Türkiye’de ve dünyada son günlerde göç, göçmen, mülteciler ve sığınmacılar konularında 29 Ocak 2019 tarihinde gündemde öne çıkan başlıklar…

 

Türkiye’deki Ukraynalılar… Seviyor, Geliyor, Dernekleşiyorlar

Göç İdaresi’nin raporlarına göre yalnızca 2017’de 16 bin 403 Ukraynalı Türkiye’den ikâmet izni aldı. Türkiye’de yaşayan Ukraynalı sayısıysa 35 bine yükseldi. En çok tercih ettikleri şehir, 5 bin kişinin ikâmet izni aldığı İstanbul oldu. İkinci sırada 3 bin kişiyle Antalya, ardından 1000 kişiyle Bursa ve 800 kişiyle Ankara var. Ukraynalıların çeşitli illerde kurdukları derneklerin sayısıysa 12’ye ulaştı. Bunların üçü Antalya’da, ikisi İstanbul’da ve birer dernek Ankara, Alanya, İzmir, Bursa, Samsun, Marmaris, Kuşadası’nda. Ayrıca Ukrayna Büyükelçiliği bünyesinde bu dernekleri birleştiren bir konsey de kuruldu. Ankara’daki Ukrayna Derneği’nin kurucusu Yuliya Biletska Türkiye’ye ilk defa 2007’de eğitim için gelmiş. Halen Karabük Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde çalışıyor. Derneklerin kuruluş hikâyesini şöyle anlatıyor: “Ülkemizdeki travmatik ve üzücü olaylar Türkiye’de yaşayan Ukraynalılar arasında da dayanışma sağladı. Ankara’da 2014’ten beri Ukraynalılar arasında aktif bir grup faaliyet gösteriyordu. 2016’da yeni göreve başlayan elçimiz Andriy Sıbiha bizi cesaretlendirdi ve 2017 Mart’ta Ukrayna Derneği’ni kurduk.”

Biletska, derneğin amacının dil ve geleneklerini koruyup yaygınlaştırmak, Türk ve Ukrayna arasındaki dostluğu pekiştirmek olduğunu söylüyor: “Vize olmadığı ve iki ülke arasında haftada 180’den fazla uçak seferi gerçekleştiği için Türkiye’den birçok turistin Ukrayna’yı ziyaret etme fırsatı oldu. Ukraynaca öğrenmek isteyenlerle de çalışıyoruz. Geçen sene Ukrayna dilinde kitapları olan bir kütüphane açtık. ‘Ukrayna Çiçekleri’ adlı halk oyunu grubumuz ve geleneksel şarkılar söyleyen küçük bir topluluğumuz var. Türk toplumunda Ukrayna hakkındaki önyargıları kırmak için etkinlikler düzenliyoruz.”

Her Yerde ‘Nerelisiniz’

Biletska, ‘Türkiye’de Ukraynalı’ olmanın çok zevkli olduğunu söylüyor: “Hem doğası mükemmel hem de insanları sıcak. Yabancılara çok iyi yaklaşan bir toplum. Hiçbir zaman Ukraynalı olduğumuzu unutmamıza fırsat verilmez… Markette, otobüste, her yerde ‘Nerelisiniz?’ sorusuna cevap vermek zorunda kalırız.”

Peki Ukraynalılar neden Türkiye’yi tercih ediyor: “Ukraynalılar için Türkiye tatil cennetidir. Her sene yaklaşık 1.2 milyon Ukraynalı turist geliyor. Birçok kişi tatilden sonra ailece buraya yerleşmeye karar veriyor. Ayrıca Türk vatandaşlarıyla evlenenler ve çalışmak için Türkiye’ye gelenler var. Ukraynaca ve Rusçayı ana dil olarak konuşup, Türkçe ve İngilizce de öğrendiyse iş bulması kolay.”

Malanka Bayramı Kutlandı

İstanbul’daki Ukraynalılar, Ukrayna Dayanışma Derneği’nin girişimleriyle bir süre önce ‘Malanka Bayramı’nı kutladı. 7 Ocak’taki Noel Bayramı’ndan sonra ‘eski yeni yılı geride bırakıp yeni takvim’e geçmek için kutlanan Malaka Bayramı’nda zengin bir sofra kuruldu. Ukraynalılar şarkılar söyleyip geleneksel yemeklerini yedi. Ardından yeni yılın ‘bereket, bolluk ve barış’ getirmesi için masalara buğday ve pirinç taneleri döküldü. İki yıl önce kurulan Ukrayna Dayanışma Derneği’nin Başkan Yardımcısı Olga Kovalenko, yeni yıl için barış dilediklerini söyleyerek şunları anlatıyor: “Rusya’yla savaştan sonra birliğimizi kuvvetlendirmek için dernek kurmaya ihtiyaç duyduk. En önemli faaliyetimiz çocuklarımızın dil ve kültür eğitimleri. Ayrıca Ukrayna’dan çok sayıda kişi kanser tedavisi için Türkiye’ye geliyor. Onları yalnız bırakmamaya çalışıyor, destek oluyoruz.”

(Hürriyet, 29 Ocak 2019)

 

Erdoğan: Mültecilere 35 Milyar Dolar Kaynak Aktardık

İstanbul’da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı Bölgesindeki Kızılay ve Kızılhaç Ulusal Dernekleri İşbirliği Ağı Kuruluş Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Şimdiye kadar 4 milyonu Suriyeli olmak üzere bütün mültecilere BM hesaplarına göre 35 milyar dolar kaynak aktardık.” dedi.

“İslam dünyası, çoğu kendi topraklarında vuku bulan krizlerle etkili ve başarılı bir mücadele yürütemedi.” diyen Erdoğan, “Geride bıraktığımız 2,5 yılı aşkın sürede İslam alemi olarak gerçekten sancılı sıkıntılı günler yaşadık.” ifadelerini kullandı.

“Fırat’ın Doğusunu da Huzura, Emniyete ve İstikrara Kavuşturacağız”

“Türkiye sadece terör örgütlerinin kökünün kurutulması için değil, aynı zamanda çatışmaların sebep olduğu insani krizlerin etkilerinin hafifletilmesi için de büyük gayret sarf ediyor. Güvenliğini sağladığımız diğer bölgeler gibi Fırat’ın doğusunu da çok yakında huzura, emniyete ve istikrara kavuşturacağız.

Bu amaçla Amerika ve Rusya başta olmak üzere sahada askeri varlığı olan güçlerle temaslarımızı sürdürüyoruz. Her iki tarafla da son derece olumlu istişareler gerçekleştirdik. Diplomatik çabalarımızı devam ettirirken aynı zamanda da bir sonraki adım için hazırlıklarımızı tamamladık. Bu süreçte amacımız, kendi milli güvenliğimizi özellikle güçlendirmenin yanında Suriye’nin toprak bütünlüğünü garantiye almaktır.

Türkiye olarak çok yakında hem bilinçli şekilde bırakılan DEAŞ artıklarını hem de ülkemize karşı eğitilen DEAŞ’lıları temizleyeceğiz. Türkiye sadece terör örgütlerinin kökünün kurutulması için değil, aynı zamanda çatışmaların sebep olduğu insani krizlerin etkilerinin hafifletilmesi için de büyük gayret sarf ediyor.”

Erdoğan: Mültecilere 35 Milyar Dolar Kaynak Aktardık

“Şimdiye kadar yaklaşık 4 milyonu Suriyeli olmak üzere bütün mültecilere BM hesaplarına göre 35 milyar dolar kaynak aktardık. Avrupa Birliği söz verdiği halde sözünü yerine getirmedi. Birleşmiş Milletler sembolik rakamlarla katkıda bulunuyor. Açık ve net söylüyorum, bugün dünyamızda yaşanan birçok sorunun temelinde maddi imkan kıtlığı değil, merhamet ve empati eksikliği vardır. İhtiyaç sahiplerinin inancına, etnik kökenine, diline, ten rengine bakmadık, bakmıyoruz. Bu anlayışla Suriye’deki savaştan milyonlarca insana hiç tereddüt etmeden kapılarımızı açtık. Bu Hristiyan mı, Arami mi, Ezidi mi demedik.Hepsine kapımızı açtık. Batılı devletler gibi sığınmacıları toplama kamplarına, adalara, insanlık dışı barınma alanlarına mahkum etmedik. Yurtlarını terk etmek zorunda kalan bu insanlara sözde insan hakları havarisi ülkeler gibi vebalı muamelesi yapmadık. Bugün dünyaya demokrasi ve medeniyet dersi verdiğini zanneden pek çok Batılı ülke, mültecileri ötekileştiriyor, dışlıyor. Onları tüm sorunlarının kaynağı olarak görüyor.”

Avrupa’ya Giden 10 Bin Suriyeli Çocuğun Akıbeti Bilinmiyor

“Batılı siyasetçiler mülteci düşmanlığı üzerinden iktidara gelmenin hesaplarını yapıyor. Bilhassa Avrupa genelinde mültecileri ve yabancıları hedef alan ırkçı saldırılar gün geçtikçe artıyor. Suriye’deki savaştan kaçan ve Avrupa’ya sığınan 10 bini aşkın çocuğun nerede, kimin elinde olduğu, akıbetinin ne olduğu bilinmiyor. Batı’da durum böyleyken biz 650 bin Suriyeli çocuğun okullarımızda eğitim görmesini sağladık. Vatandaşlarımız hangi sağlık imkânlarından yararlanıyorsa mültecilerin de aynı hizmetleri almasını temin ettik. Bugün Türkiye dünyanın en fazla yardım yapan ülkesidir.”

(Euronews Türkçe, 28 Ocak 2019)

 

Yer İstanbul: Afganlar Sokaklarda Sopalarla Pakistanlı Aradı

İstanbul Sultangazi’de ellerinde sopalarla ara sokaklarda kendilerini gasp ettiklerini öne sürdükleri Pakistanlıları arayan 15 Afgan uyruklu kaçak göçmen gözaltına alındı.

Sultangazi Esentepe Mahallesi’nde dün akşam elleri sopalı kalabalık bir grubu gören mahalle sakinleri, polisi aradı. Elleri sopalı grubun mahallede sokak aralarında dolaşarak çevreyi rahatsız ettiği, başka bir grup ile kavga edeceği ihbarı üzerine çok sayıda polis ekibi buraya sevk edildi. Mahalle sakinlerini tedirgin eden 15 kişiyi polis, Esentepe Mahallesi Mimar Sinan Bulvarı’nda durdurdu. Afganlar polise, kendilerini gasp eden Pakistan uyruklu kişileri aradıklarını söylediler.

Ekipler, yaptığı incelemede Afgan gruptan bazılarının ülkeye yasak yollarla girdiğini, bazılarının da oturma ve çalışma izni bulunmadığını belirledi. 15 Afganistan uyruklu şahıs sınır dışı edilmek üzere polis tarafından gözaltına alındı. Polisin, gasp iddiasına yönelik çalışmalarını da sürdürdüğü öğrenildi.

(Sputnik Türkiye, 29 Ocak 2019)

 

#Cipassalafame: Oruç Eylemiyle İtalyan Hükümetini Eleştirdiler, Akdeniz’de Ölen Göçmenleri Andılar

İtalya’da göçmen ve sığınmacıların karşılaştıkları sorunlara dikkat çekmek isteyen bir grup aktivist, gün boyunca oruç tutma eylemi başlattı. Eylemciler, sosyal medya üzerinden boş yemek tabağı fotoğrafları paylaşarak, İtalya’nın göçmen politikasını eleştiriyor.

Aralarında insan hakları savunucuları ve gazetecilerin de bulunduğu harekete 27 ülkeden binden fazla kişi destek veriyor. Destekçilerden ayrıca, gün boyu yemek yemeyerek artırdıkları parayı insani yardım derneklerine bağışlamaları talep ediliyor.

Kampanyaya katılanlar Twitter ve Instagram gibi platformlarda #CiPassaLaFame (‘artık aç değiliz’) etiketiyle paylaşımlarda bulunuyor.

Eylem için 28 Ocak tarihinin seçilmesi ise tesadüf değil. Akdeniz üzerinden Avrupa’ya gelmeye çalışırken hayatını kaybeden göçmenleri de anmak isteyen grup, bu eylem için 27 Ocak Uluslararası Yahudi Soykırımı Anma Günü’nün ertesini seçtiklerini belirtti.

Hareketin organizatörlerinden Donata Columbro, katılımın büyüklüğüne göre siyasi lobiciliğe de başlayabileceklerini ifade etti. Euronews’e konuşan Columbro, “Bugün, denizlerde hayatını kaybedenleri, Libya hapishanelerindekileri ve denizde kurtarma çalışmalarına katılanları anıyoruz. Yarın ise bu hareket çok daha büyüyebilir.” dedi.

(Euronews Türkçe, 28 Ocak 2019)

 

Alman Güvenlik Kurumlarında “Aşırı Sağ” Tehlikesi

Almanya’da polis ve ordu içindeki aşırı sağcı oluşum iddiaları, “Alman güvenlik kurumlarında radikalleşme mi yaşanıyor?” sorusunu gündeme taşıdı. DW Türkçe’ye konuşan uzmanlarla bu soruya yanıt aradık:

Sağ popülizmin güçlendiği Almanya’da, kimi polis ve ordu mensubunun aşırı sağcı oluşumlarla bağlantılarını, bunlara sempatilerini gün yüzüne çıkaran skandallar, kamuoyunda endişelere yol açıyor.

Eski teğmen Franco A. ile bağlantılı Alman ordusu içindeki bir oluşumun, aralarında Cumhurbaşkanının da bulunduğu bazı siyasetçilere suikast planladığının ortaya çıkmasından aylar sonra bu kez yine ordu içinde “Hanibal’ın Gölge Ordusu” adlı gizli bir grubun, ülkede iç savaş çıkarmayı, darbe yapmayı tasarladığı iddia edilmişti.

Alman ordusunun aşırı sağ şüphesiyle hakkında soruşturma yaptığı personelin sayısı son yıllarda 400’lerin üzerine çıkarken, Alman polis teşkilatında yaşanan skandalların da ardı arkası kesilmiyor. Saksonya Eyaleti’nde görevli bazı polis memurlarının, görevde kod adı olarak Neonazi terör hücresi NSU üyelerinin adlarını kullandıklarının ortaya çıkması, büyük tepkilere yol açmıştı.

Frankfurt’ta NSU davası müdahil avukatlarından Seda Başay Yıldız’a “NSU 2.0” imzalı tehdit mesajları gönderilmesi, olayla ilgili soruşturma sürecinde açığa alınan 6 polisin bir mesajlaşma uygulamasındaki ırkçı sohbet gruplarının gün ışığına çıkması endişeleri daha da arttırdı.

Toplumun Aynadaki Sureti

Demokrasi ve Sivil Toplum Enstitüsü’nden (IDZ) sosyolog Dr. Axel Salheiser, ordunun ya da polis teşkilatının, Almanya’daki toplumsal ve siyasi gelişmelerden bağımsız varlık sürdürmediklerine dikkat çekerek, “Güvenlik kurumları toplumu yansıtıyor, onlar toplumun aynadaki sureti” ifadelerini kullandı.

Salheiser, DW Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede, daha gelenekçi, otoriter görüşlere sahip olanların aşırı sağa eğilim gösterebildiğini, bu kişilerin ordu ve poliste görev almaya daha çok ilgi duymaları nedeniyle de, gelinen noktada yapısal bir sorundan söz edilebileceğini kaydetti.

Poliste Aşırı Sağa Yer Yok

DW Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Alman Polis Sendikası (GdP) Başkanı Oliver Malchow ise son dönemde yaşanan skandalları “münferit hadiseler” olarak nitelendirerek, Alman polis teşkilatında radikalizm ya da aşırı sağ sorunu olmadığını savundu. Meslektaşlarının yüzde yüze yakınının Anayasa’ya bağlı olan, hukuk devleti zemininde görev yapan personel olduğunu söyleyen Malchow, “Polis mesleğine radikal ve aşırı sağcı düşüncelerini taşımak isteyenlere teşkilatımızda yer yok” ifadelerini kullandı. Malchow, bu yola sapan personele, disiplin hükümleri ile ceza kanunununun sunduğu tüm araçların kullanılması gerektiğini vurguladı.

Zihniyetin Değişmesi Gerekiyor

Aşırı sağ ve terörle mücadele uzmanı Winfried Ridder’e göre ise son dönemde güvenlik birimlerinde yaşanan skandalların aydınlatılabilmesi ve benzer olayların önlenmesi için “zihniyet değişimi” kilit önem taşıyor.

Uzun yıllar iç istihbarat teşkilatı BfV’de çalışmış olan Ridder, NSU skandalının ardından Federal Meclis’te oluşturulan araştırma komisyonunun 2013 yılında hazırladığı raporu hatırlattı. Ridder, “Hatırlarsanız bu raporda güvenlik güçleri ile ilgili olarak 47 öneriye yer verilmişti, bu önerilerin en önemlisi hem Anayasa Koruma Teşkilatı (BfV) hem de poliste, zihniyetin değişmesi gerektiği tavsiyesiydi. Evet zihniyetin değişmesi gerekiyor. Ancak ne yazık ki bu yıllar hatta on yıllar alabilecek bir süreç” şeklinde konuştu. Bunun yalnızca güvenlik kurumları mensuplarının çabalarıyla da başarılamayacağını vurgulayan Ridder, “Zihniyet değişimi, öncelikle bunun seçilmişlerin oluşturduğu anayasal kurumlarda kabul görmesi ve onlar tarafında bugüne kadar olduğundan çok daha güçlü bir şekilde teşvik edilmesi ile mümkün” dedi.

Ridder’in dikkat çektiği Federal Meclis raporu, güvenlik kurumlarında ırkçılık, aşırı sağ konularında farkındalığın güçlendirilmesini, bu kurumlarda göçmen kökenli personel ve yönetici sayısının arttırılmasını, farklı kültürlere açılımın sağlanmasını tavsiye etmişti.

Merkel Hükümetinden Önemli Adımlar

Alman hükümeti, geçtiğimiz günlerde Türkiye kökenli terörle mücadele uzmanı Sinan Selen’i, iç istihbarat teşkilatı BfV’nin başkan yardımcılığına atadı. Eski bir BfV çalışanı olan Ridder, bu gelişmenin kendisini çok sevindirdiğini vurgulayarak, “Nihayet, büyük sembolik mesaj içeren, uzun zamandır beklenen, çok önemli bir adım atıldı” ifadesini kullandı.

Merkel hükümeti, iç istihbaratın lider kadrosundaki bu değişim ile neredeyse eş zamanlı olarak kritik bir hamle daha yaptı. Sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) partisi, “Anayasaya aykırı hedefler güttüğü yönünde emareler bulunması” nedeniyle, iç istihbarat servisi BfV tarafından mercek altına alındı. Uzmanlar bu adımla, yalnızca AfD yöneticilerine değil, demokrasi aykırı söylemlerde ısrar eden sempatizanlarına da “sarı kart” gösterildiği yorumunu yapıyor.

Almanya Türk Toplumu Endişeli

Ancak son dönemde güvenlik kurumlarında yaşanan skandallar, Almanya’da göçmen kökenliler arasında tedirginliği arttırdı. Avukat Seda Başay Yıldız’a tehdit skandalının yaşandığı Hessen Eyaleti’ndeki Türk Toplumu Başkanı Atila Karabörklü, güvenlik kurumlarındaki skandalların “kurumsal ırkçılık” sorununa işaret ettiğini söyledi. Karabörklü, “Yaşananlar, NSU cinayetleri nedeniyle güvenlik kurumlarına zaten var olan güvensizliğin daha da dibe vurmasına yol açıyor. NSU örtbas edilmeseydi, kamu kurumlarındaki bağlantılar gün ışığına çıkartılsaydı, bazı kesimler bunları yapmaya cesaret edemeyeceklerdi” şeklinde konuştu. Karabörklü, aşırı sağa karşı çok daha güçlü bir siyasi tavır ortaya konulmaması durumunda, sürecin çok daha tehlikeli gelişmelere evrilebileceği endişesi taşıdıklarını söyledi.

Büyük Skandal

Siyaset bilimci Prof. Dr. Hajo Funke da avukat Yıldız’ı hedef alan ölüm tehditlerini “büyük bir skandal” olarak nitelendirdi. NSU terör hücresinin saldırılarının önlenmemesinde devletin rolünü mercek altına aldığı kitap ve çok sayıda yayınıyla tanınan Funke, şu değerlendirmeyi aktardı.

“Yıldız’a tehditlerin arkasında kimlerin olduğunun halen ortaya çıkartılamaması hukuk devletinin, polisin, savcılığın ve Hessen Eyaleti Başbakanı Bouffier’in büyük başarısızlığıdır. Günümüzde yaşanan, polisin aydınlatılmaması için adeta blokaj uyguladığı, aynı eyaletin Kassel kentindeki Halit Yozgat cinayetini akıllara getiriyor.”

NSU kurbanlarından Halit Yozgat, 6 Nisan 2006 tarihinde Kassel’de, internet salonunda öldürülmüş, cinayet sırasında Anayasayı Koruma Teşkilatı çalışanı Andreas Temme’nin de olay mahallinde bulunduğu ortaya çıkmıştı. Ancak cinayeti görmediğini iddia eden Temme, pek çok soru işaretini yanıtsız bıraktı. Hessen Eyaleti İç İstihbarat Teşkilatı konuyla ilgili önemli belgeleri için 120 yıl gizlilik kararı aldı. Ailesi ve avukatlarının, “Alman devleti için cinayetleri aydınlatmaktan daha önemli hangi gerekçe 120 yıllık bir gizlilik kararının gerekçesini oluşturabilir?” sorusu ise halen yanıtsız…

(Deutsche Welle Türkçe, 28 Ocak 2019)

 

Trump: “Sınır Güvenliğinde Uzlaşma Olasılığı Yüzde 50’den Az”

ABD’de 35 gün sonra hükümetin yeniden açılmasının ardından gözler Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında sınır güvenliği konusunda devam edecek görüşmelere çevrildi. Başkan Donald Trump Kongre’de kendisinin de kabul edebileceği bir anlaşmaya varılması olasılığının yüzde 50’den az olduğunu söyledi.

Hükümetin açılmasının ardından daha önce zorunlu izne çıkarılan federal çalışanlar yeniden işbaşı yaptı. Hükümetin açılması konusunda anlaşmaya varıldığını duyurduğu konuşmasında uzlaşmaya varılamazsa hükümetin 15 Şubat’ta ya yeniden kapanacağını ya da anayasanın kendisine verdiği yetkiyle acil durum ilan edeceğini söyleyen Trump, Wall Street Journal gazetesine tarafların bir uzlaşma ihtimalini değerlendirdi. Trump, Temsilciler Meclisi ve Senato üyelerinden oluşan komisyona atıfta bulunarak, “Şahsen yüzde 50’den düşük ama kurulda çok iyi insanlar var” dedi.

Başkan Trump’ın Demokratlar’la Kongre’de yaşadığı anlaşmazlık hala sona ermiş değil. Trump’ın Cuma günü imzaladığı tasarı hükümetin geçici olarak 15 Şubat’a kadar açılmasını sağladı. Demokratlar’ın sınır güvenliği ve Meksika sınırına duvar konusunda nasıl bir duruş sergileyeceği belirsiz. Başkan Trump hafta sonunda Twitter üzerinden verdiği mesajlarda sınıra duvar örülmesi konusunda Kongre’yle gireceği mücadeleyi ima eden mesajlar paylaştı, “Duvar yapılsın, suç azalsın” diye yazdı.

Taraflar arasında görüşmelerin tıkanmasına yol açan nokta, Trump’ın Meksika sınırına duvar inşa edilmesi için 5,7 milyar dolar ödenek talep etmesiydi. Trump, Amerika’nın güney sınırına bariyer örülmesi için 5,7 milyar dolardan daha az bir miktarı kabul edip etmeyeceği sorusuna “Şüpheliyim. Doğru şekilde yapmak zorundayım” sözleriyle cevap verdi.

Temsilciler Meclisi’nin önde gelen Cumhuriyetçi üyelerinden Kevin McCarthy Demokratlar’ın daha önce sınıra bariyer projelerine onay verdiklerini, bu kez talepte bulunan Trump olduğu için reddettiklerini savundu.

Demokrat Hakeem Jeffries ise “Hükümetin iki unsuru arasında bir politikaya ilişkin görüş ayrılığı olduğunda hükümeti kapatmak meşru bir pazarlık taktiği değildir” diye konuştu.

Jeffries, Demokratlar’ın özellikle uyuşturucunun Amerika’ya en çok giriş yaptığı yasal geçiş noktalarında altyapının geliştirilmesine yönelik yatırım yapmaya hazır olduğunu belirtti. Jeffries, “Personele ve takviye teknolojiye yatırım yapmaya hazırız. Geçmişte sınır duvarının güçlendirilmesine destek verdik. Bu masada olması gereken mantıklı bir şey” dedi.

Trump Amerika’nın güney sınırında kriz olduğunu savunmuş, bugüne kadar Amerika’ya milyonlarca kişinin yasadışı olarak gelmesine imkan sağlayan göçmen sistemini değiştiremedikleri gerekçesiyle hem Kongre hem de eski başkanları suçlamıştı.

Geçen ay bu kişilerin sayısının 35 milyon olduğunu söyleyen Trump Pazar günü verdiği röportaj sırasında bu sayının 25,7 milyon olduğunu belirtti. Beyaz Saray genel sekreter vekili Mick Mulvaney, “Başkan bu sabahki rakamları nereden aldı tam olarak emin değilim” diye konuştu.

Trump’ın Amerika’ya yasadışı olarak giriş yapan kişilere ilişkin verdiği her iki sayı da hükümet ve özel kaynakların verdiği sayıdan yüksek.

ABD İç Güvenlik Bakanlığı’nın geçen ay verdiği sayı 11-22 milyon arasındaydı. Kasım ayında Pew Araştırma Merkezi’ne göreyse 2016 yılında bu kişilerin sayısı 10,7 milyondu.

Başkan Trump Pazar günü Twitter’dan paylaştığı mesajda yasadışı göçün Amerika’ya maliyetinin yaklaşık 19 milyar dolar olduğunu söyledi, ancak kaynak göstermedi.

Cumhuriyetçi Senatör Roy Blunt taraflar arasında bir uzlaşının mümkün olduğunu söyledi. “Başkan bütün güney sınırı boyunca duvar örülmesinden söz ederken, ‘işe yarayacakları yerlerde bariyer yapalım, işe yaramayacakları yerlerde de başka bir şey’ deme noktasına geldi” diye konuştu.

Beyaz Saray genel sekreter vekili Mulvaney, bazı Demokratlar’ın Trump’ın sınırda güvenliğin daha iyi sağlanmasına ilişkin planıyla hemfikir olduklarını söylediği için Trump’ın hükümeti yeniden geçici olarak açmayı kabul ettiğini söyledi.

Mick Mulvaney, “Herkes duruma Başkan kaybetti diye bakmak istiyor. Hala müzakerelerin ortasındayız” dedi.

Trump: “Hükümetin Yeniden Kapanması Elbette Bir Seçenek”

Başkan Trump Wall Street Journal gazetesine verdiği röportajda, Demokratlar’la varılacak olası bir anlaşma kapsamında “Dreamers” olarak bilinen ve Amerika’ya çocukken aileleriyle birlikte gelen belgesiz göçmenlere vatandaşlık verilmesi konusunun başka bir zamanda ele alınması gereken ayrı bir konu olduğunu söyledi.

Trump, güney sınırına duvar için istediğini alamazsa, hükümetin yeniden kapanmasının “elbette bir seçenek” olduğunu söyledi, Kongre onayı olmadan duvarın finanse edilmesi için ulusal acil durum ilan edebileceğini de belirtti.

Başkan Trump Cuma günü duvar ödeneği olmadan hükümetin 3 haftalığına yeniden açılmasını kabul etmişti. Bu sırada dokuz Demokrat ve sekiz Cumhuriyetçi’den oluşan komisyon hem Kongre hem de Trump’ın kabul edebileceği ve hükümeti en azından mali yılın geri kalan bölümünde açık tutabilecek bir sınır güvenliği anlaşması oluşturmaya çalışacak.

35 gündür hükümetin kısmen kapalı olması yüzünden 800 bin federal çalışan ya zorunlu ücretsiz izne gönderilmiş ya da maaş almadan çalışmak zorunda kalmıştı. Hükümetin kapanmasından etkilenen bakanlık ve birimler arasında iç güvenlik bakanlığı, emniyet ve hava trafik kontrol görevlileri de bulunuyordu.

Mulvaney, Fox News’a verdiği röportajda önümüzdeki 3 haftanın Demokratlar için yasadışı göçü durdurmak ve uyuşturucu girişine son vermek amacıyla sınır güvenliğine inanıp inanmadıklarını görmek açısından bir şans olacağını söyledi.

Mick Mulvaney, “Beyaz Saray Demokratlar’ın Amerika’nın 3200 kilometrelik sınırının 400 kilometrelik kısmına duvar örülmesi gerektiği konusunda Başkanla aynı fikirde olmaya başladığını görüyor” diye konuştu.

Demokratlar’sa sınır güvenliği istediklerini ancak sınıra duvar örülmesinin pratik olmadığını ve para israfı olduğunu savunuyor. Bunun yerine göçmenlerin giriş yaptığı noktalarda önlemlerin, sınır muhafızlarının sayısının arttırılması ve teknolojik imkânlara yatırım yapılmasının daha etkili olduğu görüşünü dile getiriyor.

(Amerika’nın Sesi, 28 Ocak 2019)

 

15 Kişilik Minibüste 41 Kaçak Göçmen Yakalandı

Van Karayolu üzerinde şüphe üzerine durdurulan bir minibüste 41 kaçak göçmen yakalandı. Göçmen kaçakçalığı şüphelisi 2 kişi tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Gürpınar İlçe Emniyet Amirliği ekipleri, Hakkari-Van Karayolu üzerinde oluşturdukları uygulama noktasında durumundan şüphelenilerek durdurduğu 15 kişilik minibüste, 35 Afganistan, 5 Pakistan, 1 Senegal uyruklu olmak üzere 41 kaçak göçmen yakaladı. Yurda yasadışı yollardan giriş yaptığı tespit edilen kaçak göçmenler İl Göç İdaresi’ne teslim edilirken, göçmen kaçakçılığı yapan 2 şüpheli ise gözaltına alındı. Emniyetteki ifadelerinin ardından adliyeye sevk edilen 2 şüpheli tutuklanarak cezaevine gönderildi.

(Sabah, 28 Ocak 2019)

 

Meksika Reşit Olmayan Göçmenlerin ABD’ye Geçişine İzin Vermeyecek

Meksika, 18 yaşından küçük göçmenlerin ABD’ye iltica başvurusunda bulunmak üzere ülke sınırlarında geçici ikamet etmesine müsade etmeyecek.

Ulusal Göç Komisyonu Başkanı Tonatiuh Guillen, yaptığı açıklamada, 18 yaşından küçük göçmenlerin ABD’ye iltica başvurusu için ülke sınırlarında geçici ikametine müsaade etmeyeceklerini belirtti.

Gullien, çoğunluğu Orta Amerika ülkelerinden olmak üzere Meksika üzerinden ABD’ye ulaşmaya çalışan göçmenlerin iltica başvuruları sonuçlanana kadar ülke sınırlarında kalmasını öngören uygulamanın yalnızca El Chaparral sınır kapısıyla sınırlandırılacağını, diğer sınır kapılarından yapılan başvurularda göçmenlerin ABD tarafına gönderileceğini ifade etti.

Guillen, Meksika’nın 1 Aralık’tan bu yana çoğunluğu Orta Amerika ülkelerinden toplam 3 bin 983 göçmene geçiş vizesi verdiğini kaydetti.

ABD ve Meksika hükümetleri arasında varılan “Meksika’da Kal” mutabakatı kapsamında Meksika üzerinden ABD’ye göç başvurusunda bulunan üçüncü ülke vatandaşlarının başvuru işlemleri sonuçlanana kadar sınır kenti Tijuana’da ikamet etmesi öngörülüyor.

(Sputnik Türkiye, 29 Ocak 2019)