Türkiye'de ve dünyada göç, göçmen ve sığınmacılar konusunda gündemde öne çıkan başlıklar…

 

Fransa Hükümeti Paris Göçmen Kamplarının Tahliyesini Emrediyor

Paris: Polis, Fransa’nın başkentinde yaklaşık 2500 mültecinin derme çatma kamplarını ikna yolu ile veya güç kullanarak yıkmaya hazırlanırken, Fransız İçişleri Bakanı, evsizlere en barışçıl yollarla nasıl cevap vereceği tartışmasının tam ortasında olduğunu söylüyor.

Bu ay Paris'te çadır kentlerinin kıyılarındaki kamplarda iki göçmen boğuldu ve kamplardaki kavgalar yaralanmalara yol açtı. Bu durum kamu görevlilerinin harekete geçmesini hızlandırdı. Paris'in kuzey-doğusunda, koşucular ve bisikletçiler tarafından kullanılan kanal boyunca oluşturulan mülteci kamp alanı, Fransız İçişleri Bakanı Gerard Collomb, Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo'ya arasında kalıcı çözüme yönelik bir tartışmaya yol açtı.

Hidalgo, polisin göçmenleri tahliye etmesine izin vermek için gerekli adımları atmayı reddetmesinden pişmanlık duyduğunu ifade etti. Colomb ise en büyük kampı ve Paris'in etrafındaki diğer kamplarda yaşayan tahmini 1400 kişinin kaldırılmasını emretmekten başka seçeneği olmadığını söyledi. İçişleri Bakanı’nın emrinin, önümüzdeki günlerde gerçekleştirilmesi bekleniyor.

Bakan, yaptığı açıklamada, iyileştirilmiş kampları kapatmanın bazı göçmenlerin Fransa'dan gitmesine neden olacağını açıkladı. Belediye başkanları ve yardım grupları, kamplardaki insanların sığınma evlerine taşınmasını ve yardımların verilmesini isterken, tahliyelerin göçmenlerin sadece dağınık hale getirilmesi ya da sınır dışı edilmeleri ile sonuçlanacağından korkuyorlar.

Paris polisi geçtiğimiz üç yılda Paris kamplarından yaklaşık 28.000 göçmeni geri gönderdi, ancak Paris’e göç hız kesmedi.

(The Sydney Morning Herald, 24 Mayıs 2018)

 

Berlin'den Bremen Göç Dairesi'ne Yasak Kararı

Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer, Federal Göç ve Mülteciler Dairesi'nin (BAMF) Bremen şubesinde rüşvet karşılığı iltica hakkı verildiği iddiaları üzerine Bremen şubesinin iltica konusunda karar almasını yasakladı. İçişleri Bakanlığı'nın yazılı açıklamada, BAMF Bremen şubesinde 4 bin 568 iltica başvurusunda yapılan incelemeler sonucunda hazırlanan raporun, şubede "yasal düzenlemelere ve iç yönetmeliğe bilerek uyulmadığını” ortaya koyduğu belirtildi. "İltica işlemlerine olan güvenin ve Bremen Başvuru Merkezi'nin saygınlığının ağır bir şekilde zarar gördüğü” kaydedilen açıklamada, "güvenin ve saygınlığın yeniden kazanılması için Bremen Başvuru Merkezi'nin bugünden itibaren soruşturma süreci tamamlanana kadar iltica başvuruları ile ilgili karar almamasına karar verildiği” belirtildi. Açıklamada Seehofer'in "şüpheli çalışanlar tarafından alınan kararların incelenmesi için talimat verdiği" de vurgulandı. İçişleri Bakanlığı'nın açıklamasında, Bremen'de yapılan iltica başvuruları konusundaki kararların, BAMF'ın diğer şubeleri tarafından alınacağı kaydedildi. BAMF'ın Bremen şubesinde 2013 ile 2016 yılları arasında iltica başvurusunda bulunan az bin 200 kişiye gereken şartları yerine getirmemelerine rağmen iltica hakkı tanındığı iddia ediliyor. Bremen şubesinin eski yöneticisi ile bazı çalışanlar hakkında rüşvet aldıkları gerekçesiyle soruşturma başlatılmıştı. Bu arada Alman basınına yansıyan haberlerde, BAMF Genel Müdürü Jutta Cordt'ın da Bremen'deki yolsuzluk iddialarından haberdar olduğu öne sürüldü. Bild gazetesi Nürnberg-Fürth Savcılığı'na dayandırdığı haberinde, Cordt hakkında soruşturma başlatıldığını iddia etti.

(Deutsche Welle Türkçe, 23 Mayıs 2018)

 

Estonya Mültecilerine Kendi Konaklama Yerlerini Bulmaları Konusunda Kontrol Serbestliği

Estonya'ya gelen mülteciler artık hangi kasabaya yerleşmek istediklerini seçebiliyorlar. Daha önce Estonya devleti, gelen mültecilerin, genellikle yaşam alanlarını belirlemiş oluyordu.

ETV’nin Aktuaalne Kamera’daki haberine göre, bu sistem, ev sahiplerinin bir kontrat imzalamadan önce gelen kiracıları şahsen tanışmak istemesi sebebiyle bir takım zorluklarla karşılaşmıştı.

Sosyal İşler Bakanlığı sözcüsü Kaisa Üprus-Tali, mültecilerin ilk önce konaklama merkezine gideceğini ve bundan bir süre sonra, destek personeli ve konaklama merkezi yardımı ile kiralama piyasasında bir daire bulmakta serbest olacağını söyledi.

Orada bulunacak sosyal yardımlara ek olarak, Tallinn mülteci çocuklar için daha fazla eğitim seçeneğine sahip olmasına rağmen Tallinn Belediye Başkan Yardımcısı Tõnis Mölder’in görüşüne göre okul çağındaki çocukların göçü daha büyük sorunlara neden olabilir.

(ERR News, 24 Mayıs 2018)

 

Irak, 2 Yaşındaki Vatandaşını Öldüren Belçika Polisinin Hesap Vermesini İstiyor

Bakan Casim el-Caf yaptığı açıklamada, ‘’Belçika polisi tarafından Iraklı göçmen ailenin 2 yaşındaki kızları Mawda’nın öldürülmesini kınıyoruz. Bu acı olayın faillerinin hesap vermesini istiyoruz’’ dedi. Belçika yerel basını, geçtiğimiz hafta polis tarafından 70 kilometre boyunca takip edildikten sonra içerisinde onlarca göçmenin bulunduğu kamyonun durdurulduğu haberinden kısa bir süre sonra 2 yaşındaki Mawda’nın öldüğü haberini yayınlamıştı. Belçika haber ajansı Belga ise, ülkenin batısındaki Mons şehrinde polisin ateş açarak durdurduğu kamyonda vücuduna kurşun isabet eden küçük kızın hastaneye götürülmeye çalışıldığını, ancak yolda öldüğünü duyurdu. Yetkililerse kamyonun polisi ezmeye çalıştığını, bu nedenle polisin silah kullanmak zorunda kaldığını söyleyerek kendilerini savunmuştu. Belçika İçişleri Bakanı Jean Gambon geçtiğimiz cuma günü yaptığı açıklamada, “Acı bir olay, vahim bir sonuç. Olayın sebeplerini öğrenmek için gerekli soruşturma yürütülüyor” ifadelerini kullandı.

(Akşam, 23 Mayıs 2018)

 

Belçika'da Polis Şiddeti Protesto Edildi

Belçika'da 2 yaşında bir kız çocuğunun polis kurşunu sonucu hayatını kaybetmesi yüzlerce kişi tarafından protesto edildi. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarının çağrısı üzerine akşam saatlerinde yüzlerce kişi Brüksel'deki Adalet Sarayı önünde toplandı. Protestocular çevreye bebek ve çocuk elbiseleri ile oyuncaklar bıraktı. Hükümetin göç politikası ve polis şiddetine karşı slogan atan protesto, yoğun güvenlik altında gerçekleştirildi. Protestoda, Belçika'nın göç politikasını yeniden düzenlemesi ve polis şiddetine son verilmesi çağrısında bulunuldu. Geçen hafta Belçika'nın Namur kenti yakınlarında şüphe üzerine bir kamyoneti takibe alan polisin, aracın durmaması sonucu ateş açtığı duyurulmuştu. Başka bir araca çarparak duran kamyonette 30 sığınmacının yanı sıra 2 yaşında bir kız çocuğunun cesedine ulaşılmıştı. Otopsi sonuçları çocuğun yanağına isabet eden bir polis kurşunu sonucu hayatını kaybettiği ortaya çıkmıştı.

(Anadolu Ajansı, 23 Mayıs 2018)

 

Trump, Mara Salvatrucha (MS-13) Göçmen Çetelerine Karşı Hareket Etmeyen Ülkelere Yardımlarını Durduracak

New York: Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump çarşamba günü yaptığı açıklamada, MS-13 çete üyelerinin ABD'ye yasadışı yoldan geçmesini engellemek için hiçbir şey yapmayan ülkelere ABD'nin yardımını azaltmak için bir plan üzerinde çalıştığını söyledi.

Trump, yuvarlak masa toplantısında şiddetli çetenin yarattığı tehdit hakkında, bütün yardım yapılarının incelendiğini ve her şeyin kökten değişeceğini vurguladı.

MS-13 çetesi, 1980'lerde Los Angeles'ta El Salvador'dan gelen göçmenleri korumak için kuruldu ve o zamandan beri genişleyen bir sınır ötesi suç örgütü haline geldi. ABD Adalet Bakanlığı'na göre, çete üyelerinin sayısı dünya çapında 30.000, Amerika Birleşik Devletleri'nde ise 10.000 kişi. Trump, ABD'ye yasadışı yollardan giren göçmenlerin akışını engellemek için çeteleye karşı mücadelesine önemli bir boyut kattı.

(Pakistan Today, 24 Mayıs 2018)

 

Yermük Mülteci Kampı, Haritadan Silinmenin Eşiğinde

Birleşmiş Milletler (BM), Yermük Mülteci Kampı’nda yaşanan şiddetli çatışmaların sebep olduğu büyük tahribat nedeniyle mültecilerin evlerine dönüşünün zor olduğunu açıkladı. Esed rejimine bağlı güçler, Başkent Şam’ın güneyindeki kampta şiddetli çatışmaların ardından ele geçirmişti. Rejime bağlı güçler, yaklaşık bir ay süren şiddetli çatışmaların ardından Yermük Mülteci Kampı’nı kontrol altında tutan gruplarla anlaşmaya vararak bölgeyi tahliye etmişti. Rejim güçleri, tahliyelerden sonra kampta kontrolü tamamen sağladı.

Alt Yapı Hizmeti Çökmüş Durumda

Yermük Mülteci Kampı’na ilişkin AFP’ye bir açıklama yapan BM Filistinli Mültecilere Yardım Koordinatörlüğü (UNRWA) Sözcüsü Chris Ghannis, “Yermük Mülteci Kampı tamamen yıkılmış. Bu yıkımdan nasibini almayan neredeyse hiçbir ev yok. Kamptaki sağlık, su, elektrik ve temel hizmet şebekelerinin tamamı tahrip oldu” dedi. Ghannis, açıklamasında, “Bu merhametsiz savaşın getirdiği yıkım her yerde. Böyle bir atmosferde kaçan sivillerin evlerine dönmesini hayal etmek bile zor” şeklinde konuştu. Kampta sadece yüz ya da iki yüz kişinin kaldığını ve bunların çoğunluğunun hasta ve yaşlılardan oluştuğunu söyleyen Ghannis, “Yermük Mülteci Kampı’nın içinde bulunduğu durum hiçbir insani ilkeye uymayan bir durumdur. Buraya acilen insani yardım ulaştırılmalıdır” şeklinde konuştu.

Kamptaki Binaların Tamamı Neredeyse Yıkılmış Durumda

Yermük Mülteci Kampı’nda gelen fotoğraflar da Ghannis’i doğruluyor. Kamptan çekilen fotoğraflarda binaların neredeyse tamamının yıkıldığı ve caddelerin enkazlarla kapandığı görülüyor. Konuya ilişkin AFP’ye açıklamalarda bulunan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Siyasi Ofis Müdürü Enver Abdulhadi ise “Kampın kurtarılmasının ardından yapılacak ilk şey sivillerin geri dönüşünü sağlamak için yıkıntıların temizlenmesi ve sosyal hizmetlerin başlamasıdır” ifadelerini kullandı. Abdulhadi, açıklamasında, kampın yeniden imarı için UNRWA ile müzakerelerin başlatılacağını sözlerine ekledi. Suriye’de Mart 2011’de başlayan iç savaşın çok erken aşamalarından itibaren silahlı çatışmalara sahne olan Yermük Mülteci Kampı’nda, bir taraftan Esed rejimi, diğer taraftan DEAŞ terör örgütü tarafından 2014’ten beri sürdürülen kuşatma nedeniyle insani dram ve açlık yaşanmıştı.

(Şarku'l Avsat Türkçe, 24 Mayıs 2018)

 

Güney Kıbrıs'taki Binlerce Sığınmacının En Büyük Sorunu Konut

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) bir araştırması Güney Kıbrıs’taki binlerce sığınmacının karşı karşıya kaldığı en büyük sorunun uygun bir konut sorunu olduğunu gösterdi. UNHCR’ın ‘Kıbrıs’taki Sığınmacıların Yaşam Koşulları’yla ilgili raporunda, Güney Kıbrıs’taki sığınmacıların yüzde 10’dan azının Köfünye Kabul Merkezi’nde kaldığını, Kıbrıs’taki binlerce sığınmacının karşı karşıya kaldığı en büyük sorunun uygun bir konut sorunu olduğu belirtildi. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nden yapılan basın açıklamasında, Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki sığınmacılar için kabul koşullarının eksik yönlerinin uzun zamandan beri Birleşmiş Milletler (BM) Göçmen Ajansı için ciddi endişe nedeni olduğu kaydedildi. UNHCR’ın basın açıklamasında, sorunlarla ilgili derinlemesine bilgi sahibi olmak için UNHCR’ın Kıbrıs Üniversitesi’nin beş ana unsur, istihdam, barınma, eğitim, sosyal yardım ve toplum ilişkileri üzerine yoğunlaşarak ülkedeki sığınmacıların kabul koşullarıyla ilgili kapsamlı bir araştırma yürütmekle görevlendirdiğini ifade edildi. Açıklamaya göre araştırma, ülke genelinde yaklaşık 600 sığınmacıyla bire bir ve grup mülakatları, daha sonra devlet yetkilileri, sivil toplum örgütleri temsilcileri ve diğer esas taraflarla mülakatlar şeklinde gerçekleştirildi. Bu mülakatlarla ilgili yasa, politika ve uygulamaların dikkatli incelenmesiyle araştırmacılar sığınmacıları kabul koşullarının nasıl işlediği ortaya çıkarıldı. UNHCR’ın araştırmasında şöyle denildi: “Bu araştırmadan çıkan genel görünüm umut verici değil. Ülkedeki Köfünye Kabul Merkezi’nde yüzde 10’dan az sığınmacı barınıyor. Binlerce sığınmacının karşı karşıya kaldığı en büyük sorun uygun bir konut olmaması. Araştırmada tespit edilen buna ek en büyük zorluk, sığınmacıların çalışmasına izin vermek için uzun bir süre beklenilmesi, ondan sonra da sığınmacıların istihdam sektörü tarafından sınırlandırılmaları.” “Onlar zaten çalışamayan veya iş bulamayan, aldıkları sosyal yardım düzeyinin çok düşük, ulusal yoksulluk riski sınırının altında olmasından dolayı hassas olan bu bireyler ve aileler, maddi yönden ağır bir mahrumiyet içindeler.” Kıbrıs’taki UNHCR Temsilcisi Damtew Dessalegne, bu raporun bir akademik araştırma olmadığını, ancak öncelikle daha iyi standartta uygulama yapılması için bir çağrı olduğunu, politikacıların, ayrıca mülteci savunucularının bu çalışmayı düşündürücü bulacaklarını umduğunu belirtti. UNHCR raporun ilgili devlet otoriteleriyle paylaşıldığını, Lefkoşa’da 24 Mayıs’ta düzlenecek kamuya açık bir etkinlikte sunulacağını ve tartışılacağını bildirdi.

(Kıbrıs Postası, 24 Mayıs 2018)

 

Türkiye'ye AB Bütçesinden 2 Milyar Euro

Avrupa Birliği mülteci anlaşması kapsamında Türkiye'ye üç milyar euroluk ikinci ödemeyi yapmaya hazırlanıyor. Avrupa Birliği Komisyonu ödemenin ne şekilde finanse edileceğine ilişkin açıklamada bulundu. Komisyonun Bütçeden Sorumlu Üyesi Günter Oethinger, Brüksel'de yaptığı açıklamada 2018 ve 2019 senesi içinde AB'nin "iki milyar euroya” kadar ödeme yapacağını, bir milyar euroluk bölümün ise üye ülkelerin bütçelerinden karşılanacağını ifade etti. Ancak mülteci yardımlarının finansmanı konusunda üye devletler arasında görüş ayrılıkları bulunuyor. Komisyon bir milyar euronun AB bütçesinden, kalan 2 milyar euronun ise üye ülkelerin bütçesinden karşılanmasını önermiş, ancak bu öneri üyeler tarafından kabul edilmemişti. Almanya ve Fransa yardımın bütünüyle bütçeden karşılanmasını talep etmiş, İtalya ise buna karşı çıkmıştı. İtalyan hükümeti itirazına Libya'dan gerçekleşen göçe ilişkin politikaları finanse edebilmek için AB bütçesinde yeterli kaynak kalmayacak olmamasını gerekçe göstermişti. Komisyon'un önerisinin kabul edilebilmesi için tüm AB üyeleri tarafından onaylanması gerekiyor. Hükümet kurma çabalarının sürdüğü İtalya varılan uzlaşma hakkında nihaî kararını açıklamayan tek ülke. Türkiye'ye yapılacak olan ikinci 3 milyar euroluk ek yardım 2016 yılında imzalanan mülteci anlaşmasının bir parçası. Türkiye anlaşma kapsamında Yunan adalarına ulaşan mültecilerin Türkiye'ye iadesini kabul etmeyi ve göçmen kaçakçılığına karşı gereken önlemleri almayı taahhüt etmiş, AB Komisyonu da karşılığında 2017 sonuna kadar 3 milyar euro ödeme yapmıştı.

(Deutsche Welle Türkçe, 23 Mayıs 2018)

 

AB, 2019 Yılında Türkiye’deki Sığınmacı Programına 1,5 Milyar Euro Ayıracak

Avrupa Birliği Komisyonu, 2019 yılı bütçe taslağı teklifini açıkladı. Taslağa göre, AB'nin 2019 yılı bütçesinde gelirler 166 milyar, harcamalar ise 149 milyar euro düzeyinde gerçekleşecek. Avrupa'nın ekonomik büyümesine katkı sağlamak için toplam 80 milyar euroluk kaynak kullanılacak. Bu kaynağın 12,5 milyarı Ar-Ge programlarına, 2,6 milyarı eğitim programı Erasmus'a, 3,8 milyar eurosu da altyapı desteklerine aktarılacak. AB Uyum Politikası'na 57 milyar ve Ortak Tarım Politikası'na (CAP) 60 milyar euro sağlanacak.

Türkiye’deki Sığınmacı Programına 1,5 Milyar Euro Kaynak

Türkiye'deki Suriyeli sığınmacılara yönelik destek programına 1,5 milyar euro kaynak verilecek. İngiltere, birlikten ayrılacak olmasına rağmen 2020 yılına kadar önceden vermiş olduğu bütçe taahhütlerini yerine getirecek. Açıklanan bütçe taslağı, AB Konseyi ve Avrupa Parlamentosu ile yapılan görüşmelerin tamamlanmasının ardından gerekli onayların alınmasıyla yürürlüğe girecek.

(Sputnik Türkiye, 23 Mayıs 2018)

 

Dünya Bankası Türkiye'ye Krediyi Onayladı

Dünya Bankası İcra Direktörleri Kurulu, "Türkiye'deki Finansmana Kapsayıcı Erişim Projesi"ne yönelik 400 milyon dolar tutarındaki bir krediyi onayladı. Dünya Bankası tarafından yapılan basın açıklamasına göre, banka finansmanı Türkiye'nin kadınları ve korunmasız grupların finansmana erişim ve iş gücü piyasalarına katılımlarını artırıyor. Projede kadınları kapsayıcı işletmeler ve Geçici Koruma Sağlanan Suriyeli akışından etkilenen daha az gelişmiş alt bölgelerdeki işletmeler için daha uzun vadeli finansmana erişimin artırılması amaçlanıyor. Proje, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin garantörlüğü altında, borçlu ve uygulayıcı kuruluş sıfatı ile Türkiye Sınai Kalkınma Bakası (TSKB) aracılığı ile uygulanacak. Toplam Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD) kredi tutarının yüzde 60'ı münhasıran 250'den az çalışanı olan şirketler olarak tanımlanan KOBİ'lere kullandırılacak. Kaynakların iki hedef faydalanıcı grup arasında dengeli tahsis edilmesini sağlamak için toplam IBRD kredi tutarının en az yüzde 30'u kadınları kapsayıcı şirketlere ve en az yüzde 30'u daha az gelişmiş alt bölgelerde faaliyet gösteren şirketlere tahsis edilecek.

“İstihdam Fırsatlarını Artırmayı Amaçlamaktadır”

Anadolu Ajansı’nın haberine göre, açıklamada görüşlerine yer verilen Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Johannes Zutt, Dünya Bankası'nın Türkiye'de uzun vadeli finansmana erişimi artırmak amacıyla çeşitli kanallar yoluyla çalışmalar yaptığını belirterek, "Kadınların yönettiği işletmeler finansmana erişimde kısıtlarla karşı karşıya kalmaktadır ve bu projenin katılımcı bankaların bu işletmelere daha geniş şekilde ulaşmalarına yardımcı olması beklenmektedir." ifadesini kullandı. Zutt, şunları kaydetti: "Aynı zamanda, Türkiye savaş sebebiyle evlerini terk etmek zorunda kalan 3 milyondan fazla Suriyeliye ev sahipliği yapmaktadır ve Suriyeli sığınmacıların birçoğu Türkiye'nin zaten daha az gelişmiş yerlerinde yaşamakta. Bu proje kadınları kapsayıcı işletmelere yardımcı olmanın yanı sıra sığınmacı nüfusunun yüksek olduğu yerlerde faaliyet gösteren işletmelerin finansmana daha iyi bir şekilde erişmelerine yardımcı olmayı ve böylelikle hem sığınmacılar için hem de onlara ev sahipliği yapan Türkler için istihdam fırsatlarını arttırmayı amaçlamaktadır." 2018-2021 mali yıl dönemini kapsayan Türkiye Ülke İşbirliği Çerçevesi (CPF) ile tamamen uyumlu olan proje, CPF'de belirtilen "yetersiz hizmet alan kesimler için finansmana erişimin arttırılması" ile "kadınlar ve kırılgan gruplar arasında iş gücüne katılımın artırılması" stratejik amaçlarını doğrudan destekliyor. Projeye yönelik sağlanan finansman aracı, ilk altı yılı geri ödemesiz olmak üzere 29 yıl vadeli, değişken marjlı, eşit anapara geri ödemeli bir IBRD Esnek Kredisi olup, taahhüde bağlı bir geri ödeme programına sahip.

(Kırım Haber Ajansı, 23 Mayıs 2018)

 

Türkiye’de Seçim Öncesi ‘Suriye Krizi’ Tartışmaları Yükseliyor

Türkiye’de 24 Haziran’da yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri öncesi Suriye krizi ve mülteciler konusu gündemdeki konular arasında ilk sırada yer alıyor. Cumhurbaşkanlığı için adaylığını açıklayan liderler ülkedeki 3,5 milyonluk mülteci hakkında görüşlerini açıklarken Suriyeliler ise bu seçimden bir hayli endişeli.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olan Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, seçilmesi halinde Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’i resmi olarak Ankara’ya davet etme ve İran ile ittifak kurma sözü verdi. Esed ve Suriyeli diğer yetkililerle Türkiye ile ilişkileri görüşmek üzere partisinden bir heyeti Suriye’ye gönderen Perinçek’in bu ifadeleri, Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal el-Mikdad’ın, ‘Suriye-Türkiye ilişkilerinin onarılarak 2011 öncesine geri dönmesine’ dair umutlarını dile getirdiği açıklamaları ile benzerlik taşıyor.

Faysal el-Mikdad’dan Suriye-Türkiye İlişkilerine Dair Açıklama

Rus haber ajansı TASS’a açıklama yapan Mikdad, Türkiye’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’ın kaybetmesi halinde Suriye ile Türkiye ilişkilerinde değişiklik olması ihtimaline ilişkin gelen bir soruya; “Türk halkının ilişkilerin düzelmesi sürecini desteklemesini isteriz” şeklinde yanıt verirken Türkiye’deki seçim sürecini de karmaşık olarak değerlendirdi. Erdoğan’ın iki ülke arasındaki iyi komşuluk politikasını sürdürmeyerek yok ettiğini söyleyen Mikdad, Afrin şehrinin bunun kanıtı olduğuna dikkat çekerek, Afrin’deki Türk varlığını ‘işgal’ olarak tanımladı.

“Ankara, Suriye Rejiminin Açıklamalarıyla İlgilenmiyor”

Mikdad’ın bu ifadeleri üzerine Şarku’l Avsat’a yorumda bulunan Türk diplomatik kaynaklar, Ankara’nın, yüz binlerce Suriyeliyi öldüren Suriye rejiminin açıklamalarıyla ilgilenmediğini dile getirerek, Ankara nezdinde, Esed’in iktidarda kalmasının Suriye krizini çözmeyeceğine dair tutumun sabit olduğunu vurguladı. Kaynaklar, Mikdad’ın Suriye’nin kuzeyindeki Türk varlığını ‘işgal’ olarak nitelendirmesini de reddetti. Türkiye’nin sınırlarını terör örgütlerinden korumak ve Suriyelilerin temizlenmiş bu bölgelere geri dönmesini sağlamak için çalıştığını söyleyen Türk diplomatik kaynaklar, Türkiye’nin Suriye topraklarına yönelik herhangi bir amacı olmadığını da kaydetti.

Muharrem İnce’nin Suriye Politikası

Öte yandan, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin dönüşünü desteklemeye yönelik bir eğilimi var gibi görünüyor. İnce, seçim kampanyası kapsamında yaptığı birkaç konuşmasında, Suriye krizini Birleşmiş Milletler (BM) aracılığıyla çok kısa bir süre içinde çözmeye çalışacağını, Suriyeli mültecileri ülkelerine geri göndererek Şam’la ilişkilerini eski haline getireceğini ve Türkiye’nin Suriyeli mülteciler için harcadığı para ile gençler için binlerce konut inşa edilebileceğini söyledi.

Meral Akşener de Suriyeli Mültecileri Geri Gönderecek

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine adaylığını koyan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de, Türkiye’nin yürüttüğü yanlış politikanın Suriye krizini karmaşıklaştırıp mülteci sorununun ağırlaşmasına katkıda bulunduğuna dikkat çekerek, uygun bir ortamın oluşturulmasının ardından Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri gönderileceğine dair söz verdi.

Türkiye’deki Suriyeli Mülteciler Endişeli

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’ın karşısında rakip olan adaylar, seçimleri kazanmaları halinde Suriyelilerin ülkelerine dönmeleri ve Esed rejimi ile ilişkilerini geliştirmelerine vaatlerde bulunması Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin endişelenmesine neden olurken, çoğu Erdoğan’ın seçimlerde kaybetmesinin onlar için kötü bir haber olacağını düşünüyor. Erdoğan’ın başında olduğu AK Parti hükümeti, Suriyeli mültecilere ülkenin kapılarını açarak, onlara Türkiye’de yaşamanın yanında eğitim fırsatı sağladığı gibi sorunsuz çalışma imkanları da sundu.

(Şarku'l Avsat Türkçe, 24 Mayıs 2018)

 

Bayram için Gitmek İsteyen Suriyelilerin Sayısı 72 Bine Ulaştı

Kilis Valiliği tarafından verilen izinle 13 Haziran tarihine kadar Suriye’nin Azez, Mare, Soran, Aktarin, Çobanbey, Afrin, Cerablus ve El Bab bölgelerine gitmek için online randevu sistemine kayıt olan Suriyeliler, gece saatlerinden itibaren Öncüpınar Sınır Kapısı arkasında oluşturulan gönderme merkezine gelerek çadırlarda sıraya girdi. Fırat Kalkanı ile Zeytin Dalı harekatıyla terörden temizlenen bölgeler başta olmak üzere Suriye’nin çeşitli kentlerine gitmek için Kilis'e gelen Suriyeliler geceden itibaren çadırlarda beklemeye başladı. Sabah 08.00’den itibaren Suriyelilerin ülkelerine geçmelerine izin verilirken, ülkelerine gitmek için randevu alan Suriyelilerin sayısında artış yaşanıyor. Şu ana kadar 72 bin Suriyeli ülkelerine gitmek için randevu aldı. Randevu günü gelen Suriyeliler, yanlarına aldıkları eşyalar ile birlikte, Göç İdaresi tarafından işlemleri yapıldıktan sonra 0-15 yaşındaki çocukların aşıları yapılıyor. Daha sonra Pasaport Polisi tarafından işlemleri yapılan Suriyeliler ülkelerine gidiyor.

Suriyelilerin 3 Sınır Kapısından Geçişlerine İzin Veriliyor

Suriyeliler Kilis Öncüpınar Sınır Kapısı, Hatay'ın Reyhanlı ilçesi Cilvegözü Sınır Kapısı ile Gaziantep Karkamış Sınır Kapısı üzerinden ülkelerine gidebiliyor. Suriyelilerin randevu sistemine kayıt yaparken yazdıkları kapıdan giriş çıkış yapabilecekleri belirtildi.

(Posta, 23 Mayıs 2018)

 

Milli Eğitim Bakanı Yılmaz: “Türkiye'deki Suriyelilerin Okullaşma Oranı Yüzde 63'e Yaklaştı”

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Christian Berger ve Alman Kalkınma Bankası (KFW) İcra Komitesi Üyesi Rolan Siller'in de katıldığı "Türkiye'deki Mülteciler için Mali Yardım Programı" kapsamındaki "Kriz Zamanlarında Herkes için Eğitim-II" projesi için sağlanan ek 160 milyon avroluk hibe için Milli Eğitim Bakanlığında düzenlenen protokol imza töreninde konuştu. Bakan Yılmaz, Avrupa Birliği fonları bünyesinde yürütülen proje kapsamında 60 betonarme okul yapımı için 160 milyon avro kaynağın kullanılacağını kaydetti. AB ile yürütülen iki projenin toplam bütçesinin 475 milyon avro olduğunu bildiren Yılmaz, bu bütçeden 150 milyon avronun Dünya Bankası aracılığıyla yürütülen "Eğitim Alt Yapısının Güçlendirilmesi Projesi"ne, 325 milyon avronun ise Alman Kalkınma Bankası aracılığıyla yürütülen "Kriz Zamanlarında Herkes için Eğitim" Projesi'ne ait olduğu bilgisini verdi. Bakan Yılmaz, "AB projelerinin tamamlanması ile birlikte toplam 215 okul yapılacak. Bu okulların 60'ı prefabrik, 155'i betonarme olacaktır. Bu okullarla birlikte 5 bin 160 derslik ile 153 bin öğrenciye eğitim alt yapısı sağlanmış olacak." dedi.

976 Bin Suriyeli Eğitim Çağında

İçişleri Bakanlığı verilerine göre Türkiye'de geçici koruma kapsamında 3 milyon 558 bin 877 Suriyelinin bulunduğuna işaret eden Yılmaz, "Türkiye'deki Suriyelilerden 976 bin 200'ü eğitim çağındadır. Bakanlık olarak eğitim çağındaki Suriyelileri kademeli olarak Bakanlığa bağlı resmi okullara kabul ediyoruz." diye konuştu. Yılmaz, 21 Mayıs 2018 itibariyle 611 bin 524 Suriyeli öğrencinin eğitime erişiminin sağlandığını belirterek, "Eğitime erişimi sağlanan öğrencilerin 384 bin 292'si Türkçe müfredatla kendi okullarımızda eğitim görüyor. 2016 yılında bu sayının 62 bin olduğunu söylersem alınan mesafe çok açık şekilde görülecektir. 21 ilde 318 geçici eğitim merkezinde ise tamamı Suriyeli olmak üzere 227 bin 232 öğrenci yoğun eğitim görüyor." bilgisini verdi. Suriyelilerin Türkiye'deki okullaşma oranının yüzde 63'e yaklaştığını kaydeden Yılmaz, şöyle konuştu: "Okullaşma oranı, okul öncesi 5 yaşta yüzde 40 dolayında, ilkokullarda yüzde 100'ün üzerinde, ortaokullarda yüzde 50'nin üzerinde, liselerde ise yüzde 22 dolayında. İlkokul birinci sınıflarda 6 yaşta 92 bin olan çağ nüfusunun 113 bini öğrenci, okullaşma oranı da yüzde 100'ün üzerinde. İlkokul ikinci sınıflarda 7 yaşta 89 bin olan çağ nüfusunun 81 bin 686'sı öğrenci, okullaşma oranı yüzde 91,57. Üçüncü sınıflarda 8 yaşta 85 bin olan çağ nüfusunun 85 bini öğrenci, okullaşma oranı yüzde 100. Dördüncü sınıflarda 9 yaşta 84 bin olan çağ nüfusunun 76 bini öğrenci, okullaşma oranı yüzde 90,34. Beşinci sınıflarda 10 yaşta 76 bin olan çağ nüfusunun 51 bin 670'i öğrenci, okullaşma oranı da yüzde 67,48." Okullaşma oranını daha da artırmak istediklerini dile getiren Yılmaz, bunun için altyapının tamamlanması gerektiğine işaret etti. Bakan Yılmaz, prefabrik okulları da yeni eğitim öğretim yılının açılışına yetiştireceklerini belirtti.

"Suriye'de Siyasi Çözüm Konusunda Mutabıkız"

AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Christian Berger ise Suriye krizi ile ilgili Türkiye ve AB'nin birkaç önemli noktada mutabık olduğunu belirterek, "Bu alanlardan en önemlisi Suriye'de siyasi çözümün gerekliliği konusunda vardığımız mutabakat." dedi. Bu çözüm için uzun süredir beklendiğini kaydeden Berger, bu süreç içinde başka ülkelere sığınmış Suriyelilere yardım etmenin gerekliliği konusunda mutabık olduklarını kaydetti. Berger, Türkiye'nin Suriyelilere barınak, barınma tesisleri, yardım, destek sağlama konusunda örnek çalışmalar sergilediğine dikkati çekerek, "Ne Türkiye ne de AB, Suriyeli çocuklar arasında kayıp bir neslin oluşmasına izin veremez." ifadesini kullandı. Alman Kalkınma Bankası (KFW) İcra Komitesi Üyesi Rolan Siller, Türkiye'nin eğitim konusunda gösterdiği çabaların örnek niteliğinde çalışmalar olduğunu kaydederek, "Türkiye'nin geleceği için aynı zamanda Suriye'nin geleceği için büyük önem taşıyan bu önemli projenin uygulama ortağı olarak bizlere gösterdikleri güven için teşekkür etmek isterim." ifadesini kullandı. Konuşmaların ardından protokol imzalandı.

(Anadolu Ajansı, 23 Mayıs 2018)

 

Mülteci Hakları İçin Sivil ve Toplum İş Birliği" Projesi

İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi (İGAM) ile Gazeteciler Basın Cemiyeti iş birliği ve Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonunun desteğiyle "Mülteci Hakları için Sivil ve Toplum İş Birliği" projesi açılışı yapıldı. İGAM adına konuşan Nihal Emiroğlu, beşinci yıllarını kutladıklarını belirterek, mültecilik konusunda ortak politikalar geliştirmek ve çözüm üretmek inisiyatifini alan bir araştırma merkezi olduklarını söyledi. Suriye'deki yaşanan olayların bölgesel kriz olarak ortaya çıktığını ancak küresel bir boyuta dönüştüğüne dikkati çeken Emiroğlu, şöyle konuştu: "Mültecilerin akın akın Türkiye ve burası üzerinden Avrupa'ya gitmesi küresel bir kriz haline geldi. Bu kapsamda İGAM mülteci konusunu çok boyutlu ele alıyor ve proje yürütüyor. Medya ve sivil toplum kuruluşlarının da bir araya getirilmesi bunun bir ayağını oluşturuyor. Burada medya çok önemli bir aktör. Kitleleri harekete geçirebilme gücü olan, yönlendirme kapasitesi olan, farkındalık ve inisiyatif yaratan bir gücü var. Gerek Türkiye'de gerek Avrupa'da görülüyor ki medya dili, görseller garip yansıtılıyor veya çok bilinmiyor ki halk, toplum ve Suriyeliler üzerinde farklı algıları oluyor."

"Medya Dili Yaralayıcı Olabiliyor"

Gaziantep Üniversitesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Mesut Yücebaş ise gazetecilerin insanları ötekileştirme, dışlama niyeti olmamasına rağmen uygulama aşamasında kullandıkları dilin yaralayıcı olabileceğini ifade etti. Bazı gazetecilerin kullandıkları dili Suriyeli mültecilere çelme takarak düşüren gazetecinin tutumuna benzeten Yücebaş, "Kimsenin kötü niyeti olmayabilir ama ufacık bir dil sürçmesi de insanları yaralayabiliyor. Trafik kazasına neden olmuş birini haberleştirirken kullanılan dil var. Suriyeli işlediği zaman muhakkak bu tanımla kullanılabiliyor. Örneğin Gaziantepli suçlu ifadesini kullanmayız. Yerleşmiş olan kalıplarla ilgili işin pratik kısmında kabullerin kendini ürettiği örneklerle karşılaşıyoruz." dedi. Gaziantep Basın Cemiyeti Başkanı Arif Kurt da program kapsamında medya ve STK'ların rolüne değineceklerini vurgulayarak, "Gaziantep'te 85'e yakın Suriyeli gazeteci var. Ulusal yayın yapan televizyonları var. 11 radyo ve 9 gazeteleri var. Suriyeli Gazeteciler Etik Konseyi var. Bu toplantıda bunun göz ardı edilmemesi gerektiğini de görmeniz lazım. Bunların dışında Türkiye'de yaşayan Suriyeliler mülteci mi, misafir mi bu da dikkate alınıp, tartışılması gereken konu." diye konuştu. Kahramanmaraş, Şanlıurfa'dan gazetecilerin ve kentteki akademisyenlerin de katıldığı program 2 gün boyunca seminerler ve oturumlarla devam edecek.

(Haberler.com, 23 Mayıs 2018)

 

Sakarya'da Kaçak Göçmen Operasyonu

Sakarya'da, yurda yasa dışı yollarla girdiği belirlenen Pakistan uyruklu 31 kişi yakalandı. Arifiye İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, göçmen kaçakçılığı suçu kapsamında yurda illegal yollardan giriş yapan şüphelilerin yakalanması için çalışma başlattı. Ekipler, D-650 Karayolu Arifiye mevkisinde 31 Pakistan uyruklu göçmeni yakaladı. Göçmenler, bulundukları yerden otobüse alınarak, Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne getirildi. Burada sağlık kontrolünden geçirilen 31 kişi daha sonra karakola götürüldü. Göçmenlerin Sakarya İl Göç İdaresi Müdürlüğü'ne teslim edileceği öğrenildi.

(Milliyet, 23 Mayıs 2018)

 

Mersin'de Göçmen Kaçakçılığı Operasyonu Yapıldı

Mersin Valiliği'nden yapılan açıklamaya göre, merkez Akdeniz ilçesi Kazanlı Mahallesi sahilinden bir tekne ile göçmen kaçakçılığı yapılacağı ihbarını alan Sahil Güvenlik Akdeniz Bölge Komutanlığı ekipleri, bölgede operasyon düzenledi. Sahil Güvenlik ekipleri, tekne ile ülke dışına kaçmaya çalışan Suriye uyruklu 42 kişi ile birlikte 1 göçmen kaçakçısını yakaladı. Olayla ilgili soruşturmanın sürdüğü bildirildi.

(Deniz Haber Ajansı, 23 Mayıs 2018)

 

Edirne'de Göçmen Kaçakçılığı Operasyonu

Edirne'deki iki "göçmen kaçakçılığı" operasyonunda, yasa dışı yollardan yurt dışına çıkma hazırlığında olan 44 yabancı uyruklu yakalandı. Alınan bilgiye göre, jandarma ekipleri, Havsa ilçesinin Osmanlı köyü yakınlarında yol emniyet ve kontrol devriyesinde durdurduğu bir minibüste yasa dışı yollardan yurt dışına çıkmaya çalışan Suriye uyruklu 28 kişiyi yakaladı. Olayla ilgili gözaltına alınan N.A çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı. Jandarma, Meriç ilçesine bağlı Akçadam köyü yakınlarında da şüphe üzerine bir minibüs ve otomobili durdurdu. Minibüsteki aramada yasa dışı yollardan yurt dışına çıkmaya çalışan Afganistan, Pakistan ve Suriye uyruklu 16 kişi yakalandı, sürücü M.E.K gözaltına alındı. Kaçakçılık güzergahında minibüse öncülük yapan otomobilde yapılan aramada bir şişme bot ele geçirildi, organizatörler M.G ve R.A gözaltına alındı. Mahkemeye sevk edilen şüphelilerden M.E.K ve R.A tutuklandı, M.G adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Kaçak ve sığınmacılar, işlemlerinin ardından Edirne Göç İdaresi Müdürlüğü'ne gönderildi.

(Milliyet, 23 Mayıs 2018)