Türkiye’de ve dünyada son günlerde göç, göçmen, mülteciler ve sığınmacılar konularında 26 Şubat 2019 tarihinde gündemde öne çıkan başlıklar…

 

Avusturya’dan Skandal ‘Mülteci’ Kararı

Son yıllarda Müslümanlara ve yabancılara karşı uyguladığı yasaklarla gündemden düşmeyen aşırı sağcı Avusturya hükümeti, mültecilere yönelik ‘sokağa çıkma yasağı ve güvenlik hapsi’ gibi sert uygulamaları hayata geçirmeye hazırlanıyor. Başta Müslüman ve yabancılara karşı hayata geçirdiği yasakçı uygulamalarla eleştirilerin hedefindeki aşırı sağcı Avusturya hükümeti, Nazileri aratmayan ‘skandal bir kararı’ hayata geçirme kararı aldı. Avusturya’daki koalisyon hükümetinin aşırı sağcı kanadından İçişleri Bakanı Herbert Kickl, mültecilere yönelik uygulanması planlanan düzenlemeleri basın toplantısıyla duyurdu. Kickl, 1 Mart itibarıyla iltica başvurusunda bulunmuş ancak henüz mülteci statüsü elde edememiş kişilerin kaldığı yurtlarda belirli saatler arasında sokağa çıkma yasağı uygulanacağını, mültecilerin, 22.00 ila 06.00 arasında söz konusu merkezlerde bulunmak zorunda olduğunu söyledi.  Bu uygulamanın mecburi değil yurtların inisiyatifine bırakıldığını ifade eden Kickl, yasağa karşı çıkan mültecilerin, yasağı uygulamayan başka yurtlara yerleştirileceğini dile getirdi.

Güvenlik Hapsi Uygulaması

Kickl, ülkeye giriş yapmış ve iltica başvurusunda bulunan kişilerin kaldığı “ilk kayıt merkezlerinin” isminin geri “gönderme merkezi” olarak değiştirileceğini belirterek, burada kalanlara yönelik prosedürün hızlandırılacağını, geldikleri ülkelere iade ve geri gönderme sürecine ilişkin detaylı bilgilendirme yapılacağının altını çizdi. Potansiyel tehlike arz eden ilticacılara yönelik “güvenlik hapsi” uygulamasını hayata geçirmek istediklerini kaydeden Kickl, söz konusu düzenlemenin Avrupa Birliği (AB) yasalarıyla örtüştüğünü ileri sürdü.

Kickl, uygulamalarla, ileride, Avusturya’da yapılacak iltica başvurularının önüne geçmeyi planladıklarını sözlerine ekledi.

Nazilere Özendiler

Aşırı sağcı hükümetin, güvenlik hapsi uygulamasını yürürlüğe sokabilmesi için meclisin üçte ikilik çoğunluğunun desteğini alması gerekiyor. Mecburi olmayan sokağa çıkma yasağı ise yurtların inisiyatifine bırakıldığından herhangi bir oylamaya gerek duyulmuyor.  Cumhurbaşkanı Alexander Van der Bellen, güvenlik hapsi uygulamasının hukuki açıdan sorunlu olduğuna dikkati çekerek, “Söz konusu uygulama özgürlüklerin kısıtlanması gibi çok kötü bir şeye yol açabilir. Bu konuda çok temkinli olmak gerekiyor.” şeklinde konuştu.  Yeni Avusturya Partisi (NEOS) de konuya ilişkin yaptığı açıklamada, güvenlik hapsi önerisinin hukuki açıdan tutarlı bir yanının olmadığı, böyle bir düzenlemeye NEOS’un destek vermeyeceği duyuruldu.  Öte yandan çeşitli sivil toplum kuruluşları, İçişleri Bakanının önerilerinin Nazi dönemi uygulamalarıyla benzerlik gösterdiğine işaret ederek  aşırı sağcı hükümete tepki gösterdi.

(Time Türk, 26 Şubat 2019)

 

Banker Bilo Filmi Trabzon’da Gerçek Oldu

İstanbul vaadiyle getirilen mülteciler Trabzon’da kaderlerine terk edildiler. Trabzon’da Banker Bilo filmi gerçek oldu. İstanbul’ getirilme vaadiyle kandırılan mülteciler, Trabzon – Gümüşhane sınırında kaderine terk edildi.

Jandarma Yeni Güzergâhı Tutmuş

İstanbul yerine Gümüşhane – Trabzon sınırında bulunan Salmankaş Tüneli yakınına bırakılan 28 Afgan ve Pakistan uyruklu mülteci, Araklı İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafında bulundu. İstanbul’a getirilmek üzere Van’dan ülkeye giriş yapan mülteciler, yaklaşık 700 kilometre yolu kamyon üstünde geçirdi. Jandarma mültecileri kaderine terk eden kamyonu ve sürücüsü buldu. Sürücü hakkında yasal işlem yapılırken, mülteciler sınır dışı edilmek üzere Göç İl Müdürlüğü’ne teslim edildi. Göçmen kaçakçılarının mülteciler için yeni güzergahlar aradığını ve Trabzon – Gümüşhane – Bayburt yolunu tercih etmeye başladı. Jandarma kaçakçılık ekiplerinin göçmen kaçakçılarına yönelik aldığı istihbarati bilgiler üzerine bu yolu da tuttuğu öğrenildi.

Polis Ekipleri 11 Mülteci Yakaladı

Trabzon Emniyet Müdürlüğü Araklı İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, göçmen kaçakçılığına yönelik yaptığı çalışma soncunda 11 Afganlı mülteci yakaladı. Afganlı mülteciler Yabancılar Şube Müdürlüğü teslim edildi.

Banker Bilo Filmi Akıllara Geldi

Trabzon’dan yaşanan bu olay, Şener Şen ile İlyas Salman’ın başrollerini paylaştığı Banker Bilo filmini hatırlattı. Filmde İlyas Salman’ın Almanya denilerek İstanbul’a bırakılmasını akıllara getirdi.

(Haber61, 26 Şubat 2019)

 

Belçika Basını: ‘AB, Mısır Diktatörü Sisi’yi Kucakladı’

Mısır’da hafta sonu düzenlenen Avrupa Birliği (AB) – Arap Birliği zirvesi için 24 Avrupalı liderin Şarm El-Şeyh’e gitmesi Avrupa’da tartışma yarattı. Belçika medyası zirveye ilişkin, “AB, Mısır diktatörünü kucakladı” başlığını kullandı. Uzmanlara göre, zirve AB tarafından son dönemde benimsenen “gerçekçi dış politikanın” yeni bir örneği. Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk ile Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz’un çabalarıyla gerçekleşen zirvede gündem, ekonomik ilişkiler, iklim değişikliği ve bölgesel çatışmalar olarak belirlenmişti. Ancak AB açısından en önemli gündem maddesi, terörle mücadele ve Afrika’dan Avrupa’ya yönelen mülteci akınının durdurulmasıydı. Avrupalı liderler, 2034 yılına kadar görevde kalmayı hedefleyen Mısır Devlet Başkanı Abdül Fetih El Sisi ile iş birliğini geliştirmeyi amaçlıyor.

(BBC, 25 Şubat 2019)

 

Iraklı Annenin Velayet Mücadelesi…

Iraklı Raghad Salamn isimli kadın 2016 yılında iki çocuğuyla birlikte Türkiye’deki annesinin yanına geldi. Kocasından şiddet gördüğünü öne sürerek Irak’a dönmek istemeyen Raghad, göçmenlik başvurusu yaptı. Raghad eşine boşanma davası açtı ancak dava reddedildi. Eşi ise Irak’ta açtığı davayla çocukların velayetini aldı ve ardından Irak mahkemesi kararının Türkiye’de tanınması için dava açtı. Düzce Aile Mahkemesi Irak’ın kararını tanıyarak çocukların velayetini babaya verdi. “Kadın hukuku var diye Türkiye’ye sığındım. Ama mahkeme Irak hukukunu kabul etti” diyen Iraklı anne karara itiraz etti. Düzce’de yaşayan biri 3 ve diğeri 5 yaşında iki çocuk annesi Iraklı Raghad Salamn 2016 yılında eşi Hayder Hussein’le Türkiye’ye geldi. Yaklaşık iki hafta tatil yaptıktan sonra Düzce’deki, göçmenlik bürosuna giden anne Irak’a dönerse hayatının tehlikeye gireceğini söyleyerek mültecilik başvurusunda bulundu. Ülkesine dönmeyen Raghad Salamn, eşinin kendisine şiddet uyguladığını öne sürerek boşanma davası da açtı. Düzce Aile Mahkemesinde görülen davada eşinin çocuklarını kaçırmak istediğini de iddia eden Iraklı Raghad çocukların velayetinin kendisine verilmesini istedi.

Mahkeme Boşanma Davasını Reddetti

Davalı eş Hayder Hussein ise duruşmada eşinin çocuklarını başka bir ülkeye kaçırma ihtimali olduğunu iddia etti. Eşiyle severek evlendiklerini anlatan Haydar Hussein eşine tokat atmadığını öne sürerek boşanmak istemediğini söyledi. Tanık ifadelerini de alan mahkeme boşanma davasını reddetti. Mülteci belgesi alan Iraklı anne çocuklarıyla birlikte Düzce’de annesinin yanına yerleşti.

Irak Mahkemesi Velayeti Babaya Verdi

Eşi Haydar Hussein bu sefer de, Irak mahkemesi tarafından çocuklarının velayetinin kendisine verildiğini dair kararın tanınması için dava açtı. Düzce Aile Mahkemesi, Irak mahkemesinin verdiği kararı kabul ederek, iki çocuğun velayetinin babasına verilmesi kararının tanınmasına hükmetti.

Anne, Karara İsyan Etti

Iraklı anne Raghad Salamn, çocuklarından ayrılmak istemediğini ifade ederek, “Türkiye’de kadın hukuku var diye biliyordum. Onun için buraya geldim. Ama mahkeme Irak hukukunu tanıdı” diyerek karara isyan etti. Iraklı anne, “Benim tanıklarım var. Hayder Hussein çocuklarımı kaçırmaya çalıştı. Ben barışmak istemiyorum. Türkiye’de çocuklarımla rahat yaşamak istiyorum. Burada boşanma davası açtım ama mahkeme bunu reddetti, Irak hukuku uygulandı. Bu karara itiraz edeceğim. Çocuklarımdan ayrılmak istemiyorum” dedi.

“Irak’ın Kararı Türkiye’deki Anayasal Haklara Aykırı”

Avukat Ahmet Başcı, Irak mahkemesi tarafından verilen kararın Türkiye’deki anayasal haklara aykırı olduğunu ifade ederek, “Çocukların yaşları dikkate alındığı zaman ve Irak mahkemesince annenin beyanları olmaksızın verilen karar anayasal haklara aykırı olduğu için çocukların anneleriyle birlikte Türkiye’de kalmaları için hukuki mücadeleyi sürdüreceğiz” açıklamasında bulundu.

(Sözcü, 26 Şubat 2019)

 

NRC Genel Sekreteri Egeland: “Yemen’in Yardımdan Çok Daha Fazlasına İhtiyacı Var”

Norveç Mülteci Ajansı (NRC) Genel Sekreteri Jan Egeland, İsviçre’nin Cenevre şehrinde yarın gerçekleştirilecek olan Yemen İçin Uluslararası İnsani Yardım Konferansı öncesinde yaptığı açıklamada, Yemen’in yardımdan çok daha fazlasına ihtiyacı olduğunu söyledi.

Norveç Mülteci Ajansı (NRC) Genel Sekreteri Jan Egeland, İsviçre’nin Cenevre şehrinde yarın gerçekleştirilecek olan Yemen İçin Uluslararası İnsani Yardım Konferansı öncesinde yaptığı açıklamada, Yemen’in yardımdan çok daha fazlasına ihtiyacı olduğunu söyledi. Norveç Mülteci Ajansı (NRC) Genel Sekreteri Jan Egeland, Birleşmiş Milletlerin (BM), İsviçre’nin Cenevre kentinde Yemen’deki insani krize yönelik yarın gerçekleştireceği uluslararası üst düzey insani yardım konferansı öncesinde açıklamalarda bulundu. Egeland, Yemen’in yardımdan çok daha fazlasına ihtiyacı olduğunu belirterek, “Yemen’de milyonlarca hayat tehlikede. Hükümetleri bu korkunç insan yapımı felaketin yarattığı ihtiyaçları karşılamak için finansmanı artırmaya çağırıyoruz” dedi. Cenevre’de gerçekleştirilecek olan Yemen İçin Uluslararası İnsani Yardım Konferansı’nda yıllarca süren çatışma ve mahrumiyetten muzdarip 19 milyon kişiye uluslararası destek aranacak. Egeland, “Yemen’e insani yardım için son bir yılda en çok bağışta bulunanların ABD, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri olması tesadüf değil. Toplam bağılın yüzde 60’ını bu üç ülke finanse ederken İngiltere yüzde 5’ini finanse etti. Bu ülkeler savaşın her iki tarafındaki ülkelerle birlikte aynı zamanda 24 milyon Yemenliyi yardıma muhtaç bırakan savaşa katkıda bulundu. Bu rakam, tüm Yemen nüfusunun dörtte üçünden fazladır. Bu acımasız savaşa dahil olmayan hükümetlerden de daha fazla paraya ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı. Silah ticareti yapan ya da çapraz ateşe yakalanan Yemenli sivillere bomba atan devletlerin ikiyüzlülüğüne bir son verilmesi gerektiğini ifade eden Egeland, “Yemenliler paradan çok daha fazlasına ihtiyaç duyuyorlar. Yardım dağıtımında siyasi ve askeri makamların müdahalesine son verilmesi gerekiyor. Ayrıca, ablukanın kaldırılması, tüm limanların ve havaalanlarının yeniden açılması, kamu hizmetlerinin yenilenmesi ve çatışmaya son vermesi için ülke çapında ateşkes yapılması gerekiyor. İnsanların içinde bulunduğu acı döngüyü kırmanın tek yolu budur” dedi.

(İHA, 25 Şubat 2019)

 

ABD Çekildiğinde Türkiye’yi Suriye’de Ne Bekliyor?

Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye’den aşamalı çekilme kararı, iç savaşın dokuzuncu yılına girdiği ülkedeki kilit aktörlerden biri olan Türkiye’nin de gelecek dönem planlarını belirleyici nitelikte; keza Suriye’nin geleceğine dair müzakere masasında yer alıyor. Her ne kadar Beyaz Saray 400 Amerikalı askerin bölgede bir süre daha kalacağını açıklasa da, ABD’nin öncelikleri arasından Suriye’yi kısa zaman içerisinde çıkaracağı ve sorumluluğunu uluslararası partnerleriyle paylaşacağı görülüyor. Euronews Türkçe’nin ulaştığı diplomatik kaynaklara göre, spekülasyonların aksine Türkiye’nin bölgede kalıcı olmak, askeri çözüm konusunda ısrar etmek ve topraklarını genişletmek gibi bir niyeti yok. Tam tersine, siyasi sürecin önümüzdeki dönemde hızlandırılması, Türkiye’nin IŞİD ve PYD/YPG kaynaklı güvenlik kaygılarının giderilmesi Ankara’nın başlıca hedefi olmaya devam ediyor. Ankara, Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyor, ancak Esad yönetimini gayrimeşru bulduğu için muhatap almıyor. Her ne kadar istihbarat kurumları arasında iletişimin gerçekleştiği kısa süre önce açıklanmış olsa da, Türkiye Esad karşıtı tavrını yakın dönemde değiştirecek gibi görünmüyor. Aynı diplomatik kaynaklara göre, Türkiye, 2 bin civarı ABD askerinin Suriye’den çekilme sürecinde ABD ile iki eski müttefike yakışır şekilde diyalog ve müzakere yoluyla ortak zemin arayışını sürdürecek. Perşembe günü ABD Başkanı Donald Trump ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye gündemiyle telefonda görüştü ve Türk tarafının yaptığı açıklamaya göre siyasi geçiş sürecinin desteklenmesi ve terörle ortak mücadele konusunda mutabık kaldılar.

Münbiç Yol Haritası Bir Turnusol Kâğıdı Niteliğinde

Tarafların geçtiğimiz Haziran ayında üzerinde uzlaştığı Münbiç yol haritası bir turnusol kağıdı niteliğinde olup, ABD ile Türkiye’nin önümüzdeki dönem işbirliği için bir model oluşturma potansiyeline sahip. Bu açıdan, Trump’ın çekilme kararını açıklamasının ardından Ankara’nın ABD ile müzakerelere şans vermek ve ABD birliklerinin güvenli şekilde geri çekilmesini temin etmek için ertelediğini belirttiği Fırat’ın doğusuna operasyon planı, bölgeden YPG’nin tasfiyesinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine bağlı olarak yeniden gündeme gelebilir. Keza Türkiye’nin PKK’nın uzantısı olarak gördüğü PYD/YPG’nin Münbiç’ten de çıkmaması durumunda “ulusal güvenlik tehdidi” algılayan Ankara’nın operasyona yeşil ışık yakması kaçınılmaz olacak. Diplomatik kaynaklara göre, her ne kadar Ankara Münbiç’ten PYD/YPG’nin tamamen tasfiyesini ve ABD’nin PYD/YPG ile angajmanını tamamen kesmesini istese de, bunun ancak aşamalı bir takvim çerçevesinde olacağının da farkında.

‘ABD’nin Suriye’den Çekilme Sürecinin Türkiye Ayağındaki Hedefi”

Oxford Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi ve Al Sharq Forum araştırma direktörü Galip Dalay’a göre ise, ABD, Suriye’den aşamalı çekilme sürecinin Türkiye ayağını bir “paket program” şeklinde yönetmek istiyor. Bir diğer deyişle, bu programın kapsamına ikili ilişkilerin S-400 hava savunma sisteminden, Kürtlerle ilişkiler ve Münbiç’e dek tüm ilgili parametrelerini daha geniş bir çerçevede dahil ederek pazarlığını yapma niyetinde. Türkiye’nin Rusya’dan alacağı S-400’ler ve karşılığında ABD’nin Türkiye’ye F-35 temininin tehlikeye gireceğine dair yapılan açıklamalar, taraflar arasındaki güven bunalımını derinleştirmişti. 2012 yılında NATO ile olan anlaşma kapsamında İsrail’e fırlatılabilecek balistik füzeleri önleme amacıyla Malatya-Kürecik’e kurulan radarın kaldırılması da gündeme gelmişti. ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, geçtiğimiz günlerde Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmasında “NATO müttefikleri Doğu’dan silah alırken, ABD buna seyirci kalamaz,” ifadelerini kullanmıştı. Euronews Türkçe’ye konuşan Dalay, “Türkiye, ABD’nin öne sürdüğü paket dahilinde İran’ı dengeleme stratejisine dahil olmak veya S-400 meselesini pazarlık konusu haline getirmek istemiyor. Ankara, daha spesifik konu başlıkları üzerinden ilerlemeyi tercih ediyor,” diyor. Dalay, ABD’nin askerlerini çekmesinin ardından Fırat’ın doğusunun yönetimini uluslararacılaştıracağını düşünüyor. “ABD, bu aşamada Fransa ve İngiltere’nin taahhüt üstlenmesini sağlayacak. Türkiye’yi de bu uluslararasılaştırılmış yönetim içine dahil etmeye çalışacak”, diyor Dalay. Ankara’nın Münbiç ve Fırat’ın doğusu konusundaki bir diğer önceliği ise, bölgeyi gerçek sahiplerinin idare etmesi ve güvenliğin bir süre sonra yerel güçler tarafından sağlanması. Dolayısıyla, ABD’nin çekilme kararına rağmen Münbiç yol haritası halen masada olup, taahhütlerin gerçekleşme süresi, çekilme sonrasındaki döneme de uzayabilir. Ancak Dalay’a göre, her ne kadar YPG Suriye yönetimiyle yoluna devam etmeyi tercih edecek olsa da, ABD’nin Münbiç’ten çekilmesi sonrasında bölgede kontrolün kime ait olacağını belirleyecek olan da yine Washington’un nihai kararı.

ABD’li Senatör: YPG, PKK’nın Koludur

Bu doğrultuda Amerikan tarafında da Ankara’nın endişelerine yanıt verecek türden birtakım adımlar atılmıyor değil. Amerikalı Senatör Lindsey Graham Ocak ayında Ankara’da yaptığı bir basın açıklamasında “YPG, PKK’nın koludur, görmek isteyen için bu çok açıktır,” demişti. ABD’li yetkililerin açıkladığına göre, YPG’nin Türkiye sınırından uzaklaştırılması, ağır silahların ellerinden alınması konusunda Türk-Amerikan askerleri arasında bir planlama çalışması yürütülüyor. Graham, “Münbiç yol haritası uygulanırsa, Fırat’ın doğusunda güvenli bölge olur”, şeklinde bir tespitte de bulunmuştu. Kimi çevrelere göre, IŞİD’in yok edilmesinin ardından bölgenin yeni gündem maddesi “Kürt-Türk” çekişmesi olabilir. Suriye’nin kuzeyinde sınırı boyunca 32 km derinliğinde güvenli bölge oluşturulması ve bu bölgenin de Türkiye’nin denetiminde olması yönünde Ankara’nın taleplerine PYD/YPG karşı çıkıyor. ABD’nin çekilme kararının ardından Esad ile baş başa kalan Kürt muhaliflerin Şam ile yürütülen diyaloğa hız vermesinin ve Türkiye’nin olası bir operasyonu karşısında PYD/YPG’nin destek aradığı Fransa başta olmak bazı Avrupa ülkelerinin, belli sayıda “barış gücü” askerini ülkeye gönderebileceğini açıklamasının dengeleri nasıl etkileyeceği meçhul. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Robert Palladino, kısa süre önce yaptığı açıklamada, Suriye’den çekilme süreçlerinde güvenli bölge oluşturulması için Türkiye ile aktif bir görüşme içerisinde olduklarını ve faaliyetlerinde Türkiye’nin meşru güvenlik endişelerini hesaba kattıklarını belirtti.

Suriyeli Sığınmacıların Dönmesi İçin Türkiye ‘Güvenli Bölge’ İstiyor

Türkiye, talep etmeleri durumunda ülkede misafir ettiği Suriyeli sığınmacıların, Tel Abyad, Kamışlı, Resulayn gibi kasabaları da kapsayacak olan güvenli bölgeye geri dönmesine de izin verebilir. Bu açıdan Türkiye’nin hassasiyetleri, bu geri dönüşün gönüllü olması, güvenlikli bir şekilde gerçekleşmesi ve uluslararası normlara uygun olması. Şu ana kadar Türkiye’nin Suriye’de gerçekleştirdiği sınır-ötesi operasyonlar sonucunda 310 bin sığınmacı, güvenli hale gelmesi sebebiyle Cerablus, Afrin ve El Bab’a geri döndü. Ancak, ABD ile Türkiye’nin “güvenli bölge” konusunda halihazırda ortak zeminde buluştukları söylenemez. Dalay’a göre; ABD “tampon bölge” konusunda ısrarcı ve bu önerisiyle YPG ile Türkiye arasında çatışmaların önlenmesini amaçlıyor. Türkiye ise, “güvenli bölge” tesis ederek, tercihen bu bölgeye Suriyeli mültecilerin geri dönmesini istiyor. Öte yandan, güvenli bölge kapsamının YPG’nin halihazırda elinde olan kent merkezlerini kapsayıp kapsamayacağı da netlik kazanmadı.

‘Türkiye’nin Razı Olacağı Asgari Payda Nedir?’

“Türkiye’nin güvenli bölgenin kriterleri konusunda ne kadar esnek olduğu, tarafların ortak zeminde buluşup buluşamayacağını belirleyecek. Kritik soru şu: Türkiye’nin razı olacağı asgari payda nedir?”, diyor Dalay. Diplomatik kaynaklara göre, Türkiye ile Suriye arasında 1998 yılında imzalanan ve Türkiye’ye sınır-ötesi terör operasyonları yapma imkanı veren Adana Mutabakatı ise, Ankara’nın Şam’ı merkezi bir otorite olarak bir muhatap almamasından dolayı işlevsel durumda değil. Uzmanlar da, Rusya’nın bu yöndeki girişimlerine rağmen, istihbaratı temaslar dışında Ankara-Şam ekseninde yakın tarihte doğrudan bir temas beklemiyorlar.

(Euronews, 25 Şubat 2019)

 

Sürücünün Terk Ettiği Minibüste 34 Kaçak Göçmen Yakalandı

Edirne’nin İpsala ilçesinde çamura saplanması sonucu sürücüsünün terk ettiği minibüste, Yunanistan’a çıkış yapmak isteyen 34 kaçak göçmen yakalandı. İpsala İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, Köprü Mahallesi’ndeki gümrük yolunda çamura saplanan minibüsten şüphelenerek, arama yaptı. Sürücünün terk ettiği belirlenen minibüste, Yunanistan’a çıkış yapmak isteyen Afganistan, Pakistan ve Bangladeş uyruklu 34 kaçak göçmen yakalandı. Kaçaklar, emniyetteki işlemlerinin ardından Edirne İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne teslim edildi. Araç sürücüsü olduğu belirlenen U.A.’nın yakalanması için polis çalışma başlatıldı. Olayla ilgili soruşturmanın sürdüğü belirtildi.

(DHA, 25 Şubat 2019)

 

Çeşme’de 46 Kaçak Göçmen Yakalandı

İzmir’in Çeşme ilçesi açıklarında, yasa dışı yollardan Yunanistan’a geçmeye çalışan düzensiz göçmenler yakalandı. Sahil Güvenlik Komutanlığı ekipleri, Çeşme açıklarında bir lastik bot içerisinde düzensiz göçmenlerin olduğu bilgisi üzerine bölgeye hareket etti. Durdurulan lastik şişme bot içerisinde 14’ü kadın 11’i çocuk 46 düzensiz göçmen yakalandı. Düzensiz göçmenler işlemlerin ardından İl Göç İdaresi Müdürlüğüne teslim edildi.

(Sabah, 26 Şubat 2019)