Türkiye'de ve dünyada göç, göçmen ve sığınmacılar konusunda gündemde öne çıkan başlıklar…

 

ABD Sınır Polisi Göçmen Çocuklara Taciz, Tehdit ve Dayakla Suçlanıyor

ABD’nin güney sınırında yakalanan çocuk ve gençlerin maruz kaldığı iddia edilen kötü muamele, 30 bin doküman incelenerek rapor haline getirildi. ABD'de iki merkez tarafından devlet arşivlerindeki şikayet tutanakları ile ilgili dokümanlar incelenerek hazırlanan raporda, Gümrük ve Sınır Koruması yetkililerinin bazı göçmen çocuk ve gençlere cinsel tacizde bulunduğu, cinsel saldırıyla tehdit ettiği ve dövüldüğü ileri sürülüyor. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği ve Chicago Üniversitesi Hukuk Fakültesi Uluslararası İnsan Hakları Kliniği'nin raporladığı iddialara göre cinsel saldırı ve kötü muamele, ülkenin güney sınırında, 2009 ile 2014 yılları arasında gerçekleşti. Rapor, devlet arşivlerindeki 30 bin sayfa dokümanın incelenmesiyle hazırlandı. Saldırı mağduru olduğu iddia edilen çocuk ve gençlerin ağırlıklı olarak El Salvador, Guatemala, Meksika ve Honduras kökenli oldukları belirtiliyor.

‘Sana Burada Tecavüz Ederiz’

Sivil Özgürlükler Birliği'nin raporda yer verdiği şikayet dilekçesine göre 15 yaşında olan belgesiz bir göçmen genç kız, yetkililer tarafından "Kapıyı kapatıp sana burada tecavüz ederiz" sözleriyle tehdit edildi. Fiziksel şiddete maruz kaldığını belirten Meksikalı göçmenden ‘ülkeden gönüllü ayrılış' dokümanına imza atması istendi ancak bu talebi reddetti. Bir diğer suçlamaya göre polis 16 yaşındaki bir kızı bacaklarını açmaya zorladı ve vücut araması bahanesiyle sertçe genital bölgesine dokundu.

‘Tıbbi Destek Sağlamayı Reddettiler’

Şikayetlerin çoğu sınırı yasal olmayan yollardan geçerken yakalanan ya da bölgedeki kontrol sırasında kaçak olduğu anlaşılan göçmen çocuklar tarafından yapıldı. Sınır polisinin kimi çocuklara tıbbi destek sağlamayı zaman zaman reddettiği de ileri sürülüyor. İddiaların bazıları kötü muameleye maruz kalmayan ancak şahit olan çocuklar tarafından dile getirildi. Bu tür bir şikayet dilekçesinde, sınır polisinin yakaladığı bir çocuğun başını üç kez yumrukladığı dile getiriliyor. Arizona'daki bir tutuklama sırasında yakalanan bir başka kız çocuğu ise polis tarafından kalçasının kavrandığını ve çığlık atmasının ardından bir diğer görevlinin kendilerine yaklaşmasıyla tacizin sonlandığını belirtti.

İddialar Sümen Altı mı Ediliyor?

Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği avukatlarından Mitra Ebadolahi konuya ilişkin açıklamasında, iddiaların 'acımasızlık ve kanunsuzluğa işaret eden bir kolluk kuvvetleri sistemini' tanımladığını söyledi. Birlik, ABD Gümrük ve Sınır Koruması yetkililerinin devlet arşivlerinde oldukça detaylı bir şekilde yer alan iddiaları gerekli şekilde soruşturmadığını da ileri sürdü.

Yetkililer Raporu Hedef Aldı, İddiaları Belirsiz Olarak Nitelendirdi

Konuyla ilgili açıklama yapan Sınır Kontrol departmanının sözcüsü Dan Hetlage Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği'nin yanlı bir rapor hazırlayarak iddiaları gerçekmiş gibi gösterdiğini söyledi ve şikayetlerin muğlak olduğunu savundu. Hetlage "Raporda net olmayan anekdotlara yer verilmiş. Kesin detaylar olmadan Sınır Koruması suçlamaları incelemek veya ele almak için makul adımlar atamaz" ifadelerini kullandı.

(Sputnik Türkiye, 25 Mayıs 2018)

 

Kolombiya Mülteci Krizinde Sandığa Gidiliyor

Kolombiyalılar ülkenin yeni başkan için oy veriyorlar. Ancak gündem bu sefer barış süreci ve eski FARC savaşçıları yerine, kampanyanın odak noktası Venezüellalı mülteciler, güvenlik ve sosyal politikalar.

Konrad Adenaur Vaktı’nın (KAS-Konrad Adenauer Foundation) Bogota Bürosu Başkanı Hubert Gehring, Venezüellalı mültecilerle ilgili durumu dile getirdi. FARC ile bir buçuk yıl önce imzalanan barış anlaşmasından daha fazlası, ülkenin mülteci krizinin Pazar günkü seçimlere giden seçim kampanyasında merkezi bir sorun olduğunu açıkladı. Diğer önemli konular arasında güvenlik, eğitim, sağlık ve ekonomi…

Kolombiya göçmen yetkilisi "Migracion Colombia" ya göre, şu anda Kolombiya'da 800.000'den fazla Venezuelalı var. 20 Mayıs Venezüella seçimlerinden önce, sınır geçişlerinin sayısı yüzde kırk attı.

“Hoş Geldin”, Fakat Sonra Ne Olacak?

Gehring, Kolombiya'daki durum ve Almanya'nın mülteci politikasının gelişimi arasında bir paralellik olduğuna inanıyor. "2017 yılında, Kolombiya 2015 yılında Almanya'ya benziyordu. Bir hoş geldin kültürüyle başladı" dedi. Fakat o zamandan beri, mültecilerin sayısında belli bir eşiğin aşılması sağlandı.

(Deutsche Welle, 27 Mayıs 2018)

 

İçişleri Bakanı Seehofer: İltica Reformu Planımız Hazır

Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer, Almanya­ iltica sisteminin tamamıyla yeniden düzenlenmesini amaçlayan reform planının hazır olduğunu açıkladı. Katıldığı ZDF yayınında açıklamalarda bulunan Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) lideri Seehofer, planı bu hafta içerisinde çeşitli Alman siyasetçilerle görüştükten sonra gelecek hafta kamuya açıklayacağını söyledi. Bremen'deki Göçmen ve Mülteci Dairesi'nde (BAMF) yaşanan mülteci skandalına değinen Seehofer, bu skandalın koalisyon anlaşmasında da adı geçen "yönlendirme merkezlerinin" kurulmasının gerekliliğini daha da belirgin hale getirdiğini belirtti. Sığınmacıların başvurularının bu "yönlendirme merkezlerinde" değerlendirilmesi ve sığınmacılar hakkında ülkelerine sınır dışı edilip edilmeyecekleri veya hangi belediyeye gönderileceklerine dair karar verilene kadar bu merkezlerde tutulmaları planlanıyor.

"Göç Sınırlandırılmadan Sorun Çözülmez"

Horst Seehofer, bu merkezlerde iltica başvuru sürecinin yalnızca daha hızlı değil, aynı zamanda daha güvenli hale getirileceğini söyledi. "Göçün sınırlandırılması gerektiğinin" altını çizen Bakan, belli bir sınırlandırmaya gidilmediği sürece "sorunun çözülemeyeceğini" söyledi. Bremen'deki Göçmen ve Mülteci Dairesi'nde 2013-2016 yılları arasında yeterli hukuki dayanak olmaksızın en az bin 200 sığınmacıya iltica statüsü tanındığı ortaya çıkmıştı. Dönemin Bremen Göçmen ve Mülteci Dairesi Müdürü ve diğer şüpheliler hakkında "rüşvet" ve "sığınma başvurularının kötüye kullanılması suretiyle organize suç işlendiğine dair şüphe" iddiasıyla soruşturma başlatılmıştı. Salı günü Federal Meclis İç Politika Komisyonu'nu konuyla ilgili olarak bilgilendirecek olan Seehofer, burada konuyla ilgili olarak "kapsamlı bir açıklamada" bulunacağını kaydetti.

SPD: Skandalı Aydınlatın

Hristiyan Demokrat Parti (CDU) ve CDU'nun Bavyera'daki kardeş partisi CSU'nun koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD), Başbakan Angela Merkel'e BAMF skandalının açıklığa kavuşturulması çağrısında bulundu. Welt gazetesine Pazartesi günü verdiği mülakatta SPD Genel Başkan Yardımcısı Ralf Stegner, "Başbakanın artık bunun aydınlatılmasını sağlaması ve nihayetinde kendisinin aydınlatması gerekiyor" dedi. Merkel'in bu konuda "iyi bir izlenim vermediğini" ve sorumluluğu Seehofer'e yıkmak istediğini savunan Stegner, "Merkel sorumluluktan kaçıyor. Susuyor, hiçbir şey yapmıyor ve BAMF'taki kargaşayı öylece bir kenarda bekleyerek atlatmak istiyor" ifadelerini kullandı. SPD lideri Andrea Nahles de birkaç gün önce Seehofer'e "yönlendirme merkezleri" konseptinin içeriğine açıklık getirmesi çağrısında bulunmuştu.

(Deutsche Welle Türkçe, 28 Mayıs 2018)

 

Almanya'nın Göçmen Karşıtı Partisi Eyleme Katılanlara Para Dağıtacak

Alman Meclisi'nde üçüncü büyük güç olan Almanya İçin Alternatif (AFD) Partisi, Berlin’de yapılacak AFD protesto gösterisine katılacaklara para vereceğini açıkladı. AFD'nin Rheinland-Pfalz Eyaleti sözcüsü Robin Classen'in Çarşamba günü yaptığı açıklamada kendi eyaletlerinden Berlin'deki protestoya katılacak ilk 30 kişiye 50'şer euro vereceklerini belirtti. Partinin bunun için 1500 euroluk bütçe ayırdığını belirten Classen, ilk başta bir otobüs tutarak Rheinland-Pfalz eyaletinden Berlin'e gidecek kişileri toplu şekilde götürme ihtimalini düşündüklerini söyledi. Classen, daha sonra katılımcıların eyaletin farklı yerlerinden geleceklerini düşünerek daha esnek bir seçenek olan katılımcıların bir kısmına para vermeye karar verdiklerini ifade etti.

Önce Fotoğraf Sonra Para

DW Türkçe'de yer alan habere göre para almak isteyen katılımcılar, Berlin'in ana tren garında bu Pazar günü "Almanya’nın Geleceği” başlığıyla düzenlenecek eyleme katıldıklarını belgeleyen bir fotoğraf sunmak zorunda. Fotoğraf gösterme zorunluluğu ile ilgili konuşan AfD Yönetim Kurulu üyesi Andreas Kalbitz, "Bu gereksiz bir uygulama ancak iyi niyetli olduğuna eminim” dedi. Protestonun sloganları arasında “Toleransın sınırı var!”, “Sınırları denetle ve koru”, “İltica endüstrisini denetle ve kontrol et” ve “Kamusal alanda peçeye hayır!” yer alıyor. Almanya İçin Alternatif Partisi, mülteci karşıtı sert politikası ile biliniyor.

(TRT Haber, 26 Mayıs 2018)

 

30.000 Protestocu Göç Sorunu Üzerine Almanya Sokaklarına Çıktı

Bazı aktivistler Almanya Başbakanı Angela Merkel'in göçmenlere yönelik açık kapı politikasını protesto ederken, diğerleri ülkede ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı kampanya yürüttüler. Frankfurter Allgemeine Zeitung'un pazar günü Berlin'de düzenlenen protesto gösterilerine 25 binden fazla kişi katıldı ve yerel polise gönderme yaptı.

Mitinglerin "Almanya için Alternatif" (AfD-Alternative for Germany) partisi tarafından organize edildiği ve mitinglere 5.000'den fazla kişinin katıldığı bildirildi. Eylemciler ülkenin göç politikasında değişiklikler yapılmasını talep etti ve "İslamlaştırma" sürecine bir son verilmesini istedi.

Geçen hafta AfD, Başbakan Angela Merkel'in Anayasa Mahkemesine hukuki bir şikâyette bulundu. Parti, hükümetin Bundestag'ın karar alma sürecine katılımı olmadan Almanya'nın göçmenlere yönelik açık kapı politikasının ülkenin anayasasını ihlal ettiğini savunuyor.

Göç politikası, 2017 öncesi seçim kampanyasının yanı sıra yeni Alman hükümetinin kurulması sırasında ana konulardan biri. Daha sert bir göç politikasını savunan AfD, Merkel'in yasadışı olup olmadıklarını belirlemek için yaptığı eylemleri soruşturmaya söz verdi.

(Sputnik International, 27 Mayıs 2018)

 

Hollanda'da Fuhuş Sektörü Mülteci Çocukların Peşinde

Hollanda'da her yıl bin 400 kız çocuğu ve genç kızın insan kaçakçıları tarafından seks kölesi olmak üzere şantaja uğradığı ortaya çıktı. Mevcut durumda hedef ise mülteci çocuklar. İran merkezli Pars Today internet sitesinin Hollanda'da yayın yapan Flemenk gazetesi Algemeen Dagblad'dan aktardığı habere göre insan kaçakçıları önce korunmasız ergenlerin dikkatini çekmeye çalışıyor, sonrasında ise onların fotoğraflarını çekerek şantaj yapıyor.

Humanitas: İnsan Kaçakçıları Silah ve Uyuşturucu Kaçakçılığı da Yapıyor

Haberde, insan hakları yardımlaşma kuruluşu olan Humanitas'dan polis memuru Carolien van den Honert'in ifadelerine de yer verildi. Honert insan kaçakçılarının çoğunlukla Faslılar, Türkler olduğunu belirterek, genç kızları fuhuşa sürüklemekten günde 800 avroya varan paralar kazandıklarını aktardı. Öte yandan insan kaçakçılığı ile geçinenlerin aynı zamanda silah ve uyuşturucu kaçakçılığı da yapan geniş çaplı bir ağın üyesi oldukları belirtti. Araştırmacı Gideon van Aartsen, küçüklerin şantaja uğramasından ayrı olarak insan kaçakçılarının kurbanlarını az çalışırlarsa küçük yaştaki diğer arkadaşlarını da tuzağa düşürmekle tehdit ettiklerini ifade etti.

İnternete Sahte Reklamlar Koyuyorlar

"Watch Nederland" isimli çocukların cinsel istismarıyla mücadele eden ve emniyetle ortak çalışan örgüt, muhtemel müşterileri takip ederek online ticareti çökertmeye çalışıyor. Grup, internete genç kızlar için sahte ilanlar koyarak bir müşteri yaklaştığında otomatik olarak e-mail gönderiyor: “Watch Nederland şu anda seni tanıyor, bir daha seninle karşılaşmayalım.”

Devlet 10 Kızdan 1’ine Ulaşıp Yardım Edebiliyor

Resmi rakamlar sadece on kızdan birinin yardım alabildiğini ortaya koyarken salgına dönüşen bu tür olaylarla mücadelede polis çeşitli eğitimler alıyor. Bu eğitimlere herhangi bir yerde baskı altında olan bir kızın vereceği işaretleri hızla anlamak da var.

İtalya ve Yunanistan’a Kınama

Çocukların fuhuş sektöründe kullanılması ve bu durumun kontrolünün zayıf olmasının önemli sebeplerinden birinin ise kayıt dışı göç ve göç hareketleri olduğu belirtiliyor. Bu sebeple Mayıs ayı başında Hollanda hükümeti İtalya ve Yunanistan'ı mültecilerin ve sığınmacıların üçte ikisinin Hollanda topraklarına ve Avrupa'nın içine geçmek üzere kayıt işlemlerini yapmayarak izin vermesini kınadı.

(Time Türk, 25 Mayıs 2018)

 

Macaristan'dan AB'ye 'Egemenlik' Tepkisi

Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Avrupa Birliği'nin (AB) Macaristan'ın egemenlik hakkını elinden alamayacağını söyledi. Başbakan Orban, Macaristan devlet radyosu Kossuth Radio'daki haftalık konuşmasında, AB'nin sığınmacı politikasını eleştirdi. AB'nin sığınmacı sorununu insan hakları çerçevesinde değerlendirdiğini belirten Orban, Macaristan'ın ise konuyu ulusal güvenlik sorunu olarak gördüğünü ve buna karşı mücadele edeceklerini kaydetti. Orban, Macaristan'ın yasa dışı göç ile mücadele kapsamında anayasa ve yasalarda değişiklik yapmayı planladığını aktardı. Yapılacak değişikliklerin "AB'dan gelecek saldırıları geri püskürtmesi gerektiği" değerlendirmesinde bulunan Orban, anayasaya "Macaristan'da zorunlu iskanın yasak olduğunu" belirten bir madde ekleyeceklerini ifade etti. Orban, Macaristan'da kimlerin yaşayabileceği konusunda kararın sadece Macarlar tarafından verilebileceğini belirterek, ''Açık bir şekilde belirteyim; Brüksel (AB), Macaristan'ın egemenliğini elinden alamaz.'' dedi. Sığınmacı karşıtı tutumuyla bilinen Macaristan hükümeti, Avrupa Birliği'nin sığınmacı politikasına karşı çıkıyor.

(Anadolu Ajansı, 25 Mayıs 2018)

 

Kahraman İlan Edilen Malili Göçmene Fransa'dan Vatandaşlık

Paris'te balkon korkuluğuna asılı kalan bir çocuğu binaya tırmanarak kurtaran Malili göçmen Mamoudou Gassama, Fransa'da kahraman ilan edildi. Cumhurbaşkanı Macron, Gassama'ya vatandaşlık vermeye hazırlanıyor. Paris'in kuzeyindeki dört katlı bir binada balkon korkuluğuna asılı kalan bir çocuğu kurtarmak için binaya tırmanan Malili göçmen Mamoudou Gassama'nın cesareti, Fransız toplumu ve siyasiler tarafından övgüyle karşılandı. Paris'in kuzeyinde yaşanan olay, bir görgü tanığının çektiği video ile sosyal medyada viral oldu. İzleyenler Gassama'yı tezahürat yaparak alkışlarken, birçok sosyal medya kullanıcısı 22 yaşındaki Gassama için "gerçek örümcek adam" benzetmesini yaptı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da, Gassama'yı Pazartesi sabahı Elysee Sarayı'na davet etti. Macron, Gassama'ya Fransız vatandaşlığı verileceğini açıkladı. Gassama'nın cesaretini öven Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo, kendisinin Fransa'da kalma çabasını destekleyeceklerini söyledi. Hidalgo, Pazar günü Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, "Mamoudou Gassama'yı bir çocuğun hayatını kurtaran bu cesur hareketi için tebrik ederim" dedi. Kendisiyle telefonda görüştüğünü de sözlerine ekleyen Hidalgo, Gassama'nın Mali'den Fransa'ya birkaç ay önce geldiğini ve Fransa'da kalmak istediğini söylediğini belirtti. Hidalgo, "Kahramanca davranışının tüm vatandaşlara örnek olduğunu söyledim. Paris şehri elbette kendisini Fransa'ya yerleşme çabaları noktasında destekleyecektir" dedi. Olay gerçekleşirken Gassama'nın oradan geçmekte olduğunu ve hemen eyleme atıldığını aktaran Le Parisien gazetesine yaptığını açıklamada Gassama, "Bunu yaptım çünkü söz konusu olan bir çocuktu. Tırmandım ve şükürler olsun onu kurtardım" dedi. Yapılan ilk incelemeler, olay gerçekleştiğinde çocuğun ebeveynlerinin evde olmadıklarını ortaya koydu. Fransız haber ajansı AFP'nin aktardığına göre, polis çocuğun babasını oğlunu refakatsiz bıraktığı gerekçesiyle sorguya aldı.

(Deutsche Welle Türkçe, 28 Mayıs 2018)

 

Kırımoğlu: Rus Yönetimi Kırım’a Çok Sayıda İnsan Getirdi

Kırım Tatar halkının milli lideri, Ukrayna Cumhurbaşkanının Kırım Tatarlarından Sorumlu Yetkilisi, Ukrayna milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Rus yönetimin, işgal altındaki Kırım’a komşu Rusya’dan bir milyona yakın göçmen getirdiğini bildirdi.

“Suç İşlediklerini Anlıyorlar”

Konuyla ilgili Ukrayna’nın bir haber ajansına konuşan Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, “Onlar (Rus yönetim) Kırım’a çok sayıda insan getiriyorlar. Ama bu, askeri sır olarak gizleniyor, çünkü bunun bir suç olduğunu çok iyi anlıyorlar” dedi.

“2. Katerina Dönemindeki Stratejiyi Tekrarlıyorlar”

Kırım’daki kaynaklara atıfla yarımadaya 850 bin-1 milyon insan getirildiğini aktaran Kırımoğlu, “Rusya, 2. Katerina döneminde ilk işgal sırasında kullanılan stratejiye benzer bir stratejiyi tekrarlıyor. O zaman insanları sürgün etme imkanı yoktu, çünkü demiryolu, vagonlar yoktu. Onlar, halk için çekilmez şartlar oluşturarak halkı göç etmek zorunda bırakıyordu ve sonuçta Kırım Tatarları kısa bir süre içinde ulusal azınlık haline geldi” ifadelerini kullandı.

Ölüm Oranı Doğum Oranının Üzerinde

Ayrıca Kırım’da sosyal ve ekonomik durumunda dolayı ölüm oranının arttığına dikkat çeken Kırımoğlu, “Resmi verilere göre, işgal altındaki yarımadada ölüm oranı, doğum oranının yüzde 33 aşıyor. Tarihte ilk kez kadınların ölüm oranı, erkeklerin doğum oranını aştı” dedi. Uzmanlar, Rusya vatandaşlarını göç ettirerek Kırım nüfusunun demografik içeriğinin değiştirilmesinin, uluslararası mahkemede incelenecek en sert askeri suçlardan biri olduğunu söylüyor.

(Kırım Haber Ajansı, 28 Mayıs 2018)

 

Kırgızistan’da Özbek Göçmen Sayısı Artıyor

Özbek Cumhurbaşkanı Şavkat Mirziyoyev’un Kırgızistan’a gerçekleştirdiği resmi ziyaretle birlikte 2017 yılında Kırgız-Özbek sınırın kapıları açılmıştı. Bu olayın ardından 5 ayın içinde 800 bin Özbek vatandaşı Kırgızistan’a girdi. Kırgızistan Göç İdaresi’nin göç danışma uzmanı Kanat Sagınbayev’in açıklamalarına göre yılın başından beri Özbekistan’dan 888 bin 814 kişi Kırgızistan’a girip, 842 bin 252 kişi ise çıkış yaptı. Ekonomi Danışmanı Ceenalı Orozbaev söz konusu göçün Kırgızistan devletine hem olumlu hem de olumsuz yanlarının olduğunu dile getirdi. Orozbaev göçün olumsuz yanını Kırgızistan’ın kendi ekonomisinin iyi olmamasından kaynaklandığını söyledi. Diğer bir açıdan ise göçmenleri Kırgız-Özbek komşuluk ilişkilerinin güçlenmesine ve bu çerçevede iki ülkenin ekonomik ve ticari ilişkilerinin geliştirilmesine katkı sağlatıcılar olarak değerlendirdi. Kırgızistan’a göç eden Özbeklerin çoğu ticaret, inşaat, tarım sektörlerinde çalışıyor.

(ORHA Ajans, 25 Mayıs 2018)

 

Nijerya'daki 21 Bin Kamerunlu Mülteci Kayıt Altına Alındı

Kamerun'un Anglofon (İngilizce konuşulan) bölgesinde güvenlik güçleri ile ayrılıkçılar arasında çıkan çatışmalar nedeniyle Nijerya'ya göç eden Kamerunlu mültecilerden 21 bin 291'i kayıt altına alındı. Nijerya'ya göç eden Kamerunlu mültecilerin yüzde 77'si kadın ve çocuklardan oluşuyor. Bu mülteciler Cross River, Benue, Akwa Ibom ve Taraba başta olmak üzere ülkenin 40 farklı eyaletinde kalıyor. Nijerya makamları, Kamerun'daki çatışmalardan kaçarak Nijerya'ya göç eden mültecilerin sayısının 36 bine çıktığını açıklamıştı. Kamerun'da İngilizce konuşulan bölgedeki ayrılıkçı gruplar, ülkenin 1961-1972 yıllarındaki federalizme geçişinin yıl dönümü nedeniyle 1 Ekim 2017'de Ambazonya adını verdikleri sembolik devleti kurduklarını açıklamış ve resmi dili de İngilizce ilan etmişlerdi. Kamerun hükümetinin bu karara karşı çıkması nedeniyle ayrılıkçılar ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalardan binlerce insan etkilendi.

(Akşam, 25 Mayıs 2018)

 

Cezayir’den Göçmen Krizi Eleştirilerine Red

İnsan Hakları Komisyonu, Cezayir’deki gözaltı koşullarının ‘aşağılayıcı ve insanlık dışı’ olduğunu söyledi. Cezayir hükümeti ise Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) ve insan hakları örgütleri tarafından, Suriyeli mültecilerin ülkeden sınır dışı edilmesine dair kendilerine yöneltilen eleştirileri reddetti. Cezayir Dışişleri Bakanlığı da, dün yaptığı açıklamada, haftalar boyunca komşu ülkelerle ilişkilerine zarar vermeyi amaçlayan propagandalara maruz kaldıklarını belirtti. Bakanlık, uluslararası hakları ihlal ederek, Cezayir hükümeti hakkında asılsız iddialar ortaya atan bazı sivil toplum kuruluşlarını sert bir dille kınadı. Açıklamada, denetimleri çoğunlukla güvenilir raporlara dayanan OHCHR’nin pozisyonundan söz edilmedi. Açıklamaya göre yürütülen bu propaganda, özellikle Cezayir’in kardeşlik ve dayanışma ilişkileri içinde bulunduğu komşuları Nijer ve Mali’yi hedef alıyor. Uluslararası ve bölgesel insan hakları politikalarından yana olan Cezayir’in, sadece bu alandaki uluslararası yükümlülüklerine bağlı kalmayıp, vatandaşları ve yabancı uyruklu kişileri her türlü ayrımcılığa karşı koruyan kanunlar çıkardığı belirtildi. Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Cezayir’in her zaman sığınma toprakları olduğu ve ülkelerinde kendini tehdit altında hisseden herkese kucak açıldığı vurgulandı. Ayrıca misafirperverlik ve cömertlik geleneklerine sadık kalınacağı, sömürgecilik döneminde ihlallerle karşı karşıya kalan halkına bağlı olunacağı vurgulandı. Sınır dışı edilmeler hakkında ise, “Cezayir, diğer tüm ülkelerde de görüldüğü gibi daha önce benzeri görülmemiş bir göç akımı ile karşı karşıya kaldı ve bunları, uluslararası yasa ve yükümlülükleri çerçevesinde ele aldı. Cezayir vatandaşlarının ve yabancı uyrukluların ülke topraklarındaki güvenliğinin sağlanması için önlemler alınmıştır” ifadelerine yer verildi. Alınan tedbirler arasında kaçak göçmenlerin güney sınırına taşınmasının da bulunduğu belirtilen açıklamada, bu tedbirlerin kişisel haklara saygı ve geldikleri ülkelerle koordineli olarak alındığı belirtildi. Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, yasadışı göç için ele alınması gereken çözüm, ülkelerin göç vermesine neden olan temel sorunları, sivil toplum kuruluşları ile koordineli olarak ele almak. Uluslararası Af Örgütü ve Cezayir’deki ofisinin dolaylı olarak eleştirildiği açıklamada, örgütün ülke ile olan ilişkilerinin daima gergin olduğu ifade edildi. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Sözcüsü Ravina Şamdasani, Salı günü Cezayir hükümetine özellikle Sahraaltı Afrika’dan gelen göçmenleri toplu olarak sınır dışı etmemesi için çağrıda bulundu. Şamdasani, rakamların tam olarak tespit edilmesi zor olsa da sınır dışı edilen binlerce insanın olduğunu ifade etti. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Uzmanlarından oluşan bir ekibin, Nijer’de yer alan Niamey, Agadez ve Arlit bölgelerini ziyaret ettiğini belirten Şamdasani, son aylarda Cezayir’den sınır dışı edilen 25 göçmenle röportaj yapıldığını ifade etti. Cezayirli yetkililerin sürekli olarak güvenlik devriyeleri düzenlediğini ve Sahraaltı ülkelerinden gelen göçmenlerin hedef alındığını belirten göçmenler, gözaltı koşullarının ‘insanlık dışı’ ve ‘onur kırıcı’ olduğunu söyledi.

(Şarku'l Avsat Türkçe, 26 Mayıs 2018)

 

Bangladeş Başbakanı Hasina'dan Myanmar'a Baskı Çağrısı

Bangladeş Başbakanı Şeyh Hasina, ülkelerindeki zulümden kaçarak Bangladeş'e sığınan yüz binlerce Arakanlı Müslüman'ın topraklarına geri dönüşünün sağlanması için Myanmar'a uluslararası baskı yapılması çağrısında bulundu. Başbakan Hasina, Hindistan'daki Visva-Bharti Üniversitesinde yaptığı konuşmada, kendilerine yönelik baskı ve zulümden kaçarak Bangladeş'e sığınan yüz binlerce Arakanlı Müslüman'ı geri alması için Myanmar'a uluslararası baskı çağrısı yaptı. Hasina, Bangladeş'in, ülkelerinden kaçan Arakanlı Müslümanlara kapılarını açtığını ancak bu kişilerin Myanmar'a dönmeleri gerektiğini belirtti. Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin de katıldığı konuşmada Hasina, "Diğer ülkeler, Arakanlı Müslümanları geri alması için Myanmar'a baskı yapmalı." dedi. BM'ye göre, 25 Ağustos 2017'den sonra Arakan'dan kaçmak zorunda kalarak Bangladeş'e sığınanların sayısı 700 bini aştı. Uluslararası insan hakları kuruluşları, yayımladıkları uydu görüntüleriyle yüzlerce köyün yok edildiğini kanıtladı. Arakanlı Müslümanların topraklarına dönüşü için Myanmar ve Bangladeş hükümetleri, 23 Kasım 2017'de anlaşma imzalamıştı. Anlaşmaya göre, Myanmar'a dönmek isteyenler, Bangladeş'e geçmeden önce Myanmar'da yaşadıklarına dair belge sunmak zorunda ancak 1982'de vatandaşlık hakları ellerinden alınan Arakanlı Müslümanların Myanmar'da kayıtlarının bulunmaması ciddi sorun yaratıyor. Anlaşmada, Bangladeş'e geçen Arakanlı Müslümanlara bu ülkede BM tarafından verilen belgelerin de Myanmar hükümetinin "onay" sürecinden geçmesi gerektiği belirtiliyor. Ayrıca anlaşmanın imzalanmasından itibaren 2 ay içinde Arakanlı Müslümanların topraklarına dönüşünün başlaması gerekiyordu ancak Arakanlı Müslümanların eve dönüş sürecinin ertelendiği duyuruldu ve bugüne kadar herhangi bir somut adım atılmadı.

BM ve uluslararası insan hakları örgütleri, Arakanlı Müslümanlara yönelik şiddeti "etnik temizlik" ya da "soykırım" olarak adlandırıyor.

(Anadolu Ajansı, 25 Mayıs 2018)

 

Rabıta’dan Yemen’deki 75 Bin Göçmene 2. Yardım Kampanyası

Dünya İslam Birliği (Rabıta), BM 2018 Küresel İnsani Yardım Planı’nın Yemen’e acil müdahale programı kapsamında 2. insani yardım programını başlattı. Birleşmiş Milletler (BM), Yemen’deki krizle karşı karşıya kalan göçmenlere, bu krizi aşmaya yardımcı olmak için bu yıl 2.96 milyar dolar yardım yapılması çağrısında bulundu. Rabıta Genel Sekreteri Dr. Muhammed el-İsa, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile geçtiğimiz Nisan ayında bir araya gelerek, Rabıta’nın dünyanın farklı yerlerindeki muhtaçlara yardım konusundaki aktif katılımının da içinde bulunduğu konuları ele aldı. Rabıta’nın başlattığı bu yardım kampanyası, International Islamic Relief Organization aracılığıyla Cevf, Hacca, Marib, Şebve ve Abyan’daki 75 bin ihtiyaç sahibine ulaştı. Yardım kampanyası kapsamında 5 bin 200 gıda kolisi dağıtılacak. Dünya Gelişim, Gözetim ve Yardım Örgütü Genel Sekteri Dr Abdulaziz bin Ahmed Serhan, Yemen’deki el-Bereke Yardım Vakfı’nın işbirliği ile bu hafta Hacca vilayetinde 5 bin, Marib, Şebve ve Abyan illerinin her birinde 3 bin, Cevf’te ise bin 200 gıda kolisinin dağıtıldığını açıkladı. Dr Serhan, Rabıta’nın Yemenlilere çeşitli alanlarda insani yardım sağladığını ve sağlamaya da devam ettiğini ifade ederek, 2 buçuk milyon Yemenlinin faydalanacağı, temiz su kuyusunu açtığını belirtti. Ayrıca Rabıta’nın tüm Yemen halkının yanında olduğunu vurguladı.

(Şarku'l Avsat Türkçe, 28 Mayıs 2018)

 

Lübnan’dan Suriye Rejiminin Mülk Kanununa Sert Eleştiri

Lübnan Dışişleri Bakanı Cibran Basil, Suriye rejimi tarafından çıkarılan 10. sayılı kanunun olumsuz etkileri konusunda uyarırken Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri dönüşlerine önem verilmesi gerektiğini belirtti. Birçok Lübnanlı yetkili Nisan ayının başında Suriye hükümetinin çıkardığı yasa konusunda uyarılarda bulundu. Yasaya göre Suriye savaşında hasar görmüş yerlerde genel bir düzenleme bağlamında gayrimenkul sahiplerinin bir ay içinde mülklerini tescil ettirmeleri gerekiyor. Aksi takdirde hükümete bu mallara el koyması imkanını veriyor. Lübnan Başbakanı Saad Hariri “Bu kanun Suriyeli mültecilere Lübnan’da kalın mesajı vermektedir” dedi.

Basil’dan İki Önemli Mektup

Basil, Suriye Dışişleri Bakanı Velid el- Muallim’e gönderdiği mesajda Suriyelilerin ülkelerine dönmelerinin teşvik edilmesinin önemine dikkat çekerken bu kanunun uygulanmasıyla yaşanan zorluklardan pek az Suriyelinin geri dönüş kararı vereceğini belirtti. Bakan, Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliğinin (BMMYK), mültecilerin mülklerini tespit ettirmek için gerekeni yapması çağrıda bulundu ve BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e yazdığı mesajda, bu teşvikin olmaması durumunda sorumluluğu da üstlenmesi gerektiğini ifade etti.

“Basil Yaptıklarının Sonuçlarını Üstlensin”

Burada kayda değer bir konu da mülteciler sorunuyla ilgili Suriye rejimi ile kurulan bağlantı. İlişkilerin normalleştirilmesine karşı çıkanlar ile bu konuda koordinasyonu savunanlar arasında anlaşmazlık meydana gelmektedir. Mülteci işlerinden sorumlu Devlet Bakanı Muin el- Murabi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Basil yaptıklarının sonuçlarını üstlensin. Biz meşruiyetini kaybetmiş bir rejimi tanımadık ve tanımayacağız” dedi ve Basil’ın, 2017 yılında da Muallim ile New York’da buluştuklarını hatırlattı.

Mesajın İçeriği Açıklanacak

Basil mektubunda Lübnan’daki otoritelerin Suriyelilerin geri dönüşü konusunda desteklenmesiyle ilgili çabaları onayladıklarını söylerken Dışişleri Bakanlığı Basil’in söylediklerine dair daha fazla bir ayrıntı vermese de daha sonra mesajın içeriğinin açıklanacağını belirtti.

Marabi: Bu Kanun Tehlikeli

El- Marabi, bu konuyla ilgili oluşturulan bakanlık komisyonunda mültecilerle ilgili planı onaylamayan Basil’a yüklendi. Bu kanunla zorunlu göç ve evlerinden edilmiş mültecilerin geri dönüşlerini zorlaştırdığını söylerken ülkelerindeki zor durumun hala devam etmekte olduğunu belirtti. Marabi ayrıca “Rejim bu kararı uygularsa mültecilerin ellerindeki her şeyi kaybedecekleri konusunda endişe duyduklarına işaret ettik. Bu kanunun tehlikeli oluşuna ve Lübnan ile Avrupa’ya olumsuz yansımalarına ilk kez mülteciler için yapılan Brüksel konferansında dile getirdik” dedi.

“Bu Kanun Mültecilerin Geri Dönmesine Engel”

Basil, el- Muallim’e gönderdiği mesajda “10. sayılı kanuna göre mülkiyet sahiplerinin mülklerinin kendilerine ait olduğunu kanıtlamaları için gereken ilan ve yayınlama prosedürleri için 30 gün mühletin tanınması yetersizdir. Bu durum mültecilerin mülklerini kaybetmelerine sebep olacak aynı zamanda ülkelerine dönmeyi teşvik etmeyecektir” dendi. Lübnan’ın bu konudaki tutumunu bir kez daha yenileyen Basil, mültecilerin güvenli bir şekilde ülkelerine geri dönme hakları olduğunu ve dönüşlerini de siyasi çözüm gibi herhangi bir şarta bağlanmaması gerektiğini vurguladı.

Basil’den Uluslararası Örgütlere Sorumluluk Çağrısı

Basil, Antonio Guterres’e gönderdiği mektubunda ise BM’yi mültecilerin mülkiyet haklarını korumaları için gerekli önlemlerin alınması ve bu amaçla Suriye hükümeti ile iletişim halinde bulunmaya çağırdı. Basil ayrıca, uluslararası örgütleri de Suriyeli mültecilerin evlerine geri dönmeleri ve mülklerinin korunması için tam bir sorumluluk almaya çağırdı. Dışişleri Bakanı yaptığı açıklamada “Lübnan Suriyeli mültecilerin bu kanundan haberdar edilmesinde büyük zorluklarla karşılaşmaktadır. Bunun sebebi Lübnan’da Suriyeli mülteciler alanında çalışan BM örgütlerinin uyguladıkları sonuçsuz, kısır siyasetlerdir. Lübnan hükümetinin bu kuruluşlardan istediği bilgiler gizlenmekte ve istenen şeffaflık gösterilememektedir. Yine Suriyeli mültecilerin geneliyle etkili bir iletişimde karmaşa söz konusudur. Ayrıca, onların bulunduğu yerler hakkında açık bir veri tabanı bulunmamaktadır” değerlendirmesinde bulundu. Bu çerçevede Basil, BM’yi mülteciler konusunu acil ve kapsamlı bir şekilde yeniden ele almaya davet ederken ülkelerinde çatışmanın bittiği bölgelere dönmek isteyen mültecilere verilen sindirme politikasına karşı BMMYK’nin pasif tutumuna eleştiride bulundu. Öte yandan Suriye Ulusal Koalisyonu, 10. Kanun konusunda uyarılarda bulunurken Koalisyon’un başkanı Abdürrahman Mustafa bu kanunun İran projesinin Suriye’ye sızmasına hizmet ettiğini, böylelikle mültecilerin Suriye’de ve iltica ettikleri devletlerde elde ettikleri mülkiyete el konacağını belirtmişti. Bu kanunla İran milisleri ve rejimin askeri operasyonlarından dolayı zorunlu olarak göç etmiş insanların geri dönüş haklarının elinden alındığını vurguladı.

(Şarku'l Avsat Türkçe, 28 Mayıs 2018)

 

İsrail Askerlerinden Filistin Mülteci Kampına Baskın

Yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre, çok sayıda İsrail askeri bu sabah Ramallah yakınlarındaki El-Amari Filistin Mülteci Kampı'na baskın yaptı. Baskına tepki gösteren Filistinliler ile İsrail askerleri arasında arbede çıktı. İsrail askerleri Filistinlileri dağıtmak için plastik mermi ve göz yaşartıcı gaz kullandı. Filistin Sağlık Bakanlığı'nın açıklamasına göre, İsrail askerlerinin saldırılarında 13 Filistinli yaralandı. Kamp sakinleri birçok eve baskın düzenleyen İsrail askerlerinin 9 Filistinliyi gözaltına aldığını aktardı.

Batı Şeria'da 11 Gözaltı

Öte yandan İsrail askerleri işgal altındaki Batı Şeria'nın çeşitli bölgelerinde de 11 Filistinliyi gözaltına aldı. İsrail ordusundan yapılan açıklamada, 11 Filistinlinin "terör faaliyetlerine" katıldıkları iddiasıyla gözaltına alındığı ifade edildi. İsrail güçleri, işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te hemen her gün evlere baskın düzenleyerek çeşitli iddialarla Filistinlileri gözaltına alıyor. Filistin resmi kaynaklarına göre, İsrail hapishanelerinde 450'si idari tutuklu, 12'si milletvekili ve 300'ü çocuk olmak üzere yaklaşık 6 bin 500 Filistinli bulunuyor.

(Anadolu Ajansı, 28 Mayıs 2018)

 

TİKA'dan Filistin'e Gıda Yardımı

TİKA'dan yapılan yazılı açıklamaya göre, Başkanlık, Filistin'de bulunan mülteci kamplarını ve ihtiyaç sahibi aileleri destekleyen komite ve dernek gibi kurumları da kapsayan "Ramazan Ayı Gıda Desteği Projesi" ile ihtiyaç sahiplerine gıda paketi dağıttı. Filistin'de farklı alanlarda önemli projelere imza atan TİKA, proje kapsamında Filistinli ihtiyaç sahibi ailelere, 15 bini Gazze'de ve 5 bin 650'si Batı Şeria ve Kudüs'te olmak üzere toplam 20 bin 650 gıda paketi verdi. TİKA bunun yanı sıra Filistin genelinde mültecilere ait biri Kudüs, 18'i Batı Şeria, ve 8'i Gazze'de olmak üzere toplam 27 mülteci kampına gıda paketi ulaştırdı. Filistin'deki zekat komiteleri, insani yardım dernekleri, Filistin Otoritesi Başkanlık Divanı İnsani Yardımlar Ofisi, Valilikler ve Şehit Dostları Derneği aracılığıyla ihtiyaç sahibi diğer aileleri destekleyen TİKA, ayrıca mikro projelerle Birleşmiş Milletler (BM) Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu (UNRWA) kamplarında üretim ve istihdamı artırmaya yönelik fizibilite çalışmaları yürütüyor.

(Anadolu Ajansı, 26 Mayıs 2018)

 

Suriye Ordusu, Yermuk Mülteci Kampı'nda Militanlara Ait Tünel Ağını Açığa Çıkardı

Suriye hükümet güçlerinin, militanların elinden kurtardıkları Şam'ın güneyindeki Yermuk Mülteci Kampı'nda bir tünel ağı ortaya çıkardığı belirtildi. Suriye'nin resmi haber ajansı SANA'nın yayınladığı görüntülere göre hükümet güçleri, Yermuk Mülteci Kampı'nda yaptıkları aramalar sırasında militanlara ait bir tünel ağı ile komuta merkezine ulaştı.

Şam ve Çevresi 7 Yıl Sonra Ordunun Kontrolüne Geçmişti

Suriye devlet televizyonunda hafta içinde yayınlanan bir ordu açıklamasında, Şam'ın güneyindeki son mahallelerin de IŞİD'den geri alınmasıyla, başkent ve çevresinin militanlardan tamamen temizlendiği ve bu bölgelerin artık güvenli olduğu belirtilmişti. Suriye ordusunun bu açıklaması, Şam ve kırsalının, ülkede çatışmaların başladığı 2011'den beri, yani 7 yıldır ilk kez tamamen hükümetin denetiminde olduğu anlamına geliyor.

(Sputnik Türkiye, 27 Mayıs 2018)

 

KKTC’de Mülteci Cenazeleri Defnedildi

KKTC’de sahillerine 2 hafta önce vuran ve kaldırıldıkları morgda cesetleri çürümeye başlayan 9 Suriyeli mülteci, Lefke ilçesinde toprağa verildi. Teknelerinin batması sonucu iki gün arayla KKTC sahillerine vuran Suriyeli mültecilerin cenazeleri, 14 gün başkent Lefkoşa’da Burhan Nalbantoğlu devlet hastanesi morgunda bekletildi. KKTC Sağlık Bakanlığı, sıcak havanın da etkisiyle cenazeler bozulmaya başlayınca gelecekte akrabalarının ortaya çıkarak cenazelerini talep etme ihtimaline karşı DNA örneklerini aldı ve toprağa verilmesine karar verdi.

(Hürriyet, 28 Mayıs 2018)

 

Akdeniz'de Yüzlerce Göçmen Kurtarıldı

Mülteciler yeni bir hayat kurma umuduyla Avrupa'ya akın ediyor. Cumartesi günü İtalya’nın Sicilya Adası’na bağlı Augusta kenti açıklarında, 721 mülteci kurtarılırken, bir kişinin cesedine ulaşıldı. Kurtarılan mülteciler İtalyan Sahil Güvenlik ekiplerine ait botlarla karaya çıkartılırken, durumu ağır olanlar hastaneye kaldırıldı. Arama kurtarma ekipleri aralarında 112 çocuk ve bir de bebek olan mültecilerin sağlık durumunun iyi olduğunu bildirdi. Göçmenlerin büyük çoğunluğu Eritre ve Somali’den geliyor Akdeniz’de faaliyet gösteren Alman arama kurtarma örgütü Seawatch ise yaptıkları 3 kurtarma operasyonlarıyla 461 mülteciyi kurtardıklarını açıkladı. 2011 yılından beri süren iç savaş nedeniyle güvenlik ve istikrarın sağlanamadığı Libya, insan kaçakçılarının ana üssü konumunda. İtalya'nın yoğun baskısı sonucu Avrupa Birliği, geçen yıl sığınmacı akınıyla mücadele edilmesi için Libya Sahil Güvenlik teşkilatıyla işbirliğine başlamıştı. İtalya'nın Libya sahil güvenlik birimlerine sağladığı destek sayesinde haddinden fazla doldurulan ve açık denize elverişli olmayan teknelerle Avrupa'ya ulaşmak için yola çıkanların sayısında hissedilir azalma oldu. Sahra altı Afrikası’ndan kaçan her gün yüzlerce kişi daha iyi yaşam koşulları için Avrupa ülkelerine kaçak yollardan girmeye çalışıyor.

(Euronews Türkçe, 27 Mayıs 2018)

 

İnsan Ticareti Katliamı 15 Göçmen Öldü

Batı Libya kasabası Bani Walid’deki insan kaçakçılarının bulunduğu gizli bir kamptan kaçmaya çalışan 15 göçmen öldü, 25’ten fazla kişi yaralandı. Sınır Tanımayan Doktorlar’a (MSF) göre geçen hafta 100’den fazla göçmen, esaret altında kaldıkları uzun bir süreden sonra kamptan kaçtı ve kaçakçılar onları yakalamaya çalışırken vuruldular. Eritre, Etiyopya ve Somali’den gelen göçmenler, Çarşamba gecesi yerel birlikler ve bölge sakinleri tarafından götürüldükleri kasabada bir camiye kaçtı. Bani Walid kasabasındaki yerel hastane, silahlı yaralanmadan dolayı 25’den fazla kişinin başvurduğunu belirtti. Hastane başkanı Essa al-Sadek yaralanmaların küçük ve ciddi arasında değiştiğini “gerekli yardımın yapıldığını” söyledi. MSF, “Bu, Libya’dan geçerken birçok göçmen ve mültecinin maruz kaldığı dehşetlerin bir başka örneğidir” dedi. “Fidye için kaçırma, karlı bir iş olmaya devam ediyor” diye ekledi. Libya’nın başkenti Trablusgarb’ın 170 kilometre güneydoğusundaki Bani Walid, daha kuzeyde denizden botla Avrupa’ya ulaşmayı hedefleyen göçmenler için bir geçiş noktasıdır. İnsan tacirleri ve kaçıranlar kasabada 20 civarında tutukevine sahipler ve fidye talepleri için göçmen ailelerine telefon açıyor.

(Asya’nın Sesi Haber Merkezi, 26 Mayıs 2018)

 

‘Suriyeli Kızlar Başlık Parasına Satılıyor!’

Son zamanlarda Türkiye’nin kanayan yarası haline gelen çocuk istismarına yönelik hazırlanan yeni bir rapor utanç tablosunun boyutunu bir kez daha gözler serdi. Acıbadem Suç ve Şiddeti Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Oğuz Polat tarafından gerçekleştirilen “Türkiye’de Çocuk İstismarı Raporu-2” başlıklı araştırmaya göre cinsel suç mağduru olan çocukların oranı son dört yıllık dönemde en az yüzde 33 artış gösterdi. Prof. Dr. Polat, Suriyeli bazı mülteci kız çocuklarının, yaşlı adamlara başlık parası adı altında satıldığı iddiasını da gündeme getirdi.

21 Bin Başvuru

Rapora göre, Çocuk İzlem Merkezleri’ne (ÇİM) Ocak 2011 ile Mayıs 2016 arası Türkiye genelinde 21 bin 68 olgu başvururken bu vakaların yüzde 85’i kız, yüzde 15’i erkek çocuklardan oluştu. Vakaların yüzde 25,8’ine psikiyatrik değerlendirme yapılırken, yüzde 6,3’ü kadın doğum uzmanı tarafından değerlendirildi. Başvuru yapan çocukların yüzde 29’una adli tıp muayenesi yapılırken, vakaların yüzde 11,6’sı için koruma tedbiri alındı. Mağdur çocukların yüzde 1,7’sinden sosyal inceleme raporu istenirken, bu çocukların yüzde 0,09’u için MEB tarafından okul değişikliği talep edildi. Milliyet’e konuşan Prof. Dr. Mehmet Oğuz Polat, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin Meclis’ten 25 yıl önce geçmesine karşın sözleşme prensiplerinin halihazırda çocukların yaşamında yeterince yer almadığını belirterek, “İmzacı taraf devletin çocuğunun her türlü hakkını korumak zorunda olduğu prensibini hatırlayacak olursak istismar edilen çocukların sayısının bu denli artıyor olması bu durumla bağdaşmıyor. Çocukta cinsel istismar olgularının yelpazesinin pedofiliden başladığı, ensest, pornografi, fuhuşla devam ettiği görülüyor.

Utanç Rakamları

Araştırmaya göre 2016-2017 yıllarında Türkiye’de 0-11 yaş arası 2 bin 487 kız çocuğu ile aynı yaş grubundaki bin 124 erkek çocuğu cinsel saldırı veya mağduriyet yaşadı. 12-14 yaş dilimindeki 3 bin 688 kız çocuğu ile aynı yaştaki 563 erkek çocuk cinsel istismar veya saldırı mağduru oldu. 15-17 yaş dilimindeki 8 bin 460 kız çocuk ile 518 erkek çocuk da cinsel istismara uğradı.

Fuhuş Amaçlı Kaçırma Artıyor

Özellikle 2012’den başlayarak devam eden mülteci sorununun insan kaçakçılığını ve ona bağlı olarak çocuk kaçırma ve fuhuş için kullanılma olaylarını artırdığı, yapılan çalışmalarda cinsel istismara uğramış olan çocuklarda fiziksel etkilerin olduğu, enfeksiyon ve istenmeyen hamileliklerin gözüktüğü ortaya çıkmıştır” dedi.  Suriyeli bazı mülteci kız çocuklarının, yaşlı adamlara başlık parası altında satıldığı iddiasını da gündeme getiren Prof. Dr. Polat, “Türkiye’de insan kaçakçılığını ve ona bağlı olarak çocuk kaçırma ve fuhuş amaçlı kullanılma olayları artıyor. Çocuk istismarı konusunda çok kısıtlı sayısal veri bulunuyor. Bazı alanlarda ise bu rakam hiç denecek düzeyde. Bu alanların başında da organize suç çeteleri tarafından fuhuş rakamları geliyor. Bu olgulara Suriye sınırında sıklıkla gözlenen küçük yaşta kız çocuklarının yaşlı adamlara başlık parası altında satılması da yer alıyor” diye konuştu.

(Milliyet, 27 Mayıs 2018)

 

Başbakan Yardımcısı Akdağ: Suriyeli Sığınmacılar Konusunda En Büyük Yükü AFAD Üstlendi

Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ, Erzurum Afet ve Acil Durum (AFAD) Müdürlüğünce 13 ilden yetkililerin katılımıyla bir restoranda düzenlenen iftar programına katıldı. Akdağ, yaptığı konuşmada, 2002 yılında AK Parti hükümetlerinin ilkini kurdukları zaman, afetlerde ve acil durumlarda sağlık müdahalesi ya da sağlık müdahalesine hazırlık anlamında Türkiye'de çok yetersiz olunduğunu gördüklerini söyledi. İlk olarak UMKE'yi kurduklarını anımsatan Akdağ, "UMKE kurulduğu ilk günlerden itibaren süratle bir gelişme gösterdi, hem Türkiye'de hem dünyada çok büyük başarılara imza attı." ifadesini kullandı. Akdağ, ardından AFAD'ın kurulması için çalışmalara başladıklarını kaydederek, şöyle devam etti: "Ardından bir araya gelen bakanlıklar, 'Türkiye'de afetlere karşı hazırlığımızı iyi yapalım, afetlere karşı riski azaltalım, afet sırasında müdahaleyi yerinde, zamanında, hızlı, etkin ve doğru biçimde yapalım,' diye düşündük ve toplantı yaptık. Önce İçişleri Bakanlığı bünyesinde, ardından en doğrusunun Başbakanlık çatısı ve otoritesi altında Afet ve Acil Durum Yönetimi şeklinde geliştirilmesine karar verdik. İlgili kanun maddeleri hazırlanarak AFAD kurulmuş oldu." AFAD kurulduktan sonra çok büyük değişiklikler yaşandığına dikkati çeken Akdağ, şunları söyledi: "Bugün Türkiye'de gerek afetlere hazırlık gerek afetlere müdahale konusunda belli bir noktaya gelmiş durumdayız. Hem AFAD'ın kendi çalışmaları hem de AFAD'ın diğer kurumları koordine etme vazifesi olsun, şükürler olsun ki iyi çalışıyor. AFAD, bunu Türkiye'deki birçok deprem, sel, terör saldırıları, patlamalar ve heyelanlarda, yurt dışında da birçok faaliyette ne yapılması gerektiğini yerli yerine koyarak gösterdi. Sadece burada değil, bir şekilde Türkiye'ye gelen Suriyeli sığınmacılar konusunda da en büyük yükü AFAD üstlendi ve mesele salimen bugüne kadar getirildi." Akdağ, gelinen noktada bunun nasıl daha ileriye götürülebileceğinin çalışmalarının yürütüldüğünü belirterek, gönüllülük programıyla afette çalışacak kişilerin sayısını artırmaya karar verdiklerini sözlerine ekledi.

(Anadolu Ajansı, 28 Mayıs 2018)

 

Suriye Kökenli Seçmen Kime Oy Verecek?

Savaştan kaçarak Türkiye’ye göç eden Suriyeliler arasında Türk vatandaşlığına geçenler 24 Haziran seçimlerinde sandığa gitmeye hazırlanıyor. Seçimlere ve Türk siyasetine bakışları ise birbirinden farklı. Haziran ayında seçime gitmeye hazırlanan Türkiye, İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nün sitesinde yer alan verilere göre, "geçici koruma” altında 3 milyon 593 bin Suriyeli göçmeni misafir ediyor. Savaştan kaçarak Türkiye'ye sığınan Suriyeliler arasında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı edinerek oy kullanacak olanlar da var. 2011 yılından bu yana yaklaşık 40 bin Suriyelinin Türk vatandaşlığına geçtiği tahmin ediliyor. 24 Haziran seçimlerinde kaçının oy kullanabileceği konusunda ise kesin veriler yok.

Ahmad Basha, yeni seçmenlerden biri… 27 yaşındaki Basha, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını altı ay önce almış. Suriye'den ise dört sene önce Türkiye'ye göç etmek zorunda kalmış. Haziran seçimlerinde kime oy vereceğini sorduğumda duraksamadan, "Erdoğan” diyor. AKP dışındaki diğer siyasi partilerin Suriyeli mültecilerden hoşlanmadığı görüşünde. Türkiye'deki Suriyelilerin seçimden beklentisinin ne olduğu konusunda ise, "Bütün Suriyelilerin tek beklentisi Erdoğan'ın kazanması” yorumunu yapıyor.

"Ülkemdeki Karmaşada Mevcut İktidarın da Payı Var"

Şam'dan kaçarak Lübnan üzerinden Türkiye'ye sığınan 22 yaşındaki üniversite öğrencisi Asmaa ise hangi partiye oy vereceğine henüz karar verememiş. İstanbul Üniversitesi’nde okuyan genç kadın, altı senedir İstanbul’da yaşıyor. İYİ Parti için "Onlara sırf ne yapacaklarını görmek için bir şans vermeye değeceğini düşünüyorum” diyor. Asmaa, Türkiye'de siyasi açıdan yeteri kadar temsil edilmediğini düşünüyor ve aslında hiçbir siyasi partinin de ideolojisine yakın olduğu görüşünde değil. "Suriyelilerin Erdoğan'a oy vereceğinin konuşulduğunu duyuyorum ve bu beni biraz hayal kırıklığına uğratıyor. Oy vereceklere ülkemizdeki karmaşık durumda mevcut iktidarın da payının olduğunu anlatasım var” diyor. Türkiye'de yaşayan Suriyelilerin siyasi yaşama katılımının kolay olmadığını düşünen Asmaa, kendi ülkelerinde seçim konusunda demokratik bir deneyime sahip olmadıklarını dile getirerek, "Bu açıdan Suriyelilerin siyasete aktif katılımlarını görmek ilginç olacak” diye konuşuyor.

"Milliyetçi Olmasa Akşener'e Oy Veririm”

İstanbul'da yaşayan ve bir ay önce Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçen Hasan da Şam'dan gelmiş. Vatandaşlık başvurusunu yaklaşık bir sene önce yapmış. 2012 yılından beri İstanbul’da yaşayan genç adama göre Suriyelilerin seçimden kendi paylarına pek bir beklentileri yok. "Ancak Suriyelilere verdiği destek nedeniyle daha çok AKP'nin kazanmasını istiyorlar” diyor. Diğer siyasi partilerin ise Suriyelileri evlerine göndermekle tehdit ettiklerini de ayrıca ekliyor. 26 yaşındaki Hasan, içine sinerek oy vereceği bir cumhurbaşkanı adayı olmadığını söylüyor. Kendisi henüz karar vermemiş. Fakat gülerek, "Milliyetçi olmasa Meral Akşener'e oy verebilirdim çünkü bir feministim” diyor.

AKP'den Aday: Biz Osmanlı Torunuyuz

Bu seçim dönemi oy kullanacak Suriyeliler olduğu gibi aday olan isimler de var. AKP'den aday olan Türkmen kökenli iş adamı Muhammed Erdoğan, AKP tarafından Bursa 1. bölgeden 9. sırada aday gösterildi. İnşaat ve turizm alanında yatırımları bulunan 34 yaşındaki Erdoğan, Şam Üniversitesi'nde iç mimarlık bölümünü bitirmiş. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a sevgisi nedeniyle Türkiye'ye yerleştikten sonra "Erşahuni” soyadını değiştirmiş. Üç çocuğu da Türkiye'de doğmuş. Savaş mağduru olmadığını özellikle vurguluyor. "Suriye kimliğiyle konuşmuyorum, ben Türk vatandaşıyım” diyor. DW Türkçe'ye konuşan Muhammed Erdoğan, "Suriye” kelimesinin kullanılmasından da rahatsızlık duyuyor ve "Biz Osmanlı'dan geldik, Osmanlı torunuyuz” diyor. Erdoğan'ın şirketleri 2007 yılında Türkiye'de faaliyet göstermeye başlamış ve aynı sene Türkiye'ye yerleşmiş. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını beş yıl önce edinmiş. Neden aday olmak istediği sorusunu, "Hizmet için, Türkiye için” sözleriyle açıklıyor. "Elhamdülillah Müslümanım. Ne mutlu Türkiye, vatanım Türkiye” ifadelerini kullanan Muhammed Erdoğan, Suriyeli göçmenlerin durumu konusunda yorum yapmak istemeyerek bu meselenin devletin takdirinde olduğunu söylüyor.

"Göçmenler Seçim Konusu Bile Değil”

Türk-Alman Üniversitesi Göç ve Uyum Uygulama ve Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Murat Erdoğan, üç milyonu aşkın Suriyeli göçmenin bulunduğu bir ülkede göçmen meselesinin siyasi partiler tarafından seçim kampanyalarında konu edilmemesini tuhaf buluyor. Türkiye'de oy kullanma hakkına sahip Suriyelilerin seçim sonucuna etki edecek sayıda olmadığını vurgulayan Erdoğan, "Ancak şaşırtıcı olan şey, birçok ülkede seçimlerde mülteciler birinci konu olurken Türkiye'de değiller. Bu bile bana toplumun mültecilere olan kredisini, onları dert haline getirmediğini gösteriyor” diyor. "Suriyeliler Barometresi” kitabının yazarı Erdoğan, "Türkiye'de Suriyeli olsam hiç kuşku yok ki şu anki iktidarın devamını tercih ederim” diyerek AKP iktidarının ülkelerinden kaçmak zorunda kalan Suriyelilere yönelik gayet ılımlı bir politika izlediğini dile getiriyor. İktidar politikalarının mülteci dostu olduğunu ifade ederek, "Bu durumda mülteci neden tedirginliği tercih etsin ki?” diye ekliyor. Murat Erdoğan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Afrin'e yönelik askeri operasyonu sırasında Suriyelilerin ülkelerine geri gönderileceği yönünde açıklamaları sonrası göçmenlere yönelik tansiyonun düştüğü kanaatinde.

(Deutsche Welle Türkçe, 25 Mayıs 2018)

 

Öncüpınar Sınır Kapısı'nda Bayram Yoğunluğu

Ramazan Bayramı'nı ülkelerinde geçirmek isteyen Suriyelilerin Kilis'teki Öncüpınar Sınır Kapısı'ndaki yoğunluğu hafta sonunda da sürüyor. İç savaştan kaçarak Türkiye'ye sığınan ve bayram için ülkelerine geçiş yapan Suriyelilerin sayısı 13 günde 10 bine ulaştı. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarıyla güvenli hale getirilen Azez, Mare, Soran, Aktarin, Çobanbey, Afrin, Cerablus ve El Bab gibi bölgelerdeki yakınlarının yanında bayramı geçirmek üzere randevu alan yaklaşık 74 bin Suriyeliden 10 bini ülkesine döndü. Sıcak havadan olumsuz etkilenen çocuk, kadın ve yaşlılarla jandarma, sağlık ve polis ekipleri özel olarak ilgileniyor. Suriyelilerin işlemleri Göç İdaresi İl Müdürlüğü, jandarma ve polis ekiplerinin nezaretinde tamamlanırken Kilis Halk Sağlığı Müdürlüğünce kurulan sağlık merkezinde 0-15 yaş grubundaki çocukların eksik aşıları da yapıldı. Gümrük Muhafaza Müdürlüğü ekiplerince son kontrolleri yapılan Suriyeliler, otobüslerle ülkelerine gönderildi.

Suriyeli Muhammed İbrahim, AA muhabirine yapığı açıklamada, yaşadıkları bölgedeki çatışmaların artması sonucu 7 yıl önce ailesiyle birlikte Türkiye'ye sığındığını belirtti. Uzun zaman sonra dedesi, ninesi ve diğer yakınlarını görecek olmanın sevincini yaşadığını anlatan İbrahim, verilen izinden dolayı Türk yetkililere teşekkür etti. Adil Yusuf, yıllardır görmediği teyzesini görebileceği için çok mutlu olduğunu dile getirdi. Bayramlaşmak amacıyla Suriye'ye gidenlerin dönüş işlemleri 26 Haziran saat 08.00'de başlayıp 6 Temmuz saat 17.00'de tamamlanacak.

(Anadolu Ajansı, 26 Mayıs 2018)

 

Yabancı Öğrencilerden Mülteci Ziyareti

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının (YTB) Türkiye Bursları kapsamında başkentte eğitim gören öğrenciler, Suriye'deki iç savaştan kaçarak Ankara'ya gelen sığınmacı aileleri ziyaret ederek yardımda bulundu. Başkentte okuyan öğrenciler, Sosyal Sorumluluk Projesi kapsamında düzenlenen etkinlikte Ankara'nın Altındağ ilçesine bağlı Önder Mahallesi'ndeki Suriyeli yardıma muhtaç aileleri ziyaret etti. Öğrenciler, aralarında topladıkları parayla aldıkları yardım malzemelerini ailelerle paylaştı. Ailelere marketlerden ihtiyaçlarını karşılamaları için hediye çekleri ve giysi yardımında bulunan öğrenciler, çocuklar için de oyuncaklar dağıttı. Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü doktora öğrencisi Kırımlı Riana Teifukova, arkadaşlarıyla hazırladıkları yardım malzemelerini yardıma muhtaç ailelere ulaştırmak için geldiklerini belirtti.

(Sabah, 27 Mayıs 2018)

 

Uluslararası Mülteci Hakları Derneği İftar Verdi

Uluslararası Mülteci Hakları Derneği, iftar programı düzenledi. Fatih Saraçhane Parkı'ndaki iftara Mısır, Suriye, Doğu Türkistan, Afganistan ve Irak'tan sığınmacılar ve vatandaşlar katıldı. İftar programı öncesi Kuran-ı Kerim tilaveti okundu. Uluslararası Mülteci Hakları Derneği Başkanı Avukat Uğur Yıldırım, düzenledikleri iftar programı ile muhacir ve ensarı aynı sofrada buluşturduklarını söyledi.

(Haber Türk, 27 Mayıs 2018)

 

Erzincan'da 39 Kaçak Göçmen Yakalandı

Erzincan-Erzurum karayolunun Akyazı köyü mevkisinde kalabalık grubun yol kenarında yürüdüğünü fark eden İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi ekipleri, gruptakileri durdurup kimlik kontrolü yaptı. AA'nın haberine göre, kontrolde sahte seyahat belgeleri bulunan Afganistan ve Pakistan uyruklu 39 kaçak göçmen yakalandı. Çoğunluğu Afganistan uyruklu kaçak göçmenler, Devlet Hastanesinde sağlık kontrolünden geçirildi. Yabancı uyruklular, kimlik kayıtlarının yapılması amacıyla kent merkezindeki spor salonuna götürüldü. Afganistan uyruklu Necip Bekzade, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bilmediği bir ilden sabah saatlerinde yola çıktıklarını belirterek, "Şoför bizi buraya getirdi. Şoför daha sonra bizi araçtan indirerek ileride bulunan otobüs terminaline yürüyerek gitmemizi istedi. Burada bizi bekleyen bir otobüs olduğunu ve otobüsün bizleri İstanbul'a götüreceğini söyledi ancak polis ekipleri bizleri yakaladı." diye konuştu. Erzincan'dan İstanbul'a gitmek istediklerini ifade eden Bekzade, organizatörlerin otobüs bileti alabilmeleri ve polise yakalanmamaları için sonradan sahte olduğunu öğrendikleri evrakı verdiğini söyledi.

(Habertürk, 27 Mayıs 2018)

 

Kuşadası'nda Kaçak Göçmen Operasyonu

Aydın'ın Kuşadası ilçesinde göçmen kaçakçılığı yaptığı iddia edilen 1 kişi gözaltına alındı. Alınan bilgiye göre, İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, göçmen kaçakçılığı yapıldığı ihbarı üzerine Sahil Siteleri'ne operasyon yaptı. Operasyonda çok sayıda lastik bot ve bunlara ait motor ele geçirildi. Organizatör olduğu iddia edilen D.G.K gözaltına alındı. Şüpheli, savcılıktaki ifadesinin ardından serbest bırakıldı.

(Milliyet, 27 Mayıs 2018)

 

Başkale’de 33 Kaçak Yakalandı

Van’ın Başkale ilçesinde, yurda kaçak yolla giriş yaptığı belirlenen 33 kaçak mülteci yakalandı. Edinilen bilgilere göre, Başkale İlçe Jandarma Komutanlığına bağlı Albayrak Jandarma Karakol Komutanlığı ekipleri, devriye görevi sırasında Öndersert mevkiinde yaya halinde bir grubun ilerlediğini fark etti. Grubu durdurarak kimlik isteyen jandarma, yurda yasa dışı yollarla girdikleri belirlenen 2’si bebek 8 çocuk 8 bayan 15 yetişkin olmak üzere 33 Afganistan uyruklu kaçak mültecileri yakaladı. Mülteciler sınır dışı edilmek üzere Başkale İlçe Jandarma Komutanlığına teslim edildi. Uzun zaman yemek yemeyen ve aç kaldıkları öğrenilen mültecilere sıcak yemek ve süt ikram edildi. Daha sonra şahıslar Başkale Devlet Hastanesinde sağlık kontrolleri yapıldıktan sonra Van Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğü gönderilirken jandarma, olayla ilgili soruşturma başlattı.

(İhlas Haber Ajansı, 25 Mayıs 2018)

 

Sındırgı'da 6 Kaçak Göçmen Yakalandı

Sındırgı ilçesinde otomobil içinde 6 kaçak göçmen yakalandı. İl Jandarma Komutanlığınca "Göçmen Kaçakçılığı" olaylarına yönelik yapılan istihbarat çalışmaları neticesinde Akçakısrak Mahallesi'nde bir araçta kaçak göçmen olduğu tespit edildi. Aracı durdurup arama yapan ekipler, 6 Afganistan uyruklu ile organizatörlük yaptığı değerlendirilen araç sürücüsü S.S'yi gözaltına aldı. Göçmenler, işlemlerinin ardından Balıkesir Göç İdaresine gönderilirken, araç sürücüsünün gözaltı işlemlerinin devam ettiği öğrenildi.

(Milliyet, 25 Mayıs 2018)

 

Edirne'de 211 Kaçak ve Sığınmacı Yakalandı

Edirne'de, yasa dışı yollardan yurt dışına çıkmaya çalışan 211 kaçak ve sığınmacı yakalandı. Alınan bilgiye göre, 54. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı'na bağlı hudut askerleri, Edirne merkeze bağlı Bosnaköy köyü ile İpsala, Keşan ve Meriç ilçelerinde denetim yaptı.  Denetimlerde, Fas, Suriye, Filistin, Eritre, Pakistan ve Afganistan uyruklu 211 kaçak ve sığınmacı yakalandı. Kaçak ve sığınmacılar, işlemlerinin ardından Edirne Göç İdaresi Müdürlüğü'ne gönderildi.

(Milliyet, 25 Mayıs 2018)