Türkiye’de ve dünyada son günlerde göç, göçmen, mülteciler ve sığınmacılar konularında 28 Ocak 2018 tarihinde gündemde öne çıkan başlıklar…

 

Trump Israrlı

ABD Başkanı Donald Trump, hükümetin 35 gün kapalı kalmasına neden olan Meksika sınırına yapılacak duvara ilişkin, “21 gün çok hızlı geçecek. Anlaşma kolay olmayacak ama Demokratlarla pazarlık en kısa sürede başlamalı. O duvarı yapacağız.” dedi.

Trump, Twitter’dan, hükümetin kapanmasına neden olan sınır güvenliği konusundaki anlaşmazlığa ilişkin açıklamalarda bulundu.

ABD-Meksika sınırına inşa etmeyi planladığı duvar konusunda Demokratlarla anlaşamamasına rağmen, hükümetin 3 haftalığına açılması talimatı veren Trump, “21 gün çok hızlı geçecek. Anlaşma kolay olmayacak ama Demokratlarla pazarlık en kısa sürede başlamalı. O duvarı yapacağız.” diye konuştu.

ABD Başkanı Trump, geçen aylarda Latin Amerika’dan gelen iki göçmen konvoyunu geri gönderdiklerini ancak 8 bin kişilik yeni bir konvoyun ABD’ye gelmek için hazırlık yaptığını belirterek, “Güçlü bir duvarımız olsaydı, bu uzun ve tehlikeli yolculuğa girişmezlerdi. Duvarı kur ve suç düşsün.” ifadelerini kullandı.

ABD Sınır Güvenlik Birimi Şefi Mark Morgan’ın duvar konusunda Beyaz Saray’ı destekleyen açıklamalarına da atıfta bulunan Trump, sınır güvenliğini sağmak için duvarın şart olduğunu, aksi takdirde hükümetin tekrar kapanacağını vurguladı.

“Uzlaşmaya Varılmazsa Acil Durum İlan Ederim’’

Trump, dün, Beyaz Saray’ın bahçesinde basın mensuplarına bir açıklama yapmış, 35 gündür kapalı olan federal hükümetin geçici olarak 3 haftalığına açılması konusunda Kongre liderleriyle uzlaştığını ve bu süre içinde sınıra duvar inşa edilmesi konusundaki müzakerelerin süreceğini açıklamıştı.

Anlaşmada Meksika sınırına duvar için kendisinin istediği 5,7 milyar dolarlık bütçenin şimdilik yer almadığını bildiren Trump, “Eğer Kongre sınır güvenliği konusunda adil bir uzlaşmaya varamazsa, 15 Şubat’ta hükümet yeniden kapanır ya da ben Anayasa çerçevesinde elimdeki başka yetkileri (Acil durum ilan etme) kullanırım.” değerlendirmesinde bulunmuştu.

(Hürriyet, 26 Ocak 2019)

 

Menden’de Camiyi Yakmak İstediler

Almanya’nın Menden kentinde bulunan DİTİB Yeşil Camisi’ne saldırı düzenlendi. Kimliği belirsiz kişilerce yapılan saldırıda caminin giriş kapısındaki camlar kırıldı. Saldırganlar içeriye girip ellerindeki kağıtları tutuşturdu ve camiyi yakmak istedi. Saldırı ile ilgili Dortmund Devlet Güvenlik Dairesi’nin soruşturma başlattığı ve güvenlik kamerası görüntülerinin incelemeye alındığı öğrenildi.

(Sabah, 28 Ocak 2019)

 

Mültecileri Kurtaran SeaWatch Gemisi Akdeniz’de Sığınacak Liman Arıyor

Akdeniz’de batmak üzere olan bir tekneden 13’ü çocuk 47 sığınmacıyı kurtaran Sea-Watch sivil toplum kurumuna ait gemi 7 metrelik dalgalar ve fırtınanın ortasında kaldıklarını belirterek ‘sığınacak liman’ çağrısı yaptı.

Geçtiğimiz cumartesi günü Libya’nın doğusundaki Misrata açıklarında batma tehlikesi yaşayan tekneden yapılan çağrılara yetkililer yanıt vermeyince yola çıkan gemi 7 metrelik dalgalarla karşı karşıya olduklarını belirterek Akdeniz’in ortasında sığınak aradıklarını duyurdu.

Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı (UNHCR) Fransa Sözcüsü Céline Schmitt sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada “Sea-Watch gemisinin güvenli bir limana demir atmasına acilen müsaade edilmeli” dedi.

Schmitt, “7 metrelik dalgalara, yağmura ve dondurucu soğuğa karşı bir gemide olmayı düşünün” ifadelerini kullandı.

Amerika Birleşik Devletleri ve Macaristan hariç Birleşmiş Milletler üyesi ülkeler birlikte çalışmalarının yol haritasını belirleyecek, hukuki bir bağlayıcılığı olmayan Uluslararası Mülteci Paktı’na 17 Aralık 2018’de imza atmıştı.

Ancak Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler sığınmacıları boğulmaktan kurtaran insani yardım gemilerini limanlarına kabul etme konusunda bir mutabakat sağlayabilmiş değil.

(Euronews Türkçe, 28 Ocak 2019)

 

Suriyeliler Yerel Seçimlerde Oy Kullanacak Mı?

Yaklaşan 31 Mart yerel seçimlerinin önde gelen gündemlerinden biri, Türkiye’deki Suriyelilerin seçimlerde oy kullanıp kullanmayacağı… Altı soruda bu konudaki iddiaları ve hukuki durum incelendi.

Ülkelerinde yaşanan yıkımla birlikte Türkiye’ye sığınan milyonlarca Suriyelinin 31 Mart yerel seçimlerine katılımına ilişkin tartışmalar gündemin ilk sıralarına yerleşti. Özellikle Hatay, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa gibi sınır illerinde partilerin seçim kampanyalarında sığınmacılar önde gelen konulardan birisi.

Suriyelilerin oy hakkıyla ilgili akla gelen soruları ve bu soruların hukuki açıklamalarını 6 soruda derledik.

Geçici Koruma Statüsü Oy Hakkını İçeriyor Mu?

Türkiye’de bulunan Suriyelilerin büyük çoğunluğu geçici koruma statüsüne sahip. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 18 Ocak’ta açıkladığı verilere göre 3 milyon 632 bin 622 Suriyeli geçici koruma statüsünde bulunuyor. İlk olarak 1990’lardaki Yugoslavya kriziyle literatüre giren bu statü, yerlerinden edilen kişilerin ülkelerindeki güvenlik sağlandıktan sonra geri döneceklerini öngörüyor. Bu nedenle, bu statüye sahip kişilere sadece temel insani haklar tanınıyor. Türkiye’de geçici koruma statüsündeki Suriyelilere de en başta sağlık, sosyal yardım, geri gönderilmeme, eğitim ve belli koşullar altında iş piyasasına erişim hakları tanındı. Ancak seçimlerde oy verme ya da aday olma hakları yok.

“Hiçbir Suriyeli Seçimde Oy Kullanmayacak” Mı?

Seçimlerde oy kullanabilmek için Türk vatandaşı olmak gerekiyor. Yasalarda bunun bir istisnası bulunmuyor. Öte yandan Türkiye’de ikamet etmekte olan Suriyelilerin bir kısmı Türk vatandaşlığına ve dolayısıyla diğer tüm Türk vatandaşlarıyla aynı haklara sahip.

İçişleri Bakanlığı verilerine göre şimdiye kadar 79 bin 820 Suriyeliye Türk vatandaşlığı verildi. Reşit olmayanlar çıkarıldığında önümüzdeki seçimlerde oy kullanabilecek Suriyelilerin sayısı 53 bin 99 olarak hesaplanıyor. Dolayısıyla geçici koruma altındaki Suriyelilerin oy kullanacağı iddiası gibi “hiçbir Suriyelinin oy kullanmayacağı” iddiası da yanlış.

Suriyeliler Hangi Yolla Türk Vatandaşı Olabiliyor?

Geçici koruma altındaki Suriyelilerin Türk vatandaşlığı kazanmasının tek yolu “istisnai yolla vatandaşlık” uygulaması. Yasaya göre, Türkiye’ye hizmeti geçeceği düşünülen ve ilgili bakanlıklarca haklarında gerekçeli teklifte bulunulanlar, göçmenler ve vatandaşlığı zaruri görülen kişiler çeşitli işlemlerin ardından Türk vatandaşlığı elde edebiliyor. Koruma kanununa uygun ikamet izni alanlar ile bu kişilerin eş ve çocukları da bu kapsama giriyor. Türkiye’de hükümet bu uygulamayı özetle “nitelikli sığınmacıların vatandaşlığa alınması” şeklinde tanımlıyor.

Çeşitli incelemelerin ardından nitelikli hizmet sağlayabileceği düşünülen ve vatandaşlığa uygun görülen Suriyeliler belirleniyor ve vatandaşlık talebine hak kazanıyorlar. Bu işlemde, diğer yabancılar için uygulanan 5 yıl ikamet etmek, yeterli şekilde Türkçe konuşmak gibi ölçütler aranmıyor. Kimi örneklerde vatandaşlık verme süresi 1 haftaya kadar düşebiliyor.

Vatandaşlık Verilirken Uygulanan Kriterler Objektif Mi?

Sığınmacılara vatandaşlık verilmesi konusunda önde gelen eleştiri, “Türkiye’de hizmeti geçeceği düşünülen kişiler” kriterinin esnek bir tanımlama olması. Bu işleyişin keyfiliğe kapı aralayabileceğine işaret ediliyor. 2016 yılındaki çalışmalar sırasında hükümet kaynaklarına dayandırılan haberlerde “Suriye’de rejim muhalifi olan bazı kritik isimlerin, ‘vatandaşlık’ yoluyla can güvenliği sağlanacak” ifadesinin de yer aldığı hatırlatılıyor. Muhalefet partileri hükümetin bu uygulamasının, Suriyelilere vatandaşlık verilirken siyasi bir süzgeç işlevi göreceği uyarısında bulunmuştu.

“Suriyeliler Aday Olsalar Seçilirler” İddiası Doğru Mu?

Hatay Büyükşehir Belediyesi Başkanı Lütfü Savaş, 17 Ocak’ta Twitter hesabından “Reyhanlı, Yayladağı, Altınözü ilçelerimizde bir Suriyeli çıkıp ‘Ben başkan adayıyım’ dese şu an kazanabilecek durumda” mesajını paylaştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konudaki açıklamalarının ardından Lütfü Savaş hakkında soruşturma başlatıldı.

Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün (NVİ) verilerine göre Hatay’ın Reyhanlı, Yayladağı ve Altınözü ilçelerinde Suriyeli seçmen sayısının toplam seçmene oranı sırasıyla yüzde 4,78, yüzde 14,36 ve yüzde 0,81. Söz konusu oranlara bakıldığında, Suriyeli seçmenin tamamı Suriyeli bir adaya oy verse bile belediye başkanlığını kazandıracak bir oy oranına ulaşılamıyor. Öte yandan muhalefetin itirazları bununla sınırlı değil. Söz konusu oranların da seçim sonuçlarında belirleyici olabileceğine işaret ediliyor.

“10 Sene Sonra Hatay’ı Alabilecekler” İddiası Doğru Mu?

Bir diğer iddia ise 10 sene sonra Suriyelilerin Hatay’da büyükşehir belediyesini kazanabilecek çoğunluğa ulaşabileceği.

Hatay’da toplam 12 bin 596 Suriyeli seçmen var. Bu sayının toplam seçmene oranının yüzde 1,17 olduğu görülüyor. Bu oranın şu an için “Suriyeliler Hatay’ı kazanabilecekler” uyarısına dayanak oluşturmayacağı görülse de CHP’lilerin itirazları vatandaşlık verilme hızındaki belirsizliğe yoğunlaşıyor. 10 sene sonra Hatay’ın nasıl bir demografik yapıya sahip olacağını yorumlamak için eldeki veriler yeterli değil.

DW Türkçe’ye konuşan Türk-Alman Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Erdoğan, 79 bin olan sayının önümüzdeki sene 250 bine ulaşacağını öngörüyor. Vatandaşlığa geçişin ne hızda devam edeceği şimdilik ilgili bakanlıkların inisiyatifinde.

Buna ek olarak CHP’den yapılan itirazlardan birisi de Hatay’daki hassas oy dengeleriyle ilgili. 2014 yerel seçimlerinde CHP yüzde 41,2, AKP ise yüzde 40,5 oy almıştı ve iki parti arasında yaklaşık 6 bin 400 oy farkı vardı. Şimdi eleştiriler Suriyeli sığınmacıların bu farkı kapatmak üzere vatandaş yapıldığı yönünde.

Tüm Suriyelilerin belli bir partiye oy vereceğine ilişkin herhangi bir veri ortaya konmamakla birlikte, muhalefet partileri hükümetin uyguladığı “açık kapı” politikasının ve vatandaşlığa alınırken uygulanan sistemin siyasi hesaplara dayandığını savunuyor.

(Deutsche Welle Türkçe, 27 Ocak 2019)

 

İŞKUR’dan Suriyelilere İstihdam Desteği

Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı Ahmet Erdem: “Suriye’de 2011 yılında başlayan iç savaş dolayısıyla 3 milyon 600 bin mülteciye ev sahipliği yapıyoruz. Bu süreçte ensar ruhuyla Suriye halkına en güçlü desteği biz verdik” dedi.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Türkiye İş Kurumu ve Dünya Bankası tarafından finanse edilen, ‘Geçici Koruma Altındaki Suriyeliler ve Türk Vatandaşları için İstihdam Desteği Projesi’ açılış toplantısına Dünya Bankası yetkilileri ve Avrupa Birliği yetkilileri katıldı.

Toplantıda, Suriyeli vatandaşların iş gücüne katkısının önemli olduğu vurgulandı. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı Ahmet Erdem, “Suriye’de 2011 yılında başlayan iç savaş dolayısıyla 3 milyon 600 bin mülteciye ev sahipliği yapıyoruz. Bu süreçte ensar ruhuyla Suriye halkına en güçlü desteği biz verdik. Anadolu toprakları her daim mazlumlara kucak açmıştır. Türkiye’nin yardımsever tutumuna karşı diğer ülkelerin kayıtsız kalmasını kabul etmiyoruz. Sorumluluk hakkaniyetli olarak dağıtılmalı” diye konuştu.

Bu coğrafya üzerinde yaşayan herkesi kardeş saydığını belirten Erdem, “Ülkemizde bulunan Suriyeli kardeşlerimizin de; sanata, spora, ekonomiye katkıda bulunması lazım. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olarak görevimizi unutmadan bu coğrafyada yaşayan herkesi kardeş sayıyoruz. Misafirperverliğimizi arttırarak çalışma hayatına soktuğumuz Suriyeli kardeşlerimiz de iç savaş bittikten sonra yeniden ülkelerine dönecek ve Türkiye’yle Suriye arasındaki ilişkileri pekiştirecek” şeklinde konuştu.

İŞKUR Genel Müdürü Cafer Uzunkaya ise şunları söyledi:

“Mülteciler meselesi tüm dünyanın nereye gideceğini tahminde zorluk çektiği, binlerce hatta 10 binlerce mülteciyle yüzleşen ülkelerin meseleye çözüm bulmakta ve çözüme dair yaklaşımları sebebiyle takdire ve taltife mazhar olduğu bir ortamda tüm Suriyelilerin yarısından çoğunu ülkesinde barındıran ve onlar için hiçbir fedakarlıktan kaçınmaya ve yaşadıkları bu güzel ülkede iş gücü piyasalarına entegrasyonu, iş gücü piyasasında yer almaları ve dengeleri bozmadan uyum içinde çalışmaları için gayret ve çaba sarf etmek bakanlığımız ve İŞKUR’un üzerinde yoğunlaştığı hususlardandır.”

Türkiye İş Kurumu’nun, dünyanın tüm başarılı ülkelerinin içerisinde yer aldığı, Dünya Kamu İstihdam Kurumları Birliği (WAPES)’in dönem başkanlığı sürecinde tüm istihdam politikalarıyla ilgili katkıda bulunduğunun altını çizen Uzunkaya, “Ülkemiz açısından, AB fonlarıyla destekleme aşamasında; eğitimden, altyapı hizmetlerine, son aşamalarında istihdam konusunda zorluk çekeceğimizi beyan ettik. İstihdamın desteklenmesi konusunda AB fonu ve Dünya Bankası’nın destekleriyle; iş gücünün yetiştirilmesi ve istihdamın arttırılması aşamasında İŞKUR’un bu projenin de üstesinden geleceğinden kimsenin şüphesi olmasın. Bu program dahilinde seçtiğimiz dört şehrimizde; İstanbul, Adana, Şanlı Urfa ve Gaziantep illerimizde bu programı etkin bir şekilde yerine getireceğiz. Bu programın bitiş tarihi 2020 gibi gözükse de 1 Mart’ta başlayacağımız programlar bu yılın sonunda bu projeyi yani zamanından 1 yıl önce tamamlamayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.

Program dahilinde Türkiye’ye finans desteği sağlayan Dünya Bankası ve Avrupa Birliği yetkilileri, İŞKUR’un bu tür organizasyonlarda öncü kuruluş olduğu vurgulandı. Dünya Bankası Avrupa ve Orta Asya Strateji ve Operasyon Direktörü Mariam Sherman, “Dünya bankası bu tür çalışmalara her zaman destek veriyor. Aktif iş gücü programları ile istihdamın arttırılması için projeler yürütüyor. Bu tür programlar yerel ekonomik büyümeye de olanak sağlayacaktır” açıklamasında bulundu.

AB Türkiye Delegasyonu Başkan Yardımcısı Gabriel Munuera Vinals ise AB temsilen açılışta yer aldığı için mutluluk duyduğunu ifade etti. Vinals, “Türkiye’nin, Suriyelilere ev sahibi yapma çabasını takdir ediyorum. Türkiye’de bulunan Suriyelilerin yarısı çalışma yaşında. Bu kişilerin doğru işlere yönlendirilmesi gerekiyor. Avrupa Birliği bu tür organizasyonlara yatırım yapmaya hazır” değerlendirmesini yaptı.

Açılış projesi toplantısına; Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı Ahmet Erdem, Türkiye İş Kurumu Genel Müdürü Cafer Uzunkaya, Dünya Bankası Avrupa ve Orta Asya Strateji ve Operasyon Direktörü Mariam Sherman, AB Türkiye Delegasyonu Başkan Yardımcısı Gabriel Munuera Vinals, proje kapsamında Türkiye’de görev alan Dünya Bankası ve AB yetkilileri ve birçok İŞKUR çalışanı katıldı.

(İHA, 28 Ocak 2019)

 

Almanya: 14.000 Yasadışı Göçmen Otobüs ve Trenle Sınırı Geçti

Almanya federal polisinin 2018’de ülkeye yasadışı yollardan otobüs veya trenle girmeye çalışan binlerce göçmeni yakaladığı bildirildi. Göçmenlerin çoğu ülkeye komşu Avusturya’dan girdi.

Bölgesel gazete Rheinische Post Pazartesi günü çıkan haberlere göre, Alman federal polisi ülkeye yasadışı yollardan giren ve 2018’deki otobüs ve trenlerde 14.000’den fazla kişiyi yakaladı. Gazetede görülen dâhili bir federal polis belgesi, 8 binin altında göçmenin Almanya’ya otobüslerle girdiğini ve trenlerde 6 binden biraz fazla olduğunu gösterdi.

Göçmenlerin çoğu Afganistan, Nijerya, Irak, Suriye ve Türkiye’dendi.

En fazla kaçak geçişi olan sınır olan Avusturya’dan otobüs ve trenlere yaklaşık 6 bin kişi girdi. Bir sonraki en yüksek kaçak geçiş sayısı Fransa ve İsviçre sınırındaydı.

Federal polis, yalnızca Avusturya-Almanya sınırını geçen yasadışı göçmenlere girişi reddetti.

Avrupa Mahkemesi Ağırlığında

Otobüslerin pasaport kontrolleri, Avrupa Adalet Divanı’nın, Almanya’nın Schengen bölgesine üyeliğinin otobüs şirketlerinin yolcu kimlik belgelerini kontrol etmelerini yasakladığına karar vermesinden sonra daha da zorlaştı.

Bir Alman ve bir İspanyol otobüs şirketi, sınırı geçmeden önce yolcuların pasaportlarını ve oturma izinlerini kontrol etmelerini gerektiren bir Alman düzenlemesine karşı eylem başlattı.

Kararın hala Almanya Federal İdare Mahkemesi tarafından gözden geçirilmesi gerekiyor.

(Deutsche Welle Türkçe, 28 Ocak 2019)

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriyeliler İçin Harcanan Parayı Açıkladı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Avrupa genelinde mültecileri ve yabancıları hedef alan ırkçı saldırılar artıyor. Suriyeli kardeşlerimize 35 milyar dolar kaynak aktardık. AB söz verdiği halde sözünü yerine getirmedi” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İslam İşbirliği Teşkilatı Bölgesindeki Kızılay ve Kızılhaç Ulusal Dernekleri İşbirliği Ağı Kuruluş Toplantısı’nda konuştu. Erdoğan, Suriyeli sığınmacıların geri dönmesi için güvenli bölgeler oluşturacaklarını belirterek, “Suriyeli kardeşlerimize 35 milyar dolar kaynak aktardık. AB söz verdiği halde sözünü yerine getirmedi” dedi.

Erdoğan konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “İslam dünyası, çoğu kendi topraklarında vuku bulan krizlerle etkili ve başarılı bir mücadele yürütmemiştir. Geride bıraktığımız 2,5 yılı aşkın sürede İslam alemi olarak gerçekten sancılı sıkıntılı günler yaşadık. Suriye’de 1 milyon insanın hayatını kaybetmesine, 12 milyon Suriyelinin evini terk etmesine neden olan zulüm ülkemizin çabalarıyla bir nebze hafiflemiştir. Astana görüşmeleriyle Suriye’de kalıcı çözüm için mesafeler alındı. Bugün Suriye’de DEAŞ varlığı neredeyse kalmadı, mevcutlarının da terör örgütü YPG’ye meşruiyet kazandırmak için bırakıldığını gayet iyi biliyoruz. DEAŞ ortaya çıkışında belli güçlerin bölgedeki emellerine hizmet eden bir piyon olduğu ortaya çıkmıştı. Sivilleri katletmişti. Aynı dönemde terör örgütü Türkiye’yi hedef alarak birçok kanlı eyleme imza atmıştı. Batılı devletler, bu örgüt kendi topraklarında terör faaliyetine giriştiğinde farkına varmıştır. Sırf DEAŞ’la mücadele ediyor diye çocukları silahlandıran, camileri, okulları yıkan kanlı çeteye binlerce TIR silah gönderilmiştir. İslam coğrafyasının farklı köşelerinden mazlum ve mağdurların feryatları yükselmeye devam ediyor. Türkiye olarak çok yakında hem bilinçli şekilde bırakılan DEAŞ artıklarını hem de ülkemize karşı eğitilen DEAŞ’lıları temizleyeceğiz.

‘Fırat’ın Doğusunu Çok Yakında Emniyete, Huzura Kavuşturacağız’

PKK/YPG, DEAŞ’lı teröristlerin silahlarıyla Rakka’dan çıkmasına izin vermiştir. En vahimi YPG/PYD terör örgütü tarafından bir kısım DEAŞ’lının ülkemize karşı eğitilmesi, silahlanmasıdır. Fırat’ın doğusunu çok yakında emniyete, huzura kavuşturacağız. Sahada askeri güçlerle temasımızı sürdürüyoruz. Olumlu istişareler gerçekleştirdik. Diplomasiyi yürütürken bir sonrası için hazırlıkları tamamladık. İlk aşamada ülkemizde yaşayan 4 milyon Suriyeli kendi evlerine dönebilecekleri güvenli bölgeler oluşturmayı hedefliyoruz. Azez, Cerablus, Afrin gibi yerlere geri dönüş yaptı. Tesis edeceğimiz güvenli bölgeyle bu sayının milyonları geçeceğine inanıyorum.Yardım çalışmalarını sürdürürken, kimsenin diline, dinine, ten rengine bakmadık, bakmıyoruz. Bu nedenle milyonlarca Suriyeliye kapımızı açtık. Batılı devletler gibi sığınmacıları toplama kamplarına, adalara mahkûm etmedik. Bu insanlara sözde insan hakları havarisi ülkeler gibi vebalı muamelesi yapmadık. Pek çok batılı ülke mültecileri ötekileştiriyor, sorunların kaynağı olarak görüyor. Avrupa genelinde mültecileri ve yabancıları hedef alan ırkçı saldırılar artıyor. Suriyeli kardeşlerimize 35 milyar dolar kaynak aktardık. AB söz verdiği halde sözünü yerine getirmedi.”

(Yeniçağ, 28 Ocak 2019)

 

Kayıp Çocuk Sığınmacılara Ne Oluyor?

Tek başına Almanya’ya gelen çocuk sığınmacılardan binlercesi her yıl kayıtlara kayıp olarak geçiyor. Son ankete göre bu çocukların sayısında yeniden küçük bir artış görülüyor. Peki, bu çocuk ve gençlere ne oluyor?

Avrupa’ya yönelik yaşanan sığınmacı akınında on binlerce çocuk ve genç de yanlarında bir velisi olmadan Almanya’ya geldi. Bunların bazıları hemen, bazıları ise bir süre sonra ortadan kayboldu. Federal Emniyet Teşkilatı (BKA) verilerine göre 2017 yılının başında bu gruba dahil 8 bin 400’den fazla kişi kayboldu. 2019 başı itibariyle ise bu rakam 3 bin 200 civarına inmiş durumda. Almanya Refakatçisi Olmayan Çocuk Mülteciler Birliği’nden (BumF) Tobias Klaus, rakamın düşmüş olmasının AB’ye geçişlerin son yıllarda azalması ve buna bağlı olarak daha az çocuk ve genç sığınmacı gelmesiyle ilgili olduğunu dile getirdi.

Ancak BumF tarafından, çocuklara ve gençlere yardım kuruluşlarında çalışan kişiler arasında yapılan bir ankete göre ise son dönemde reşit olmayan, yalnız sığınmacıların kaybolma oranında yeniden küçük bir yükselme görülüyor.

Klaus, ankete katılan yaklaşık 720 çalışanın yüzde 32,2’sinin 2017’de sığınmacı çocukların Almanya’ya gelişlerinden kısa bir süre sonra ortadan kaybolması olgusuyla karşılaştıklarını kaydettiklerini, 2018’de bu olguyla karşılaştığını belirten katılımcıların sayısının ise yüzde 35 olduğunu belirtti.

Tobias Klaus asıl artışın ise Almanya’ya geldikten sonra reşit olan sığınmacı çocukların ortadan kaybolması vakalarında görüldüğüne dikkat çekti. Klaus 2017’de ankete katılanların yüzde 14,1’inin genç sığınmacıların kaybolması olgusuyla karşılaştıklarını belirtirken, 2018’de bu olguyla karşılaşanların oranının yüzde 20,1’e yükseldiğini aktardı.

Gençler Neden Kayboluyor?

Henüz sonuçlarının tamamı kamuoyu ile paylaşılmayan ankete göre, çoğu 14-17 yaş aralığındaki refakatçisi olmayan sığınmacıların bir kısmı Almanya içinde ve dışında yaşayan tanıdıklarının ya da yakınlarının yanına kaçıyor. Almanya içinde olmaları durumunda, genelde bir süre sonra bulunan genç sığınmacılar kayıp listesinden çıkarılarak yanına gittikleri kişilerden uzaklaştırılıyor. Kaybolma hadiselerinin ikinci bir sebebi de genç sığınmacıların sınır dışı edilme korkusu.

Kaybolan gençler ve çocuklar arasında sayısal açıdan en büyük grubu Afganlar oluşturuyor. Fas ve Cezayirli kayıpların sayısı da oldukça yüksek. Bu da sınır dışı endişesini doğrulayan bir veri, zira Almanya’da sınır dışı edilenlerin önemli bir oranı bu üç ülkeden gelen sığınmacılar. Klaus’a göre sistemin içine entegre olma şansından yoksun ve “Ne yaparsan yap, burada istenmiyorsun” mesajı verilen gençlerin sadece geçici bir şekilde değil, tamamen kaybolarak paralel sistemlere ve hatta suça kayma riskleri oldukça yüksek.

Kayıp Çocuklar Nerede?

BKA verilerine göre son yıllarda kaybolan, yaşı reşit olmayan sığınmacıların yüzde 80’i bir süre sonra bulundu. Ancak bulunamayan yüzde 20’lik gruptaki çocuk ve gençlerin ne yaptığı bilinmiyor. Sokaklarda mı yaşıyorlar, seks işçiliğine mi zorlanıyorlar ya da suç örgütlerinin içine mi girdiler, bu konuda bir bilgi yok. BumF’tan Tobias Klaus, en fazla endişe duyulması gereken konunun bu olduğunu belirterek, devletin, bu gençlere perspektif sunulabilmesi adına daha fazla para harcaması gerektiğini ifade ediyor.

(Deutsche Welle Türkçe, 27 Ocak 2019)

 

Kocaeli’de Suriyeliler İçin Sağlık Merkezi Açılıyor

Kocaeli’nin Körfez ilçesinde 3 katlı bir binanın giriş katında yalnızca Suriyeli hastalara Suriyeli doktorlar tarafından hizmet verilecek Göçmen Sağlığı Merkezi açılacak 28 Ocak 2019 Pazartesi 14:29 363 Körfez’de Suriyeliler için sağlık merkezi açılıyor. Tütünçiftlik Kuzey Mahallesi Esentepe Caddesi’nde 3 katlı bina sağlık ocağı için hazırlandı. İnşaat ve iç döşeme işlemleri tamamlanan binanın giriş katının yalnızca Suriyeli hastalar için ayrıldı. Burada Suriyeli doktorlardan oluşan bir ekip görev yapacak. Göçmen Sağlığı Merkezi adıyla hizmet yapacak olan sağlık ocağında, yalnızca Suriyeli hastalar muayene ve tedavi olacaklar. Sağlık Ocağının üst katında da, halen Kuzey Mahallesi Sakarya Caddesinde hizmet veren sağlık ocağı taşınacak ve Türk hastalara hizmet verecek. Uygulamanın başlamasıyla birlikte ilk Kocaeli’nde bir sağlık ocağında Suriyeli hastalara, Suriyeli doktorlar tarafından bakılmaya başlayacak. İzmit ve Darıca’da da uygulama yapılacağı öğrenilirken, T.C. vatandaşlık numarası olmayan Suriyeli hastaların muayeneleri sırasında yaşanan sorunlar nedeniyle bunun gerçekleştiği belirtildi.

(Kocaeli Barış Gazetesi, 28 Ocak 2019)

 

Edirne’de 17 Düzensiz Göçmen Yakalandı

Edirne’de, yasa dışı yollarla yurt dışına çıkmaya çalışan 17 düzensiz göçmen yakalandı.

İl Jandarma Komutanlığı ekipleri ve hudut askerleri, sınırdan yasa dışı şekilde geçmeye çalışan bazı gruplar olduğunu tespit etti.

Meriç ilçesinde yapılan denetimlerde, Fas, Pakistan ve Afganistan uyruklu 17 düzensiz göçmen yakalandı.

Göçmenler, işlemlerinin ardından İl Göç İdaresi Müdürlüğüne gönderildi.

(Hürriyet, 27 Ocak 2019)