Türkiye'de ve dünyada göç, göçmen ve sığınmacılar konusunda gündemde öne çıkan başlıklar…

 

“Uzun Tatil” Yapan Suriyelilerin İşsizlik Parası Kesildi

İsveç, 'işsizlik parası' alan mülteciler, İsveç vatandaşları ile oturma ve çalışma izni olan yabancı uyruklu işsizler için daha sıkı bir denetime gidileceğini açıkladı. Çalışma Bakanlığı'nın konuyla ilgili açıklamasında, "Suriye'deki savaştan kaçıp İsveç'e sığınan mültecilerin, uzun tatiller yaptıklarına şahit olduk. İş piyasasına hazır olmayan kişilerin işsizlik parası almaya hakkı yok" ifadeleri kullanıldı. İsveç’te işsizlik parası alan mülteciler ve İsveç vatandaşları, aynı durumda bulunan oturma ve çalışma izni olan yabancı uyruklu işsizler artık daha sıkı kontrol edilecek.

Uzun Tatiller Yapıyorlar

İsveç Çalışma Bakanlığı tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada, “İsveç’te oturma ve çalışma izni olanların, İsveçli işsizlerin, Suriye’deki savaştan kaçıp İsveç’e sığınan mültecilerin, uzun tatiller yaptıklarına şahit olduk. İş piyasasına hazır olmayan kişilerin işsizlik parası almaya hakkı yok” denildi. Çalışma Bakanlığı, belediyelere gönderdiği önergede işsizlerin daha sıkı kontrol altına alınmasını istedi.

(Hürriyet, 28 Mart 2018)

 

AB Türkiye'ye 3 Milyar Euro Yardımı Denetleyecek

Avrupa Birliği, Suriyeli mülteciler için Türkiye'ye verdiği yardımları denetleneceğini duyurdu. Denetlemenin sonuçlarının bu sene içerisinde açıklanması bekleniyor. Avrupa Birliği, Türkiye'ye ev sahipliği yaptığı Suriyeli mülteciler için verdiği yardımları denetleyeceğini açıkladı. Avrupa Sayıştayı'nın Salı günü yaptığı açıklamaya göre kurumun denetçileri, AB tarafından 2016 ile 2017 senelerinde Türkiye'ye Suriyelilerin Türkiye'deki yaşam koşullarını desteklemek için verilen üç milyar euronun kullanılmasının etkinliğini denetleyecek. Görevi Brüksel'in mali kaynaklarının nasıl yönetildiğini kontrol etmek olan AB Sayıştayı'nın denetçileri, fonun yapısı ve işleyişinin yanısıra yapılan yardımların sonuçlarını da teftiş edecek. Avrupa Sayıştayı'nda bu fonun denetlenmesinden sorumlu denetçi Bettina Jakobsen, Türkiye'nin özellikle Suriye'deki savaş nedeniyle çok fazla göç aldığını ve 3 milyon 800 binden fazla kişi ile dünyanın en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan ülkesi olduğunu belirtti. Jakobsen, "Bu nedenle AB'nin bu alandaki mali yardımının etkin bir şekilde gerçekleşip gerçekleşmediğini incelemek önemli" dedi. Denetleme sonucunda ortaya çıkacak sonuçların bu sene içerisinde yayınlanması bekleniyor. Türkiye'ye Suriyeli mülteciler için destek programı dahilinde AB, 2016 yılının başı ile 2017 yılının sonu arasında 72 proje ile 3 milyar euro değerinde anlaşma imzalamıştı. Avrupa Komisyonu'nun verilere göre Aralık 2017 itibarıyla bu projelere 1 milyar 85 milyon euro ödendi.

(Deutsche Welle Türkçe, 27 Mart 2018)

 

Türkiye-AB İlişkilerinde 'Anlaşılamayan' Konular

AB üyelik sürecinde diğer aday ülkelere uygulanan süreç ve tutum Türkiye'ye gösterilmedi. Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında dün Bulgaristan'ın ev sahipliğinde Varna'da yapılan zirvede, temel anlaşmazlık konularından çözüme ulaştırılan olmadı. Taraflar, Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkan Avusturya'nın 1 Temmuz'da başlayacak dönem başkanlığından önce, kaydedilen gelişmelere bağlı olarak bir kez daha bir araya gelmeyi planlıyor. Türkiye'nin 1963'te başlayan 55 yıllık AB'ye üyelik sürecinde önüne birçok engel çıkarıldı. Bunların temelinde diğer aday ülkelere uygulanan süreç ve tutumun Türkiye'ye gösterilmemesi yatıyor. Türkiye'den sonra müzakerelere başlayan ülkeler üyeliğe alınırken AB'nin adil davranmadığı Türkiye hala siyasi engellerle bekletiliyor. Özellikle son dönemde anlaşma altına alınan fasılların açılmaması, AB'nin vize serbestisi gibi konulardaki taahhütlerini yerine getirmemesi ve Ege Denizi ile Kıbrıs'ta yaşanan gelişmelerde birliğin tek taraflı tavrı, ilişkilerdeki sorunlu konuların başında geliyor. FETÖ'nün 15 Temmuz 2016'daki darbe teşebbüsünün ardından AB'nin izlediği tavır da ilişkilerin son dönemde gerilmesine yol açan en önemli etkenlerin başında geliyor. AB kurumlarının Türkiye'yi eleştiren açıklamaları ve müzakerelerin dondurulmasına yönelik kararları, ilişkileri büyük sekteye uğrattı.

Göç Kriziyle Başlayan "Yeniden Canlanma" Dönemi

İlişkilerde yeniden canlanma dönemi, Suriye'deki iç savaş nedeniyle yaşanan göç krizi vesilesiyle sağlandı. Bu süreçte taraflar arasında iş birliğine yönelik 3 zirve düzenlendi.

29 Kasım 2015'teki ilk zirvede kabul edilen ortak bildiriyle, üyelik müzakerelerinin yeni fasıllar açılarak yeniden canlandırılması, terörle mücadelede iş birliğinin güçlendirilmesi, düzenli zirveler gerçekleştirilmesi, siyasi, ekonomik ve enerji alanlarında üst düzeyli diyalog mekanizmaları yoluyla yakın iş birliğinin sürdürülmesi, vize muafiyeti sürecinin öne çekilmesi, Türkiye'deki Suriyeli sığınmacılar için AB tarafından 3 milyar avro tahsis edilmesi ve Gümrük Birliğinin güncellenmesi konularında atılacak adımlar belirlenerek bir takvim oluşturuldu. Müzakere süreci kapsamında, "Ekonomik ve Parasal Politika" faslının 14 Aralık 2015'te müzakereye açılması ve Komisyonun Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) tarafından bloke edilen "Enerji", "Yargı ve Temel Haklar", "Adalet, Özgürlük ve Güvenlik", "Eğitim ve Kültür" ile "Dış Politika, Güvenlik ve Savunma" olmak üzere 5 fasla ilişkin hazırlık çalışmalarını 2016 yılının ilk çeyreğinde tamamlanması da imza altına alındı. Ortak bildiriyle ayrıca düzensiz göçle ortak mücadelenin çerçevesini belirleyen "eylem planı"nın yürürlüğe konulması kararlaştırıldı. 18 Mart 2016'daki üçüncü zirvede de ortak bildiri temelinde, vize serbestisi süreci bir kez daha öne çekildi ve "Mali ve Bütçesel Hükümler" faslının açılması ve Türkiye'deki Suriyeli göçmenler için kullanılmak üzere AB tarafından ilave 3 milyar avro tahsis edilmesi karara bağlandı. Varılan mutabakatlar sonucunda Ege'de düzensiz göç büyük oranda kontrol altına alınırken Türkiye, göçmenlerin geri alınması dahil bu kapsamda üzerine düşenleri yerine getirdi. AB ise vize serbestisi, mali yardım, yeniden yerleştirme, Gümrük Birliği gibi mutabakat çerçevesindeki yükümlülüklerine sadık kalmadı.

"Vizesiz Seyahat"te İlerleme Yok

18 Mart mutabakatının en önemli unsurlarından biri, Türk vatandaşlarının Avrupa ülkelerine vizesiz seyahat etmesini sağlayacak "vize serbestisi" tarihinin 2016 haziranının sonuna çekilmesiydi. Sürecin söz konusu tarihte başlayabilmesi için AB Komisyonunun aynı yıl en geç mayıs başında AB Konseyi ve Avrupa Parlamentosuna üçüncü ve son vize ilerleme raporu ile vize serbestisi önerisini sunması gerekiyordu. Dolayısıyla Yol Haritası’nda kayıtlı maddelerin nisan sonuna kadar Türkiye tarafından karşılanması gerekecekti. Bu doğrultuda gerekli çalışmalar yürütüldü ancak ilgili konuda hiçbir ilerleme sağlanamadı. AB Komisyonu, Ankara'nın 72 şarttan 7'sini henüz yerine getirmediğini belirten bir rapor sundu. Bunlar, "AB standartlarına tam uyumlu biyometrik pasaport çıkartılması, yolsuzlukla mücadele için önlemlerin alınması, Europol ile operasyonel iş birliği anlaşması yapılması, terörle mücadele yasa ve uygulamalarının Avrupa standartlarına göre düzenlenmesi, kişisel verilerin korunması düzenlemesinin AB standartlarına getirilmesi, suç bağlantılı konularda AB'nin tüm ülkeleriyle etkili iş birliği yapılması ve AB-Türkiye Geri Kabul Anlaşması'nın tüm maddelerinin uygulanması" olarak sıralandı. Türkiye geçen ay AB'ye söz konusu kriterlerin karşılanmasına yönelik bir çalışma planı gönderdi ancak Brüksel'den bu konuda bir geri dönüş olmadı. Erdoğan, dünkü zirvede, bu konuda AB'den bir yanıt beklediklerini dile getirdi.

Siyasi Engellere Takılan Fasıllar

Üçüncü zirve sonunda yer verilen "Mali ve Bütçesel Hükümler" başlıklı 33. faslın Haziran 2016'da açılması, AB'nin şimdiye kadar yerine getirdiği birkaç taahhütten biri oldu. Ortak bildiride "müzakere sürecini yeniden canlandırmaya yönelik kararlılık" tekrar teyit edilse de 23. "Yargı ve Temel Haklar" ile 24. "Adalet, Özgürlük ve Güvenlik" konulu fasılların AB tarafından yapılan teknik hazırlıkları tamamlanamadı. Türkiye'nin AB ile yürüttüğü katılım müzakerelerinde 35 fasıldan şimdiye kadar 16'sı açılırken, 8 fasıl ek protokol gerekçesiyle askıya alındı. GKRY 6, Fransa 2 faslı bloke ederken, 8 faslın açılmasını ise "Ek Protokol" önlüyor. Rum yönetimi, 8 Aralık 2009'da tek taraflı olarak 6 faslı bloke edeceğini açıklamış ve bu fasılların açılmasını "ilişkilerin normalleşmesi" şartına bağlamıştı. Fransa ise Nicolas Sarkozy'nin cumhurbaşkanlığı döneminde 5 faslın açılışını, "üyelikle doğrudan bağlantılı" olduğu gerekçesiyle veto etmiş, daha sonra bu rakamı 4'e indirmişti. Sarkozy’nin koltuğunu kaybetmesinin ardından veto edilen fasıllar arasında bulunan 17. ve 33. fasıllar açılmıştı. AB ile Türkiye, 2005'te Gümrük Birliğinin yeni AB üyelerine genişletilmesi amacıyla "Ek Protokol" imzalamıştı. Ancak, protokolde yeni üyelerden Güney Kıbrıs Rum yönetiminin isminin "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak zikredilmesi üzerine Türkiye, "Ek Protokol’ün imzalanmasının hiçbir şekilde Rum yönetimini tanıma anlamına gelmeyeceğini" vurgulayan bir deklarasyon yayımlamıştı. AB de Türkiye'nin Ek Protokol'den kaynaklanan yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmediği gerekçesiyle Aralık 2006'da, "Gümrük Birliği'yle doğrudan ilgili" sekiz faslın açılmasını dondurmuştu.

3 Milyar Avronun 1,85 Milyarı Gönderildi

Türkiye – AB Zirvesi sonuçlarına göre, AB, göç eylem planı çerçevesinde, Türkiye'de bulunan Suriyelilerin ihtiyaçlarına yönelik proje bazlı taahhüt ettiği 3 milyar avroluk ilk kısım mali kaynağın tahsis sürecini hızlandıracaktı. 3 milyar avroluk ilk kısım kaynak tamamen kullanıldıktan sonra da 2018 yılı sonuna kadar 3 milyar avro ilave kaynak sağlanması öngörülüyordu. Ancak AB, şimdiye kadar fonun ilk diliminin tamamını dahi aktarmadı. Gümrük Birliğinin Güncellenmesi Hala Askıda

Mutabakat uyarınca, Gümrük Birliğinin güncellenmesi müzakereleri 2016 yılı bitimine kadar başlaması gerekirken henüz resmi müzakereler başlamadı. AB Komisyonunun müzakerelerin başlaması için 2016'nın son günlerinde AB Konseyinden yetki talep etmesine rağmen, henüz üye ülkeler buna onay vermedi.

Yeniden Yerleştirmede Yol Alınamadı

Brüksel'de imzalanan mutabakatın en önemli unsurlardan birini, "1'e 1" formülü oluşturmuştu. "Yunan adalarından 4 Nisan itibarıyla alınacak her bir Suriyeli için, yine 4 Nisan’da başlamak üzere Türkiye’de geçici koruma altındaki bir Suriyelinin AB ülkelerine yerleştirilmesi" şeklinde özetlenebilecek formül, Türkiye'den Yunan adalarına geçen tüm yeni düzensiz göçmenlerin de Türkiye'ye iadesini öngörüyordu. Mutabakata göre, "1'e 1" formülü tecrübesi ışığında, Gönüllü İnsani Yeniden Yerleştirme Programı başlatılarak 72 bin kişilik kota belirlemek suretiyle Türkiye'den Suriyelilerin üye ülkelere yeniden yerleştirilmesini sağlayacaktı. Ancak Türkiye'ye iade edilen göçmen sayısı beklenenden çok daha düşük seviyede kaldı. Öte yandan, günlük sığınmacı geçişlerinin "ciddi ve sürdürülebilir şekilde" azalmasına rağmen, üye ülkelerin gönüllülük esası çerçevesinde Türkiye'den sığınmacı almasını öngören Gönüllü İnsani Yeniden Yerleştirme Programının devreye sokulması sözü tutulmadı.

AB'nin de Eleştirileri Var

AB'nin ise uzun üyelik yolculuğunda Türkiye'ye yönelik eleştirileri arasında insan hakları, demokrasi, ifade özgürlüğü, hukukun üstünlüğü gibi konular başı çekiyor. AB kurumlarının Türkiye'ye ilişkin raporlarında söz konusu alanların yanı sıra "demokratik haklar", "toplanma ve gösteri özgürlüğü" gibi konulara vurgu yapılıyor. Özellikle 15 Temmuz sonrası alınan tedbirlere yönelik AB yetkilileri tarafından yapılan eleştiri tonu yüksek açıklamalar, Türkiye'nin terörle mücadele sürecine olumsuz yaklaşımları, AB ilerleme raporları ile Avrupa Parlamentosunun müzakere sürecinin geçici olarak dondurulması ve ardından da askıya alınması yönündeki tavsiye kararları da ilişkilerde gerginliğe neden oldu.

(Anadolu Ajansı, 27 Mart 2018)

 

Üsküp'te 'Mültecilerin Serüveni' Sergisi Açıldı

Makedonya'nın başkenti Üsküp'te, Üsküp YEE organizasyonunda, AA ile TRT'nin foto ve görüntülerden oluşan 'Mültecilerin Serüveni' sergisi açıldı. Makedonya'nın başkenti Üsküp'te, dünyadaki mülteci sorununa dikkat çekmeyi amaçlayan "Mülteciler Serüveni" isimli serginin açılışı yapıldı. Türkiye'nin Üsküp Büyükelçiliği himayesinde, Üsküp Yunus Emre Enstitüsü (YEE) organizasyonunda ve Anadolu Ajansı (AA) ile Türkiye Radyo ve Televizyon (TRT) Kurumunun katkılarıyla eski Üsküp çarşısındaki Çifte Hamam'da düzenlenen sergiye kent halkı yoğun ilgi gösterdi. Sergide, mültecilerin umut yolculuğunda karşılaştığı zorlukları ve dramı anlatan AA objektifinden çekilen fotoğraf ve görüntüler ile TRT'nin görüntüleri sergilendi. Üsküp YEE Müdürü Dr. Şemsettin Şeker, yaptığı konuşmada, dünyada büyük bir mülteci meselesinin var olduğunu anımsattı. Dünya devletleri ve milletlerinin büyük bir kısmının bu soruna kulaklarını tıkadığını ve gözlerini kapadığını vurgulayan Şeker, "Türkiye Cumhuriyeti geçmişte olduğu gibi bugün de bize yakışanı yapıyor, insanlık vazifemizi yerine getirmeye çalışıyoruz." dedi. Şeker, Türkiye'nin, tüm kurum ile kuruluşlarıyla din, dil ve ırk ayrımı yapmadan bütün imkanlarını seferber edip, mağdur ve mazlumların yanında yer almaya devam ettiğini dile getirerek, "Bu bağlamda dünyadaki mazlum, mağdur ve muhtaç insanların umudu Türkiye'dir, Türkiye olmaya da devam edecektir." değerlendirmesinde bulundu. Sergiyi, Türkiye’nin Üsküp Büyükelçiliği, AA ve TRT ile ortaklaşa düzenlediklerini hatırlatan Şeker, şöyle devam etti:

"Bu sergi vesilesiyle Makedonyalı dostlarımızın, Makedonya kamuoyunun dikkatini dünyanın bu kanayan yarasına çekmeyi hedefliyoruz. Mülteci meselesi esas itibariyle bütün insanlığın çözmesi gereken ortak bir sorundur. Umarım 8 gün boyunca devam edecek olan bu sergi vesilesiyle dikkatleri insanlığın bu ortak dramına çekmeyi başarabiliriz."

Zulme Uğrayanların Sesi Olmak İsteyen Bizler İçin de Bir Sorumluluktu

AA Arnavutça-Makedonca Haberler Editörü Adnan İdriz, AA objektifinden çekilen fotoğraf ve görüntülerin özellikle Suriye olmak üzere Orta Doğu ülkelerinde gerçekleşen savaşlarda yaşanan acılara ve mülteci krizine şahitlik ettiğini dile getirerek, şunları belirtti:

"Bu konuda mültecilerin, tabiri caizse 'sessizlerin sesini' Anadolu Ajansı dünyaya duyurmuştur. Bir daha silah sesini duymama ve barut kokusunu hissetmeme arzusuyla 'umut yolculuğuna' çıkan mültecilerin çektiği çileler, zulme uğrayanların sesi olmak isteyen bizler için de bir sorumluluktu." BM Mülteciler Yüksek Komiserliğinin (BMMYK), geçen yıl başkent Üsküp'te sığınmacıların durumunu ele alan haberlerle ilgili düzenlediği yarışmada, AA Arnavutça-Makedonca Haberler Editörlüğü bünyesinde çalışan başmuhabir vekili Admir Fazlagic'in ödül aldığını hatırlatan İdriz, bunun, AA'nın doğru ve güvenilir haberler yaptığının bir göstergesi olduğunu vurguladı. TRT Üsküp Temsilcisi Bünyamin Şahin de medyanın kamuoyunun vicdanını temsil ettiğini ifade ederek, "Üç buçuk milyon kişiyi ağırlamanın ne olduğunu göreceksiniz, zaten videolarda seyredeceğiniz gibi bunlar yolda çamurda değil hastanelerine, giyeceklerine, okullarına kadar, kreşlerine kadar Türkiye tarafından en mükemmel şekilde karşılanmıştır." diye konuştu. Sergiye katılan BMMYK Üsküp Ofisi Sözcüsü Lyubinka Braşnarska, AA muhabirine yaptığı açıklamada, mültecilerin çoğu kez sadece sayı olarak görüldüğünü söyleyerek, "Anadolu Ajansı Üsküp ofisiyle imkan bulup yaptığımız tüm iş birliklerinde, gerçek sorunlar ve mültecilerin acılarını ele almayı hedefleyen konulara değinilmesinden memnuniyet duyuyoruz. Bu konular, dünya çapındaki mültecilerin durumunu iyileştirecek konulardır." diye konuştu. BMMYK ve Kızılhaç gibi mülteci krizi çerçevesinde çalışmalar yürüten kurum ile kuruluş temsilcilerinin de katıldığı 41 fotoğraf ve 5 görüntüden oluşan sergi 8 gün boyunca gezilebilecek.

(TRT Haber, 28 Mart 2018)

 

Göçmen Kaçakçısı Şebekeyle İrtibatlı Çıkan Emniyet Müdürüne Gözaltı

Edirne’de insan kaçakçılığı yapan şebekeye yönelik yapılan çalışmada, Edirne Emniyet Müdürlüğü’nde görev yapan 4. Sınıf Emniyet Müdürü Mustafa Tekin gözaltına alındı.

Edirne Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlara Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından Edirne genelinde insan kaçakçılığı yaptığı belirlenen bir şebekeye karşı çalışma başlatıldı. Çalışma kapsamında Uzunköprü ilçesinde şebeke ile bağlantılı bazı şüpheliler gözaltına alındı. Şebeke üyeleri ile bağlantılı olduğu tespit edilen Uzunköprü Emniyet Müdürü Mustafa Tekin ise yaklaşık iki hafta önce İl Emniyet Müdürlüğü bünyesinde görev yapmaya başladı. 4. Sınıf Emniyet Müdürü Tekin, soruşturma kapsamında, insan kaçakçılığı yapan şebekeyle irtibatlı olduğu gerekçesiyle polis tarafından gözaltına alınırken, sorgusunun sürdüğü öğrenildi.

(İhlas Haber Ajansı, 27 Mart 2018)

 

Tel Rıfatlılar Teröristleri Çıkarmak İçin Türkiye'den Yardım İstiyor

Terör örgütü YPG/PKK'nın Afrin'den yayılarak işgal ettiği Tel Rıfat ilçesinden Azez'e sığınan siviller ve yetkililer, Tel Rıfat'ın da terörden arındırılmasını istiyor. Terör örgütü YPG/PKK'nın Afrin'den yayılarak işgal ettiği Tel Rıfat ilçesinden Azez'e sığınan siviller ve yetkililer, yüzbinlerce sivilin evlerine dönüşü ve Fırat Kalkanı bölgesinin de güvenliğinin sağlanması için Tel Rıfat'ın da terörden arındırılmasını istiyor. Azez'de faaliyetlerini sürdüren Tel Rıfat yerel meclisi başkanı Mahmut Allito, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "PKK 2016'da bölgeyi ele geçirdi. 50'den fazla köy PKK'nın saldırıları sonucu işgal edildi. Yoğun saldırılar sonucu aileler, Türkiye sınırına göç etmek zorunda kaldı. Terör örgütü Tel Rıfat'ı ele geçirdi. Bölgeden yaklaşık 250 bin sivil göç etmek zorunda kaldı." dedi. Allito, bölgenin önemine dikkati çekerek, şunları anlattı:

"Tel Rıfat çok önemli bir yer. Tel Rıfat, ülkenin kuzeyinde başlayan gösterilerin başkentiydi. Verimli topraklara sahip. Rejim bölgelerine sınırı olan bir yer. Teröristler bölgeyi ele geçirdi. İnsanların mahsullerine el koydu. Bölgedeki iş yerlerini, tesisleri boşaltıp Afrin ilçe merkezine taşıdı. İlçe ayrılıkçılar için çok önemli. Burası onların Türkiye-Suriye sınırında bir devlet kurma hayalleri için çok önemli."

Tel Rıfat'ın Alınması Fırat Kalkanı Bölgesi'nin İstikrarı İçin Önemli

Azez'e sığınan Tel Rıfatlıların durumuna ilişkin Allito, "Tel Rıfatlı siviller PKK hükmünde yaşamaktansa çadırlarda kalmayı tercih etti. Çadır kentteki sivillerin durumu çok kötü. Kullanım süresi dolmuş çadırlarda yaşamaya devam ediyorlar." diye konuştu. Allito, "Rejim güçleri Tel Rıfat'ı ele geçirirse, Fırat Kalkanı Harekatı bölgesi tehdit altına alınmış olacak. Tel Rıfat'ın alınması Fırat Kalkanı Bölgesi'nin istikrarı için önemli." dedi. Yerel meclis başkanı, bölgedeki tüm sorunların çözümünün YPG/PKK'nın Tel Rıfat'tan çıkarılması ve sivillerin evlerine dönmesiyle mümkün olacağını vurguladı. Allito, Tel Rıfatlıların Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatında çok sayıda şehit verdiğini belirterek, "Şehitlerimiz sadece kendi bölgelerini değil, buraları da (Azez ve çevresi) korumaya çalışıyordu. Onlar, ruhlarını ülkeleri ve toprakları için feda etti. ÖSO ve Türk kardeşlerimizin operasyonlarını devam ettirip terör örgütü PKK tarafından işgal edilen Tel Rıfat ve çevresini kurtarmalarını temenni ediyoruz." diye konuştu.

Allah'ın İzni ve Kardeşimiz Türkiye Sayesinde Tel Rıfat'a Döneceğiz

Tel Rıfat askeri meclisinde siyasi büro başkanı Beşir Allito da, yaklaşık 2 yıl önce evlerinden edildikten sonra, Azez bölgesinde Tel Rıfatlılardan oluşan bir askeri meclis kurduklarını söyledi. Beşir Allito, "Tel Rıfat ilçesi devrime katılan ilk bölgelerden biri. Burası zulme karşı ayaklandı. Dolayısıyla rejim, özellikle burayı hedef alıyordu. Bu emeline terör örgütü PKK ve Rusya'nın saldırıları sayesinde ulaştı." ifadelerini kullandı. Tel Rıfat bölgesinin DEAŞ ve rejimden kaçan sivilleri de barındırdığını hatırlatan Allito, "DEAŞ ve rejim bölgelerinden gelmişlerdi. İlçe ve çevresindeki onlarca köydeki siviller şu an mülteci kamplarında. Durumları çok kötü. Rejim güçleri Tel Rıfat'ı düşman olarak görüyor. Allah'ın izni ve kardeşimiz Türkiye sayesinde Tel Rıfat'a döneceğiz. Tel Rıfat'a dönme ümidi her zaman var." diye konuştu. Askeri meclis başkanı Allito, "Türkiye, bölgenin istikrarı, ayrılıkçı teröristlerin temizlenmesi ve insanların evlerine yeniden dönmesine önem veriyor." dedi. Topraklarının kurtarılmasından sonra sivillerin evlerine dönecekleri gün için şimdiden hazırlık yaptıklarını aktaran Allito, şunları paylaştı:

"Yerel ve askeri meclisler, Tel Rıfatlıların evlerine dönmesi halinde gerekli tüm hazırlıkları yapıyor. Planımız dahilinde insanların güvenliği sağlanacak. Tel Rıfat halkının evlerine dönmesinden önce, bölgedeki mayınları ve tuzaklarını temizleyecek bir ekip kurduk. Ayrıca yerel meclis de hizmet verebilmek için bir dizi plan hazırladı. Su, elektrik, temizlik ve yol açma çalışmaları için şimdiden planları hazır."

Örgüt, Bölgedeki Sivillere Ait Her Şeyi Yağmalamış

Allito, YPG/PKK'nın bölgede yağma yaptığına dair bilgilerin doğru olduğunu vurgulayarak, "Örgüt, bölgedeki sivillere ait her şeyi yağmalamış. Afrin ilçe merkezinin alınmasının ardından Tel Rıfat'ta yağmalanan bazı iş yerlerinin malzemeleri, örgütün depolarında çıktı. Ayrıca sivillere ait evlerdeki eşyalar çalınmış. Dolayısıyla insanlar evlerine döndükten sonra evlerini bomboş görecek. Kamplarda olduğu gibi hayatlarına sıfırdan başlamak zorunda kalacak." ifadelerini kullandı.

Tek Hayalimiz Tel Rıfat'a Yeniden Dönmek

YPG/PKK işgali sonrası Tel Rıfat'tan ayrılmak zorunda kalan sivillerden Cevdet Dırbes de, "PKK bizi Tel Rıfat'tan göç ettirdi. 2 yıldır kamplardayız. Çadırlar artık yetersiz. Durum çok kötü. ÖSO ve Türk ordusuna teşekkür ederiz. Belki bizleri yeniden evlerimize döndürürler. Tek hayalimiz Tel Rıfat'a yeniden dönmek." dedi.

Evlerimize Dönmek İstiyoruz

Tel Rıfatlı Abdurrahman Ebu Ali de kaldıkları çadırlarda yaz ve kış mevsimlerinde çok zor durumda olduklarını hatırlatarak, "Biz yardım filan istemiyoruz. Evlerimize dönmek istiyoruz. 3. yıla giriyoruz artık. Türk ordusundan Zeytin Dalı'nı sürdürmesini istiyoruz, evlerimize geri dönmek istiyoruz." diye konuştu. Tel Rıfatlılar, YPG/PKK'nın Şubat 2016'da işgalinden sonra Fırat Kalkanı bölgesine komşu, muhaliflerin kontrolünde bulunan Azez ilçesine sığınmıştı. Terör örgütü, işgalden sonra Tel Rıfat'a Afrin'den getirdiği aileleri yerleştirmeye başlamıştı. Halihazırda ilçede 15-20 bin civarı Kürt ve Arap yaşıyor. Ancak bunların yalnızca 800 kadarı Tel Rıfat'ın yerlisi olan Araplardan oluşuyor. Zeytin Dalı Harekatı'na katılan ÖSO gruplarında çok sayıda Tel Rıfatlı bulunuyor. Zeytin Dalı Harekatı'nda Tel Rıfat'a bağlı Meryemeyn, Kefer Mez, Şavarighat el Caviz ve Anab köyleri gibi bazı yerleşimler teröristlerden kurtarılmıştı. Şeale köyünü ise harekattan cesaret alan ve daha önce Bab'a sığınan köylüler kendi imkanlarıyla geri almıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, önceki gün AK Parti Trabzon 6. Olağan İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada, "İnşallah kısa sürede Tel Rıfat'ı da kontrol altına alarak, bu harekatı hedefine ulaştıracağız." demişti.

(Anadolu Ajansı, 27 Mart 2018)

 

Gölcük’te Suriyeliler Konusunda Önemli Toplantı Yapıldı

İlçemizde dün Gölcük Belediyesi Sanat Galerisi Toplantı Salonunda Kocaeli Göç İdaresi Müdürü Enver Düz’ün katılımıyla Suriyelilere yönelik toplantı gerçekleştirildi. Toplantıya Kaymakam Altıntaş başkanlık yaptı. Kocaeli Göç İdaresi Müdürü Enver Düz, Suriyelilere devletin ne kadar para ödediğinden, nasıl önlemler aldığına kadar doğru bilgileri toplantıya katılanlara aktardı. Toplantı da Gölcük Kaymakamı Mustafa Altıntaş, İlçe Jandarma Komutanı Burçak Kırca, İlçe Emniyet Müdürü Ahmet Yılmaz, İlçe Milli Eğitim Müdürü Ercan Gülsuyu, Muhtarlar Derneği Gölcük Şubesi Başkanı Bilge Saral, ilçemizin muhtarları ile Jandarma’da görevli rütbeli askerler katıldı.

Kaymakam Altıntaş, “Çevremizde Olup Bitenleri Herkes Takip Etmek Zorunda”

Dün gerçekleştirilen programda ilk konuşmayı Kaymakam Mustafa Altıntaş yaptı.  Kaymakam Altıntaş, “Çevremizde olup bitenleri herkes takip etmek zorunda. Mesela mahallenize yeni biri taşındı, onunla tanışın kim olduğunu öğrenin. Bilhassa muhtarlara bu konuda çok büyük görevler düşüyor. Kötü niyetli insanlar geliyorlar, üç oturup gidiyorlar. Terörist eylem hazırlığında olabilirler, hırsız, uğursuz da olabilirler. Bunları takip edip, gerekli mercilere bilgi verin. Şimdi burada Kocaeli Göç İdaresi Müdürü Ender Düz bizimle. Sizlere belli konularda çok önemli, doğru bilgiler verecek ve bir sunum yapacak” şeklinde konuştu.

Düz, “Gölcük’te 1687 kayıtlı Suriyeli Var”

Kocaeli Göç İdaresi Müdürü Enver Düz, yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Gölcük’te kayıtlı 1687 Suriyeli var. Bugün Suriyeliler ülkemizde bir sistem dahilinde yaşıyor. Bizim Göç İdaresi olarak en önem verdiğimiz şey güvenlik. Toplumda bu konuda çok büyük yanlış bilgiler var. Konu öyle düşündüğünüz gibi değil. Biz Gölcük’te Donanma olmasından kaynaklı çok fazla yabancının gelmesini istemiyoruz. Bu konuda kati önlemlerimiz var. Şuan ülkemizde yaşayan Suriyelilere geçici koruma verildi” dedi.

Suriyeliler Konusunda Yanlış Bilgiler Ortada Dolaşmakta

Düz, “Suriyeliler ile ilgili gelişmeler AB ile yapılan anlaşmalar neticesinde oldu. Oradan bir bütçe geliyor ve bu bütçe dahilinde Kızılay aracılığı ile aylık 150 TL kadar bir para alıyorlar. Bu devletimizin bütçesinden çıkmıyor. Biz bu savaş mağduru kardeşlerimizi kayıt altına alıp, ücretsiz sağlık ve eğitim hizmetinden faydalanmasını sağlıyoruz. Bu sayede de onları kayıt altına alıyoruz. Ücretsiz sağlığı da zaten salgın hastalıklar oluşmasın diye vermek zorundayız.  Öyle yok vatandaşlığa geçiyorlar yok yüksek maaş alıyorlar gibi bir durum kesinlikle söz konusu değil. Bir ilden bir ile gitmeleri dahi bizim iznimizle oluyor. Bunların hepsi bir plan dahilinde yapılıyor. Bunu da geçmişi imparatorluklara dayanan bir nesil olan bizler yapmak zorundayız. Sonuçta çoğunluğu çocuk ve kadın olan bu insanlar savaş mağduru.  Sizlerin doğru bilgileri topluma aktarmanız gerekiyor. Devletimiz bu konuda tüm önemleri almış durumda” diyerek konuşmasını bitirdi.

(Gölcük Haber, 27 Mart 2018)

 

Arakanlı Müslümanların Dramı Belgesel Oldu

Türkiye Diyanet Vakfı, Arakanlı Müslümanların trajedisini ve yaşama tutunma mücadelesini “Hayatta Kal” belgeseli ile ekranlara yansıttı. Türkiye Diyanet Vakfı (TDV), Arakanlı Müslümanların Bangladeş’e geçiş mücadelesini ve kamplardaki zorlu yaşam koşullarını anlatan “Hayatta Kal” isimli bir belgesel hazırladı. Üç kişilik TDV ekibi, ekim ayında Arakanlı Müslümanların canlarını kurtarmak için sığındığı Cox’s Bazar’a giderek Arakanlı Müslümanların katliamlardan kaçış mücadelesiyle kamplardaki ve hastanelerdeki zorlu şartları görüntüledi. “Hayatta Kal” belgeseli, Arakanlı Müslümanların 19. yüzyılın sonundan bu yana maruz kaldıkları zulme ışık tutarak başlıyor. Türkiye Diyanet Vakfı (TDV), Arakanlı Müslümanların Bangladeş’e geçiş mücadelesini ve kamplardaki zorlu yaşam koşullarını anlatan “Hayatta Kal” isimli bir belgesel hazırladı. Arakanlı Müslümanların yıllardır başta vatandaşlık olmak üzere, eğitim, seyahat gibi en temel insan haklarından bile yoksun bırakıldığına değinilen belgeselde, 25 Ağustos’ta başlatılan saldırılarda yakılan köylere ve Müslümanların uğradıkları zulümlere dair görüntülere ve bilgilere yer veriliyor. Belgeselde, ” Yokluğun en çaresiz tanımı Arakan Müslümanları” tabiri kullanılıyor. Arakanlı Müslümanların maruz kaldıkları zulüm nedeniyle artık Myanmar’da yaşama şanslarının kalmadığı vurgulanan belgeselde Arakanlı Müslümanların Bangladeş’e geçiş mücadelesi sırasında İHA’lar ve TDV ekiplerinin bindiği teknelerden çekilen görüntülere yer veriliyor.

Belgeselde Arakan ve Bangladeş sınırından akan ve iki ülkenin sınırını teşkil eden Naf Nehri, “hayatla ölüm arasındaki sınır” olarak nitelendirilirken röportaj yapılan Maruf, Arakanlı Müslümanların Bangladeş’e geçiş rotasını anlatıyor. Arakanlı Müslümanların kaçış mücadelesinin Bangladeş kıyısına ulaştıklarında sona ermediğine işaret edilen belgeselde, Arakanlı Müslümanların kamp alanlarına ulaşmak için sırtlarında hasta ya da yaralı yakınları, yanlarına alabildikleri birkaç parça eşya ile yürümek zorunda kaldığı balçık kaplı yola da yer veriliyor.

Kamplarda Hayata Tutunma Mücadelesi

Belgeselde konuşan Arakanlı bir genç, annesi, babası, eşi ve kız kardeşiyle Bangladeş’e geçtiklerini belirterek “Myanmar ordusu evleri yaktı, biz de Bangladeş’e geldik, Evlerimizi, her şeyimizi yaktılar. Kaçamayanlar öldürüldü. Kimi buldularsa öldürdüler ve işkence yaptılar. Uzuvlarını kestiler. Sağ kalanlar Bangladeş’e kaçtı.” diyerek sınırın Myanmar tarafında yaşanan dehşeti anlattı. Arakanlı Müslüman genç, kız kardeşinin iki çocuğundan ayrı kaldıklarını bu nedenle de ya gelirlerse diye nehrin kenarında beklediğini söylüyor.

Arakan’da ateşe verilen köylerden yükselen dumanların görüntülerinin de yer aldığı belgeselde, Arakanlı Müslümanların zorlu ve tehlikeli yolculuğun ardından kamplarda hayata tutunma mücadelesi yansıtılıyor. Kamplardaki yetersiz koşullarda yaşayan insanlara yapılan insani yardım çalışmalarının da anlatıldığı belgeselde, TDV’nin kurduğu çadırların yer aldığı ve Arakanlı Müslümanların Türk Tepesi olarak andığı bölgenin görüntüleri var. Belgeselin en dikkat çekici bölümlerinden biri, kampta bir kız bebeğin doğum anı. Kamplarda görev yapan doktorlar, haftada 70-80 bebeğin dünyaya geldiğini belirtiyor.

Hastanelerde de İmkanlar Yetersiz

Belgeselin son bölümünde Arakan’da ordunun silahlarının ve işkencelerinin hedefindeki Arakanlı Müslümanların tedavi gördüğü hastane anlatılıyor. Taşan lağım suları arasında soğuk beton üzerinde tedavi edilmeyi bekleyen Arakanlı Müslümanların çaresizliği, “Burada sağlam bir insanın hasta olma ihtimali, bir hastanın iyileşme ihtimalinden daha yüksek” sözleriyle gözler önüne seriliyor. Belgeselde dikkati çeken detaylardan biri de işkence ya da silahlı yaralanma nedeniyle tedavi gören hastalardan 47’sinin çocuk olması. Hastaların en yaygın şikayetlerinden biri birinci derece yanıklar. Arakanlı Müslümanlar, Myanmar’a dönmek istemediklerini ve bunun “sistematik soykırım için bir plan” olmasından endişe duyduklarını dile getiriyor. Belgeselde, Arakanlı Müslümanların trajedisinin devam etmesi durumunda, bu insanların insan kaçakçılığı, organ mafyası ve fuhuş çetelerinin hedefi olabileceği uyarısında bulunuluyor.

Arakanlı Müslümanlara Soykırım Ve Etnik Temizlik

Arakan’da 1970’lerde yaklaşık 2 milyon olan Müslüman nüfusu, katliamlar ve Myanmar yönetiminin uyguladığı sistematik şiddetin yol açtığı göç dalgaları nedeniyle 300 binin altına geriledi. BM’ye göre, yalnızca 25 Ağustos 2017’den sonra Arakan’dan kaçmak zorunda kalıp Bangladeş’e sığınanların sayısı 700 bini aştı. Uluslararası insan hakları kuruluşları, yayınladıkları uydu görüntüleriyle yüzlerce köyün yok edildiğini kanıtladı. Arakanlıların topraklarına dönüşü için Myanmar ve Bangladeş hükümetleri arasında imzalanan anlaşma, yerinden edilenlerin durumlarını belgelendirmeleri mümkün olmadığı için uygulamada işlevsiz kalıyor. BM ve uluslararası insan hakları örgütleri, Arakanlı Müslümanlara yönelik şiddeti “etnik temizlik” ya da “soykırım” olarak adlandırıyor.

(Basın İlan Kurumu Resmi Sayfası, 27 Mart 2018)

 

Sığınmacıların Sorunları ABD'de Anlatıldı

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Amerika Birleşik Devletleri’nin New York kentinde Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu'na tarafından düzenlenen ve bu yıl 62. Oturumu yapılan “Sığınmacı Kadınlara Yönelik Başarılı Entegrasyon Modelleri: Devlet, Yerel Yönetimler ve Sivil Toplumun Rolü” paneline katıldı. Büyükşehir panelde; Gaziantep’te bulunan mültecilerin sorunlarını anlattı. Panele Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Prof. Dr. Gülnur Aybet’in moderatörlüğünde; KADEM Başkanı Doç. Dr. Sare Aydın Yılmaz, Gaziantep Belediyesi Sosyal İşler Daire Başkanı Dr. Abdullah Aksoy ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğü Yabancılar Dairesi Başkanı Gülbahar Arslan konuşmacı olarak katıldı. Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanı Dr. Abdullah Aksoy, Türkiye'deki Suriyeli mültecilerin yüzde 19'unu barındıran Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin çalışmalarını anlattı. Belediye olarak amaçlarının sosyal uyum, eğitim, sağlık, belediye hizmetlerinden yararlanma gibi alanlarda çalışmalar yaparak ve projeleri hayata geçirerek iki halk arasındaki uyumu kolaylaştırmak olduğunu ifade eden Aksoy, mültecilerin Gaziantep’te mülki idari amirler, belediye başkanları ve STK’ların el birliğiyle yürüttüğü çalışmalar neticesinde şu ana kadar çok önemli bir sorun ve adli olaya karışmadıklarını kaydetti.   Aksoy, Suriye'deki savaşın birçok insanı mülteci olarak başka ülkelere kaçmaya zorladığını ifade ederek, “Batı, ekonomik ve güvenlik sorunu olarak gördüğü mültecileri kabul etmiyor. Türkiye ise insani, vicdani ve uluslararası bir anlaşmaya dayalı bir yaklaşımla mültecilere kapılarını açtı. Dünyadaki en fazla mülteciye Türkiye ev sahipliği yapıyor. Mültecilerin yüzde 80'ini ise kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. Bu nedenle onlara yönelik özel çalışmalara ihtiyaç var” diye konuştu.  Aksoy, kayıp neslin oluşmaması ve yasal olmayan terör örgütlerine karşı gençlerin, çocukların korunması, eğitime kazandırılması; sağlık konusunda ve belediye hizmetlerinden yararlanma imkânı gibi çalışmalar yaptıklarını vurguladı. Abdullah Aksoy, Türkçe Dil Eğitimi ve Meslek Eğitim Kursları da açtıklarını ifade ederek, “Özellikle sanatsal faaliyetlerde el becerilerinde başarılı olan kadınların çalışmasıyla hem geçimlerini sağlıyor hem de güzel ve başarılı eserler ortaya çıkarıyorlar. Birleşmiş Milletlerin birçok birimiyle de sahada proje yürütüyoruz. Böylece hem kapasitemizin arttırılması, hem de tecrübe paylaşımı ve kurslarımızın tefrişatı, malzeme desteği konusunda bize katkı sağlanıyor” açıklamasını yaptı.

(Hürriyet, 28 Mart 2018)

 

Tekirdağ'da 23 Kaçak ve Sığınmacı Yakalandı

Tır dorsesine gizlenerek yurtdışına çıkmaya çalıştığı belirlenen yabancı uyruklu 23 kişi, emniyete götürüldü, Tekirdağ'ın Ergene ilçesinde yasa dışı yollardan yurtdışına gitmeye çalışan yabancı uyruklu 23 kişi yakalandı. Alınan bilgiye göre, tır sürücüsü B.C, Velimeşe Mahallesi'ndeki Avrupa Serbest Bölgesi Gümrük Sahası mevkisinde, kullandığı tırın dorsesinden sesler geldiğini fark etti. Sürücünün ihbarı üzerine olay yerine gelen polis ekipleri, 11'i Suriye, 11'i Irak ve 1'i Afganistan uyruklu 23 kişiyi dorseye gizlenmiş halde buldu.Yakalanan sığınmacı ve kaçaklar, işlemlerinin yapılması için Tekirdağ Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü.

(Milliyet, 27 Mart 2018)