Türkiye'de ve dünyada göç, göçmen ve sığınmacılar konusunda gündemde öne çıkan başlıklar…

 

Trump'ın Dağıtılmasını İstediği Göçmenler Sınırda Toplandı

Orta Amerika ülkelerinden yüzün üstünde mülteciyi taşıyan konvoy, Meksika-ABD sınırındaki Tijuana'ya ulaştı. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump'ın dağıtılmasını istediği yaklaşık bin 150 kişilik göçmen grup, ABD-Meksika sınırında kurulan çadırlarda bekliyor. Sığınma talebiyle ABD'ye giden büyük bir grubun ilk parçası, iltica taleplerinin kabul edilmesinin zor olacağı uyarılarına rağmen şanslarını deneyecek. Her yaştan sığınmacının olduğu grup, ülkelerindeki şiddetten şikayetçi oldukları için siyasi sığınma talep edecek. Her bir aile ve kişinin ayrı bir gerekçe sunması gerekiyor.

Yerel Çeteler Nedeniyle İltica Ediyorlar

Göçmenler; Guatemala, El Salvador ve Honduras'taki evlerini, yerel çetelerden gelen ölüm tehditleri, aile üyelerinin öldürülmesi ya da siyasi zulüm nedeniyle terk ettiklerini söyledi. Honduras'tan gelen 15 yaşındaki Kimberly George, "Duvar o kadar uzun görünmüyor. Onu geçmeyi gerçekten çok istiyorum" dedi.

Trump NAFTA ile Tehdit Etmişti

Duvar konusunda Meksika ile ortak adımlar atmaları gerektiğini, aksi halde Meksika ile Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması'nı (NAFTA) sürdürmeyeceğini belirten Trump, Meksika'dan gelen göçmen kervanlarının da sonlandırılması için bir şeyler yapılması gerektiğini söylemişti.

(TRT Haber, 26 Nisan 2018)

 

ABD Yüksek Mahkemesi Trump’ın Göçmen Kararını Gözden Geçiriyor

ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump’ın Göçmenlik Kararı üzerine tartışmalara başladı. Reuters’e göre, mahkeme 25 Nisan Çarşamba günü soruşturmaya başladı ve destekçilerin ve bu kararnamenin muhaliflerinin iddialarını dinledikten sonra, Donald Trump’ın bu eyleminin yasal mı yoksa yasadışı mı olduğuna karar verecek. Yüksek Mahkeme, her iki tarafın görüşlerini dinledikten sonra, Haziran ayı başlarında bu kararla ilgili nihai kararı kabul etmesi ve onaylaması beklenmektedir. Bu kararnameye karşı çıkan düzinelerce eylemci Çarşamba günü Yüksek Mahkeme binasının önünde toplanarak mahkemenin Trump’ın göçmenlik kararını reddetmesini istedi. Başkan Trump geçen yıl Eylül ayında Çad, İran, Libya, Suriye, Somali, Yemen, Venezüella ve Kuzey Kore vatandaşlarının geçici olarak ABD’ye girmesini yasakladı. Fakat 10 Nisan 2018’de, Trump, Çad halkına yönelik kısıtlamaları iptal etti. Bu kararnamenin yayınlanmasından bu yana, bir dizi ABD birincil ve federal mahkemesi bu kararı reddetti ve birkaç ABD eyaletinde buna karşı protestolar yapıldı. Muhalifler, ABD Anayasasına ve Amerikan değerlerine karşı çıkıyorlar, ancak Trump ve bu politikanın savunucuları, ABD’nin ulusal güvenliğini korumak için böyle bir kısıtlamanın gerekli olduğunu iddia ediyorlar. Yüksek Mahkemenin dokuz üyesi vardır ve mahkemenin en az beş üyesi, Trump’ın bu kararı ile bağlantılı olarak hemfikir olmalıdır.

(Yaş Haber Ajansı, 26 Nisan 2018)

 

İsveç 9 Bin Afgan Sığınmacı Gence Oturum Vermeyi Planlıyor

İsveç hükümeti, eğitimlerine devam etmeleri şartıyla 9 bin Afgan sığınmacının ülkede kalmalarına olanak sağlayacak bir yasa tasarı hazırladı. İsveç devlet televizyonu SVT'nin haberine göre, 2015 yılındaki sığınmacı krizinde ülkeye gelen 20 bin refakatsiz sığınmacıdan 11 bininin geçen yılki iltica talebi, 18 yaşının altında oldukları için kabul edildi. Ancak geriye kalan 9 bin gence hükümet, yaşları 18 ve üzeri olduğu için iltica hakkı vermemişti. Bunun üzerinde krize dönen duruma çözüm bulmak amacıyla hükümet yeni bir planlamaya gitti. Hükümetin, 18 yaş ve üstü 9 bin Afgan gence eğitimlerine devam etmesi şartıyla yeni bir şans vereceğini bildirildi. Bu kapsamda, hükümet, Afgan gençlerin ülkelerine oturumlarına izin verecek bir yasa tasarısı hazırladı. Hükümetin bu çalışmasına en büyük destek muhalefetteki Liberal Sağ Merkez Partisinden geldi. Parti lideri Annie Lööf, yaptığı basın toplantısında, hükümetin hazırladığı yasayı tasarısını desteklediklerini, bunun için mecliste ''evet'' oyu kullanacaklarını belirtti.

Lööf, Irkçı ve Aşırı Sağcıların Hedefinde

Lööf'ün destek açıklaması ırkçı ve aşırı sağcı kesimlerden büyük tepki aldı. Sosyal medyada Lööf'ün fotomontajlı başörtülü fotoğrafı ''9 bin Afgan'ın birçoğu terörist, tecavüzcü ve katil. İsveç halkı uyan'' sloganıyla ırkçı gruplarca paylaşıldı. Irkçılara en sert tepkiyi Başbakan Yardımcısı ve Eğitim Bakanı Gustav Fridolin verdi. Fridolin, yaptığı açıklamada, ''Lööf'e yöneltilen tehditler beni oldukça hayal kırıklığına uğrattı. Ne olursa olsun, Annie Lööf, herkesin tanıdığı bir isim. İnsanlıktan yanı tavır koyarak İsveç siyasetinde zor yolu seçiyor. İnternetin karanlık sayfalarından gelen nefret mesajları, burjuva tarafından da paylaşılıyor.'' ifadelerini kullandı.

(Anadolu Ajansı, 27 Nisan 2018)

 

Almanya'da Binlerce İltica Başvurusu Yeniden İncelenecek

Almanya Göç ve Mülteciler Dairesi'ndeki yolsuzluk skandalının ardından binlerce iltica başvurusunun yeniden inceleneceği belirtildi. Sonuçlanan yaklaşık 4 bin 500 başvuru gözden geçirilecek. Almanya Göç ve Mülteciler Dairesi'nde (BAMF) yolsuzluk skandalının ardından binlerce iltica kararının yeniden incelemeye alınacağı belirtildi. Alman haber ajansı DPA'nın haberine göre, Alman meclisinin İçişleri Komisyonu'nun dün yapılan kapalı oturumunda İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Stephan Mayer, iltica başvurularının titizlikle değerlendirileceğini ve binlerce iltica kararının yeniden gözden geçirileceğine dair güvence verdi. Dairenin Bremen şubesinde yaklaşık 4 bin 500 başvurunun yeniden incelemeye alınacağı belirtiliyor.

Siyasetçilerden Tepki

Sol Partili milletvekili Ulla Jelpke, iltica başvurularının yeniden incelenecek olmasına tepki göstererek, yeniden yapılacak incelemelerin acilen korunmaya muhtaç olan insanlarda, korku ve kaygı yaratacağını söyledi. Jelpke, iş yükünün altından kalkamayan bir kurumun hatasının bedelinin sığınmacılar tarafından ödenmemesi gerektiğine işaret etti. İçişleri Bakanlığı sözcüsü, BAMF'daki personel sayısının artırıldığını, bu nedenle BAMF çalışanlarının iltica başvurularının yeniden incelenmesinin üstesinden gelebileceğini tahmin ettiklerini belirtti.

BAMF bünyesinde 2017 yılında yeni düzenleme yapılarak, iltica başvurularındaki kararlarda dört göz prensibi uygulanmaya başlanmıştı. Alman meclisi Yeşiller partisi grubu Mülteci Siyaseti Sözcüsü Luise Amtsberg ise BAMF'daki sorunların çok daha derin olduğunu savundu. Amtsberg, "İltica başvurularına ilişkin iyi bir danışma hizmetinden başlayarak, kalifiye tercümanların görevlendirilmesinden, karar veren çalışanlara yönelik eğitim ve desteğe kadar yıllardır bu noktalara dikkat çekiyoruz. Ama şimdiye kadar hiçbir şey olmadı" dedi.

Bremen Şubesinin Yönetici ve Çalışanları Hakkında Soruşturma

BAMF'ın Bremen şubesinin eski başkanı, üç avukat ve bir tercüman hakkında "sığınma başvurularının kötüye kullanılması suretiyle organize suç işlendiğine dair şüphe bulunduğu" gerekçesiyle geçen Cuma günü soruşturma başlatılmıştı. Bremen şubesinin başkanın, 2013-2016 yılları arasında iltica için gerekleri şartların sağlanmamasına rağmen, en az bin 200 kişiye sığınma hakkı verdiğinden şüpheleniliyor. Savcılığın verdiği bilgilere göre, sığınma hakkı verilenlerin çoğunu Yezidi Kürtler oluşturuyor. Öte yandan, Die Welt gazetesi İçişleri Komisyonu'nun toplantısına katılanlara dayandırdığı haberinde, Bremen şubesinin başkanı hakkında yeni iddialar bulunduğunu öne sürdü. Haberde, şube başkanının belgelerde sahtecilik yapılmasında rol oynadığı iddia edildi.

(Deutsche Welle Türkçe, 26 Nisan 2018)

 

Suriye'ye Yardım Konferansı BM'de Hayal Kırıklığına Neden Oldu

Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Birliği'nin (AB) Belçika'nın başkenti Brüksel'de 85 ülkenin temsilcilerinin ve onlarca sivil toplum örgütünün katılımıyla 24-25 Nisan'da "Suriye'nin ve Bölgenin Geleceğinin Desteklenmesi" konulu yardım programı düzenledi. BM, Suriye'deki insani yardım çalışmaları için bu yıl 9 milyar dolara ihtiyacı olduğunu açıklamıştı. Ancak ABD, Rusya, İran gibi Suriye iç savaşının baş aktörleri ve Çin'in konferansta herhangi bir taahhütte bulunmaması, BM ve uluslararası kamuoyunda eleştirilere neden oldu. 85 ülke içinden yalnızca 35 ülke yaklaşık 4,4 milyar dolar yardım taahhüdünde bulundu. Almanya, 1 milyar 24 bin dolar ile en büyük yardım sözü veren ülke oldu. Almanya'yı 691 milyon dolar ile AB, 634 milyon dolarla İngiltere, 313 milyon dolarla Kanada, 287 milyon dolarla Norveç, 233 milyon dolarla Japonya, 129 milyon dolarla Fransa, 123 milyon dolarla Hollanda, 120 milyon dolarla Danimarka ve 100'er milyon dolarla da Katar, Kuveyt ve Suudi Arabistan izledi.

Talep Edilen Rakamın Ancak Yarısına Yakını Toplanabildi

Donör ülkelerin 2018 için yardım vaadinde bulunduğu miktar, BM'nin belirlediği rakamın çok altında kaldı. BM, Suriye içinde 13,1 milyon sivile acil insani yardım için 3,6 milyar dolar ve başta Türkiye olmak üzere komşu ülkelerdeki Suriyeli sığınmacıların desteklenmesi için de 5,6 milyar dolar olmak üzere, toplam 9,2 milyar dolar insani yardım çağrısında bulunmuştu. Konferansta vadedilen toplam yardım miktarının BM hesaplarına ne zaman aktarılacağı ve yardımın nasıl kullanılacağı konusunda ise kamuoyuna henüz bir yol haritası sunulmuş değil.

BM'den Hayal Kırıklığı Açıklaması

BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Mark Lowcock, BM Cenevre Ofisi'nde gazetecilere yaptığı açıklamada, Brüksel'deki konferansta talep edilen rakamların çok altında taahhütte bulunulmasından duyduğu hayal kırıklığını, "Taahhütte bulunulan miktardan aşırı şekilde mutlu olduğumu söylemem mümkün değil. Keşke daha fazla para toplayabilseydik." diyerek dile getirdi. ABD'nin dün sona eren konferansta herhangi bir yardımda bulunmamasını bu ülkede devam eden bütçe görüşmelerine bağlayan Lowcock, isim vermeden Çin başta olmak üzere bazı küresel aktörleri eleştirdi. Lowcock, Rusya'nın ise Suriye'ye doğrudan yardım edeceğini aktardığını belirtti. Lowcock, taahhütte bulunulan 4,4 milyar doların gerek Suriye içinde gerek komşu ülkelerdeki Suriyeli sığınmacılar için kullanılacağını söyleyerek "Konferansta talep ettiğimiz rakama ulaşamadık. Bu durumla nasıl baş edeceğimizin değerlendirmesini yapmak zorundayız. Bize yardım yapacağını düşündüğümüz ülkelerle konuşmaya devam edeceğiz." ifadesini kullandı. Suriye halkının 2018'deki ihtiyaçlarının karşılanması için 9 milyardan fazla yardım talebinde bulunduklarını anımsatan Lowcock, "Bu rakamın ancak yarısını karşılayabildiğimiz için önceliğimiz Suriye içinde yardıma en muhtaç siviller olacak." şeklinde konuştu. Lowcock, açıklamasında, 3,5 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapan Türkiye'nin mali anlamda desteklenmesi gerektiğinin de altını çizdi.

Türkiye En Büyük Donör Ülke Konumunda

Türkiye, misafir ettiği 3,5 milyondan fazla kayıtlı Suriyeli için toplamda harcadığı 31 milyar dolar ile bu konuda dünyanın en büyük donör ülkesi konumunda bulunuyor. Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ, konferansın ikinci gününde yaptığı konuşmasında, "Suriyelilere sağladığımız birçok hizmet kapsamında Türkiye'nin giderleri 31 milyar dolara ulaştı. Burada açıkça söylemem gerekiyor ki uluslararası toplumun büyük bir kısmı yük paylaşımı ve sorumluluk üstlenme sınavını başarıyla geçemedi." ifadelerini kullanmıştı.

(Anadolu Ajansı, 26 Nisan 2018)

 

Kıbrıslı Gönüllü Doktorlar Bangladeş’te Rohingya Mültecilerine Yardım Ediyorlar

Kıbrıslı Gönüllü Doktorlar Bangladeş’te, Myanmar’da şiddet gören, Kutupalong ve Nayapara mülteci kamplarında zor koşullarda yaşamakta olan Rohingya mültecilerine tıbbi yardım sağlıyorlar. Kıbrıs ekibinde patoloji, kardiyoloji, pediatri, dişçilik ve jinekoloji alanlarında uzman doktorlar bulunuyor. Ekip patolog kardiyolog Dr. Giorgos Makriyiannis, uzman kardiyolog Dr. Chariklia Olympiou, Uzman çocuk doktoru Constantinos Christodoulides, pratisyen Dr. Andreas Kaouros, diş doktoru Giorgos Georgiou, hemşireler Anna Michaelidou, Constantina Roushia, Ioannis Marios Iasonos ve Aris Drapalis, doğuma yardımcı personel Nasia Papadopoulou, Demetris Makriyiannis ve foto muhabiri Katia Christodoulou’den oluşuyor. Myanmar’da birçok etnik kökenli mülteciden biri olan Rohingya mültecilerinin sayısının bir milyondan biraz fazla olduğu tahmin ediliyor. Müslüman Rohingya mültecileri, Myanmar’daki en büyük orana sahip, çoğunluğu Rakhine eyaletinde yaşayan Müslümanları temsil ediyorlar. Bu mültecilerin kendilerine özgü dilleri ve kültürleri bulunuyor; bölgede yıllardan beri yaşamakta olan diğer grupların ve Arap tüccarların soyundan geliyorlar, dil ve kültürlerini koruyorlar. Ağırlıklı olarak Budist olan Myanmar hükümeti, Rohingya mültecilerinin yurttaşlığını kabul etmiyor, onları 2014’teki nüfus sayımından çıkaran hükümet kendilerini etnik olarak tanımayı reddediyor, Bangladeş’ten gelen yasadışı göçmenler olarak değerlendiriyor. 1970’lere kadar, çok sayıda Rohingya bu geniş bölgede göçmen oldu. Son birkaç yıldan bu yana, hatta şimdiki krizden önce binlerce Rohingya mültecisi, toplum içi şiddetten ve Myanmar yetkililerinin zulümden kaçarak göçtü. En son toplu göç 25 Ağustos 2017’de, Arsa teşkilatına ait Rohingya isyancılarının 30’u aşkın polis karakoluna saldırmasıyla başladı. Yerlerinden edilmiş Rohingyalılara göre bir ayaktakımı Budist grubu desteğinde Myanmar rejimi asker göndererek misilleme yaptı, köylerini yaktı ve sivillere saldırdı. Birleşmiş Milletler, Rohingyalıların durumunun, dünyada en hızlı yayılan mülteci krizi olduğunu düşünüyor. UNHCR’e göre, geçen Ağustos’tan önce mülteci kamplarında ve geçici yerleşim yerlerinde 307.500 Rohingyalı mülteci vardı. O zamandan bu yana bu sayıya 655.000 Rohingyalı mülteci daha eklendi. Bangladeş’e giden Rohingyalıların birçoğu çok az şeye sahip ve çoğunlukla temiz suyu, yiyeceği, barınağı ve tıbbi bakımı olmayan yerlerde, çoğunlukla yardım almadan barınmaya çalışıyor. Bangladeş’teki Kutupalong kampı en büyük mülteci kampı. Burada yaşayan mültecilerin sayısı 22.241 kişiyi buldu, geçici yerleşim yerlerinde yaşayanların sayısının da hemen hemen 550.000 olduğu tahmin ediliyor. Ocak 2018’in ortalarında, diğer bölgelerde de 242.000 kişinin yaşadığı, 79.000 kişinin de kamplarda yaşamadığı belirlendi.

(Kıbrıs Haber Ajansı, 26 Nisan 2018)

 

Yemen’den 940 Somalili Mülteci Tahliye Edildi

Uluslararası Göç Örgütü Yemen’den 2018 yılının başından bu yana 940 Somalili mültecinin tahliyesinin gerçekleştirildiğini duyurdu. Uluslararası Göç Örgütü Yemen Bürosu Basın Sorumlusu Siba el Muallimi yaptığı açıklamada Somalili mültecilerin Aden Limanı üzerinen 7 grup halinde tahliyelerinin gerçekleştiğini kaydetti. Muallimi, Somalili mültecilerin Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği işbirliği ile 141 kişilik grubuni ile geçen Pazartesi tahliye edildiğini bildirdi.

(Yeniyemen.com, 25 Nisan 2018)

 

Sınırda Afgan Mülteci Alarmı

Yeni bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalan Türkiye, İran sınırında bekleyen 750 bin Afganlı için harekete geçti. Tahran ve Kabil’de temaslarda bulunan yetkililer, mültecilerin iadesi konusunda anlaşma sağladı. Türkiye’de 169 bin kişiyle Suriyelilerden sonra ikinci büyük mülteci grubuna dönüşen Afganlar için İçişleri Bakanlığı harekete geçti. Afgan, İran ve Türk yetkililerin görüşmesinin ardından, Türkiye üzerinden AB’ye gitmek üzere İran’da bulunan 750 bin Afgan olduğu tespit edildi. Yapılan görüşmelerde, Türkiye’ye kaçak olarak giren Afganların bu ülkeye iadesi konusunda anlaşma sağlandı.

İkinci Sıraya Çıktılar

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Mart ayı rakamlarına göre Türkiye’de 3.5 milyonu Suriyeli olmak üzere 4 milyon mülteci var. Bu sayı dünya genelindeki 113 ülkeden daha kalabalık bir nüfusa karşılık geliyor. Suriyelilerden sonra ikinci sırada 169 bin ile Afganlar yer alıyor. Onu 145 bin ile Irak, 35 bin ile İran, 4 bin 500 ile Somali ve diğer Asya-Afrika ülkelerinin vatandaşları takip ediyor. Türkiye’ye 2017’de 172 bin 745 düzensiz göçmen gelirken, yakalanan kaçak göçmen sayısı 4 bin 641 oldu. 2017’de 12 ay boyu gelen Afgan kaçak göçmen sayısı 45 bin 259 iken bu sayı 2018’in ilk üç ayında 30 bini buldu. Türkiye bir yandan kaçak Asyalı göçmenlerin rotası olan Kars, Ağrı, Iğdır sınırlarına 144 kilometre uzunluğunda güvenlik duvarı örerken, öte yandan olası göç dalgasının boyutlarını anlayabilmek için İran ve Afganistan’a heyet gönderdi.

Yürüyerek Geliyorlar

İranlı yetkililerle yapılan görüşmelerde, son dönemde Türkiye üzerinden AB’ye gitmek için İran’a düzensiz göçmen olarak giriş yapan 750 bin Afgan olduğu öğrenildi. Bu ülkedeki terör ve güvenlik sorunları nedeniyle son yıllarda çevre ülkelere göç etmiş Afgan sayısının 3 milyona yaklaştığı, Türkiye ve bu ülke yetkilileriyle yapılan son görüşmelerde ise Afgan mültecilerin uçakla ülkelerine iadesi konusunda anlaşıldığı öğrenildi.

(Star, 27 Nisan 2018)

 

Suriyeliler Terörden Temizlenen Afrin'e Dönüyor

Ülkelerindeki iç savaştan kaçarak Türkiye'ye sığınan bazı Suriyeli aileler, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları ile terör örgütleri PYD/PKK ve DEAŞ'tan temizlenen bölgelere dönmeye devam ediyor. Aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 130 Suriyeli, Öncüpınar Konaklama Tesisleri Göç İdaresi Müdürlüğü bürosuna geldi. Burada polis ve Göç İdaresi ekiplerince gerekli kontrolleri yapılan Suriyeli aileler, Gönüllü Geri Dönüş Programı kapsamında minibüslerle ülkelerine gönderildi. Suriye uyruklu Ate Abbas, AA muhabirine yaptığı açıklamada, terör örgütlerinin saldırısı nedeniyle yaşadıkları yerleri terk ederek ailesiyle birlikte Türkiye'ye sığınmak zorunda kaldığını söyledi. Savaşın başladığından beri Türkiye'nin kendilerini bir an olsun yalnız bırakmadığını belirten Abbas, şunları kaydetti: "Türk devletine de milletine de teşekkür ediyorum. Allah bize güç versin. Türkiye'ye olan borcumuzu ödeyelim. Türkiye'ye bize sahip çıktığı için çok teşekkür ediyorum. Ben şimdi köyüme gidiyorum, oraya yerleştikten sonra eşimi ve çocuklarımı da yanıma alacağım. Allah Türk askerinden razı olsun, onları tüm kötülüklerden korusun." Zemo Zeybek de Türk askeri sayesinde yeniden ülkesine dönebilmenin sevincini yaşadığını belirterek, "Allah Türklerden razı olsun, ümmeti Muhammed'i korusun. Allah onları bu dünyada da öbür dünyada da yormasın. Nereye giderse kapıları açık olsun. Güzel Allah'ım onlarla beraber olsun." diye konuştu. Sığınmacılardan Kemal Cafer ise yaklaşık 6 yıl önce Türkiye'ye sığındığını, bu süreçte her türlü ihtiyaçlarının karşılandığını ancak yaşadıkları bölge terör örgütlerinden temizlendiği için Afrin'e dönmeye karar verdiğini dile getirdi.

(Anadolu Ajansı, 26 Nisan 2018)

 

Arakanlı Çocuklar İçin “Sınırsız Şenlik”

Uluslarası Mülteci Hakları Derneği, Arakan'da maruz kaldıkları katliamdan kaçarak Bangladeş'e sığınmak zorunda kalan ailelerin çocukları için "Sınırsız Şenlik" adı altında çeşitli etkinlikler düzenleyerek, katliamın izlerini silmeyi amaçlıyor. Geçen yıl Suriye'de "Sınırsız Şenlik" adı altında çeşitli etkinlikler düzenleyerek savaş mağduru çocukların yüzünü güldüren Uluslararası Mülteci Hakları Derneği gönüllüleri bu kez de Bangladeş'teki kamplarda kalan Arakanlı çocuklar için bölgeye gitti. Uluslararası Mülteci Hakları Derneği Genel Başkanı Uğur Yıldırım, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Sınırsız Şenlik" isminin sınırları tanımamaktan geldiğini ifade etti. Yıldırım, savaşların en büyük mağdurlarının çocuklar olduğunu belirterek, "Sınırsız şenlik, küresel, emperyalist ve dünyaya muktedir olanların çizdiği sınırların, bizim medeniyetimizin, tasavvurumuzun kabul etmediği, özellikle Müslümanların kardeş olmasından dolayı tüm insanlık adına sınır tanınmamasıyla ilgili bir metafor. Dünyadaki tüm savaş, afet, yokluk ve zorlukların en fazla mağdur olanı, zarar göreni çocuklar. Bu anlamda ne kadar savaşın, yokluğun etkisini azaltsanız onlara yardım götürseniz dahi gıda, barınma ihtiyaçlarının haricinde çocuklar hep eksik kalıyor. Gülümsemekten ve çocuk olduklarını hatırlamaktan ayrı kalıyorlar." diye konuştu.

"Hükümetimiz Bölgedeki Mazlumları Direkt Olarak Destekliyor"

"Sınırsız Şenlik" etkinliğinin ikincisini de Bangladeş'in Myanmar sınırında bulunan mülteci kamplarındaki çocuklar için yaptıklarını anlatan Yıldırım, Arakanlı çocuklarla buluştuklarını söyledi. Yıldırım, Arakanlı çocukların yüzlerini güldürmek istediklerini ifade ederek, şunları söyledi: "Kendi yurtlarından edilmiş, doğdukları topraklarda vatandaş olarak kabul edilmeyen, katliam ve soykırımlara maruz kalmış en önemlisi de hiçbir şekilde vatanları bulunmayan Arakanlı mülteci çocuklarla buluşacağız. Hiçbir şekilde kimlikleri yok ve bu nedenle de yok hükmündeler. Birleşmiş Milletler'in vermiş olduğu bazı sayılarla rakamlara ulaşabiliyoruz ve bu insanlar sağlık, eğitim ve diğer bütün temel hak ve özgürlüklerinden mahrum durumdalar. Biz bu şenlikte her gün bin çocuğa ulaşacağız. Tüm bu acılarının içerisinde belki ilk defa bir palyaço, sihirbaz gösterisi izleyecek ve kendine ait bir oyuncağa sahip olacak. Kısacık ömürlerinde gördükleri tüm acıları bir günlük de olsa unutturmayı ve yüzlerini güldürmeyi hedefliyoruz. O çocukların kahkahaları ve gülüşleri bizim tüm yorgunluğumuza değecek." Uğur Yıldırım, Türk milletinin birer elçisi olarak Bangladeş'e gittiklerini aktararak, "Arakan mülteci kamplarına gittiğimizde hissettirilen duygu Türk halkına olan minnettarlıktı. Bu anlamda Bangladeş ve dünyanın dört bir yanına yardımlarıyla hem ülkemizde bulunan muhacirlere hem de ülkemiz dışında olan tüm insanlığa şefkat elini uzatan Türk halkı ve devletinin elçileriyiz. Hükümetimiz bölgedeki mazlumları direkt olarak destekliyor. Arakan'daki zulüm ortaya çıktığında ilk açıklama yapan ve kötü şartların devam etmemesi için BM bazında devreye giren, göç etmiş yüz binlerce mültecinin Bangladeş tarafından kabul edilmesi için elini taşın altına koyan ülkemizle gurur duyuyoruz." dedi. Bir hafta sürmesi planlanan proje kapsamında Uluslararası Mülteci Hakları Derneği ekipleri, yaklaşık 5 bin Arakanlı çocuğa sokak oyunları oynatacak, filmler izlettirecek, gösteriler ve yarışmalara katılımını sağlayacak.

(Anadolu Ajansı, 26 Nisan 2018)

 

Orta Doğu’da Göç ve Terör Sempozyumu

Kırıkkale Üniversitesi Sosyolojik Düşünce Topluluğu tarafından düzenlenen "Orta Doğu’da Göç ve Terör Sempozyumu" konu üzerinde hazırlanan çeşitli sunumlarla katılımcılara bilgiler sunmaya devam ediyor. Sempozyumun konuklarından olan ve 2010 yılından bugüne Orta Doğu’da devam savaşlar hakkında konuşan Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri, Orta Doğu Uzmanı Cahit Tuz, “Arap baharı tanımlaması SOAS Üniversitesinde, süreç başladıktan hemen sonra, önce tabi Yasemin Devrimi dendi, Tunus’la sınırlanacağı düşünülüyordu. Mısır, Libya, Suriye ve diğer başka ülkelere sıçrama ihtimaline karşılık biraz kafa yorup buna bir bahar diyelim, sonra kışa çevireceğiz ve ümitlerini yerle bir edeceğiz, başarısız kılacağız, diye düşünüldü. Kendi adıma bu kavramı kabul etmiyorum, ben ona onur hareketi diyorum. Çünkü, Tunus’la başlayan, Mısır, Libya, Yemen, Suriye ile devam eden bu süreçte hiç kimse makam, mevki için sokağa çıkmadı. Bütün insanlar istisnasız olarak ellerinden alınmış özgürlüğü geri almak ve en önemlisi insan olduğunu haykırmak için sokağa çıktı. O toplumlar Türkiye Müslüman bir ülke olarak bunları nasıl başardı diye sordular ve bu, onları sokağa çıkıp özgürlüklerini, onurlarını talep etmelerine cesaret verdi, bu çok önemli bir şey. Bu devrimlerin tamamında kullanılan ortak bir slogan var, ‘Toplumlar bir gün kendi iradelerini, kendi kaderlerini almak isterlerse eğer, kader onun bu talebini yerine getirmek zorundadır’” dedi.

“Bu Süreç Eski İle Yeninin Savaşı”

Gelişmiş demokrasiyle yönetilen bazı ülkelere yönelik Tuz, “Hakkını talep etmek üzere gitmiş olan 1 milyonun üzerinde insanın öldürülmüş olmasına rağmen, demokrasi kavramını savunan ve bu kavramın arkasında dünyaya tam anlamıyla bir imaj satışı yapan ülkelerin susması sizce sorgulanmamalı mıdır? Bu ülkelerin neredeyse bu darbelere ve terörist rejimlere açıkça destek veriyor olması, sizce sorgulanmamalı mıdır? Gün olur devran döner mantığıyla bugün susarsak yarın sıranın bize gelmesi ihtimali yok mu sizce? Bizim bu durum karşısında fikir üretmemiz lazım, düşünceyi algılamamız lazım. Bunu yapamadığımız sürece bence yeni bir şey ortaya koymamız çok zor olacak. Hepimizin bu konuda kendimizi tabiri caizse yormamız gerektiği kanısındayım. Onun için ben bir diğer ifadeyle bu süreci eski ile yeni arasında bir savaş olarak tanımlıyorum" diye konuştu.

(Milliyet, 26 Nisan 2018)

 

Uluslararası Göç ve Uyum Sempozyumu Bildirgesi Açıklandı

Bağcılar Belediyesi, Marmara Belediyeler Birliği ve Türk-Alman Üniversitesi işbirliğiyle düzenlenen “Uluslararası Göç ve Uyum Sempozyumu”nda siyasiler, akademisyenler, yurtiçi ve yurtdışından belediye başkanlarının katıldığı programda göçmenlerin durumu konuşuldu ve çözüm yolları arandı. Sempozyum sonunda Türk Alman Üniversitesi Göç ve Uyum Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Murat Erdoğan tarafından açıklanan sonuç bildirgesinde “Sorunlar yereldir ve yerelde çözülmesi gerekir. Bu bakımdan devletin stratejik kararlığı ve yerel yetki ve kapasite devretmesi elzemdir” dedi. Bağcılar Belediyesi, Marmara Belediyeler Birliği ve Türk-Alman Üniversitesi Göç ve Uyum Araştırmaları Merkezi-TAGU iş birliği ile 18 Nisan 2018 tarihinde Bağcılar’da “Göç ve Uyum Sempozyumu” gerçekleştirildi. İçişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Ersoy, Marmara Belediyeler Birliği Başkan Vekili ve Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı, Hamm Büyükşehir Belediye Başkanı Thomas Petermann ve Türk-Alman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Halil Akkanat’ın açılış konuşmalarının ardından “Türkiye’de Göçmenlerin Uyumuna İlişkin İyi Uygulama Örnekleri” başlıklı oturuma geçildi. Moderatörlüğünü Türk-Alman Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. M. Murat Erdoğan’ın yaptığı oturumda Göç İdaresi Genel Müdürü Abdullah Ayaz, Bağcılar Belediye Başkan Yardımcısı Kenan Gültürk, Marmara Belediyeler Birliği’nden Merve Ağca ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nden M. Abdullah Aksoy Türkiye’de göçmenlerin uyumu konulu tebliğlerini sundu. “Mülteci kentler/İltica şehirler projesi ele alındı” Göçmenlerin sosyal uyumunun nasıl sağlanabileceğine ilişkin Avrupa perspektifinin ele alındığı ve moderatörlüğünü İltica ve Göç Araştırma Merkezi’nden Metin Çorbatır’ın üstlendiği “Avrupa Perspektifleri: Sosyal Uyum Nasıl Sağlanmalı?” başlıklı oturumda ise Hamm Büyükşehir Belediye Başkanı Thomas Petermann, Bologna Belediyesi’nden Benedetto Zacchivoli ve Vejle Belediyesi’nden Ib Jespergaard göç ve uyuma yönelik tebliğlerini sundu. Sempozyumun son oturumunda, “Soysal Uyum ve Yerel Yönetimler Üzerine Çalışmalar” başlığında Türk-Alman Üniversitesi’nden Prof. Dr. M. Murat Erdoğan, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi’nden Dr. Onur Unutulmaz, Çukurova Üniversitesi’nden Dr. Fulya Memişoğlu, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nden Doç. Dr. Başak Yavçan ve Utrecht Üniversitesi’nden Elif Durmuş sunumlarını yaptı.

Göç ve uyum konusunun akademik perspektifte ele alındığı bu oturumda göçün tarihsel sürecine, dünyada ve Türkiye’de mülteci dağılımındaki adaletsizliğin kentlerin mağdur olmaması ve toplumun huzuru için yönetilmesine, bu doğrultuda Türk toplumunun göç ve uyum hakkında özellikle Suriyeli göçmenlerin toplumsal yapısına ilişkin bilgilendirilmesinin önemine, konu hakkındaki risklere ve maliyetlerine değinildi. Bunun yanı sıra oturumda uyum/ entegrasyon kavramının göç açısından önemi ve detayları, mülteci kentler/iltica şehirleri projesi ele alındı.

İşte Madde Madde Sonuç Bildirgesi

Göçmenler, mülteciler, sığınmacılar ve yerel uyum, bu çerçevede yerel yönetim hizmetlerinin ele alındığı “Göç ve Uyum Sempozyumu”ndan çıkan sonuç bildirgesini Prof. Dr. M. Murat Erdoğan okudu. Erdoğan, bildirgeden çıkanları şöyle sıraladı:

Sorunlar yereldir ve yerelde çözülmesi gerekir. Bu bakımdan devletin stratejik kararlığı ve yerel yetki ve kapasite devretmesi elzemdir;

Türkiye’deki yerel yönetimler yasal zemindeki sorunlara, kapasite ve mali kısıtlılıklara rağmen sığınmacılar konusunda olağanüstü çaba harcamakta ve hemen hepsi evrensel düzeyde “iyi örnek” sayılabilecek uygulamalara imza atmaktadırlar;

Yerel birimler arasında göç ve sığınmacıların adil dağıtımı son derece önemli ve gereklidir. Aksi halde belediyeler verdikleri hizmetle paralel biçimde daha fazla yük alma riski ile karşı karşıya kalmaktadırlar.

Sığınmacılar konusu hem insani hem siyasi bir konu olsa da yerel yönetimler konuyu yerel uyum ve insani yönleri ile ele almayı tercih etmekte, konuyu siyasi tartışma alanının dışında tutmayı tercih etmektedirler;

Sığınmacılar için sadece temel ihtiyaçların karşılanması değil, eğitim çalışmaları için de özel düzenlemeler gerekmektedir.

Türkiye’deki yerel yönetimlerin yüklendiği sorumluluk ve sorunların dünyada başka yerlerle karşılaştırılmayacak ölçüde yüksek olduğu, bu konuda da önemli başarı sağlandığı ifade edilmektedir.

Yerel yönetimler arasında dengesiz dağılımın yanında en ciddi ikinci sorun koordinasyondur. Bu konuda hem ilçe belediyeler hem ilçe ile ana kent belediyesi hem de uluslararası belediyeler işbirlikleri son derece değerlidir.

İstanbul gibi 550 bini Suriyeli olmak üzere 700 bin ile 1 milyon arası sığınmacıya ev sahipliği yapan bir kentte ana kent belediyesinin daha öncü rol oynaması ve bu konuda özel bir teşkilatlanma ile koordinasyonu sağlaması beklenmektedir.

Uyuma yönelik çabalar hem ulusal/genel düzlemde hem de yerel düzeyde eşgüdümlü sürdürülmelidir.

Uyum için evrensel ilkeler olsa da evrensel bir model yoktur. Bu model veri temelli ve hem genel hem de mikro (ilçe) bazlı geliştirilmelidir.

Türkiye’de toplumsal kabul düzeyi çok yüksek olsa da kırılgan/kerhen bir kabul söz konusudur. Türk toplumunun bu konuda kazanılması önemlidir.

Yerel yönetim hizmetlerinin sığınmacılar nedeni ile kalitesinin düşmesi, hizmetlerin aksaması halinde sosyal gerginlikler artabilir, bu aynı zamanda siyasi sonuçlar da verebilir.

Uluslararası işbirliklerinin kapasite gelişimi, teknik işbirliği ve mental işbirliği alanında geliştirilmesi potansiyeli son derece yüksektir.

MBB gibi Yerel Yönetim Birliklerinin süreç içinde rolleri ve etkinlikleri artırılmalıdır.

Yerel yönetimler ile sığınmacılar konusunda çalışan uluslararası kurumlar ve STK’lar ile işbirlikleri geliştirilmelidir.

İlçe nüfusunun % 5’ini aşan sayıda sığınmacı barındıran bütün yerel yönetim birimlerinin özel birimler kurması gerekmektedir.

Sığınmacıların yerel karar alma süreçlerine dahil edilmeleri gerekir.

Yerel yönetimlerin sadece vatandaş temelli değil, sığınmacılar için de kişi başına merkezi bütçeden kaynak almaları sağlanmalıdır.

(Bağcılar Belediyesi İnternet Sayfası, 25 Nisan 2018)

 

Çanakkale'de 39 Kaçak Göçmen Yakalandı

Çanakkale'de, yasa dışı yollarla Yunanistan'ın Midilli Adası'na geçiş yapmak isteyen 39 kaçak göçmen, Sahil Güvenlik ekipleri tarafından yakalandı. Ayvacık ilçesi Müsellim Boğazı'nda devriye görevi yapan Sahil Güvenlik Komutanlığı'na bağlı ekipler, saat 04.00 sıralarında, Kadırga Burnu 1 mil açıklarında lastik botta bir grup olduğunu tespit etti. TCSG 80 Bot Komutanlığı'nca yapılan operasyonda, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu Afganistan uyruklu 16 kaçak göçmen yakalandı. Ardından saat 04.30 sıralarında, Babakale açıklarında Midilli Adası'na lastik botla giden 23 Afgan kaçak yakalandı. İki ayrı operasyonda yakalanan toplam 39 kaçak göçmen, Küçükkuyu'daki Sahil Güvenlik Karakolu'na getirildi. Kaçak göçmenlerin, işlemlerinin ardından Ayvacık Yabancılar Geri Gönderme Merkezi'ne teslim edileceği belirtildi.

(Doğan Haber Ajansı, 26 Nisan 2018)

 

İzmir’de 98 Kaçak Göçmen Yakalandı

Sahil Güvenlik ekipleri, İzmir’in Çeşme ve Foça ilçesinde yaptığı operasyonlarda yasa dışı yollardan Yunan adalarına geçmek isteyen 98 kaçak göçmeni yakaladı. İzmir’in Çeşme ilçesinde 26 Nisan tarihinde saat 01.30’da, Azmak Koyu açıklarında bir göçmen botu olduğu ihbarı alındı. Görevlendirilen Sahil Güvenlik botu tarafından hareket halinde tespit edilen lastik göçmen botu durdurularak içerisindeki 34 Suriye, 6 Irak, 1 Somali uyruklu olmak üzere toplam 41 düzensiz göçmen yakalandı. Aynı gece saat 02.58’de ise Sahil Güvenlik helikopteri tarafından, İzmir’in Foça ilçesi Aslan Burnu Sazlıca Plajında kara üzerinde çalılıklar altında gizlenmiş düzensiz göçmenler ve sahilde şişirilmiş halde bir lastik bot tespit edildi. Görevlendirilen Sahil Güvenlik botu tarafından, denize açılan bahse konu göçmen botu durdurularak içerisindeki 41 Suriye, 15 Afrika, 1 Filipinler uyruklu olmak üzere toplam 57 düzensiz göçmen yakalandı. İçlerinde 29 da çocuğun bulunduğu kaçak göçmenler işlemleri yapılmak üzere gerekli makamlara sevk edildi.

(İhlas Haber Ajansı, 27 Nisan 2018)

 

Göçmen Kaçakçıları Yol Kontrolünde Yakalandı

Edirne'de, Yunanistan'a kaçak geçiş yapma hazırlığındaki 22 Suriyeli yakalanırken, "göçmen kaçakçılığı" iddiasıyla gözaltına alınan 6 kişi tutuklandı. Edinilen bilgiye göre, Edirne Merkez İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri Karakasım köyü yolunda yol kontrolü sırasında 5 şüpheli aracı durdurdu. Murtaza G'nin kullandığı 34 KKZ 22 plakalı minibüste 22 Suriyeli yakalandı. Minibüste bot ve bot kürekleri ele geçirildi. Kontrol noktasına gelen araçlarda bulunan ve kaçaklara kılavuzluk yaptıkları şüphesiyle 8 zanlı gözaltına alındı. Suriyeliler, İl Göç İdaresi'ne teslim edilirken, zanlılar jandarmadaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Şüpheliler Abdüllatif M, Yiğit Ahmet S, Habip Berk T, Rakan H, Muhammet L, Hasan D. "göçmen kaçakçılığı" suçundan tutuklanırken, Hakan G. ve Murtaza G. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

(Milliyet, 26 Nisan 2018)