Türkiye’de ve dünyada göç, göçmen ve sığınmacılar konusunda gündemde öne çıkan başlıklar…

 

AB: Sığınmacılar Konusunda Türkiye İle İşbirliğine Büyük Önem Veriyoruz

AB Komisyonu Sözcüsü Margaritis Schinas, yasadışı göç ve sığınmacı sorunlarıyla ilgili Türkiye’yle işbirliğini çok önemli gördüklerini ve bu konuda Türk mevkidaşlarıyla çalışmaya devam edeceklerini belirtti. Schinas, bugünkü basın brifinginde, sığınmacı krizinin çözümü için Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye arasında yapılan anlaşma kapsamında 3 milyar Euro’nun Türk hükümetine değil sığınmacıların ihtiyaçlarının karşılanması için verildiğini hatırlatarak, “Bu para Türkiye için değil. Bu para, Türkiye’de ağırlanan 3 milyon sığınmacı için. Yani bizim işbirliğimiz, sığınmacıları kabul eden ülkelerin sığınmacılara kabul edilebilir koşullar garanti edebilecek şeklinde yapılandırıldı” ifadelerini kullandı. 2016’da imzalanan anlaşmanın kapsamında sığınmacı akınını kontrol edebilmek için Türkiye’yle işbirliğine büyük önem verdiklerini kaydeden Schinas, “Söz konusu olan dinamik bir süreç ve biz çözüm bulmak için Türk partnerlerimizle işbirliğimizi sürdürüyoruz” diyerek AB ülkelerinin sığınmacı anlaşmasına yönelik tutumunun bu anlaşmanın tamamen hayata geçirilmesi yönünde olduğunu kaydetti.

(Sputnik, 2 Temmuz 2018)

 

Mülteci Kadınlara Panel

Türkiye’deki mülteci kadınlara yönelik ‘Kadın ve Kız Çocukları için Güvenli Alan Projesi’ kapsamında, İstanbul ve İzmir ile eş zamanlı olarak gerçekleştirilen ‘Anne ve Bebek Sağlığı’ paneli yoğun ilgi gördü. Atatürk Kongre Kültür Merkezi (Merinos AKKM), anne-bebek sağlığı paneline ev sahipliği yaptı. Bursa Büyükşehir Belediyesi Engelliler Şube Müdürlüğü ve Mülteci Destek Derneği’nin (MUDEM) ortaklaşa düzenlediği panel, Bursa’da yaşayan mülteci kadınların da aralarında bulunduğu geniş bir katılımla gerçekleşti. Mülteci Destek Derneği (MUDEM), Avrupa Birliği İnsani Yardım Fonu (ECHO) finansal desteği ve Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) ortaklığında hayata geçirilen ‘Kadın ve Kız Çocukları için Güvenli Alan’ projesi ile Türkiye’deki mülteci kadın ve kız çocuklarına güvenli alanlar sağlanıyor, psikolojik danışmanlık ve sağlık hizmeti veriliyor. Yılda 20 bin kadın sığınmacıya ulaşılması hedeflenen projenin Bursa toplantısı, Merinos AKKM Hüdavendigar salonunda gerçekleşti. Panelde Dr. Berzu Doğan ve hemşire Necla Yıldız, doğum öncesi ve sonrası bakım konusunda anne ve anne adaylarına bilgiler verdi. Gebelikte ve doğum sonrasında karşılaşılan komplikasyonlar ve çözüm önerileri hakkında konuşulan panelde, sağlıklı yaşama dair önemli bilgiler verildi. Mülteci Destek Derneği Avukatı Gözde Tokyay ise sağlık hizmetlerine erişim ve doğum sonrası haklar konularında detaylı bir sunum yaptı. İstanbul, İzmir ve Bursa’da eş zamanlı olarak düzenlenen panellere her ilde yoğun katılım gerçekleşti. Sığınmacı anneler panellerde kapsamlı olarak bilgilendirilirken, birçok önemli konuda sorularını paylaşarak, uzmanlardan çözüm önerilerini de dinledi.

(Hürriyet, 2 Temmuz 2018)

 

En Az 270.000 Suriyeli Ölümcül Rejimden Kaçıyor

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne göre, Suriye hükümetinin isyancılara karşı saldırı başlatmasından beri, 270.000 Suriyeli, Suriye’nin güneybatısındaki evlerinden kaçtı. Bu rakam Florida’nın nüfusundan daha fazla… Pazartesi günü CNN’e konuşan UNCHR Sözcüsü Mohammad Hawari, sayının “200 bin kişilik beklentilerini aştığını” söyledi. İşgal altındaki mülteciler, Ürdün ve İsrail sınırındaki Golan Tepelerine gidiyorlar, fakat her iki ülke de onları kabul etme konusunda istekli değil. UNCHR, bölgeyi terk etmek zorunda kalacak insanların sayısının artmaya devam edeceğine inanıyor. Son yayınlanan UNHCR raporuna göre, çatışmalar 2011’den bu yana 6,2 milyon Suriyeliyi yerlerinden etti.  Rus destekli Suriye rejiminin 19 Haziran’da başkent Şam’ın güneyinde yer alan Daraa bölgesini ele geçirmek için bir saldırı başlatmasıyla son ayrılmalar başladı. Suriyeli güçler, Türk destekli Özgür Suriye Ordusu ve aynı zamanda terör grupları ISIS (IŞİD) ve Jabhat Fateh el-Şam (Al-Nusra) ile çatışıyor. Daraa Şehitleri Dokümantasyon Bürosu’na göre, saldırı başladığından beri bölgede isyancı savaşçılar da dâhil olmak üzere en az 293 kişi öldürüldü. Grup pazar günü, çatışmaların, Rus ve Suriye hava saldırılarının ve topçu bombardımanının sonucu olarak aralarında 23 çocuk ve 11 kadının da bulunduğu 75 kişinin öldüğünü söyledi. Bu gelişmeler üzerine, Güney Suriye’de acil ateşkes görüşmeleri devam ediyor, Ürdün Medya İşleri ve İletişim Bakanı, Jumana Ghunaimat, CNN Pazartesi günü görüşmeleri doğruladı. Uluslararası Af Örgütü, Ürdün hükümetini, hasta olan ya da yaralanan mültecilerden başlayarak Suriye’den kaçanlara sınırlarını açmaları için çağırıda bulundu. Uluslararası Af Örgütü’nün Ortadoğu Araştırma Direktörü Lynn Maalouf, Daraa sakinlerinin etkili bir şekilde tuzağa düştüğünü, yerinden edilenlerin çoğunun yetersiz yiyecek, su veya tıbbi bakım ile birlikte ürkütücü sıcaklarda derme çatma çadırlarda yaşamakta olduklarını ve herhangi bir noktada saldırılara maruz kalmaktan sürekli olarak korktuklarını ifade etti.

(CNN International, 3 Temmuz 2018)

 

Göçmen ve Mülteciler İçin Sosyal Uyum Çalıştayı Düzenlendi

Afgan Mülteciler Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği tarafından hazırlanan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) tarafından finanse edilen ‘Topluluk Gönüllüleri ve Sosyal Uyum’ projesinin Çerçevesinde Mülteci ve Ev Sahibi Topluluk Gönüllüleri İçin Kapasite Geliştirme Çalıştayı düzenledi. Afgan Mülteciler Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği tarafından hazırlanan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) tarafından finanse edilen ‘Topluluk Gönüllüleri ve Sosyal Uyum’ projesinin Çerçevesinde Mülteci ve Ev Sahibi Topluluk Gönüllüleri İçin Kapasite Geliştirme Çalıstayı düzenledi.  Kentte bir otelde düzenlenen çalıştaya UNHCR Ankara temsilcileri, Yerel otoriteler, sivil toplum kuruluşların temsilcileri ile birlikte farklı 27 şehirdeki AfganDer temsilcileri ve gönüllüleri, Türkiye, Suriye, İrak, İran ve Afganistan olmak üzere 5 ülkeden toplam 120 kişi katıldı. Açılış konuşmasını yapan Afgan Mülteciler Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkan Yardımcısı Dr. Zakira Hekmat (Frotan), projenin, kurulacak olan gönüllü ağlar, yeni gelenlere ve diğer yardıma ihtiyaç duyan kişilere çeşitli illerdeki yerel yetkililerle bağ kurarak hizmetlere erişim konusunda bilgi verilmesi, dil öğrenimi desteği ve sosyal bütünleşme ile uyumun inşa edilmesine katkıda bulunacağını ifade etti. Zakira Hekmat, konuşmasını şöyle sürdürdü. “Derneğimiz 2013 yılından beri Kayseri’de faaliyet göstermektedir ve yerel otoriteler, hükümet yapıları, STK’lar ve BMMYK‘nin Ankara Şube Müdürlüğü ile birlikte yakın işbirliği içinde bir dizi girişim ve proje gerçekleştirmiştir. Afgan Mülteciler Dayanışma Derneği ise Türkiye’de merkezi bir konumda bulunan Kayseri’de yerleşik olarak, Türkiye’nin çeşitli illerindeki Afgan toplum liderleri ağının yönetim merkezi olarak hizmet vermektedir. Suriyeli mültecilerden sonra Türkiye’deki en büyük ikinci mülteci grubu olan Afgan mülteciler, Türkiye genelinde yaklaşık 150,000’den (yüzde 17 kadın, yüzde 54 erkek, yüzde 13 kız ve yüzde 16 erkek) fazladır. Afganistan’da devam eden çatışma ve istikrarsızlık nedeniyle Afgan sığınmacıların sayısı her gecen gün artmaya devam etmektedir. Aynı şekilde Iraklı, İranlı ve Suriyeli mültecilerin durumu da dünyadaki istikrarsızlıklar nedeniyle her geçen gün artış göstermektedir.” Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek komiserliği (BMMYK) Temsilcisi İsmet Yasak ise, “Mülteciler ve ev sahibi topluluklar arasında uyumlu bir ortamın desteklenmesinin kritik öneminin farkında olan BMMYK, bu projeyi geliştirmek için Kayseri’deki Afgan Mülteci Dayanışma Derneği ile birlikte çalışmıştır. Proje, mülteci ve ev sahibi topluluk gönüllü ağlarında Kayseri’de ve diğer kilit illerde destek verecek ve farklı mülteci ve ev sahibi topluluklar arasında sosyal uyumun desteklenmesi amacı ile akran destek programlarının uygulanması yoluyla desteklenecektir. Kayseri’de oluşturulan gönüllü ağlar aracılığıyla ve yerel yönetimlerle yakın işbirliği içinde, çocuk ve kadınları hedef alan sosyokültürel faaliyetler düzenleyecektir” ifadelerini kullandı. 2 gün süren çalıştay kapsamında, ‘Haklar ve Yükümlülükler’, ‘Türkiye’nin toplumsal yapısında Göç ve Mültecilik’, ‘Özel İhtiyaç sahiplerinin Belirlenmesi’, ‘Başvuru Yapılabilecek Mekanizmalar’ başlıklı sunumlar yapıldı.

(Haber Türk, 2 Temmuz 2018)

 

Güney Kore’de Mahsur Kalan Yemeniler ve Diğer Mülteci Nüfusu İçin Uluslararası Dayanışma

Mülteci haklarının ilerlemesine bağlı bir ağ olan, Asya Pasifik Mülteci Hakları Ağı (APRRN- Asia Pacific Refugee Rights Network) Kore Hükümeti’nin şu anda Güney Kore’deki Jeju Adası’na sığınma talebinde bulunan 500’den fazla Yemenli bireyi korumak için çağırıda bulunuyor. Buna ek olarak, APRRN, Güney Kore tarafından, mültecilerin sınır dışı edilmesini öngören ve düşmanlık içeren bir kampanya yapılarak, verilen yabancı düşmanı tepkiye dair birkaç rapordan da endişe duyuyor. APRRN’ye göre, Kore tarihinde ilk defa olan ve bazı radikal gruplar tarafından sahte haberlerin yayılması, ırk ayrımcılığının kışkırtılması ve mültecilere karşı protesto düzenlenmesi yoluyla halkın mültecilere karşı korkularını teşvik etmesi endişe verici. Cheong Wa Dae web sitesi, Güney Kore Devlet Başkanı’nın onayladığı mülteci sayısının iki haftada 500.000’i aştığını bildirdi. Öyle görünüyor ki, farklı kültürlerden gelen mültecilerle bir arada yaşamayan pek çok Koreli vatandaş, asılsız kaygılara neden olan bir korku kampanyasıyla manipüle ediliyor. Jeju Adası’na gelen 500 Yemen için, derhal koruma sağlanmalı ve geldikleri ülkelere iade edilmemeleri için güvenlik önlemleri alınmalıdır. Aslında, Güney Kore’nin iç meselelere halkın müdahalesi konusunda tarihsel olarak ihtiyatlı davrandığı bir kurum olan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Temsilcisi, 18 Haziran’da yaptığı açıklamada, hiçbir Yemenli vatandaşın zorla ülkesine geri gönderilmemesi gerektiğini belirten bir bildiri yayınladı. Kore hükümeti, sağ kanattakileri mülteci yasasının kaldırılması için zorlansaydı o zaman devlet sistemleri ciddi şekilde zayıflayacak ve birçok kişi savunmasız durumlarda kalacaktı. Buna ek olarak, kısa vadeli yabancı düşmanı baskıya karşı kapitülasyon sadece endişeleri meşrulaştırmaya ve mevcut olumsuz söylemi beslemeye çalışacaktır. Mülteci Kanunu’nu kısıtlamalar getirmek için gözden geçirmeye gerek yoktur ve bunu yapmak için herhangi bir girişimde sadece mevcut durumun daha da kötüleşmesi söz konusudur. APRRN, Kore’deki tüm mültecilerle dayanışma içindedir. Aynı zamanda sivil toplum ile Kore Hükümeti, insan haklarını ve insani değerleri kucaklayan bir Kore toplumunu destekliyor. Bunun için de, APRRN Kore Hükümeti için eylem planı hazırladı. Aşırı ırk ayrımcılığı, mültecilere duyulan fobi ve İslamofobi konuları halkı duyarlılaştırmak ve koruma sistemlerini güçlendirmek suretiyle ele alınmalıdır. Yemen mültecilerinin ve genel olarak mültecilerin durumu ve mültecilerin korunmasının, Kore’ye yerel ve uluslararası entegrasyonun yararları hakkında şeffaf bir şekilde bilgi verilmelidir. Mülteci Kanunu’nu, bilgisiz, ani ve yüksek derecede yabancı düşmanı bir azınlığa imtiyaz olarak gözden geçirme girişimleri durdurulmalıdır. Korkuya ve düşmanlığa teşvik etmek yalnızca zayıf kamu politikasına yol açar.

(Reliefweb, 2 Temmuz 2018)

 

AB’nin Sığınmacı Politikası İç Siyasete Esir Oldu

Avrupa Birliği’nin (AB), sığınmacı sorununu çözmek için vardığı anlaşma, üye ülkelerin iç siyasetindeki çalkantılara esir kalarak soruna uzun vadeli bir çözüm üretmekten yine uzak kaldı. Geçen hafta Brüksel’de üye ülkelerin 28 liderini bir araya getiren zirvenin göç sorununa ilişkin tartışmalı sonuç bildirgesinde alınan kararlarda, farklı üyelerin iç siyasette yaşadığı karmaşanın büyük etkisi oldu. Bildirgede, bir yandan birliğin önde gelen ülkelerinden Almanya’yı koalisyon krizinden kurtarmaya çalışılırken, diğer yandan sığınmacı yükünü ağırlıklı olarak üstlenen cephe ülkeler İtalya ve Yunanistan’a zeytin dalı uzatılmaya çalışıldı. Tüm üye ülkelerin onayıyla kabul edilebilen bildirgeyi, Vişegrad grubu olarak bilinen ve katı bir sığınmacı karşıtı politika yürüten Macaristan, Çekya, Slovakya ve Polonya gibi ülkelere kabul ettirmek için ise sığınmacıların yeniden yerleştirilmesi politikası “gönüllülük” esasına bağlandı.

Almanya Koalisyonunu Kurtarmak İçin “Açık Çek”

İç siyasette sığınmacı sorununa ilişkin oluşan görüş ayrılığının mevcut koalisyonu tehdit ettiği Almanya için zirve büyük önem taşıyordu. Koalisyon ortağı Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Genel Başkanı ve İçişleri Bakanı Horst Seehofer, Almanya Başbakanı Angela Merkel’e “ikincil sığınmacı hareketlerine” çözüm bulması için zirve sonuna kadar süre tanımıştı. Merkel, “ikincil sığınmacı hareketlerine”, yani bir AB ülkesinde önceden kayıt altına alınan ve başka bir AB ülkesinde iltica talebinde bulunan sığınmacılara ilişkin “AB düzeyinde” bir sonuç bulunması gerektiği konusunda ısrarcı davranmış, zirveye de bu beklentiyle gelmişti. AB, birliğin önde gelen ülkesi Almanya’nın lideri Merkel’in taleplerine kayıtsız kalmadı. Sığınmacı sorunu açısından Almanya dışında çok fazla ülkenin öncelik konusu olmayan “ikincil sığınmacı hareketlerine” çözüm bulmak için bildirgede üye ülkelere “açık çek” verildi. Üye ülkeler arasındaki “ikincil sığınmacı hareketlerinin” Ortak Avrupa İltica Sistemi’ni ve Schengen müktesebatını tehlikeye attığı uyarısına yer verilen bildirgede, bu hareketleri engellemek için üye ülkelerin ulusal mevzuatlarında “gerekli tüm önlemleri” alması gerektiği kaydedildi. Bu madde, Merkel için “can simidi” niteliği taşıyor.

İtalya’ya Büyük İmtiyaz

AB’nin sığınmacı konusunda iç siyasete yönelik diğer bir hamlesi ise İtalya bağlamında gerçekleşti. Zirvenin ilk gününün ardından yayımlanması beklenen bildirgeyi veto eden İtalya’yı ikna etmek için AB, kendi değerler sistemini tartışmaya açacak “sığınmacı kamplarına” yeşil ışık yaktı. Akdeniz açıklarında 630 sığınmacıyı kurtaran Aquarius yardım gemisine yanaşma izni vermeyen İtalya’nın yeni hükümeti, “Avrupa’nın paspası değiliz” diyerek sığınmacı karşıtı bir politika yürüteceğini vurgulamış, diğer üye ülkelerin yüke ortak olması gerektiğini savunmuştu. AB liderleri, Afrika ve Sahel bölgesinden İtalya’ya gelen sığınmacı akınını durdurmak için bölgeye mali desteği artıracağını duyurdu. Bu çerçevede AB Afrika Fonu’na 500 milyon avro transfer etme kararı alındı. İtalya’yı daha da memnun edecek karar ise “bölgesel tahliye merkezleri” olarak adlandırılan ve denizde kurtarılan sığınmacıların üye ülke topraklarının dışında “toplanmasını” öngören fikire verilen destekle gerçekleşti. Fikrin uygulamaya konması durumunda İtalya tekrar bir “Aquarius” davasıyla karşı karşıya kalmayacak, kurtarılan sığınmacılar insani standartların çok da yüksek olmayacağı kamplarda toplanacak. Özellikle cephe ülkeler olarak bilinen İtalya ve Yunanistan’ı memnun edecek bir diğer karar da AB topraklarında kurulması planlanan “kontrol merkezleri” olarak ortaya çıktı. Olur da sığınmacılar tüm önlemlere rağmen AB topraklarına ulaşırsa, bu sığınmacılar da “kontrol merkezlerine” yönlendirilecek, burada koruma hakkı olanlar ile iade edilecek olanlar “ayıklanacak”.

Vişegrad “Gönüllülük” Kararıyla Rahatladı

Zirve bildirgesinde mevcut sığınmacı politikalarında en büyük değişiklik ise “gönüllülük” kavramının “zorunluluk” esasının yerini alması oldu. AB liderleri sığınmacıların üye ülkeler arasında yeniden yerleştirilmesinin “gönüllülük” çerçevesinde gerçekleşeceğine karar verdi. Sığınmacı krizinin 2015’te patlak vermesinin ardından AB Komisyonu İtalya ve Yunanistan’da bulunan sığınmacıların 160 binini üye ülkeler arasında zorunlu olarak yeniden yerleştirmeyi öngören bir kota sistemi kabul etmişti. Son veriler bu sığınmacıların sadece 33 bin 846’sının yeniden yerleştirildiğini gösterdi. Bu çerçevede Polonya ve Macaristan gibi üye ülkeler hiçbir sığınmacı almazken, Çekya 12, Slovakya da 16 sığınmacı alarak tepkiye yol açtı. Sığınmacıların yeniden yerleştirilmesini “gönüllülük” esasına çevirerek AB, bir yandan Vişegrad ülkelerinin zirve sonuç bildirgesini veto etmesini engelledi. Diğer yandan AB’nin çok da tercih etmemesine rağmen, iç siyasette sığınmacı karşıtı politikalar yürüten bu ülkelerin liderlerinin eli güçlenmiş oldu.

AB Zor Dönemde Dayanışma Mesajı Verdi

AB, zirvenin ilk gününün ardından yayımlayacağı sonuç bildirgesini, İtalya vetosu nedeniyle gecikmeli olsa da ikinci günün erken saatlerinde paylaştı. İngiltere’nin birlikten ayrılması, üye ülkelerde aşırı sağın güçlenmesi ve sığınmacı krizi nedeniyle “AB dağılıyor” görüşlerinin yaygınlaştığı bir dönemde, AB’nin sonuç bildirgesine tüm ülkelerin onayını alamaması büyük bir dayanışma eksikliği gösterecek ve prestij kaybına yol açacaktı. Özellikle ABD-AB ilişkilerinin de ticaret alanında sürtüşmeler nedeniyle gerildiği ve Rusya’yla ilişkilerin giderek kötüleştiği mevcut durumda, AB dış dünyaya “dayanışma” mesajı vermek zorundaydı. AB’nin tüm ülkelere imtiyaz vererek sağladığı dayanışma ise bir kez daha başarısızlığa mahkum bir sığınmacı politikası doğurdu.

(Anadolu Ajansı, 3 Temmuz 2018)

 

Almanya’da Muhalefet Yeni Mülteci Politikasına Tepkili

Almanya’da hükümette krize neden olan Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) arasındaki mülteci politikalarına ilişkin görüş ayrılığı giderildi. CDU lideri ve Başbakan Angela Merkel ile CSU lideri ve İçişleri Bakanı Horst Seehofer’in Berlin’de dün akşam bir araya geldiği ve saatler süren görüşme uzlaşma ile sonuçlandı. Ancak Almanya-Avusturya sınırında mülteciler için yeni transit merkezler oluşturulmasını da kapsayan uzlaşma muhalefet partilerinin tepkisine yol açtı. Koalisyonun diğer ortağı SPD de anlaşmadan memnun değil. Anlaşmaya temkinli yaklaşan Sosyal Demokrat Parti yetkilileri bu konuda tartışmaya ihtiyaç duyduklarını açıkladı. SPD Genel Başkanı Andrea Nahles, uzlaşmaya ilişkin çok sayıda soru işareti bulunduğunu belirterek konunun görüşülmeye devam ettiğini vurguladı. CDU ise koalisyon ortağı Sosyal Demokratların anlaşmaya onay vereceğini umuyor. CDU Genel Sekreteri Annegret Kramp-Karrenbauer bu sabah ZDF televizyonuna yaptığı açıklamada, “SPD’nin süreci kolaylaştıracağını söylediğini” aktardı. SPD Gençlik Teşkilatı Başkanı Kevin Kühnert ise eleştirel bir açıklama yaptı. Kühnert partisinin mülteciler için kapalı kamplar kurulması fikrine kesinlikle karşı olduğunu vurguladı ve “Bu kampların nereye kurulacağı fark etmez. İster Kuzey Afrika ister Avrupa sınırı isterse Passau’da olsun karşıyız” dedi. SPD Göç Çalışma Grubu Başkanı Aziz Bozkurt da Die Welt gazetesine yaptığı açıklamada, mülteciler için transit merkezlerinin kurulması fikrinin koalisyon anlaşmasında olmadığını hatırlattı. Bozkurt, “Bu merkezler acı eşiğinin ötesinde” dedi.

Yeşiller: Fikir Yeni Değil

Yeşiller Eş Başkanı Robert Habeck ise Alman haber ajansı DPA’ya yaptığı açıklamada, CDU ve CSU’nun 2015 yılında gündeme gelen bir fikri hayata geçirmek istediğini belirterek koalisyon ortağı SPD’nin transit merkezleri kurulmasına karşı çıktığına dikkat çekti. Sol Parti Eş Başkanı Bernd Riexinger de Twitter hesabından yaptığı paylaşımda “Transit merkezler fiilen Kitlesel tutuklu kamplarıdır. İnsaniyet göz ardı ediliyor. SPD’nin tepkisi nerede?” diye yazdı. Hür Demokrat Parti (FDP) Genel Başkanı Christian Lindner de sağlanan anlaşmanın bir işe yaramayacağı görüşünde. ZDF televizyonuna bu sabah yaptığı açıklamada “büyük bir çözüm sağlanmadığını” belirten Lindner, temel sorunların hala beklediğini vurguladı. Sağ popülist Almanya için Alternatif (AFD) partisinin genel başkanı Jörg Meuthen ise CDU ve CSU’nun mülteci politikası konusunda sağladığı uzlaşmanın mülteci politikasında değişiklik anlamına gelmediğini söyledi. Almanya’nın gelecekte de Almanya’ya bir kez ayak basmış olan sığınmacıları ülke dışına çıkarma konusunda zorlanacağını söyleyen Meuthen, sınırlara yakın kurulacak transit merkezlerinin de sorunu çözmeyeceğini savundu.

CDU ve CSU Hangi Konularda Uzlaştı?

CDU ve CSU liderlerinin Berlin’de sağladığı uzlaşmaya göre Almanya-Avusturya sınırında yeni bir politika izlenecek. Bu politikaya göre başka ülkelerin sorumluluğunda olan sığınmacıların (başka ülkelerde kayıt altına alınmış) Almanya’ya girişleri engellenecek. Uzlaşmaya göre transit merkezleri oluşturulacak. Sığınmacılar bu merkezlerde tutulacak ve sığınmacılardan sorumlu ülkelere iadeleri doğrudan bu merkezlerden yapılacak. Ancak iadelere tek taraflı karar verilmeyecek. İadeler ikili idari anlaşmalara dayandırılacak. Söz konusu idari anlaşmaların bulunmadığı durumlarda ise Avusturya ile mevcut olan anlaşma gereğince, mülteci adayları sınır dışı edilebilecek.

(NTV, 3 Temmuz 2018)

Alman Politikacılar Göç Krizi Konusunda Bir Anlaşmaya Varmayı Başardılar

Almanya-Hristiyan Demokratlar (Christian Democrats – CDU) ve Hristiyan-Sosyal (Christian Social-CSU) sendikalarının iktidar koalisyonunun temsilcileri, Almanya’daki göç krizinin çözümüne yönelik tedbirler üzerinde anlaştılar. Bu, CSU başkanı ve İçişleri Bakanı Horst Seehofer tarafından bildirildi. RIA Novosti’nin bildirdiğine göre, Seehofer anlaşmaya varılırma durumunda görevde kalabileceğini söyledi. Seehofer, daha önce iltica hakkının reddedildiği belgelere ve belgelere sahip olmayan mülteciler için giriş yasağını da içeren mülteci sorununu ele almak için bir ana plan geliştirmiştir. CDU başkanlığını yürüten Almanya Başbakanı Angela Merkel, tüm Avrupa normlarıyla çeliştiğine inanarak bu teklifi desteklemedi. ZDF kanalına göre, yeni anlaşma sözde “ikincil göç” ile ilgileniyor ve diğer AB ülkelerinde kayıtlı göçmenlerin Almanya’dan bu ülkelere gönderilecekleri özel transit merkezlerinde yer alacağı düşünülüyor. Merkel, bu kararı desteklediğini söyledi.

(NTV, 3 Temmuz 2018)

 

Macaristan’dan Karadağ’a 25 Kilometrelik Tel Örgü

Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto, Macaristan’ın, Karadağ’a, Arnavutluk ile ortak sınırını sığınmacılara karşı koruması için 25 kilometrelik dikenli tel örgü vereceğini açıkladı. Karadağ’da çeşitli temaslarda bulunan Bakan Szijjarto, Macar Haber Ajansına (MTI) yaptığı açıklamada, Batı Balkan bölgesinde sığınmacı baskısının artmaya ve 2015’teki duruma benzemeye başladığını iddia etti. Yunanistan’daki durumun 2015’ten daha kötü olduğu şeklinde bilgi aldıklarını belirten Szijjarto, 3 yıl önceki durumun aksine sığınmacı baskısının Arnavutluk, Karadağ ve Bosna Hersek üzerinde etkili olduğunu savundu. Sığınmacıların yeni rotalar oluşturduğunu ve Macaristan’ın Karadağ’a sığınmacılara karşı mücadele kapsamında yardıma hazır olduğuna dikkati çeken Szijjarto, “Karadağ’ın kendi sınırlarını koruması Budapeşte’nin çıkarına. Polis güçleri, Karadağ-Arnavutluk sınırının en zayıf bölgesini koruyabilmek ve yasa dışı göçü durdurabilmek için Podgorica’ya 25 kilometrelik dikenli tel örgü sağlanması konusunda anlaştı” diye konuştu.

Sınırlara Polis Takviyesi Yapmıştı

Macaristan, sığınmacılara karşı alınan önlemler kapsamında Vişegrad Grubu’ndaki ortakları Çekya, Polonya ve Slovakya’nın desteğiyle sınırlarına asker ve polis takviyesi yapmıştı. Macaristan, sığınmacı akınını durdurmak amacıyla Sırbistan ve Hırvatistan sınırlarına dikenli tel örgü çekmiş, sınır bölgelerinde olağanüstü hal ilan ederek yasa dışı geçişler için uygulanan cezaları artırmıştı. AB’nin sığınmacı krizine çözüm olarak sunduğu kota sistemi kapsamında 1294 mülteciyi kabul etmesi öngörülen Macaristan, bu plana da şiddetle karşı çıkıyor.

(Hürriyet, 3 Temmuz 2018)

 

Venezuela’da Halk Ülkeden Kaçıyor

Venezuela dünyanın en geniş petrol yataklarına sahip bir ülke olsa da bu avantajını enflasyon karşısında kullanamıyor. Ülkede yaşanan ağır ekonomik koşullar halkı parasız pulsuz bıraktı. Öyle ki bir fincan kahve bir milyon bolivar oldu. Bu durum karşısında halk çareyi ülkeyi terk etmekte buluyor.Venezuela’da halk ülkeden kaçıyor.

Brezilya Sınırına Kaçış

Ülkenin Brezilya sınırlarına doğru kalan bölgelerinde halk şehirlerden kırsala doğru göç etmeye başladı. Ekonomik koşulların yıktığı halkın bir diğer kesimi ise yaya olarak sınırlara doğru kaçıyorlar. Brezilya sınırına yakın bölgelerde Venezuelalılar çadır kamplar oluşturdu.

Yiyecek Bile Bulunamıyor

Enflasyonun vurduğu komünist Venezuela son dönemlerde yaptığı parasal atılımlar ile içinde bulunduğu kriz ortamından kurtulmaya çalışıyor. Yapılan kripto para üretimi hamleleri ile darboğazdan kurtulmaya çalışan Venezuela’da halk yiyecek bulmakta bile zorlanıyor. Venezuela’da zorunlu geçim malzemelerinin Türkiye’den gönderilmesi üzerine görüşmeler yapılmıştı.

(Time Türk, 3 Temmuz 2018)

 

Suriye’den Kaçanların Sayısı Artmaya Devam Ediyor!

Suriye’de rejimin saldırılarından kaçarak Ürdün sınırına göç edenlerin sayısının 270 bine ulaştığı bildirildi. Ürdün’deki Birleşmiş Milletler (BM) örgütleri sözcüsü Hıtam el-Melkavi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Dera’daki çatışmalardan kaçarak Ürdün sınırına göç eden 270 bin Suriyelinin bu bölgede beklediğini söyledi. Melkavi, bu kişilerden 135 bininin çocuk olduğu bilgisini paylaştı.

“Mevcut Sayı Tahminleri Fazlasıyla Aştı”

Suriye’nin güneybatısındaki göçmenlerin sayısının en fazla 200 bine ulaşacağını öngördüklerini dile getiren Melkavi, buna karşın mevcut sayının tahminlerini fazlasıyla aştığını belirtti. Sınırda toplananların ihtiyaçlarının karşılanması için çalıştıklarını anlatan Melkavi, yardımların BM’deki çalışma prensiplerine uygun olarak ülke içine alınıp dağıtılması için uygun zamanı beklediklerini aktardı. Esed rejimi yaklaşık iki hafta önce İran milisleri ve Rus hava kuvvetlerinin desteğiyle ülkenin güneyinde muhalefetin kontrolündeki bölgelere yönelik askeri operasyonlarına başlamıştı. Güneydeki Dera’nın doğusundaki bazı bölgeleri ele geçiren rejim güçlerinden kaçan sivil halk yakındaki Ürdün sınırında toplanıyor. Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR) önceki gün, Beşşar Esed rejimi ve destekçilerinin, Dera iline geçen ay başlattığı saldırılar nedeniyle 198 bin sivilin Ürdün ve İsrail sınırına göç ettiğini duyurmuştu. Söz konusu rapora göre, mayıs ayı ortasından itibaren başlayan saldırılar sonucu 43’ü kadın, 65’i çocuk olmak üzere 214 sivil hayatını kaybetmişti.

(Haber Türk, 3 Temmuz 2018)

 

Yemen Başbakanı’ndan “Kuzeyden Kaçanların Aden’e Alınması” Talimatı

Yemen Başbakanı Ahmed bin Dağr, güvenlik güçlerinden “ülkenin kuzey illerinden kaçan ailelerin geçici başkent Aden’e girişlerine izin verilmesini” istedi. Bin Dağr, sosyal medyadaki Facebook hesabından yaptığı yazılı açıklama, “Yasalarda kuzey illerinden gelen ailelerin Aden’e giremeyeceği yönünde bir şey bulunmuyor. Bu bizim ahlakımıza, örf ve ananelerimize de uymaz. Çocuk, kadın ve yaşlıları sıkıntıya uğratmak doğru değildir. Herkesin bu konuda üzerine düşeni yapması gerekir.” ifadelerine yer verdi. Nerede olursa olsun tüm güvenlik noktalarında yasalara uyulması gerektiğini vurgulayan Bin Dağr, söz konusu sığınmacıların yollarının açılması, ülkenin başkentine girmeleri konusunda kolaylık sağlanması ve vatandaşların haklarından yoksun bırakılmaması talimatı verdi. Yemenli aktivistler, ülkenin kuzey illerinden gelen onlarca ailenin, ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi’ne bağlı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından desteklenen “Hizam Emni” güçleri tarafından geçici başkent Aden’in girişinde alıkonulduğunu belirtiyor. Yemen’in batı sahili bölgelerinde Husiler ile hükümet güçleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalar nedeniyle, yüzlerce aile hükümetin kontrolündeki kentlerden göç ediyor.

(Anadolu Ajansı, 3 Temmuz 2018)

 

Ürdün Sınırındaki Deralı Sayısı 270 Bine Ulaştı

Rejim güçlerinin Dera’daki saldırılarından kaçarak Ürdün sınırına gelen Suriyelilerin sayısının 135 bini çocuk olmak üzere 270 bine ulaştığı açıklandı. Suriye’de rejimin saldırılarından kaçarak Ürdün sınırına göç edenlerin sayısının 270 bine ulaştığı bildirildi.

Dera’daki Ateşkes Görüşmeleri Sonuçsuz Kaldı

Ürdün’deki Birleşmiş Milletler (BM) örgütleri sözcüsü Hıtam el-Melkavi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Dera’daki çatışmalardan kaçarak Ürdün sınırına göç eden 270 bin Suriyelinin bu bölgede beklediğini söyledi. Melkavi, bu kişilerden 135 bininin çocuk olduğu bilgisini paylaştı.

“Mevcut Sayı Tahminleri Fazlasıyla Aştı”

Suriye’nin güneybatısındaki göçmenlerin sayısının en fazla 200 bine ulaşacağını öngördüklerini dile getiren Melkavi, buna karşın mevcut sayının tahminlerini fazlasıyla aştığını belirtti. Sınırda toplananların ihtiyaçlarının karşılanması için çalıştıklarını anlatan Melkavi, yardımların BM’deki çalışma prensiplerine uygun olarak ülke içine alınıp dağıtılması için uygun zamanı beklediklerini aktardı. Esed rejimi yaklaşık iki hafta önce İran milisleri ve Rus hava kuvvetlerinin desteğiyle ülkenin güneyinde muhalefetin kontrolündeki bölgelere yönelik askeri operasyonlarına başlamıştı. Güneydeki Dera’nın doğusundaki bazı bölgeleri ele geçiren rejim güçlerinden kaçan sivil halk yakındaki Ürdün sınırında toplanıyor. Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR) önceki gün, Beşşar Esed rejimi ve destekçilerinin, Dera iline geçen ay başlattığı saldırılar nedeniyle 198 bin sivilin Ürdün ve İsrail sınırına göç ettiğini duyurmuştu. Söz konusu rapora göre, mayıs ayı ortasından itibaren başlayan saldırılar sonucu 43’ü kadın, 65’i çocuk olmak üzere 214 sivil hayatını kaybetmişti.

(Anadolu Ajansı, 3 Temmuz 2018)

 

Koca Mahalle Onlara Kaldı… İmkanları Olmadığı İçin Göç Edemiyorlar! Erikli Köyü’nün Son Sakinlerinden…

Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinde bulunan ve eskiden yüzlerce kişinin yaşadığı Erikli köyünde yaşanan göçler sonrasında sadece Yılmaz çifti kaldı. Köyden kente göç devam ederken, köyler birer birer yok olmaya devam ediyor. Seyitgazi ilçesine bağlı Erikli köyü de bu göçlerden nasibini aldı. Önceden yüzlerce insanın yaşadığı köyde, göçler sonrası sahipsiz kalan evlerin duvarları bile yok oldu. Köyde sadece Ahmet Yılmaz ve eşi kalırken, tek hanenin bulunduğu Erikli köyünde yol, elektrik ve su sıkıntıları yaşanıyor. Yaşlı çiftin sağlık problemleri yaşaması yaşam koşullarını iyice kötüleştirirken, maddi güçlerinin bulunmaması sağlam olmayan eski evde yaşamalarına sebep oluyor.

“Benden başka burada oturan yok”

Erikli köyünün son sakinlerinden 84 yaşındaki Ahmet Yılmaz, geçmişten bugüne yaşadıklarını anlattı. Kendilerinden başka köyde kimsenin kalmadığını belirten Yılmaz, “Bu köyün dağılmasının nedeni fakirliktir. Son zamanlarda elimizdeki paralar bitti, yolumuz yok, hayvanları sulayacak suyumuz yok, meramız yok. Bunun için şu durumda çok sıkıntıdayız. Durduğumuz evlerde insan yaşayacak durum yok ama mecburen buradayız. Bütçemiz yok, arkamızda güvenilir kimse yok. Bir adamın eli ayağı tutmadıktan sonra, ihtiyar olduktan sonra, dünyalar kadar toprağı olsa ne olur. Burada 3040 kadar ev vardı. Dağıla dağıla 56 hane kaldı. Bunlar da zamanda gitti ve şimdi benden başka burada oturan yok. Demirbaşımız da bitmiş durumda yani durumlarımız çok kötü. Bilmiyorum bizler buralarda garip kalıyoruz, halen garibiz. Eskiden beri at koşuyorduk, ayıp olmasın şimdi onu da bulamıyoruz. Bizim halimiz yaman” dedi.

“Yarım saatlik mesafeden su getiriyoruz”

Yaşanan elektrik ve su sıkıntısını geçici çözümler ile sonuca ulaştırdıklarını ifade eden Yılmaz, “Elektrik olmadığı için akü aldık. Aslında bu da zararlı bir şey ama bununla vaktimizi geçiriyoruz. Yarım saatlik mesafeden su getiriyoruz. Halbuki bu köyün çeşmesi mi yok? Zaten göç etme gibi bir durumumuz yok. Ben Eskişehir’e gitsem ev alamam, kiraya girsem ödeyemem. Nereye gider, nereye gelebilirim. Ancak bu evler bizi götürür, bu evlerden çıkarız biz” diye konuştu.

“Vaktimiz doğrudan doğruya dışarıdan gelen bir garip halinde geçiyor”

Yiyecek ihtiyaçlarını pazardan karşıladıklarını fakat hasta oldukları zamanlarda bunun pek mümkün olmadığını kaydeden Ahmet Yılmaz, “Pazar günleri oranın pazarı kuruluyor. Elimizdeki para ile ihtiyaçlarımızı almaya çalışıyoruz. Ama aldıklarımız zaten bir hafta yetmiyor. Vaktimiz doğrudan doğruya dışarıdan gelen bir garip halinde geçiyor. Mesela Suriye’den, Afganistan’dan gelmiş insanlar bizden çok daha iyi geçiniyor. Bizim geçimlerimiz onlardan göçük. Türkiye’yi gez dolaş, bizim mezarlıklardan daha kötü durumda bir mezarlık da yok. Etrafında bir örgü yok. Gelen hayvanlar içerisinde geziyor. Orada yatanlar da vatandaş. Yok, yaptıramıyoruz” şeklinde konuştu.

“Ne kadar müracaat etsek de, bir hane olduğu için buraya bir türlü elektrik ve su getiremedik”

Salihler Mahallesi Muhtarı İbrahim Tarhan ise azalan nüfustan dolayı Erikli Mahallesinin Salihler Mahallesine bağlandığından söz etti. Yaşanan sıkıntılara bir türlü çözümün getirilemediğinden bahseden Tarhan, “Burası 50 yıl önce Salihler gibi 40 haneli bir köydü ve her şeyi mevcuttu. Burası göç verince, 50 yıl önce Salihler köyüne mahalle olarak bağlandı. Şimdi sadece Ahmet Yılmaz ve eşi birlikte yaşıyor. Torunu ve gelini kış günleri Kırka’ya iniyor, yaz günleri yanlarına geliyor. Yol imkanı biraz olsa da, elektrik ve su yok. Ne kadar müracaat etsek de, bir hane olduğu için buraya bir türlü elektrik ve su getiremedik” dedi.

(Haber Türk, 3 Temmuz 2018)

 

İzmir’de 45 Göçmen Yakalandı

İzmir’in Seferihisar ilçesinde 13’ü çocuk 45 düzensiz göçmen yakalandı. Seferihisar Sığacık’ın güneyinde lastik bir botta bir grup düzensiz göçmen olduğunu tespit eden Sahil Güvenlik Korveti belirlenen lastik bota operasyon düzenledi. Botun içerisinde 15 Suriye, 7 Orta Afrika, 6 Güney Afrika, 5 Afganistan, 5 Irak, 3 Kongo, 1 Gambiya, 1 Gabon, 1 Mali ve 1 Gine uyruklu olmak üzere toplam 45 düzensiz göçmen yakalandı. Söz konusu 45 kişi işlemlerin ardından İzmir İl Göç İdaresi Müdürlüğüne gönderildi.

(HaberTürk, 3 Temmuz 2018)

 

Suriyelilerin Bıçaklı Yumruklu Kavgası Kamerada

Adana’da Suriyelilerin bıçaklı, yumruklu kavgası cep telefonu kamerasıyla görüntülendi. Edinilen bilgiye göre, merkez Seyhan ilçesinde meydana gelen olayda, yaklaşık 8 yıldır Suriye’de süren iç savaştan kaçarak Adana’ya yerleşen Suriyeliler dükkan yeri yüzünden tartışmaya başladı. Tartışma kısa sürede küfür nedeniyle yumruklu kavgaya dönüştü. Kadınların da karıştığı kavgada bir kişi iş yerinden aldığı bıçakla kendisini darp edenlere saldırdı. Çevredekiler şahsı engelleyerek bıçağı elinden aldı. Kavga, araya giren vatandaşlar tarafından önlendi.

(İhlas Haber Ajansı, 3 Temmuz 2018)

 

Hatay’da 18 Kaçak Mülteci Yakalandı

Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde 18 kaçak mülteci yakalandı. Alınan bilgiye göre, Kırıkhan ilçesi sınır karakolunda görev yapan ekipler tarafından kaçak yollarla ülkeye giriş yapan 18 kaçak mülteci yakalandı. Mülteciler, ifadelerinin ardından GBT sorgulamaları yapıldıktan sonra sınır dışı edilmek üzere Kırıkhan İlçe Jandarma Karakolu tarafından Cilvegözü Sınır Kapısına gönderildi.

(Hürriyet, 3 Temmuz 2018)

 

Su Kanalında Can Pazarı

Esenyurt’ta, dengesini kaybeden Suriyeli uyruklu bir kişi atık su kanalına düştü. Baygınlık geçiren kişiyi çevredekiler kurtarırken yaşananlar kameraya yansıdı. Olay dün akşam saatlerinde Esenyurt Talatpaşa Mahallesi Bağdat Caddesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre atık su kanalı çevresinde tahta parçası toplayan Suriye uyruklu bir kişi, dengesini kaybederek yaklaşık 10 metreden atık su kanalına düştü. Baygınlık geçiren kişi sudan çıkamadı. Suriyelinin yardımına ilk önce çevredeki vatandaşlar yetişti.  İhbar üzerine olay yerine polis, itfaiye ve sağlık ekibi de sevk edildi. İtfaiye ve çevredekilerin yardımıyla düştüğü yerden çıkarılan kişi, Esenyurt Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.

(Hürriyet, 3 Temmuz 2018)

 

ABD’de Doğum Günü Partisine Bıçaklı Saldırı

ABD’nin İdaho eyaletinde bir doğum günü partisine düzenlenen bıçaklı saldırıda yaş günü kutlanan 3 yaşındaki kız çocuğu öldü, 8 kişi yaralandı. Yetkililer, 30 yaşındaki Timmy Kinner’in, Boise’de hafta sonu çok sayıda göçmen ailenin kaldığı bir sitede yapılan partiyi bastığını ve 9 kişiyi bıçakla yaraladığını açıkladı. Kendi doğum günü partisinde yaralanan 3 yaşındaki kız çocuğu Rüya Kadir’in bugün tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdiği belirtildi. Saldırıda yaralanan 4’ü çocuk diğer 8 kişinin, Suriye, Irak ve Etiyopya’dan göçmen ailelerin üyeleri olduğu kaydedildi. New York Times gazetesi, Uluslararası Kurtarma Komitesine dayandırdığı haberinde, 2015 yılında annesi tarafından ABD’ye getirilen Etiyopyalı mülteci Rüya Kadir’in babasının Türkiye’de yaşadığını yazdı. Boise Polis Şefi William Bones, ABD vatandaşı Kinner’in, daha önce olayın olduğu sitede yaşadığını, davranışlarından rahatsız olunması üzerine geçen cuma siteden ayrılmasının istendiğini, saldırının nefret suçu olduğuna dair kanıt bulunmadığını söyledi. Ada Sulh Hakimi Russell Comstock, mahkemeye çıkarılan Kinner’in birinci dereceden cinayetle suçlandığını bildirerek, “topluma büyük tehlike oluşturan” sanığın kefaletsiz tutukluğuna karar verdi. Kinner, suçlu bulunması durumunda İdaho yasaları çerçevesinde idam cezasına çarptırılabilir. Boise’de dün akşam bin 500’den fazla kişi de kurbanlar için anma töreni düzenledi. Ağlayan, ağıt yakan ve göçmen aileleri desteklediklerini yüksek sesle dile getiren kalabalık, belediye binasının bahçesine çiçek bıraktı.

(Haber Türk, 3 Temmuz 2018)

 

Suriyeli Kaçakçı, Türkiye’ye Getirmeye Çalıştığı 17 Suriyeliyi Sınırda Öldürdü

Bölgedeki güvenilir kaynaklardan edinilen bilgilere göre, Suriye’nin İdlib bölgesinden Türkiye’ye geçmek isteyen Suriyeli mülteciler kaçak geçiş için anlaştıkları Suriyeli kaçakçı tarafından başlarına kurşun sıkılarak öldürüldüler. Aralarında kadın ve çocukların da olduğu 17 kişi vuruldukları yerde hayatlarını kaybettiler. İdlib’in Darkuş bölgesinden kaçak yollarla Türkiye’ye geçirmek için sığınmacılarla anlaşan Suriyeli kaçakçı Mohamad Ahmed Sattouf, 17 kişiyi katletti. İki gün önce sivilleri üçer kişilik gruplar halinde sınırdan geçiren kaçakçının, geçirdiği kişileri soyup öldürdükten sonra da cesetlerini dağda ormanlık bir alana attığı ve öldürdüğü kişileri cep telefonuna kaydettiği öğrenildi. Sığınmacıları Türkiye’ye getirmek için hepsinden toplam 3 bin dolar alan kaçakçı, söz konusu sivilleri Türkiye sınırına yakın bir bölgede öldürdü. Kaçakçının sığınmacıları öldürdüğü görüntülerin ise sosyal medyada paylaşıldığı öğrenildi.

(Sputnik Türkiye, 3 Temmuz 2018)

 

Bursa’da Suriyeli Gerginliği

Bursa’da Suriyeli bir grubun, husumetli oldukları kişilerin gittiği kıraathaneyi basmasının ardından akşam da yaklaşık 150 kişi, Suriyelilere ait birkaç işyerlerinin camını kırdı. Bursa’nın Merkez Osmangazi ilçesi Çarşamba Mahallesi’nde dün öğle saatlerinde Suriyeli 5 kişi, ellerinde sopa ve bıçaklarla daha önce husumetli oldukları iddia edilen kişilerin gittiği kıraathaneye gitti. Burada bir süre bağırıp çağıran grup, kıraathaneden ayrıldı. Olayın ardından akşam saatlerinde bir araya gelen mahalle sakinleri, Suriyelilere ait birkaç işyerinin taşla camını kırdı. Yaklaşık 150 kişilik grup, alkışlarla ve sloganlarla olayı protesto etti. Grup, polisin uyarısının ardından dağıldı.

(NTV, 3 Temmuz 2018)

 

Muğla’da 91 Kaçak Göçmen Yakalandı

Muğla’nın Fethiye ilçesinde, jandarma tarafından yapılan operasyonlarda, yasadışı yollardan Yunanistan adalarına geçmeye hazırlanan toplam 91 kaçak göçmen yakalandı. Fethiye İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, Üzümlü Mahallesi yakınlarında kaçak göçmenlerin olduğu ihbarı üzerine harekete geçti. Ormanlık alanda arama yapan jandarma ekipleri; 26 Irak, 10 Suriye, 4 İran ve 2 Filistin uyruklu toplam 42 kaçak göçmeni yakaladı. Öte yandan, başka bir ihbar üzerine Yanıklar Mahallesi Katrancı Koyu’na da baskın yapan jandarma, burada da yasadışı yollardan Yunanistan adalarına geçmeye hazırlanan 4’ü kadın, 2’si çocuk toplam 49 Irak uyruklu göçmeni yakaladı. Yakalanan kaçaklardan Irak, Filistin ve İran uyruklu olanlar sınırdışı edilmek üzere Habur Sınır Kapısı’na gönderilirken, Suriyeli kaçaklar ise Muğla Göç İdaresi’ne teslim edildi.

(Hürriyet, 2 Temmuz 2018)

 

Edirne’de 390 Kaçak Yakalandı

Edirne’de jandarma ekiplerinin yaptığı denetimler sırasında, yasa dışı yollardan yurt dışına geçmek isteyen yabancı uyruklu 390 kaçak yakalandı.  Edirne İl Jandarma Komutanlığı ile 54’üncü Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı ekiplerince, merkeze bağlı Bosna ve Yenikadın köyleri ile İpsala ve Meriç ilçelerindeki yol kontrolünde, yasa dışı yollardan Avrupa ülkelerine gitmek isteyen Somali, Bangladeş, Pakistan, Afganistan, İran, Filistin, Irak, Tunus ve Fas uyruklu 390 kaçağı yakaladı. Kaçaklar, işlemlerinin ardından Edirne İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne teslim edildi.

(CNN Türk, 2 Temmuz 2018)

 

Erzurum Barosu’nun Mülteci Hakları Komisyonundan, Aşkale Geri Gönderme Göç Merkezine Tam Not

Erzurum Barosu Mülteci Hakları Komisyonu üyeleri Aşkale ilçesindeki Geri Gönderme Merkezini ziyaret etti. Baro Başkanı Talat Göğebakan, “Burası çok güzel bir mekân. Beş yıldızlı insan hakkı uygulaması var” dedi. Erzurum Barosu Mülteci Hakları Komisyonu üyeleri Aşkale ilçesindeki Geri Gönderme Merkezini ziyaret etti. Baro Başkanı Talat Göğebakan, “Burası çok güzel bir mekân. Beş yıldızlı insan hakkı uygulaması var” dedi. Ülkelerindeki iç savaş ve ekonomik kriz nedeniyle İran’dan sınırından büyük umutlarla Türkiye’ye gelen kaçak göçmenlerin barındığı Aşkale Geri Gönderme Merkezi’ni gezen Erzurum Barosu Mülteci Hakları Komisyonu üyeleri, yetkililerden bilgi aldı. Merkezin fiziksel durumunun, sosyal donatıların iyi durumda olduğunu, çalışan personelin ise profesyonelleştiğini gözlemlediklerini belirten Erzurum Baro Başkanı Talat Göğebakan, merkezde kalan göçmenlerinde bulundukları ortamdan çok memnun olduklarını söyledi. Merkez hakkında hiçbir şikâyet duymadıklarını sözlerine ekleyen Göğebakan, “Burası çok güzel bir mekân. Beş yıldızlı otel hizmeti veren Geri Gönderme Merkezi’nde yok yok. Mülteci Hakları Komisyon üyelerimizle birlikte gezdiğimiz merkez bizden tam not almıştır” diye konuştu. Göğebakan, merkezde hukuka ve adalete erişim için sınırlama olmadığını, merkezdekilerle, avukatlarının rahat bir ortamda görüşme imkânı sağlandığı, avukata ve adalete nasıl erişebilecekleri konusunda kendi dillerinde broşürlerle de bilgilendiklerinin gözlemlendiği hatırlattı.

(Haber Türk, 2 Temmuz 2018)