

Macar Bakan Sığınmacıların Entegrasyonunu Çingenelere Benzetti

Macar Devlet Bakanı Lazar, "Eğer onların (sığınmacıların) girişine bir defa izin verirsek o zaman geldikleri yeri işgal edecekler. 600 yıldır Çingenelerle yaşıyoruz ama bugüne kadar onları entegre edemedik." dedi. Macaristan Devlet Bakanı Janos Lazar, girişlerine izin verirlerse sığınmacıların geldikleri yeri işgal edeceklerini savunarak, "'Onları entegre edilebiliriz', 'Onlarla arkadaşlık yaparız' ya da 'Onlar da bizim gibi olurlar' şeklindeki söylemler masaldan ibaret, hiç kimse inanmasın. Açıkça konuşalım, 600 yıldır Çingenelerle birlikte yaşıyoruz ama bugüne kadar onları entegre edemedik.'' dedi. Macaristan'da haber kanalı Hir TV'nin haberine göre, seçim kampanyası kapsamında düzenlenen bir etkinlikte konuşan Bakan Lazar, Macaristan'da yaşayan Çingeneler ve sığınmacılar arasında paralellik kurdu. Sığınmacıların entegrasyonun imkansız olduğunu, 600 yıl geçse bile yine de entegrasyon konusunda en küçük bir ilerlemenin kaydedilemeyeceğini iddia eden Lazar, şöyle devam etti:

"Eğer onların (sığınmacıların) girişine bir defa izin verirsek o zaman geldikleri yeri işgal edecekler. 'Onları entegre edilebiliriz', 'Onlarla arkadaşlık yaparız' ya da 'Onlar da bizim gibi olurlar' şeklindeki söylemler masaldan ibaret, hiç kimse inanmasın. Açıkça konuşalım, 600 yıldır Çingenelerle birlikte yaşıyoruz ama bugüne kadar onları entegre edemedik.'' Lazar, 6 Mart'ta sosyal medya hesabından paylaştığı bir videoda, Avusturya'nın başkenti Viyana’nın göçmen ve yabancılar tarafından kötü bir yere dönüştürüldüğünü savunmuş, Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz da buna tepki göstermişti. Nüfusunun sadece yüzde 0,2'sini Müslümanların oluşturduğu Macaristan'da 8 Nisan'da düzenlenecek parlamento seçimlerinin ana konusunu sığınmacılar ve İslam oluşturuyor. Yaklaşık 10 milyonluk nüfusa sahip Macaristan'da, yaklaşık 20 bin civarında Müslüman bulunmasına rağmen siyasilerin yaptığı açıklamalar dolayısıyla ülkenin "Müslümanların saldırısı altındaymış" gibi bir hava estiriliyor.

Macar Hükümetinin Sığınmacılar Hakkındaki İddiaları

Macaristan'da Başbakan Viktor Orban başta olmak üzere birçok hükümet yetkilisi, Avrupa'nın sığınmacılar tarafından istila edildiğini, kiliselerin kapatılarak yerlerine camilerin açıldığını, sığınmacıların yaşadığı bölgelerde kendi kanunlarını yürürlüğe koyduğunu iddia ediyor. Sığınmacıların "Avrupa'yı işgal ettiği", "Hristiyanlık değerlerini tehdit ettiği" gibi argümanlar kullanan Orban, sığınmacıları kabul etmek istemediklerini yaptığı çeşitli açıklamalarla dile getirmişti.

(Anadolu Ajansı, 29 Mart 2018)

 

Şoygu: Doğu Guta Sakinleri Yakında Evlerine Dönebilecek

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Doğu Guta sakinlerinin önümüzdeki günlerde evlerine dönmeye başlayacağını belirtti. Şoygu, BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura’yla görüşmede, “Orada artık normal hayat başlıyor, onarılması gereken her şey onarılıyor” dedi. İnsanların 7 yıldır süren acılarının yakında biteceğini dile getiren Rus bakan, bugün halen Şam için geçerli olan tehdidin de ikinci plana çekileceğini söyledi. Rusya’nın, sığınmacılara barınak, yatak ve sıcak yemeğin sağlanması yönünde büyük çalışmalar yaptığını belirten Şoygu, “Orada seyyar mutfak açtık, oraya gıda tedariki yapıyoruz. Elbette ihtiyaç olan herkese tıbbi yardım da sağlıyoruz” ifadelerini kullandı. Çok sayıda insanın acil tahliyeye ihtiyaç duyduğunu söyleyen Savunma Bakanı, “Tüm bu insanlar, kim olursa olsun, tıbbi yardım alıyor. Onlara doktorlar bakıyor” diye ekledi.

Keskin Nişancı Militanlar 6 Sivili Yaraladı

Tahliyenin ilk günlerinde militanların keskin nişancılarının 6 sivili yaraladığını aktaran Şoygu, “Büyük çabalar sonucu keskin nişancı tehdidi yok edildi ve şimdi de bu çalışma devam ediyor” dedi. De Mistura da BM’nin Rakka’ya bir inceleme misyonunu göndermeye hazır olduğunu açıkladı. Özel Temsilci, “BM nezdinde çalışan bir özel inceleme misyonunun Şam’dan Rakka’ya gönderilmesi olasılığını görüştük. Amaç, ihtiyaçları, istekleri, hangi insani yardımın gerektiğini anlamak” dedi. Ayrıca Afrin, Rukban, Humus ve Doğu Guta’ya da inceleme misyonlarının gönderilmesi gerektiğini dile getiren de Mistura, “Öncelikle misyonların yaşananları değerlendirmesi gerekiyor, ardından da yardım tekliflerimiz gelecek” dedi.

(Sputnik Türkiye, 29 Mart 2018)

 

“Göç ve Sığınma Arasında Kadın” Paneli

Nobel Barış ödüllü Yemenli Tevekkül Karman, mülteci kamplarında insanlık onurunun ayaklar altında altına alındığını belirterek, ''Ürdün'deki Suriyeli mülteci kampını, Sırbistan'da ve son olarak Bangladeş'deki Rohingya kampını ziyaret ettik. Kamplarda mültecilerin durumlarını, şartlarını gözlerimizle gördük. İnsanlık onuruna yakışmayan manzaralar. Tek kelime ile bir trajedi yaşanıyor bu kamplarda." dedi. Tevekkül Karman Vakfı tarafından ''Göç ve Sığınma Arasında Kadın'' konulu panel, Elite World Europe Hotel'de düzenlendi. Panelde konuşan vakfın Yönetim Kurulu Başkanı Karman, uluslararası ilk etkinliklerini İstanbul'da yapmaktan mutluluk duyduklarını söyledi. Göç ve göçmen sorununun dünyanın en büyük trajedilerinden biri olduğunu vurgulayan Karman, çözüm üretilmediği için sorunun her geçen gün daha da büyüyerek dünyanın büyük bir yarası haline dönüştüğünü belirtti. Dünyanın birçok yerinde mülteci kamplarını ziyaret ettiğini aktaran Karman, ''Bu kamplarda gördüğümüz şey tam anlamıyla insanlık onurunu ayaklar altına alındığı bir manzara. Ürdün'deki Suriyeli mülteci kampını, Sırbistan'da ve son olarak Bangladeş'deki Rohingya kampını ziyaret ettik. Kamplarda mültecilerin durumlarını, şartlarını gözlerimizle gördük. İnsanlık onuruna yakışmayan manzaralar. Tek kelime ile bir trajedi yaşanıyor bu kamplarda. Mültecilerin durumları ülkeden ülkeye farklılık gösterse de görünen o ki zalimlerin davranışları birbirine benzer. Kurbanlara ve ve sivillere uygulanan ise hep aynıdır. Öldürme, cinayet, yıkım ve trajedi." diye konuştu.

Dünya Mülteci Sorununu Görmezden Geliyor

Karman, savaşın olduğu her bölgede sivillerin korkunç şartlarla karşı karşıya kaldığını ifade ederek, Rohingya mülteci kampındaki gözlemlerini aktardı. Karman, Rohingyali mültecilerin insanlık dışı şartlar altında yaşamını sürdürdüğünü kaydederek şunları söyledi:

''Irak'ta, Myanmar, Afganistan'da, Suriye'de, Afrika'da mültecilerin bulundukları şartlar birbirine benziyor. Savaşlarda maalesef insanlar öldürülüyor, işkencelere maruz kalıyor, topraklarını, yurtlarını terk etmek zorunda kalıyorlar. Ve maalesef bu insanlık onurunu zedeleyen dram savaşın olduğu her yerde birbirine benziyor. Ne yazık ki dünya 22 milyonu aşan mülteci sorununa çözüm üretmek için ciddi bir çaba göstermiyor. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin 2012 rakamlarına göre 22 milyon 500 bin insan mülteci durumunda. Rohingya mülteci kamplarında yaptığımız ziyaretler sırasında korkunç insan hak ihlalleri ile karşılaştık. Orada kadınlarla çocuklarla konuştuk. Orada yaşananlar medyaya yansıyanlardan çok daha korkunç. Myanmar hükümeti yaşlı, kadın, çocuk gözetmeden katliam düzenliyor. Kadınlar çocuklarıyla birlikte evleri yakılarak öldürülüyorlar. İnsanların boğazları kesiliyor ya da nehirlere atılarak boğuluyorlar. Burada büyük bir trajedi yaşanıyor. Gördüklerimiz, akıllara durgunluk verecek cinsten cinayetler."

Dünyaya "Cinayetleri Durdurun" Çağrısı

Karman, savaş bölgelerinde, mülteci kamplarında ve özellikle Myanmar'da yaşanan cinayetlerin bir an önce engellenmesi çağrısı yaparak, ''BM'ye sesleniyorum Myanmar hükümetini durdurun ve bu zulme ve cinayetlere engel olun. Bu cinayetleri işleyenleri uluslararası mahkemelerde yargılayın.'' dedi. Suriye'deki durumun da diğer bölgeler kadar trajik olduğuna vurgu yapan Karman, Suriye iç savaşı ile birlikte milyonlarca insanın mülteci durumuna düştüğünü belirtti.

Yemen'de İnsanlık Dramı Yaşanıyor

Suriye'de yaşanan durumunun benzerinin Yemen'de de yaşandığını anlatan Tevekkül Karman şunları söyledi:

''Maalesef Yemen'de de aynı şekilde büyük bir trajedi yaşanmaktadır. Milyonlarca Yemenli topraklarını terk etmek zorunda kaldı. Dışarı çıkamayanlar ise büyük bir insanlık dramı ile yaşam mücadelesi veriyor. Salgın hastalıklar Yemen'de tehlikeli boyutlara ulaşmış durumda. Gıda sorunu var. Temiz su sorunu var. Ve insanlar her an ölümle karşı karşıyalar."

Savaşın Yükünü Kadınlar Ve Çocuklar Göğüslüyor

Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) Başkanı Doç. Dr. Sare Aydın Yılmaz da panelin ilk oturumunda yaptığı konuşmada, Türkiye'de 3,5 milyon mültecinin yaşadığını ve bunun küçük bir ülkenin nüfusuna denk geldiğini anımsattı. KADEM bünyesinde Sığınmacı Kadınlar Sosyoekonomik Araştırmalar Merkezi oluşturduklarını aktaran Aydın, "Biz onların sorunlarını onlarla bire bir konuşuyoruz. Gelecekte ne yapmayı düşündüklerini soruyoruz. Görüştüğümüz birçok kişi, 'Türkiye bizim ikinci ülkemiz, Türkiye bizim ikinci ana vatanımız' diyor. 'Bizler eve geri dönmek istiyoruz, hiçbir dünya bizim dünyamızın yerini alamaz' diyorlar. Ancak Türkiye bizim ikinci evimiz, bizim için çok önemli' diyorlar. Eğer biz onları bir mülteci ya da göçmen olarak kabul etmiş olsaydık, bunu demezlerdi. O nedenle bu kişiler bizim kardeşlerimiz, çocuklarımız, arkadaşlarımız." diye konuştu. Aydın, Türkiye'de yaşayan 3.5 milyon Suriyeli mültecinin yüzde 70'inin kadın ve çocuklardan oluştuğuna dikkati çekti.

Savaşlarda sorumluluk ve yükün daha çok kadınlar ve çocuklar tarafından göğüslendiğini ve onların bunu hak etmediklerini vurgulayan Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü:

" Bu durum Batı ülkelerinin umurunda değil, bu onların sorunları değil. Başka gündemleri, sorunları var. Aslında mülteciler onlar için en tehlikeli sorun. Bunlar çocukmuş, kadınmış bir hafta ayakkabısız yürümüşler güvenli bir yer bulabilmek için, bunlar umurlarında değil. Bu bizim sorunumuz, Müslüman dünyasının sorunu. Bir Müslüman olarak bizler de bu sorunla ilgilenmeliyiz. Belki bizler politika yapıcı değiliz ama bizim görevimiz bu konuları tartışmak ve uluslararası toplumun dikkatini çekmek. Bu sorunun en önemli unsurları kadın ve çocuklar. Çünkü en hassas ve dezavantajlı nüfus onlar."

Sivil Toplum Kuruluşları Ve Medya Arasında Büyük Bir Uçurum Var

Tevekkül Karman Vakfı Genel Müdürü Misk Al Junaid de geçen yıl şubat ayında Yemen'de savaşta yaralananlara yönelik bir rehabilitasyon merkezi olarak hizmete başladıklarını, kısa sürede çatışma bölgelerine 1 milyon dolar yardım sağladıklarını anlattı. İnsani meselelerle sivil toplum kuruluşları ve medya arasında büyük bir uçurum olduğuna işaret eden Juniad, "Bu büyük uçurum insani meselelerde rol alma konusunda bir boşluk oluşturuyor. Yemen'de yaşanan trajedileri aktaramazsak nasıl çözüm üreteceğiz. Medyada çalışanlar bizim gerçeklerimizden haberdar değilse nasıl bir değişim çabası ortaya koyabileceğiz. İnsanların farkındalıkları ve bilinçleri için binlerce etkinlik yapmalıyız. Bu anlamda gösteriler etkinlikler düzenleyerek, dayanışma sağlamak zorundayız." ifadelerini kullandı.

(Haber Türk, 29 Mart 2018)

 

Venezuela'da Göçmen Dramı

Venezuela'da ekonomik durgunluk, 2013 yılında Nicolas Maduro'nun iktidara gelmesinden bu yana 5. yılında. 2017 yılında yönetimin giderek daha otoriter bir tavır almasının ardından iktidar karşıtı gösterilerde yaklaşık 120 kişi hayatını kaybetti. Uluslararası Para Fonu, 2018 yılı sonunda bu ülkede enflasyonun yüzde 13 bin oranında olmasını bekliyor. Venezuela halkı gıda ve sağlık hizmetleri alabilmek için sınırdaki Simon Bolivar köprüsünden geçip Kolombiya'ya göç etmeye çalışıyor. Kolombiya'daki sınır kenti Cucuta'ya her gün 40 bin kişi geçiş yapıyor.

Bu kadın apandisit şikayetiyle, durumu çok ciddi bir aşamaya gelmeden tam zamanında buraya gelmiş. Diğerlerinin bu kadın kadar şansı olmayabiliyor. Sınırın diğer tarafında hastaneler sağlık hizmetlerini adeta askıya almış durumda. 2017 yılını ortasında, Avrupa Birliği İnsani Yardım Ofisi tarafından desteklenen Kızılhaç, köprüde hizmet vermeye başladı. Onlar, burada geldiklerinden bu yana kimsenin görmek istememesine rağmen mütevazi bir hizmet veriyor.

Kızılhaç temsilcisi Javier Francisso Gonzales çalışmalarıyla ilgili şunları söyledi: "Kızılhaç olarak burada sabah başlayıp, akşama kadar hizmet veriyoruz. Bir şekilde elimizi kaldırıp, insanlara 'burada bir şeyler oluyor' diye bağırıp onların dikkatini çekme ihtiyacı duyuyoruz. İki tarafta da adeta görünmez bir kriz yaşanıyor. " Üç hemşire ve bir doktor sürekli bu çadırda görev başında, insanlar buraya kronik hastalık şikayetleriyle ve artık Venezuela'da olmayan ucuz ilaç talebiyle geliyor. Yeteri kadar beslenemeyenler ve kanser hastaları da tedavilerini yeniden başlatabilmek için yine buraya geliyor. Kolombiya Kızılhaç Koordinatörü Juan Carlos Gonzales'in, buradaki durumla ilgili izlenimleri ise şu şekilde: "Biz şu anda burada bayılan birisine yardımcı olmaya çalışıyoruz, onu buraya getirdik, görünüşte yeteri kadar beslenemediği görülüyor. Her gün beslenme yetersizliği çeken en az 5 veya 6 kişiye müdahale ediyoruz." Kızılhaç çadırı, hemen göçmen ofisinin yanına kurulmuş. Burada her gün 3 bin kişi pasaportlarına damga vurulması için sırada kuyrukta bekliyor. Bazıları için sınırı geçmek günler sürebiliyor, onlar için öncelik ailelerinin yanına gidebilmek. Juan Carlos Gonzales: "Kolombiya Kızılhaç'ı, ailelerle temas için de hizmet veriyor. Buraya gelip internete bağlanabilirler." Venezuelalı profesyonel boğa güreşçisi bu göçmen Peru'ya girip iş bulup, kazandığı parayı daha sonra çocuklarına göndermeyi umut ediyor: "İlk iş telefonları şarj edip, ailelerimizi arıyoruz, 4 gündür onlardan haber alamadık, Venezuela tarafından muhafızlar, bir pasaporta damga vurmak için 10 dolar istiyor. Vermediğiniz takdirde günlerce sizi sırada bekletiyorlar, bunun ücretsiz olması gerekiyor, bunun için de artık para istenmez ki."

Yoğun bir göç dalgasıyla karşılaşan Kolombiya, uluslararası topluluktan yardım istedi. Avrupa Birliği Komisyonu'nun İnsani Yardımlardan Sorumlu Temsilcisi Christos Stylianides, Cucuta'yı ziyaret etti. AB, Venezuela'ya 2 milyon euro, Kolombiya'ya 6 milyon euro yardım yapacak. Euronews: "Kolombiya'nın bu krizle başa çıkma kapasitesi var mı? AB nasıl yardımda bulunacak?" Avrupa Birliği Komisyonu'nun insani yardımlardan sorumlu temsilcisi Christos Stylianides: "Kolombiyalı yetkililer için daha önce başlarına gelmemiş bu durumla başa çıkabilmek çok büyük bir sorun. Çünkü onların barış süreci ve uzlaşma süreci gibi başka sorunları da var. Bu yüzden bizim yardımlarımız hem Venezuela hem de Kolombiya'ya iki tarafa da gidiyor. Özellikle Venezuela'ya ilaç ve kötü beslenmenin önüne geçebilmek için "yardım yollarını araştırıyoruz": Cucuta'ya sürekli yeni Venezuelalı aileler geliyor, ellerinde hiç bir yolculuk belgesi olmayan insanlar buradaki fakir ve yaşam koşulları zor mahallelerde toplanıyor. AB İnsani Yardım Ofisi tarafından desteklenen, Norveç Göçmen Konseyi de burada okula gidemeyen yaklaşık 500 çocuğa çeşitli faaliyetler düzenleyerek ve onları yeniden okul ortamına hazırlayarak destek veriyor.

Norveç Göçmen Konseyi temsilcisi Luz Yadyra Galeano Saavedra bu çalışmalar hakkında şu bilgileri verdi: "Şimdi çocuklar okula gidebilir ancak, okula kayıt olmak eğitim almak anlamına da gelmiyor. Çünkü bu çocukların büyük bir kısmı, yasa dışı bir şekilde bu ülkede bulunuyor. Bu onların ailelerinin Kolombiya'da sosyal haklardan yararlanabilmek için hiç bir yasal belgesi olmadığı anlamına geliyor. Bu durumda ne olacak ? Örneğin, bu çocuklar okul bitirdiğinde bir sertifika alamayacaklar. " Santander'in kuzeyinde 4 bin 100 Venezuelalı çocuk okula kayıt yaptırdı. Andreina'nın kızları da bu grubun içinde. Onun ailesi de Cucuta'ya üç yıl önce yasa dışı bir şekilde göç etmiş. O, Venezuela'da hemşire olarak çalışıyordu ve daha önce normal bir şekilde yaşıyordu, Onun kızları ve yeğeni okula kabul edilebilmek için bir yıl beklemek zorunda kaldı.

(Euronews Türkiye, 29 Mart 2018)

 

3 Ayda 10 Bine Yakın Suriyeli Geri Döndü

Suriye'li ailelerin güvenli bölgelere dönüşü sürüyor. Hatay Reyhanlı'daki Cilvegözü ve Kilis'teki Öncüpınar sınır kapılarına giden sığınmacılar işlemlerinin ardından güvenli bölgelere hareket ediyor. Son 3 ayda 10 bine yakın sığınmacı Suriye'ye geri döndü.

(Sabah, 30 Mart 2018)

 

Yunanistan'a Geçmeye Çalışan 9 Göçmen Otomobilde Yakalandı

İzmir'in Çeşme ilçesinde, yasa dışı yollardan Yunanistan'ın Sakız adasına geçmeye çalışan 9 göçmen yakalandı. Olayla ilgili 2 kişi tutuklandı. Çeşme İlçe Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Grup Amirliği ekipleri, ilçede göçmen kaçakçılığı yapılacağı bilgisi üzerine harekete geçti. Ekipler, Çeşme Limanı kavşağında, H.K. yönetimindeki şüpheli bir otomobili durdurdu. Otomobilde, yasa dışı yollardan Yunanistan'ın Sakız Adası'na geçmeye çalışan, 1'i Iraklı ve 8'i Suriyeli 9 göçmen yakalandı. Otomobilin durdurulmasının ardından koşarak kaçmaya çalışan ve daha önceden de göçmen kaçakçılığı suçundan sabıkası bulunan H.K., olay yerindeki ekipler tarafından yakalanıp gözaltına alındı. H.K.'nın ifadesinden yola çıkan polis, onunla bağlantılı olan E.G.'yi de gözaltına aldı. Aralarında kadın ve çocukların da olduğu 9 göçmen, emniyetteki işlemlerinin ardından İzmir İl Göç İdaresi Müdürlüğü'ne teslim edilirken, adliyeye sevk edilen H.K. ve E.G., tutuklandı.

(Hürriyet, 29 Mart 2018)

 

Akçakale'de 6 Suriyeli Gözaltına Alındı

Şanlıurfa'nın Akçakale ilçesinde, jandarma tarafından terör örgütleri DEAŞ ve PKK/YPG-PYD/YPG'ye yönelik operasyonda Suriyeli 6 kişi gözaltına alındı. İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, terör örgütlerine yönelik Yeni ve Adnan Menderes mahallelerinde belirlenen bazı adreslere eş zamanlı operasyon yaptı. Operasyonda aranan adreslerdeki Suriye uyruklu V.D., S.A., D.U., Ş.İ., S.M. ve K.A. gözaltına alındı. Jandarmadaki ifadelerinin ardından hastanede sağlık kontrolünden geçirilen şüpheliler, adliyeye sevk edildi.

(CNN Türk, 30 Mart 2018)