Türkiye'de ve dünyada göç, göçmen ve sığınmacılar konusunda gündemde öne çıkan başlıklar…

 

Uluslararası Göç Örgütü’nden Uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) Genel Direktörü William Lacy Swing, “Göç konusunda uluslararası tüm aktörler yükümlülüklerini ve taahhütlerini yerine getirmelidir” sözleriyle ülkelere uyarıda bulundu. Uluslararası Göç Örgütü (IOM) Genel Direktörü William Lacy Swing, küresel göçün daha iyi yönetilmesini sağlamak için yerel, ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeylerdeki ortaklıkların hayati öneme sahip olduğunu söyledi.

İki yıldır uygulanan Uluslararası Göç Örgütü diyaloğunun, uluslararası çaptaki tüm boyutlarını kapsayacak bir Küresel İlkeler Sözleşmesini yürütme amaçlı BM önderliğindeki bir çaba olduğunu belirten William Lacy Swing, “Ortaklıklar sadece birlikte çalışmak değildir. Ortaklık ve işbirliği, 2030 sürdürülebilir kalkınma gündeminin temel taşlarıdır ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin başarılması içindir. Göç de dahil olmak üzere tüm alanlarda sürdürülebilir kalkınma için küresel ortaklığın yeniden canlandırılması ve geliştirilmesini gerektirmektedir” dedi.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in “Göçün yönetilmesi, zamanımızda uluslararası işbirliğinin en acil ve en derin testlerinden biridir” sözüne dikkat çeken William Lacy Swing, “Göç için Küresel İlkeler Sözleşmesi, bir bütün olarak uluslararası toplumdan yakın ve uyumlu bir eylemi hak eden bir projedir. Sadece müzakereleri sonuçlandırmak için değil, başarılı bir gözden geçirme uygulamasını ve takibini sağlamak içinde önemi büyüktür. Göç konusunda uluslararası tüm aktörler yükümlülüklerini ve taahhütlerini yerine getirmelidir” ifadelerine yer verdi. Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu (UNICEF) İcra Direktörü Henrietta Holsman Fore ise başta çocuklar ve gençler olmak üzere dünyadaki insanların güvenli bir şekilde hareket etmelerini sağlamak, fırsatlardan en iyi şekilde yararlanmaları için onlara yardımcı olunması gerektiğini bildirdi. Göçmen olarak 1 milyondan fazla çocuğun var olduğunu belirten Henrietta Holsman Fore, “Bunların yarısından fazlasının çatışmalardan dolayı evlerinden uzak yaşamakta. Bir devlet ya da örgüt, tek başına bu meselenin üstesinden gelemez” şeklinde konuştu.

(İhlas Haber Ajansı, 27 Mart 2018)

 

Sosyal Medya Devi Facebook, Göçmenlerin Bilgilerini ABD Hükümetine Satıyormuş

Geçtiğimiz günlerde ortaya bazı raporlar çıkmış ve sosyal medya devi Facebook'un kullanıcılarına ait kişisel verilerini koruyamadığı belirtilmişti. Olayın ardından şirketin CEO'su Mark Zuckerberg de yaptığı açıklama ile iddiaları doğrulamış ve herkesten özür dilemişti. Ama o günden beri Facebook'un başına gelmeyen kalmadı. Önce Elon Musk sahibi olduğu Tesla ve SpaceX şirketlerinin resmi Facebook sayfalarını kapatmış, diğer kullanıcılar da şirkete dava açmıştı. Ardından bir başka bilgi daha ortaya çıkmış ve Facebook'un Android telefonlardan tüm mesajları yedeklediği söylenmişti. Bu kadar çok olaydan sonra Facebook kendini düzeltir diye düşünebilirsiniz ama yanılıyorsunuz. Zira bugün çıkan yeni bilgilere göre hisselerinin dibi gördüğü sosyal medya devi meğerse göçmenlere ait kişisel bilgileri de ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu'na satıyormuş.

Facebook, Göçmen Kullanıcılarının Verilerini ABD'ye Veriyormuş

Kurulduğu ilk günden beri belki de en sıkıntı dönemini yaşayan şirketin işlediği kabahatler bitmek bilmiyor. ABD hükümetinden sızdırıldığı belirtilen yeni raporlara göre Facebook, Amerika'ya yerleşen veya yerleşmek isteyen göçmen kullanıcılarının bilgilerini ABD hükümeti ile paylaşıyor, kullanıcı gizliliği ihlalini bu şekilde de çiğniyormuş. Edward Snowden'in NSA'den çaldığı bilgileri ilk doğrulamasıyla adından söz ettiren ünlü haber portalı The Intercept tarafından servis edilen bilgiye göre Facebook, talep edildiği taktirde göçmen bilgileri ve siteye giriş yapılan IP adres bilgileri gibi önemli bilgileri göçmenlik ve gümrük muhafaza bürosu ile paylaşarak, bir nevi sırtını ABD hükümetine dayıyormuş.

(Technolabs.net, 27 Mart 2018)

 

Belçika Sığınmacı Merkezi Sayısını Azaltıyor

Belçika Mülteci ve Göç Bakanı Theo Francken, Belçika'nın Limburg bölgesinde bulunan üç sığınmacı merkezini kapatma kararı aldıklarını bildirdi. Mülteci ve Göç Bakanı Theo Francken, Belçika'nın Limburg bölgesinde bulunan üç sığınmacı merkezini kapatma kararı aldıklarını bildirdi. Bakan Francken, Flamanca resmi yayın yapan VTM televizyonuna yaptığı açıklamada, ülkeye gelen sığınmacı sayısının azıldığını ve bu nedenle bazı sığınmacı merkezlerinin kapatılacağını söyledi. Francken, "Ülkeye gelen sığınmacı sayısı sabitlendi ve azaldı. Bu nedenle yakın gelecekte sığınmacılar için açılan bazı yer ve merkezler kapatılacak." ifadelerini kullandı. Yaklaşık 60 sığınmacı merkezinin bulunduğu Belçika'ya, 2017 yılında bin 309 sığınmacının geldiği belirtiliyor.

Mutabakat Sığınmacı Sayısını Düşürdü

Öte yandan, Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye arasında 18 Mart 2016 tarihinde imzalanan sığınmacı mutabakatının kıtaya gelen sığınmacı sayısında ciddi düşüşe yol açtığı biliniyor.

Resmi verilere göre, 2015 yılında Yunanistan'a giren düzensiz göçmen ve sığınmacı sayısı 853 binin üzerindeyken, 2017 sonlarında bu rakam yüzde 98'lik düşüşle 20 bin 364'e kadar geriledi. Avrupa İstatistik Ofisinin (Eurostat) yayımladığı verilere göre de 2017'de AB ülkelerine iltica başvurusunda bulunanların sayısı bir önceki yıla göre yarı yarıya azaldı. Sığınmacı mutabakatı öncesinde AB'ye 2015 yılında 1 milyon 257 bin 610, 2016'da 1 milyon 206 bin 120 kişi iltica başvurusu yaparken, bu rakam mutabakatın olumlu etkileri sayesinde 2017 yılında 650 bine geriledi.

(Haberler.com, 26 Mart 2018)

 

AB Komisyonu Başkanı Juncker: “Türkiye ile Müzakerelerin Devamının Garantörüyüm”

AB Komisyonu Başkanı Juncker, "Türkiye ile müzakerelerin devamının garantörüyüm." dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Donald Tusk, AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ve Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov, Varna'da Türkiye-AB zirvesinin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

Zorlu Bir Dönemi Geride Bırakmış Olmayı Umuyoruz

AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, Türk halkının büyük ve cesur bir ulus olduğunu ve büyük bir saygı duyduğunu belirtti.  Türkiye'nin AB'nin gerçek bir ortağı olmasını istediklerini ifade eden Juncker, "Stratejik ortaklıkta bizi bir araya getirenler etrafında toplanmak ve bizi bölen konulara çözüm bulabilmek için samimi ve açık bir iş birliği ve diyaloğu sürdürmemiz lazım." dedi. Türkiye'yle AB arasında ortak çıkar alanları ile beraberce ele alınması gereken sınamalar olduğunu aktaran Juncker, enerji, güvenlik ve terörle mücadele iş birliğini ortak çalışma alanları arasında saydı.  Türkiye'nin Afrin operasyonuna ilişkin de konuşan Junkcer, her türlü müdahalenin uluslararası hukuk çerçevesinde yapılması gerektiğini ifade etti.

Sığınmacıların Sayısı Yüzde 75 Oranında Düştü. Bu Türkiye Devletinin Başarısı

Sığınmacılar konusunda her şeyin mükemmel olmadığını ancak AB ve Türkiye arasında yapılan anlaşmanın etkili olduğunu belirten Juncker, "AB'ye gelen sığınmacıların sayısı yüzde 75 oranında düştü. Bu Türkiye devletinin başarısı. Çünkü, Suriye'den gelen bir çok sığınmacıyı topraklarına aldılar. Bu da, Türkiye'nin sorumluklarını yerine getirmede ve AB'yle dayanışma gösterme ve gerekeni yapma konusunda büyük bir örnek. Bunun için Türkiye'ye çok teşekkür ediyoruz." diye konuştu.  AB'nin anlaşmalar çerçevesinde Türkiye'deki sığınmacılar için mali yardımda bulunduğunu anımsatan Juncker, AB'nin sığınmacılar gerekli miktarda para transferinin gerçekleştirmediğine ilişkin eleştirilere dair olarak da bu katkının yerine getirilebilmesi belirli bir prosedürü izlemek zorunda olduklarını dile getirdi.

"AB'nin 3 milyar avroluk yardım konusundaki sorumluluklarını yerine getirmesine ilişkin herhangi bir şüphe olmamalı." diyen Juncker, bunu yerine getireceklerini belirtti.

Türkiye ile Müzakerelerin Devamının Garantörüm

AB-Türkiye ilişkilerine konuşan Juncker, her zaman AB'nin üyeliğini ve bir noktada Türkiye'nin AB'ye alınmasını desteklediğini ifade eden Juncker, "Hiçbir zaman üyelik müzakerelerinin durdurulması taraftarı olmadım. Türkiye ile müzakerelerin devamının garantörüydüm ve öyle olmaya da devam edeceğim." şeklinde konuştu.  Türkiye'nin üye ülkelerle ilişkilerini, özellikle de Güney Kıbrıs ve Yunanistan geliştirmesi gerektiğini savunan Juncker, AB ve Türkiye arasındaki diyaloğun geliştirilmesi için bunun bir gereklilik olduğunu söyledi. 15 Temmuz darbe girişimini gece yarısı, daha sonuç belli olmadan kınadıklarını anlatan Juncker, AB'nin gösterdiği tepkinin sonuçla değil, Türk halkıyla ilgili olduğunu belirtti. O gece Cumhurbaşkanı Erdoğan'a suikast girişiminde bulunulduğunu bilmeden darbeyi kınadıklarını kaydeden Juncker, alınan önlemlere işaret ederek, "Türkiye'den gazetecileri tutuklaması" konusuna yeniden bakmasını istedi.  Junker, "Güzel bir toplantıydı, çünkü büyük demokrasilerde açık ve samimi şekilde konuşabilmek bir prensiptir." ifadesini kullandı.

(Anadolu Ajansı, 26 Mart 2018)

 

AB-Türkiye Mülteci Anlaşması: AB Fonları Nereye ve Nasıl Harcanıyor?

Türkiye ve Avrupa Birliği (AB), 18 Mart 2016’da imzalanan ‘Mülteci Mutabakatı’ ikinci yılını doldururken liderler anlaşmanın devamı için Bulgaristan’ın başkenti Varna’da buluşuyor. İki taraf arasında yapılan anlaşma, Avrupa Birliği ülkelerine kaçak yollarla varan göçmenlerin Türkiye’ye geri gönderilmesini ve bunun karşılığında da Türkiye’de yasal olarak kalan Suriyelilerin Avrupa’da mülteci olarak kabul edilmesini içeriyor. Mülteci anlaşmasının karşılığında ise Türkiye’ye 6 milyar euroluk finansal yardım, Türkiye vatandaşlarına AB ülkeleri için vize kolaylığı ve Türkiye’nin AB’ye girme sürecinin hızlandırılması yer alıyor.

AB-Türkiye arasındaki ilişkiler, fonların ilk yarısının yeterince hızlı aktarılmadığı ve AB’nin verdiği sözleri tutmadığı gerekçesiyle gergin durumda. Bu sebeple, 26 Mart Varna zirvesinde görüşmelerin nasıl geçeceği en çok merak edilen konulardan birisi. AB, 6 milyar euroluk maddi yardımı iki aşamada vermeyi karara bağlayarak fonların ilk kısmı olan 3 milyar euroyu Türkiye’ye aktarmıştı. Fakat Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan anlaşmanın imzalanmasından 6 ay sonra yaptığı açıklamada hayal kırıklığını şu şekilde dile getirmişti; “Bize ödenen 179 milyon euro, bize söz verilense 3 milyar euro.” Ayrıca yakın zamanda Avrupa Birliği Bakanlığı, “Suriyelilerin ihtiyaçları dikkate alındığında, AB'nin taahhütlerini yerine getirmede daha hızlı olması gerektiği çok açıktır” açıklamasında bulundu. Anlaşmanın ikinci yılında, 14 Mart 2018’de, AB Komisyonu göç ve vatandaşlık delegesi Dimitris Avramopoulos Türkiye’ye ikinci paket olarak diğer 3 milyar euronun ödenmesi konusunda da hem fikir olduklarını ifade etti. Avrupa Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakereleri delegesi Johannes Hahn Mülteci Mutabakatıyla ilgili Euronews’a şu sözleri aktardı: “Anlaşma her iki taraf için de iyi gidiyor, mutabakatın imzalanmasından itibaren Avrupa’ya gelen kaçak göçmen sayısı hızlı bir şekilde düştü.” Türkiye’deki Göç Araştırmaları Vakfı (GAV), AB fonlarının ilk paketinin oldukça yavaş aktarıldığını, bu sebeple ikinci pakette daha hızlı ve etkin olunması gerektiğini belirtti. Varna görüşmeleri gündemdeyken, AB fonlarının nasıl kullanıldığı, yeterli fon sağlanıp sağlanmadığını ve mültecileri kabul eden ülkelerin söz konusu fonları nasıl paylaştığını görmek için bazı grafikler hazırladık. Grafiğe ilk baktığımızda kontratlı fonlar ve ödenmiş fonlar arasında ciddi bir farkın olduğu görülüyor. Avrupa Komisyonu delegesi Hahn, ilk paket esnasında Türk yetkilerle yeterince iyi iletişim kuramadıklarını bu sebeple fonların ödenmesinde gecikmeler olduğunu belirtiyor.

(Euronews Türkiye, 26 Mart 2018)

 

Almanya'da İade Edilemeyen Sığınmacıların Sayısında Artış

Almanya'da iltica başvurusu reddedilen ancak geçerli kimlik belgeleri olmadığı için ülkelerine iade edilemeyenlerin sayısının 65 bin olduğu açıklandı. Almanya'da iltica başvurusu reddedilen ancak geçerli evrak eksikliğinden dolayı ülkelerine iade edilemeyenlerin sayısında yüzde 71 oranında artış meydana geldi. Almanya İçişleri Bakanlığı'nın 2017 verilerine göre iltica başvurusu reddedilmiş ve ülkelerine iade edilmeleri gereken 65 bin kişi bulunuyor. Bu sayı 2016'da 38 bindi. İadelerin gerçekleşememesinin başlıca nedeni olarak sığınmacıların pasaportlarının olmaması gösteriliyor. Sığınmacıların vatandaşı oldukları ülkelerin bazılarının büyükelçiliklerinin pasaport ve diğer gerekli evrakların sağlanmasında gerekli işbirliğini göstermedikleri belirtiliyor. Funke Mediengruppe isimli yayın şirketinin elde ettiği İçişleri Bakanlığı raporuna göre, en zayıf işbirliği Hindistan ve Pakistan ile. Raporda Hindistan'la ilgili, "Elçiliğe sık sık yapılan ziyaretlere rağmen pasaport yenilenmesi taleplerinin işleme konması çok yavaş yapılıyor ya da hiç yapılmıyor" denildi. Pakistan'la ilgili ise pasaport yenileme işleminin yapıldığı ancak çok yavaş olduğunu ifade edildi. Lübnan'la ilgili ise taleplere çok nadiren yanıt verildiği bilgisi verildi. Raporda Türkiye temsilcilikleriyle işbirliğinin ise 2017'nin sonlarından itibaren yavaşladığı, işbirliğinin "ülke genelinde zayıf ile çok zayıf arasında" olduğu belirtiliyor. Avrupa Birliği (AB) Göç Komiseri Dimitris Avramopoulos bu ay yaptığı açıklamda, sığınmacıların iadesi konusunda zayıf işbirliği gösteren ülkelerden AB'ye yapılacak vize başvuru koşullarının zorlaştırılmasının gündemde olduğunu söylemişti. Ülkelerine iade edilemeyenler arasında 5 bin 743 Hindistan, 4 bin 943 Pakistan, 3 bin 915 Afganistan ve 3 bin 828 Rus vatandaşı var.  Rapora göre iltica başvurusu reddedilen 3 bin 800 kişinin uyruğunun ise "belirsiz". İade edilebilecek ülkesi olmayanların arasında Kürtler ve Filistinliler öne çıkıyor. AB'nin istatistik bürosu Eurostat'ın verilerine göre Almanya AB içerisinde en fazla iltica başvurusu yapılan ülke.

(Deutsche Welle Türkçe, 26 Mart 2018)

 

Yunanistan'da Göçmenlere Ait 2 Ceset Bulundu

Yunanistan’ın Dedeağaç kentinde terk edilmiş bir köyde göçmenlere ait olduğu sanılan bir erkek ve bir kadın cesedi bulundu. Yunan Haber Ajansı ANA-MPA'nın haberine göre, Potamos köyünde bir evde ölü bulunan 35-40 yaşlarında ve göçmen olduğu tahmin edilen kişilerin, cinayete kurban gittiği şüphesi üzerinde duruluyor. Ajans haberinde, yılda birkaç kez kültürel etkinlikler için kullanılan evde yapılan incelemede çatışma izlerine rastlandığını, üzerlerinde kimlik belgesi bulunmayan kadın ve erkek cesedinin incelenmek üzere Adli Tıp Kurumu'na kaldırıldığını belirtti. Yaklaşık bir ay önce meydana geldiği tahmin edilen olayla ilgili soruşturma başlatıldığı bildirildi.

(NTV, 26 Mart 2018)

 

Almanya'da Soğutucu Kamyonunda, Ölmek Üzere Olan 8 Mülteci Bulundu

Almanya'nın Kuzey Ren Vestfalya (KRV) eyaleti Dortmund şehri yakınlarındaki Schwerte'deki A1 otobanında bulunan dinlenme bölgesinde polis, soğutucu kamyonunda 8 mülteciyi ölmekten son anda kurtardı. Polis ve itfaiye kaynakları soğutucu kamyon içerisinde çocuklar dahil olmak üzere 8 mültecinin donma tehlikesi ile karşı karşıya olduklarını ve muhtemelen 5 ile 7 saat kamyonun içerisinde olduklarını bildirdi. İHA'nın haberine göre, Litvanya asıllı kamyon şoförünün çığlık sesleri duyması üzerine, Almanca bilen diğer arkadaşından yardım isteyerek polis çağırdığı ve bunun üzerine polis ve itfaiye ekiplerinin soğutucu kamyonundaki mültecileri ölmekten son anda kurtardığı belirtildi. Kamyon şoförünün verdiği ilk ifadede, kamyondaki mültecilerden haberdar olmadığı belirtildi. Mültecilerin nereden geldiği ise hala belirsizliğini koruyor. Mültecilerin, tedavilerinin ardından tercüman yardımı ile ifadelerinin alınacağı bildirildi.

(Haber Türk, 26 Mart 2018)

 

Viranşehir'de Mülteci Protokolü

Şanlıurfa'nın Viranşehir Kaymakamlığı ile Danimarka Mülteci Konseyi (Danish Refugee Council) arasında Suriyeli ve Türk vatandaşlarının sosyal entegrasyonunun sağlanmasını amaçlayan iyi niyet protokolü imzalandı. Kaymakam Ömer Çimşit’i ziyaret eden DRC Geçim Kaynakları Kıdemli Proje Yetkilisi Mahmut Sansarkan ve DRC Avukatı, Danimarka Mülteci Konseyi’nin Türkiye’de faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Ziyaretten dolayı memnuniyetini dile getiren Kaymakam Ömer Çimşit, taraflar arasında yapılan görüşmeler sonucunda Viranşehir Kaymakamlığı ve Danimarka Mülteci Konseyi arasında hem Suriyeli Sığınmacıların hem de yerli vatandaşların entegrasyonu için iyi niyet protokolü imzalamaya karar verdiklerini belirtti. İmzalanan protokolü ilçeye hayırlı olması temennisinde bulunan Kaymakam Ömer Çimşit, ilçeye fayda sağlayacak her kurum ve kuruluşla çalışmaya hazır olduklarını ifade etti.

(Hürriyet, 27 Mart 2018)

 

Suriyeli Gençler Üniversiteye 'Akademik Türkçe' ile Hazırlanacak

Türkiye'de yaşayan 4200'den fazla Suriyeli genç, 9 aylık yoğun Türkçe programını tamamlayarak üniversitelere giriş için gerekli dil yeterliliğine sahip olabilecek. Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği (BMMYK), Avrupa Birliği (AB) ve Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının (YTB) iş birliğiyle Türkiye'de yaşayan Suriyeli gençler, üniversiteye hazırlanacak. YTB ve BMMYK'dan yapılan yazılı açıklamaya göre, "Suriye mülteci krizinin etkilerini hafifletmek için Türkiye'deki ulusal kurumların desteklenmesi" ve "Türkiye'deki Suriyeli mültecilerin yüksek öğretime erişimlerinin desteklenmesi" projeleri, AB ve Türkiye'nin finans desteğiyle yürütülüyor. Projeler, Türkiye'de yüksek öğrenim programlarına kaydolan Suriyeli öğrenci sayısını artırmayı hedefliyor. Söz konusu projeler kapsamında, 2017-2018 akademik yılında 4200’den fazla lise mezunu Suriyeli genç, 9 aylık yoğun bir Türkçe programını tamamlayarak üniversitelere giriş için gerekli Türkçe dil yeterliliğini kazanma fırsatı yakalayacak. Katılımcılardan öğrenim harcı alınmaması kararlaştırılan projelerde Suriyeli gençler, Türkçe konuşma, okuma ve yazmayı öğrenecek. YTB Başkanı Mehmet Köse, yapılan iş birliğinin önemini vurgulayarak Suriyeli gençlere yönelik uzun vadeli projelerin, aynı zamanda dünya barışına da katkı sağlayacağının altını çizdi. Köse, “Suriye’deki iç savaş, tamiri uzun zaman alacak altyapı tahribatlarına sebep olmuş olabilir. Ancak bundan daha önemli bir husus, yerlerinden edilmiş Suriyeli gençlerin, gittikleri ülkelerde geçirecekleri zamanı, kendi ülkelerinin geleceğini de düşünerek iyi bir şekilde değerlendirebilmelerinin sağlanmasıdır." değerlendirmesinde bulundu. Bu tür insanlık dramlarının yaşandığı ülkelerdeki genç nüfusun, yaşanan olaylar yüzünden "kayıp nesil" olarak adlandırıldığına dikkati çeken Köse, "Ancak uluslararası toplumun da bilinçli katkılarıyla, bulundukları ev sahibi ülkelerde Suriyeli gençlere verilecek eğitim imkanı, bu gençlerin ‘kayıp nesil’ değil, bilakis Suriye’nin geleceği açısından ‘kurucu nesil’ olmalarını sağlayabilecektir. Günümüzde bölgesel ve küresel barışın sütunlarından birini bu konunun oluşturduğundan şüphe yoktur.” dedi. BMMYK Türkiye Temsilcisi Katharina Lumpp da projelerin önemine dair, "Bu iki proje, Türk makamları, BMMYK ve AB Türkiye Delegasyonu arasındaki etkili iş birliğinin ve sorumluluk paylaşımının iyi birer örneği. Bu ortak çalışmalar sayesinde Suriyeli gençler, üniversiteye gitme hayallerini gerçekleştirme ve sonrasında da yaşadıkları topluma nitelikli meslek sahipleri olarak katkıda bulunma fırsatına kavuşacaklar.” ifadelerini kullandı. AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Christian Berger, “Eğitim, mültecilere verdiğimiz desteğin kilit noktalarından biri. Türkiye’nin Suriyeli mültecilere öğrenim harcı muafiyeti tanımış olması, bizlerin hem BMMYK hem de YTB gibi Türk kurumları ile birlikte bu tür projeler yürütmemize olanak sağlıyor. Gençlerin eğitime erişimlerinin kolaylaştırılmasının onlara geleceklerini inşa etmeleri açısından büyük bir fırsat sunduğuna inanıyoruz.” açıklamasında bulundu.

(Anadolu Ajansı, 27 Mart 2018)

 

Suriyeli Sığınmacıların Ülkelerine Dönüşleri Sürüyor

Ülkelerindeki iç savaştan kaçarak Türkiye'ye sığınan bazı Suriyeli aileler, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları ile terör örgütlerinden temizlenen bölgelere dönüyor. Kadın ve çocukların da aralarında olduğu 80 Suriyeli, Gönüllü Geri Dönüş Programı kapsamında Öncüpınar Konaklama Tesisleri Göç İdaresi Müdürlüğü'ndeki işlemlerin ardından minibüslerle ülkelerine gönderildi. Suriye uyruklu Mahmud Varden, terör örgütlerinin yaşadıkları bölgelere saldırması sonucu 4 yıl önce Türkiye'ye sığındığını söyledi.

İnsanın Vatanı Gibisi Yok

Suriye'nin bazı bölgelerinde Türkiye sayesinde sağlanan huzur ve güven ortamından dolayı başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve emeği geçenlere teşekkür eden Varden, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Özgür Suriye Ordusu'nun (ÖSO) Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları sonrası kendi köyleriyle beraber birçok bölgeyi terörden temizlendiğini, bu nedenle kesin dönüş yapmaya karar verdiğini anlattı. Varden, Suriye'de kalan birçok yakınını uzun zaman sonra görebileceği için çok mutlu olduğunu sözlerine ekledi. Sabah Umran da, daha önce Suriye'de yaşamanın çok zor olduğunu ancak Türkiye sayesinde şimdi hayatın normale dönmeye başladığını belirtti. Türkiye'de kendilerine her türlü imkanın verildiğini ancak insanın vatanı gibisi olmadığını ifade eden Umran, bu nedenle ülkesine dönmeye karar verdiğini söyledi.

60 Bin Suriyeli Ülkesine Döndü

Öncüpınar Sınır Kapısı'ndan 1 Ocak 2015'ten bu yana Gönüllü Geri Dönüş Programı kapsamında yaklaşık 60 bin Suriyeli ülkesine döndü. Öte yandan, Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ve Türk Kızılayı başta olmak üzere birçok yardım kuruluşu, terörden arındırılan bölgelerdeki sivillerin ihtiyaçlarını karşılamak için sınırın Suriye tarafına geçiş yaptı.

(TRT Haber, 26 Mart 2018)

 

Göç ve Medya Konferansı

Eski AA Genel Müdürü ve UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanvekili Hilmi Bengi, Kadir Has Üniversitesi'nce düzenlenen 'Göç ve Medya Konferansı'na katıldı- Eski AA Genel Müdürü Bengi:- 'Suriye'den Türkiye'ye olan göç ile dünyanın belki ilk kez tanık olduğu bir göç olayıyla karşı karşıyayız.

Eski Anadolu Ajansı Genel Müdürü, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) Türkiye Milli Komisyonu Başkanvekili, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Rektör Danışmanı Dr. Hilmi Bengi, Kadir Has Üniversitesi'nce düzenlenen, "Göç ve Medya Konferansı"nda, "Türk Basınının Türkiye'deki Suriyelilere Dönük Yaklaşımı" konulu sunum gerçekleştirdi.

Kadir Has Üniversitesi-Galata Salonu'nda gerçekleşen konferansta, AA muhabirine açıklama yapan Bengi, göç meselesinin Türkiye'ye, Osmanlı Dönemi'nden tevarüs ettiğini belirtti.

Bengi, "Göç ve Medya" konulu konferansta ele alınan konunun, Osmanlı Dönemi'nden itibaren yaşanan göç olaylarından farklı bir seyre sahip olduğuna belirterek, "Suriye'den Türkiye'ye olan göç ile dünyanın belki ilk kez tanık olduğu bir göç olayıyla karşı karşıyayız. Başlangıçta geçici bir vakıa gibi görüldü ama Orta Doğu'daki meseleler devam ettikçe, Türkiye'nin göç hadisesine alışması gerektiği ortaya çıktı." Dedi Konferansta, göç meselesinin toplumsal boyutları ve medyaya nasıl yansıdığının ele alındığını dile getiren Bengi, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Basında, göç konusuna iki yönlü bir bakış var. Biri göçü bir vakıa olarak kabullenip, bunun toplumsal boyutları üzerine kafa yormak ve bunun bir insanlık meselesi olduğunu kavrayıp, bu çerçeve üzerine yoğunlaşanlar. Diğerinde de maalesef ön yargılı bir yaklaşımın olduğunu gözlemliyorum. Göç hadisesine sadece siyasi iktidarın meydana getirdiği ve politikaları nedeniyle vuku bulan bir mesele gibi değerlendirenlerin olduğunu görüyoruz. Onlar da meseleye farklı bir pencereden baktıkları için çoğu zaman gerçeği tam manasıyla yansıtamıyorlar."

Suriyelilerle Birlikte Yaşama Durumunu Kabullenmemiz Gerekmektedir

Bengi, Suriyeli göçmenlerle alakalı, Türkiye'de yaşanan gelişmelerle birlikte farklı bir bakışın hakim olmaya başladığını ifade ederek, "Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarından sonra tersine göç olaylarının gündeme gelmesiyle birlikte, bu işin yavaş yavaş kendi mecrasına doğru oturduğu ve akması gereken yöne doğru akmaya başladığını görüyoruz." değerlendirmesinde bulundu. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatıyla birlikte, Suriyelilere karşı ön yargılı sürecin yerini rahatlamaya bıraktığını sözlerine ekleyen Bengi, şunları kaydetti:

"Türkiye, bölgedeki hakimiyetini sağladığı sürece, insanlar da mutlaka bıraktıkları topraklara güven içerisinde yeniden dönebilmeyi arzu edecektir. Fakat bu durum hiç bir zaman bütünüyle, Türkiye'ye göç eden Suriyelilerin, ülkelerine geri dönecekleri gibi bir iyimserliğin içerisinde olmamak gerekir. Artık Suriyelilerle birlikte yaşamak durumundayız ve bunu kabullenmemiz gerekmektedir. Ayrıca diğer bir hadise ise geri dönenler bile muhtemeldir ki gidip-geleceklerdir. Bundan sonra Türkiye ve Suriye arasında bir mekik hadisesi ve gidiş-gelişler yaşanacaktır." Konferansta, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu İletişim Komitesi Başkanı ve Kadir Has Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Deniz Bayrakdar, UNESCO IFAP Hükümetlerarası Konsey Başkanı ve UNESCO Granada Daimi Üyesi Ms. Chafika Haddad ve Prof.Dr. Hasan Bülent Kahraman'ın da aralarında bulunduğu konuşmacılar, medyaya yansıyan Suriyeli mültecileri, milliyetçilik kavramını, göç meselesinin sosyal ve toplumsal yaklaşımını konu edindikleri sunumlarını gerçekleştirdi.

(Time Türk, 26 Mart 2018)

 

 

‘Geçmişten Günümüze Göç ve Kadın' Toplantısına Yoğun İlgi

Tepebaşı Belediyesi Sağlıklı Kent Konseyi ve Kafkasyalı Kadın Platformu işbirliğiyle düzenlenen “Geçmişten Günümüze Göç ve Kadın” konulu toplantı yoğun katılım ile gerçekleştirildi.

Tepebaşı Belediyesi Özdilek Sanat Merkezi Oktay Ekinci Sahnesi’nde düzenlenen etkinliğe Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç’ın yanı sıra Tepebaşı Belediyesi Sağlıklı Kent Konseyi Başkanı Serpil Çamoğlu, Kafkas Kültür Derneği Başkanı Turgay Tekin, Karaçay-Balkar Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Musa Korkmaz ile çok sayıda kadın katılım gösterdi.

Göç Küresel Bir Olay Ve Durdurulamaz Göçün Birçok Sebepleri Var

Kafkasya kökenli halkların 19. yüzyılın sonlarında Anadolu gibi dünyanın farklı bölgelerine zorunlu göçleri ve bu süreçte kadınların yaşadıkları zorlukların ele alındığı toplantıda konuşan Tepebaşı Belediyesi Sağlıklı Kent Konseyi Başkanı Serpil Çamoğlu, “Günümüzün en büyük sorunlarından biri göç iken geçmişte yaşanan göçleri hiçbir şekilde aklımızdan çıkarmamalıyız. Günümüze gelmek için önceden geçmişimizi araştırmamız gerektiğine inandık ve bu amaçla da siz sevgili Kafkas Kadın Platformu’nu davet ettik, çok teşekkür ediyoruz. Göç küresel bir olay ve durdurulamaz göçün birçok sebepleri var. Fiziksel, savaş, terör ve ekonomi gibi sebeplerle durduramadığımız bu göçün birde acı sonuçları var. Bu göçlerde en çok etkilenen kadın Şiddete uğrayan kadın, tacize uğrayan kadın, tecavüze uğrayan kadın, 13 yaşında hamile bırakılan çocuklarımız. Bunları düşündüğümüz zaman göçte kadın olgusunu başlatmak hepimiz için çok önemli oldu. Burada bir dayanışmaya ihtiyacımız vardı, onu da sizler sağladınız. Bugün burada başlattığımız toplantıyı da sonra Suriyeli kadınlarımız, Kırımlı kadınlarımız, Afrikalı kadınlarımız için mutlaka daha genişleterek yapacağız. Bugün burada paylaşacağımız anılar, sevinçler, acılar ve bütün güzellikleri bir kitap haline getirmeyi planlıyoruz. Başkanımız Ahmet Ataç bu konuda bize çok büyük destek verdi” şeklinde konuştu.

Göç Nedenleri İnsanlığın Yüz Karası

Toplantıda konuşan Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç ise, “Bu örgütlenmeler çok önemli, yan yana duracağız, birbirimize güç vereceğiz. Bu ülkede yine eski günlere dönüşü sağlayacağız. Demokrasi ve hukuk bize her zaman lazım, hukukun olmadığı yerde devlet olmaz. Burada yapılan çalışmayı yürekten kutluyorum. Eskişehir’e baktığınızda Balkanlar’dan, Kafkaslar’dan ve Kırım’dan göç ederek gelen insanlarımız bu potada erimişler ve güzel bir alaşım ortaya çıkmış. Eskişehir’imizin farklı bir tarafı var. Niye farklı; burada sevgi, barış ve özgürlük var çünkü. Onun için dışarıdan gelen insanlar artık, ‘Eskişehirliyim’ demeye başlıyor. Göç nedenleri insanlığın yüz karasıdır, başka bir şey söyleyemem. 19 ve 20. yüzyıla baktığınızda çok büyük göçler olmuş. Balkanlar’da, Kafkasya’da ve Kırım’da sürgünler olmuş. Kırım’da hala sürgünler var. Sürgünler konusunda kimsenin sesi çıkmıyor. Göçün en büyük zorluklarını kadınlar ve çocuklar çekiyor. Bugün Suriyelilerin botlarla başka bir yerlere giderken yaşadığı facialar ve sahillerimize vuran cesetler çok büyük bir acı. Allah kimseyi vatansız bırakmasın. Başkaları sığınmak için Türkiye’ye geliyor ama bizim gideceğimiz bir yer yok. Bu vatan bizim. Bugün burada yapılan çalışma son derece önemli, güzel bir toplantı. Yapanların eline, yüreğine sağlık. Biz her zaman sizlerin yanındayız” ifadelerini kullandı. Toplantıda konuşmaların ardından kısa bir müzik dinletisi olurken bir de sürgün ile ilgili bir video sunumu gerçekleşti. Etkinlik, katılımcıların söz alarak sürgün ve göçe dair hem anılarını hem de fikirlerini dile getirmesi ile son buldu.

(Milliyet, 26 Mart2018)

 

Kaçak Göçmenler İçin Sahte Evrak Düzenleyen İki Göçmen Tutuklandı

Erzurum'da kaçak göçmenlere sahte ikamet belgesi hazırlayıp sattığı tespit edilen Afganistan ve Pakistan uyruklu iki kişi tutuklandı. Erzurum Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince, son zamanlarda sayıları artan kaçak göçmenler için sahte evrak düzenlediği belirlenen iki göçmenin yakalanması için çalışma başlatıldı. Bu çerçevede Afganistan ve Pakistan gibi ülkelerden kaçak yollarla yurda girenlere, bulundukları illerde yasal olarak ikamet etme imkanı veren İl Göç İdaresi İdari Gözetim Kararı Sonlandırma Tebliğ Formlarının sahtesini düzenleyip, büyük meblağlar karşılığında sattıkları tespit edilen Pakistan uyruklu A.A. ile Afganistan uyruklu A.J.N. gözaltına alındı.

Çok sayıda sahte belgeyle yakalanan iki göçmen sevk edildikleri mahkemece tutuklandı.

(Haber Türk, 26 Mart 2018)

 

Edirne'de 278 Kaçak ve Sığınmacı Yakalandı

Edirne'de yasa dışı yollardan yurt dışına çıkmaya çalışan 278 kaçak ve sığınmacı yakalandı.  Alınan bilgiye göre, 54. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı'na bağlı hudut askerleri ile İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, merkeze bağlı Orhaniye, Bosnaköy ile İpsala ve Meriç ilçelerinde denetim yaptı. Denetimlerde, yasa dışı yollardan yurt dışına çıkmaya çalışan Fas, Cezayir, Filistin, Irak, Pakistan, Afganistan, Bangladeş ve Suriye uyruklu 278 kişi yakalandı.

Kaçak ve sığınmacılar, işlemlerinin ardından Edirne Göç İdaresi Müdürlüğü'ne gönderildi.

(Milliyet, 26 Mart 2018)