Türkiye'de ve dünyada göç, göçmen ve sığınmacılar konusunda gündemde öne çıkan başlıklar…

 

Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı Raporlarına Göre Orta Amerika’da Çete Şiddetinden Kaçan Kadın ve Çocuk Sayısında Artış

Dün, Beyaz Saray'ın basın açıklamasında BM Mülteci Ajansı, Orta Amerika'dan gelen mülteci ve sığınmacıların sayısında önemli bir artış olduğunu gösteren yeni veriler yayımladı.

294 binden fazla kişi, çoğu kadın ve çocuk olan Amerikalılar, 2017 yılı sonunda mülteci veya sığınmacı statüsünde başvuruda bulunmuşlardır. Bu, bir önceki yıla göre yüzde 58, 2011 yılı sonundan 16 kat daha fazladır. Şiddetten kaçan bu insanların çoğu, kuzeyde Meksika, ABD ve Belize'ye kaçmıştır. Dün Beyaz Saray’da yapılan bir açıklamada çete üyeleri tarafından yapıldığı iddia edilen aşırı şiddet eylemleri anlatılırken çete üyelerinden “hayvanlar” olarak bahsedildi. İşlenen bu şiddet olayları mülteci sayılarının artmasına sebep oldu. Trump yönetimi ABD’ye mülteci yerleştirme konusunda kapsamlı bir kısıtlamayı haklı göstermeye çalışırken, bunun için mültecilerin sığınma prosedürlerine erişimlerini kısıtlamakta ve çocukları sınırdaki annelerinden ayırmak gibi cezai tedbirler uygulamaktadır.

(UN Dispatch, 22 Mayıs 2018)

 

Mülteci mi Değil mi? Ülkeler Bunu Anlamak İçin Yüksek Teknoloji Kullanıyor

Sınır fark etmeksizin, tüm mülteciler neden kabul edilmeleri gerektiğine dair sürükleyici, duygusal hikâyeler ile geliyor ama tüm hikâyeler doğru değil. Suriye iç savaşı yüzünden 2015 ve 2016 yıllarında 2 milyondan fazla göçmen Avrupa'ya akın etti. Birçoğu, güçlü bir ekonomiye sahip kıtanın en büyük ülkesi olan Almanya'ya sığındı.  Almanya, komşularına oranla daha fazla sığınmacıyı kabul ediyor, bazı vatandaşları rahatlatıyor ve bazılarının öfkesini kabul ediyor.

Uygulama dâhilinde mültecilere basit sorular yöneltiliyor. "Hangi şehirde yaşadın?" sonrasında detaylara iniliyor: "Mahalleniz neydi?" "Nerede okula gittin?" Son olarak, mültecinin hikâyesindeki gevşek ipleri çekerek: "Ne ile dövüldün?" "Tutulduğun hapishaneyi tarif et.

Bunun ötesinde, Atlantik'teki bir makaleye göre, teknolojik bakımdan her şey göçmenlere yönelik;

Yüz tanıma yazılımı: Almanya Federal Göç ve Mülteciler Dairesi bir yazılım ve "tanrısal" olarak nitelendirilen binlerce fotoğrafın bir veri tabanını kullanıyor.  Sistem, bir kereden fazla başvurmayı deneyen veya belki de başka bir ülkeye giriş yapan sığınmacıları tespit ediyor.

Cep telefonu meta verileri: Bir sığınmacının pasaportu yoksa, ya da kimlik belgeleri yoksa, Alman yetkililer kişinin telefonuna el koyabiliyor ve meta verileri indirebiliyorlar.

Dil tanıma: Bir vaka istihbarat görevlisi, kendi ana dili hakkında bir mültecinin yalan söylediğinden şüphelenirse, memur ofis telefonundan bir telefon numarası arıyor ve mülteciden telefona iki dakika konuşmasını istiyor. Bu sayede mültecinin sesi, anadilini belirleyen bir bilgisayar programı tarafından analiz ediliyor.

Diğer ülkeler kendi testlerini geliştiriyorlar. Sığınma başvurusunda bulunan refakatsiz çocuklar için popüler bir yer olan İsveç, çocukların yaşlarını doğrulamak için tıbbi testlere başvurmak zorunda kalıyor. Çocuklara oranla gençlerin kabul edilmekte daha çok şansları oluyor.

Bir mültecinin gerçek yaşını belirlemek için, yirmi yaş dişlerinin röntgenleri ve diz eklemlerindeki MRI taramaları analiz ediliyor.

Mart ayı ortası ile Ekim ayı sonlarında İsveç Göç Kurumu tarafından 7.858 kişinin yaş değerlendirmesi yapıldı.

Amaç; süreç ya da yer ne olursa olsun, her zaman hayatları için meşru bir şekilde çalışan insanları tanımlamak ve başka bir yerde işledikleri suçlardan kaçanları ayıklamaktır.

(ABC 10 News, 22 Mayıs 2018)

 

Seehofer Mülteci Dairesindeki Skandal Nedeniyle Baskı Altında

İçişleri Bakanı Horst Seehofer Federal Göçmen ve Mülteciler Dairesi'ndeki skandalla ilgili önemli kararlar alınacağını açıkladı. Federal Göçmen ve Mülteciler Dairesi'nde (BAMF) sığınmacılara rüşvet karşılığı iltica hakkı tanınması skandalı büyüyor. Federal İçişleri Bakanı Horst Seehofer skandalın sadece personelin görevden alınması gibi bir kararla sınırlı kalmayacağını belirtti. Mittelbayerische Zeitung'a demeç veren Seehofer, olayın kişi ya da kurumların nüfuzu dikkate alınmaksızın açıklığa kavuşturulacağını belirterek, "Çünkü bu kişiler Federal Göçmen ve Mülteciler Dairesi'ne duyulan güvene zarar verdi" dedi. Seehofer gelecek hafta organizasyon ve gerekli olması halinde personel açısından kararlar alacağını da belirtti. Seehofer, "Hukuk dışı ve kurallara aykırı iltica sürecinin engellenmesi ve geçen yıl uygulamaya geçirilen kalite güvenliği için dört göz prensibinin yeterli olup olmadığı konusunda hangi önlemlerin alınmak zorunda olduğuna karar vermek zorundayım" dedi. İçişleri Bakanı sonuç olarak kurumda birçok değişikliğin yapılması gerektiğini ve üstelik bunların sadece skandalın ortaya çıktığı Bremen'le sınırlı kalmayacağını da ifade etti.

SPD Araştırma Komisyonuna Sıcak Bakmıyor

Hükümet ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) araştırma komisyonu kurulmasına sıcak bakmıyor. SPD iç politika uzmanlarından Burkhard Lischka yaptığı açıklamada, partisinin İçişleri Bakanı ve Federal Göçmen ve Mülteci Dairesi yönetiminden daire içindeki "zayıf noktaların" mümkün olduğunca hızlı biçimde giderilmesini istediğini belirtti. Lischka, "Bizim her açıdan iyi işleyen ve çalışan bir mülteci dairesine ihtiyacımız var" dedi. SPD Genel Sekreteri Lars Klingbeil de Seehofer'den skandalı bir an önce açıklığa kavuşturmasını isteyerek, "Buna ne zaman hangi bilgileri aldığı ve bunların üzerine nasıl gittiğini açıklamak da dahil" dedi. Yeşiller'in meclisteki mülteci politikaları sözcüsü Luise Amtsberg Rheinische Post gazetesine yaptığı açıklamada, BAMF yöneticisi Jutta Cordt'a dair şüpheleri bulunduğunu söyledi. Amtsberg, "BAMF Müdürü'nün bilgileri göz ardı ettiği ya da yeterince bilgilendirilmediği ortaya çıkarsa,  o zaman bu görevde kalamaz" dedi. Yeşiller de araştırma komisyonuna sıcak bakmıyor. Hür Demokrat Parti (FDP) ve Almanya için Alternatif (AfD) ise meclis araştırma komisyonu kurulmasını talep ediyor. Mecliste böyle bir araştırma komisyonu kurulabilmesi için üçüncü bir siyasi grubun daha onay vermesi gerekiyor. Sol Parti ise bu konuda kesin tavrını açıklamadı. Meclis Grup Başkanı Dietmar Bartsch Die Welt gazetesine verdiği demeçte, "Bu konudaki karar medya üzerinden açıklanmaz" dedi. Sol Parti'den bazı milletvekilleri araştırma komisyonu kurulmasına karşı olduklarını belirtmişlerdi. Hristiyan Birlik Partileri ise (CDU/CSU) Seehofer'in skandalı açıklığa kavuşturma çabalarını destekleyerek, Federal Sayıştay'ın BAMF'da incelemeler yapmasının doğru olduğu görüşünü savunuyor.

İddialar Neler?

Skandalın merkezinde Bremen'deki Göçmen ve Mülteci Dairesi bulunuyor. Burada 2013-2016 yılları arasında çalışanların en az bin 200 sığınmacıya yeterli hukuki dayanak olmaksızın iltica statüsü tanıdığı ortaya çıkmıştı. O dönemin Bremen Göçmen ve Mülteci Dairesi Müdürü ve diğer şüpheliler hakkında "rüşvet" ve "sığınma başvurularının kötüye kullanılması suretiyle organize suç işlendiğine dair şüphe" iddiasıyla soruşturma başlatılmıştı. Federal Göçmen ve Mülteci Dairesi Bremen'in yanı sıra on şubesinde daha sığınmacılara iltica hakkı tanınması konusunda incelemelerde bulunuyor.

(Deutsche Welle Türkçe, 22 Mayıs 2018)

 

Belçika'da Sığınmacı Çocuk Polis Kurşunuyla Öldü

Belçika'da sığınmacı çocuğun çatışmada ölmesine ilişkin soruşturmayı yürüten Başsavcı Ignacio de la Serna basın toplantısı düzenledi. Serna, 17 Mayıs'ta polisin takibe aldığı ve durdurmak için ateş açtığı kamyonette ölü bulunan çocuğun polis kurşunu sonucunda hayatını kaybettiğini açıkladı. Polis yetkilisinin hakim karşısına çıkarıldığını ve tüm delillerin gözden geçirildiğini aktaran Serna, "Ateş açan polis çok büyük keder içinde. Kendisi, böyle bir şeye asla neden olmak istemediğini belirtti." değerlendirmesinde bulundu. Geçen hafta Belçika'nın Namur kenti yakınlarında şüpheli bir kamyoneti takibe alan polisin, aracın durmaması sonucu ateş açtığı duyurulmuştu. Başka bir araca çarparak duran kamyonette 30 sığınmacının yanı sıra 2-3 yaşlarında bir çocuğun cesedine ulaşılmıştı. Otopsi sonuçları çocuğun yanağına isabet eden bir kurşun sonucu hayatını kaybettiğini belirtmiş ancak savcılıktan ilk etapta yapılan açıklamada kurşunun polis kurşunu olmadığı savunulmuştu. Belçika'da tartışmalara neden olan sığınmacı çocuğun polis kurşunuyla öldürülmesi ülkedeki bazı sivil toplum kuruluşları tarafından yarın protesto edilecek.

(NTV, 23 Mayıs 2018)

 

Brüksel'de Baskı Altında Çalıştırılan Kaçak İşçiler

Modern köleliğe şahit olmak istiyorsanız Brüksel'deki metroya binmeyiz yeterli. Muhammed gibi birçok kaçak işçi yenilenen Art-Loi istasyonunda baskı altında düşük maaşa çalıştırıldı. Günde 50 Euro kazanarak ağır şartlarda çalıştırılan Muhammed'in fotoğrafları bugün metro istasyonunun duvarlarını süslüyor: “Diğerlerinin yapmak istemediği zor işler olduğunda bizi çağırıyorlar. 24 saat aralıksız çalıştığım oldu. İşten çıkarabilirler bu yüzden sesim, çıkarmadan çalışmaya devam ediyorum. Bizler korku içinde yaşıyoruz. Her gün korku ile yaşıyoruz." Avrupa Birliği'nde insan ticareti giderek artıyor. Yapılan araştırmalar bunu gösteriyor. İnsan ticareti mağdurları genelde kaçak çalıştırılıyor ve bu insanların çaresizliğinden faydalanılıyor. İş imkanı olarak görülen fırsatlar kabusa dönüşüyor. Dünyanın dört bir tarafından gelen bu insanların çoğu sınır dışı edilme korkusundan dolayı sesini çıkartamıyor. İnsan ticareti mağdurlarına kucak açan ve kalacak yer sağlayan Surya adlı sivil toplum örgütü yetkilisi Christian Meulders kaçak göç meselesinin giderek artması ile birlikte sorunların büyüdüğünü söyledi: “Kaçak göç meselesinin büyümesinden dolayı, topraklarımızda farklı ülkelerden gelen insanların kötü şartlarda baskı altında çalıştırıldığı görülüyor. Ekonomik kriz ile birlikte düşük maaşla çalıştırılan kişi sayısı arttı." Belçika'da insan kaçakçılığını önlemek amacıyla merkezler kuruluyor. Liege'de yaşayan avukat Frederic Kurz insan ticareti mağdurları ile sık sık görüşüyor. Bu konular ile yakından ilgileniyor. Kurz insan kaçakçılarına yönelik yaşanan sorunlara değindi: “Mağdurlar travma geçiriyorlar bu yüzden konuştuklarında yaşadıklarını anlatamıyorlar. En kötüsü mahkemede karşı tarafın avukatı "Görüyor musunuz, mağdur gibi görünen kişi hiç inandırıcı değil, söyledikleri birbirini tutmuyor" şeklinde konuşuyor." Avrupa Birliği çapında birçok ülke sivil toplum örgütleri ile işbirliği içinde çalışarak sorunların üstesinden gelmeyi hedefliyor.

(Euronews Türkçe, 22 Mayıs 2018)

 

Avrupa Rohingya Konseyi'nden Avustralya'ya Çağrı

Avrupa Rohingya Konseyi (ERC), Avustralya'ya teknelerle gelen sığınmacıların alıkonulduğu Papua Yeni Gine'nin Manus Adası'nda Arakanlı Müslüman bir sığınmacının intihar etmesine ilişkin Avustralya hükümetine soruşturma açma çağrısı yaptı. Diasporadaki Arakanlı Müslümanların haklarını savunmak için kurduğu Konsey'den yapılan yazılı açıklamada, Avustralyalı makamlarca Manus Adası'na gönderilen Arakanlı Müslüman sığınmacı Salim'in ölümüyle şok oldukları belirtildi. Açıklamada, "Avrupa Rohingya Konseyi, Salim'in adada bu kadar uzun süre gözaltında kalmaya dayanamayarak canına kıydığına ve tıbbi müdahale eksikliği nedeniyle yaşamını yitirdiğine inanıyor." ifadelerine yer verildi. Avustralyalı makamların, Salim'e zamanında müdahale etmediğinin düşünüldüğünü vurgulanan açıklamada, "Bu nedenle Avrupa Rohingya Konseyi olarak Avustralya hükümetinden düzgün bir soruşturma yürütmesini ve Salim'in ölümüne dair detaylı bir rapor yayınlamasını talep ediyoruz. Ayrıca bu tür korkunç ve gereksiz ölümlerin önüne geçilmesi için Avrupa Rohingya Konseyi olarak adadaki gözaltı merkezinde uzun süredir tutulan Arakanlı Müslümanlara sığınma verilmesi ya da üçüncü ülkelere yerleştirme çağrısı yapıyoruz." denildi. Radyo Yeni Zelanda’nın haberine göre, Manus Polis Komutanı David Yapu, adı açıklanmayan 32 yaşındaki erkek sığınmacının, hareket halindeki otobüsten atlayarak intihar ettiğini açıklamıştı.

(Anadolu Ajansı, 22 Mayıs 2018)

 

İngiliz Parlamentosu'ndan Hükümete Myanmar için Çağrı

İngiliz Parlamentosu'nun Uluslararası Kalkınma Komisyonu, hükümete Arakan Müslümanlarına etnik temizlik uygulayan Myanmar'a yönelik politikasını değiştirmesi çağrısında bulundu. Komisyonun yayımladığı raporda, “Myanmar makamlarının Arakan Müslümanlarına uyguladığı ve hatta bazılarının soykırım olduğunu iddia ettiği etnik temizlik karşısında Uluslararası Kalkınma Bakanlığının bu ülke ile ilişkilerini gözden geçirme zamanı gelmiştir.” ifadeleri kullanıldı.

Arakan Müslümanlarına Karşı Yürütülen Etnik Temizlik "Kasıtlı ve Devlet Onaylı"

Myanmar’ın Arakan Müslümanlarına karşı yürüttüğü etnik temizliğin “kasıtlı ve devlet onaylı” olarak nitelendirildiği raporda, İngiliz hükümetinin bu ülke ile ilgili politikasının gerçekleri yansıtan bir çerçeveye oturtulması çağrısı yapıldı. Arakan Müslümanlarına yönelik katliamlar ve etnik temizlik ile diğer etnik gruplara karşı sürdürülen saldırılar karşısında İngiltere, Myanmar ile ilişkilerini artık normal bir şekilde sürdüremez.” değerlendirmesinin yer aldığı raporda, İngiliz hükümetinin Myanmar’a karşı kullandığı dili ve bu ülkeye yönelik eylemlerini değiştirmesi gerektiği vurgulandı. İngiltere’nin müttefikleri ile ortak hareket ederek Myanmar’ı Uluslararası Ceza Mahkemesine taşıması gerektiğine dikkat çekilen raporda, Myanmar’ın önemli kişilerine yönelik olarak da mali yaptırımlar uygulanması tavsiye edildi.

Myanmar Hükümetinden Komisyona Vize Çıkmadı

Uluslararası Kalkınma Komisyonu üyeleri şubat ayında incelemelerde bulunmak istedikleri Myanmar'a vize başvurusunda bulunmuş ancak ret yanıtı almıştı. Komisyon, ocak ayında yayımladığı "Bangladeş ve Myanmar: Arakan Krizi" başlıklı raporunda da Arakanlı Müslümanların durumunu "devasa bir insanlık trajedisi" diye nitelendirmişti. Raporda, tecavüz ve cinsel şiddetin, Myanmar ordusu tarafından savaş silahı olarak kullanıldığı değerlendirmesine yer verilmişti. Eski bir İngiliz kolonisi olan Myanmar'da, fiili devlet başkanı konumundaki Nobel Barış Ödülü sahibi siyasetçi Su Çii, Oxford Üniversitesinde eğitim görmüştü. Myanmar ordusu, ülkenin farklı bölgelerinde etnik azınlıklara yönelik insan hakları ihlalleri nedeniyle eleştirilere hedef oluyor. Birleşmiş Milletler, ordu güçlerinin ülkenin güney batısındaki Arakan eyaletinde 700 binden fazla Müslüman'ın komşu Bangladeş'e sığınmasına yol açan operasyonlarını "etnik temizlik" olarak tanımlıyor. Öte yandan kuzeydeki Kaçin eyaletinde de ordu güçleri ile ayrılıkçı isyancılar arasındaki çatışmalar nedeniyle yerli Hristiyan Kaçin etnik topluluğuna mensup binlerce kişi yurtlarını terk etmek zorunda kalmıştı.

(Dünya Bülteni, 22 Mayıs 2018)

 

Birleşmiş Milletler İki Yüz Bin Arakanlı Mültecinin Sel Baskını ve Toprak Kayması Riski Altında Olduğunu Söyledi

Bangladeş, musonlar ile her yıl uğraşması sebebiyle tecrübeli olmasına rağmen mülteci kamplarındaki durum ve kapsam oldukça faklı. Birleşmiş Milletler, Bangladeş'teki Cox's Bazar'da yaşayan yaklaşık 150.000-200.000 Arakanlı mültecinin muson mevsiminde sel ve toprak kayması riski altında olduğunu belirtti. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in sözcüsü Stéphane Dujarric gazetecilere verdiği demeçte 7.000’den fazla Arakanlı mültecinin muson mevsimin başlarında fırtına ve toprak kaymalarından etkilendiğini söyledi. "Cox's Bazar'da musonlar, tipik olarak 2,5 metrelik yağmura sebep oluyor ve bu da önemli bir su baskınına yol açıyor. Bunun sonucunda, 150.000-200.000 mülteci ve 883 toplum tesisi, 25.000 mülteci de dâhil olmak üzere muson mevsiminde sel ve toprak kayması riskiyle karşı karşıya." dedi.

(The New Indian Express, 23 Mayıs 2018)

 

Cezayir, Sahraaltı Afrika Ülkelerinden Aldığı ‘İnsani Göçten’ Muzdarip

Cezayir hükümeti, binlerce göçmenin kitlesel olarak sürgün edilmesinden dolayı yapılan insan hakları eleştirilerini reddetti. Hükümet yetkilileri, ülkelerinin eşi görülmemiş bir hakaret kampanyasıyla karşı karşıya olduğunu söylerken Cezayir’in Afrikalılar için her zaman bir göç ve sığınma alanı olduğunu belirtti. Cezayir İçişleri Bakanlığı Göçmenlik Sorumlu Direktörü Hasan Kasımi, Pazar günü yaptığı basın açıklamasında, yıllık 90 bin göçmenin ülkeye yasadışı yollarla giriş yaptığını belirtti. Kasımi bunun normal bir göç olmadığını aynı zamanda bir insani göç olduğunu, güvenlik ve politik yetkililer için gerçek bir endişe nedeni olduğunu açıkladı. İçişleri Bakanlığı’nın Cezayir’de yasadışı ikamet eden 400 bin yabancı tespit ettiğini bildiren Kasımi, “Diğer ülkelerden göçmen akışı değil yoğun göç alıyoruz” dedi. Hükümetin maruz kaldığı bu eleştirilerinden memnuniyetsizliğini ifade eden Kasımi, “Topraklarına yasadışı göçmenlerin gelmesini kabul eden başka böyle bir ülke var mı?” sorusunu yöneltti. Öte yandan hükümete bağlı Cezayir Kızılay Başkanı Saide bint Hablis, bazı sivil toplum kuruluşlarının hükümeti Sahraaltı Afrika ülkelerinden gelen göçmenleri gelişigüzel sürgün etmekle suçlamasını kınadı. Bunu bir karalama kampanyası olarak nitelendiren Hablis, Cezayir İnsan Hakları Birliği ve Uluslararası Af Örgütü’ne işarette bulunarak bunların, kaçak göçmenlerin sürgün edilmesi ile ilgili Cezayir’le en çok etkileşim içinde olan iki yasal kurum olduğunu belirtti.

“Örgütler Hedefini Şaşırdı”

Binti Hablis, “Bu örgütler, hedefini şaşırdı. Çünkü ülkemiz, karşı karşıya olduğu tehlikelerin büyüklüğünü tahmin etme konusunda başka herhangi bir taraftan daha ehil. Ne kimsenin vereceği dersi ne de söz konusu kişilere kötü muamelede bulunulduğu suçlamalarını kabul etmiyoruz” şeklinde konuştu. Sürgün edilen göçmenlerin acılarının siyasi partisel amaçlarla istismar edildiğini söyleyen Saide bint Hablisi tartışma yaratan bu sözlerle ne kast ettiğini açıklamadı. Ancak sözlerinin Cezayir’in uluslararası davalarda pozisyonlarını beğenmeyen ülkelere yönelik olduğu tahmin ediliyor. Saide bint Hablis, yaptığı basın açıklamasında, “Bu örgütler, her zaman uluslararası insancıl hukuk kurallarına uyan Cezayir’e karşı önyargı ile yaklaşmak yerine bu insani felakete ve yoğun göçmen akınının nedenlerini incelemelidir” ifadelerini kullandı.

“20 Milyon Dolara Mâl Oldu”

Cezayir İçişleri Bakanı Nureddin Bedevi konu hakkında yaptığı açıklamada “Günlük olarak güney sınırımıza ulaşan, güven ve istikrarımızı tehdit eden yasadışı göçmen dalgaları, bize 20 milyon dolara mâl oldu. Onların geri dönüşleri için hazırlık olarak geçici idari merkezlerde konaklama harcamalarında da bulunduk. Göçmen dosyasını Cezayir’e baskı uygulamak için kullanan taraflar mevcut” dedi. Bakan ayrıca, hukukçular tarafından yapılan eleştirilere de cevap vererek “Cezayir, ülkelerin içişlerine dış müdahale veya Libya ve Mali’de felaket sonuçlara neden olan askeri müdahale ile ilgili pazarlık kabul etmiyor. Bu da Cezayir’in bu sorunu komşu ülkelerle koordineli olarak barışçıl ve siyasi yollarla çözmek için çalıştığını gösteriyor” dedi.

Çöl Bölgelerinde Terk Ettiler İddiası

Kasımi ve Bint Hablis’in tepkilerinden 24 saat önce medyada 400 hukukçu ve siyasi aktivistin imzaladığı, geçtiğimiz yılın sonunda başlayan ve Sahraaltı Afrika ülkelerinden binlerce kişiyi kapsayan gelişigüzel bir şekilde kitlesel sınır dışı operasyonunun kınandığı bir liste yayınlamıştı. Listeye göre sürgün edilenler, Ekvator Ginesi, Burkina Faso, Benin, Mal, Fildişi Sahili, Senegal, Nijer, Liberya, Kamerun ve Sierra Leone’dan gelen kimseler. Liste sahipleri, yetkililerin sınır dışı edilenleri, Mali ve Nijer’le ortak olan güney sınırına götürdüğünü ve onları bütün risklere maruz kalan çöl bölgelerinde terk ettiklerini söylediler.

(Şarku'l Avsat Türkçe, 23 Mayıs 2018)

 

Hariri: Suriye Mülkiyet Kanunu Mülteci Dönüşünü Engelliyor

Beyrut: Başbakan Saad Hariri geçen ay başlattığı Suriye kanununun ülkedeki milyonlarca mültecinin mallarına el koyma tehdidinde bulunduğunu ve yasalar doğrultusunda Lübnan’da yaşayan binlerce Suriyeli ailenin tehdit altında olduğunu öne sürdü.

Suriye hükümetinin Nisan ayı başlarında uygulamaya koyduğu 10’uncu yasa, Suriye'deki mülk sahiplerinin, 30 gün içinde özel mülkiyetlerini resmen kanıtlamalarını aksi halde bunlara el konacağını söylüyor. Bu da milyonlarca insanın iç göç ya da dünya çapında dağılmış mülteci olarak yaşaması, bu kimselerin evlerini kalıcı olarak kaybetmesi anlamına gelmektedir.

“Bu yasa Lübnan'da bizi endişelendiriyor” diyen Hariri, salı akşamı bir iftar etkinliğinde, Lübnan'da kalan binlerce Suriyeli ailenin eğer evlerine dönmezlerse evlerine Suriye hükümeti tarafından el konacağını söyledi.

Şu anda bir milyondan fazla Suriyeli mülteci Lübnan'da yaşıyor. Kesin rakam tam olarak bilinmiyor.  Lübnanlı politikacılar, uzun zamandır Suriye mültecilerinin ekonomik ve diğer kaygılarını gerekçe göstererek ülkelerine döndüklerini dile getirdiler.

Hariri, salı günü yaptığı açıklamada, “Yerlerinden edilmiş kardeşlerimize karşı bir sorumluluğumuzun olduğu doğrudur, fakat aynı zamanda ülkemize karşı da bir sorumluluğumuz var ve bu da bizi, ülkemizi dış problemlerden korumak için zorluyor” dedi.

Birleşmiş Milletler'in Mülteci Ajansı’na göre, pek çok hizmete sahip gayrı resmi çadır kamplarında, Lübnan'daki Suriyeli mültecilerin çoğunluğu aşırı yoksulluk içinde yaşıyor.

(The Daily Star, 23 Mayıs 2018)

 

Esed Milisleri Yermuk Mülteci Kampı’nı Yağmalıyor

Suriye’de Esed güçleri daha Filistinlilerin yaşadığı Yermuk Mülteci Kampı’nı ve Hacer’ül Esved’i ele geçirdiğini duyurmadan bölgeden hırsızlık ve yağmalama haberleri gelmeye başladı. Görgü tanıkları Pazartesi günü Haceru’l Esved mahallesinden yağmalanmış ev eşyası yüklü onlarca kamyonun ayrıldığını aktardı. Bu durum rejim güçleri ve müttefiklerinin her zaman yapageldiği uygulamalardan biri. Aktivistler sosyal medya hesaplarında bu kamyonların görüntülerini “güney Şam’dan çalıntı malları taşıyan kamyonlar” adı altında yayınladılar. Rejim Güçleri Genel Komutanı Pazartesi günü yaptığı açıklamada Yermuk Kampı ile Haceru’ll Esved bölgesinin DEAŞ güçlerinden temizlendiğini açıkladı. Rejim Şam’ın güneyini kontrol altına aldığı böylece başkentin çevresinde ve banliyölerinde tam bir hakimiyet sağladığını açıkladı. Böylelikle Şam ve kırsalı ile Humus ile çevresini ve Halep’i ele geçirmiş oldu. Böylelikle muhaliflerin bulunduğu Der’a ile aralarında 50 km.lik bir mesafe kalmış oldu. Son aylarda Şam merkez ve kırsalında rejimin ele geçirdiği bölgelerden çalıntı malların satıldığı onlarca pazar açıldı. Bu pazarlar Cirman ve Sahnaya’da bulunduğu gibi yenisi de merkezde meşhur Hamidiye Çarşısına yakın bir yerde açıldı. Yağma ve hırsızlık yapanlar, bu ev eşyalarının yıkılmış ve terk edilmiş evlerin eşyaları olduğunu söyleyerek kendilerini temize çıkarmaya çalışıp şöyle soruyorlar: “Niçin onlardan istifade etmeyelim ki!” Rejim ise bu eylemleri düşmandan intikam alma ve yandaşlığın mükafatı olarak görüp yapılanlara göz yumuyor. Şam’daki camilerden birinde mütevazılığıyla ünlenmiş, sevilen bir imam olan Fethi el-Safi, daha önce Doğu Guta’dan getirilen çalıntı malların alınmasının haram olduğu fetvasını vermişti. Kendisine sohbet halkasında sorulan bir soru üzerine “sahiplerinin üzerlerine ağladıkları çalıntı malları almanız caiz değildir” demişti. Öte yandan 6 yıl savaşın ardından enkaza dönen Yermuk Filistin Kampı’nın geleceğiyle ilgili olarak Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)’nün Suriye’deki Siyasi Daire Başkanı Enver Abdülhadi daha önce yaptığı açıklamada “Rejim diğer bölgelerde yaptığı gibi bölgeyi terörist güçlerden arındırdıktan sonra Yermuk Kampı’nın yönetimi devralacak.” İfadelerini kullanmıştı. Abdülhadi, Yermuk’taki çatışmaların bitmesinin ardından “Vatan” gazetesine yaptığı açıklamada “Filistinli grupların buradaki rolü, rejimin güçlerinin yanında terörizmin sınır dışı edilmesine iştirak etmektir. Kampın yeniden inşası, UNRWA ile işbirliği içinde Suriye devleti ile eşgüdümlü olarak yürütülecek” dedi. Abdülhadi Filistinli mültecilerin kampa geri dönüşleriyle ilgili olarak da “bunu konuşmak için henüz çok erken çünkü kampın yeniden imar edilmesi gerekiyor” dedi. Suriye’de Filistinli kamplarının olduğu bölgelerde pek çok Filistinli örgüt İslami muhalif örgütlere karşı rejimle birlikte savaştı. Bunların en önemlisi Halep’teydi. 2015 yılında 9 Filistinli örgüt rejimin yanında savaşmak üzere bir koalisyon kurdu. Bu örgütlerden bazıları şunlardı: Kudüs Tugayı, Halk Cephesi, Filistin Kurtuluş Ordusu, Halkın Mücadelesi Cephesi ve Yıldırım Kuvvetleri ve diğerleri. Filistinli gruplar, rejim güçlerinin yanında savaşarak silahlı muhalif güçlerin bölgeden çıkmasının ardından doğacak yönetim boşluğunda idareyi ele almak için çabalıyorlar. Özellikle DEAŞ ve eski adı Nusra olan Heyetu’l Tahrir’uş Şam (HTŞ) örgütünün ardından. Ancak özellikle Yermuk Kampı’yla ilgili veriler yıkımın korkunç boyutlarda olduğunu ve yakın gelecekte mültecilerin buraya gelemeyeceğini gösteriyor. Ayrıca bu bölge rejimin masaya koyduğu yeni düzenlemeler içerisine giriyor. Bilindiği gibi bu kamp Suriye rejiminin tarım arazilerini kiralamasıyla 1957 yılında mültecilere barınma sağlamak üzere kuruldu. Kamp sadece 2.11 km karelik bir alana sahip ve UNRWA tarafından resmi bir kamp sayılmıyor.

(Şarku'l Avsat Türkçe. 23 Mayıs 2018)

 

UNRWA'dan İsrail'e Filistinlileri 'Büyük Zarar Verme Amacıyla Yaraladığı' Suçlaması

Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (UNRWA) Genel Komiseri Pierre Krahenbühl, İsrail askerlerinin Gazze sınırındaki Filistinli göstericilere karşı kullandığı gerçek mermilerin iç organlara, kemik ve kaslara büyük zarar vermesi için kullanıldığını söyledi. Krahenbühl, Gazze'de düzenlediği basın toplantısında İsrail'in Gazze sınırında yaptığı katliamla ilgili açıklamalarda bulundu. Gerçek mermilerin, iç organlara, kemik ve kaslara büyük zarar vermek için kullanıldığını, bunun sınırdaki göstericilerin yaralanma durumlarından açık bir şekilde anlaşıldığını kaydeden Krahenbühl, "Bu son derece tehlikeli bir şey. Gazze ziyaretimde yaralıların sayısından çok yaralanma şekilleri beni şaşkına çevirdi." dedi. İsrail askerlerinin Gazzelileri kasıtlı olarak ve sistematik bir şekilde yaraladığını, genelde, alt kısımların, bacak bölümünün, sırtın ve başın hedef alındığını belirten Krahenbühl, yüzlerce göstericinin vücudunun alt kısmından yaralandığını, bacaklarının kesildiğini ve yaşamlarını engelli olarak sürdürmek zorunda kalacaklarını kaydetti. "Gazze sınırında yaralanan 13 bin kişinin 3 bin 500'ü gerçek mermi ile hedef alındı. Yaralı sayısının çokluğu ve yaralanma şekilleri, Gazze'deki sağlık sistemini çökme noktasına getirdi." ifadelerini kullanan Krahenbühl, sağlık sisteminin normal şartlarda da çok kötü durumda olduğunu hatırlattı.

"Bazı Hastalar Yeni Gelen Yaralılara Yer Açılması için Hastaneden Çıkarıldı"

Krahenbühl, "Sağlık sisteminin 14 Mayıs'ta karşı karşıya kaldığı baskı çok fazlaydı. Bazı hastalar yeni gelen yaralılara yer açılması için hastaneden çıkarıldı. Aşırı yoğunluk nedeniyle hastanelerden çıkarılan bin 200 yaralıya UNRWA'ya bağlı kliniklerde sağlık hizmeti verildi." diye konuştu. Gazze'de sağlık sektörünün kurtarılması ve Filistinlilere destek için UNRWA'ya yardım edilmesi çağrısında bulunan Krahenbühl, aldıkları yaralar nedeniyle kolu ya da bacağı kesilen kişilerin psikolojik travma yaşadığını ve desteğe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Krahenbühl, UNRWA'nın psikolojik travma yaşayan hastalar için bir program geliştirdiğini ancak içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar nedeniyle bunu uygulamaya koymada problemler yaşadığını söyledi. "Gazzelilerin insani bir hayattan soyutlanması bölgeye barış getirmeyecek." diyen Krahenbühl, Filistinli sığınmacıların haklarını tanıma çağrısı yaparak onların da güvenlik ve özgürlük içinde, temel ihtiyaçlarını giderebildiği bir hayat hakkına sahip olduğunu dile getirdi. Abluka altındaki Gazze sınırında ABD'nin büyükelçiliğinin Kudüs'e taşıması ve İsrail'in kuruluş yıl dönümü olan Nekbe'nin (Büyük Felaket) 70. yılını protesto etmek için 14 Mayıs'ta gösteriler düzenlemişti. Barış gösterilerine müdahale eden İsrail askerlerinin saldırılarında 60'tan fazla Filistinli şehit olmuş, 3 binden fazlası yaralanmıştı.

(Posta, 22 Mayıs 2018)

 

Bir Milyon Kırgızistan Vatandaşı Yurt Dışında Çalışıyor

Kırgızistan Sendikalar Federasyonu Başkan Yardımcısı Jeenbek Osmonoliyev 21 Mayıs'ta yapılan "Orta Asya'da sosyal ilişkiler ve çalışma analizi” toplantısında, şu anda 113 bin Kırgızistan vatandaşının Kazakistan'da çalıştığını belirtti. Osmonoliyev yaptığı açıklamada şu an Kırgızistan nüfusunun 6,3 milyon kişiden oluştuğunu belirtti. Toplantıda ekonomik olarak aktif nüfus sayısının 2,5 milyon olduğu, bugün bunun 2,3 milyonunun ülkede istihdam edildiği ve 2 milyon 300 bin kişinin yüzde 72'sinin özel sektörde istihdam edildiği bildirildi. Osmonaliev konuşmasında, "Resmi rakamlara göre, yaklaşık bir milyon vatandaşımız göçmen işçi olarak yurt dışında bulunuyor. Bunlardan 600 bini Rusya'da, 113 bini Kazakistan'da ve 30 bini de Türkiye'dedir", dedi. Kırgızistan nüfusunun bir kısmı göçmen işçilerin gönderdiği paralar ile geçimini sağlıyor.

(Dünya Bülteni, 22 Mayıs 2018)

 

Atlas Okyanusu'nda Mahsur Kalan Göçmenler Kurtarıldı

Fas’ın Atlas Okyanusu'na kıyısı olan Asila kenti açıklarında bir teknede mahsur kalan 8 yasa dışı göçmenin kurtarıldığı bildirildi. Yerel yetkililerden alınan bilgiye göre, Fas Donanması tarafından okyanusta tespit edilen bir teknedeki 2’si kadın 8 yasa dışı göçmen güvenlik güçlerinde kurtarıldı. Kurtarılan göçmenlerin yasa dışı yollarla İspanya’ya geçmeye çalıştığı belirtildi. Göçmenlerin 4 gündür denizde mahsur kaldığını ifade eden yetkililer, kurtarılan göçmenlerden ikisinin aşırı yorgunluğa bağlı olarak rahatsızlandığı için Tanca Devlet Hastanesi’ne kaldırıldığını kaydetti. Afrika Kıtası'nın çeşitli bölgelerinden her yıl Fas’a gelen binlerce göçmen, Fas’tan Avrupa’ya yasa dışı yollarla geçmeye çalışıyor.

(Anadolu Ajansı, 22 Mayıs 2018)

 

Suriyeli İş Adamı AK Parti'den Milletvekili Adayı Oldu

24 Haziran genel seçimlerine katılacak partiler milletvekili aday listelerini YSK'ya verdi. Listelerde en dikkat çeken isimlerden biri ise AK Parti'nin Bursa milletvekili adayı Muhammed Erdoğan oldu.

Yaklaşık 9 Yıl Önce Türkiye’ye Geldi

Yaklaşık 9 yıl önce Suriye'nin Hama kentinden Bursa'ya gelen ve Türk vatandaşlığına geçen Muhammet Erdoğan, AK Parti'den Bursa milletvekili adayı oldu.

Türk Vatandaşlığına Geçti

Muhammet Erdoğan, üniversite mezunu ve inşaat işiyle uğraşıyor. Evli olan Erdoğan'ın eşi Türk vatandaşlığına geçişte Sümeyye adını aldı.

Seçilirse İlk Suriyeli Milletvekili Olacak

Ankara'da önemli ilişkileri olan, Türkiye'ye pek çok Arap yatırımcı getiren Muhammet Erdoğan, milletvekili seçilirse, Türkiye'de ilk kez Suriyeli bir milletvekilimiz olacak.

(Haberler.com, 22 Mayıs 2018)

 

Cilvegözü Sınır Kapısı'nda Ramazan Geçişleri Sürüyor

Türkiye'deki Suriyeli sığınmacıların, ramazanı ve bayramı ülkelerinde geçirmek için Cilvegözü Sınır Kapısı'ndan çıkışları sürüyor. Farklı illerde yaşamlarını sürdüren Suriyeliler, ülkelerine gitmek üzere Hatay'ın Reyhanlı ilçesine geliyor. Suriyeliler, "www.suriyeizin.com" internet adresli "Suriye Vatandaşları Bilgilendirme ve Müracaat Sistemi" üzerinden randevu aldıktan sonra Cilvegözü Sınır Kapısı'ndan çıkış yapıyor. Suriyelilerin çıkış için sistem üzerinden doldurdukları formların çıktısını da yanlarında getirmesi gerekiyor. Cilvegözü Sınır Kapısı'nı kullanan Suriyelilerin geçişleri, formun yanı sıra pasaport, ön kayıt belgesi ve geçici koruma kimlik kartı/yabancı tanıtma kartıyla sağlanıyor. Bu arada, iki gün önce başlayan uygulamayla 10 bin Suriyelinin ülkesine çıkış yaptığı öğrenildi.

(Anadolu Ajansı, 22 Mayıs 2018)

 

Bulgaristan Göçmenleri Atalarının Mirasını Yaşatmaya Devam Ediyor

Bulgaristan'dan göç ederek 1926'dan sonra Bilecik'e yerleşenlerin o dönem yanlarında getirdiği sebze ve çiçek tohumlarıyla renklenen bahçeler, torunlarına miras kaldı. Bilecik'in Gölpazarı ilçesine bağlı Kurşunlu Köyü sakinleri, atalarından miras çiçekli bahçeleri tüm renkleriyle yaşatmaya devam ediyor. 70 haneli ve yaklaşık 200 nüfuslu köyde yaşayanların tamamı, Bulgaristan göçmenlerinin çocukları ve torunlarından oluşuyor. Bahçesinde 50'nin üzerinde sebze ve meyve yetiştiren üç çocuk annesi Seher İpek, dedelerinin 1930'lı yıllarda Bulgaristan'dan geldiğini anlatarak, geleneklerinden taviz vermediklerini söyledi. İpek, atalarının gelirken tohumlarını da getirdiğini ifade etti. "Evlerini bırakmışlar ama mısırından tut ayçiçeği, soğan, sarımsak, kavun, karpuz, aklına ne gelirse hepsinin tohumlarını getirmişler. Kültür burada. Çiçek olmazsa olmaz, biz çiçeksiz yapamayız. Bu tohumlardan vazgeçmeyi kesinlikle düşünmüyoruz, onları devam ettireceğiz. Kıyafetlerimiz de değişmedi yemeğimiz de. Mesela hamur işlerini çok yaparız, börek yaparız. Babaannelerimizden böyle gördük. Babaannem bir otururdu ocağın başına, çok da kalabalıktık. Hayvan da çoktu, çok güzel zamanlar geçirdik. Halen evimde atmadığım hasırlarım, kayınvalidemden ibrik var. Asla onları bırakmam. Biz oradan geldik bağımızdan kopmamak için her şeyimizi aldık geldik." Köy sakini Mutlu Yıldırım da, teknolojinin şartları değiştirmesine rağmen dedelerinin bıraktığı hayatı yaşamaya devam edeceklerini belirterek, "Yaşlılarımız, dedelerimiz oradan nasıl çilelerle geldiklerini anlatırlardı. Evlerini, tarlalarını bırakıp buraya sefil perişan halde geldiklerini anlatırlardı. Oradan gelirken getirebildikleri çiçek, mısır, ay çiçek tohumudur, ceplerine koyabildiklerini getirmişler. Biz de onların devamını yaptırmaya çalışıyoruz. Çiçek bahçelerim var, biz de vazgeçemiyoruz. Kanımızdan gelen bir şey. Onların getirdiği ürünlerden yetiştirmeye çalışıyoruz" dedi.

"Çiçek Sevgisi Göçmenlerin Kanında Var"

İzmir'de emekli olduktan sonra köyüne döndüğünü anlatan 63 yaşındaki İsmail Karakütük ise şunları söyledi: "Dedelerimiz buraya gelirken getirebilecekleri her çeşit tohumdan getiriyorlar. Çiçek, buğday domates tohumu getiriyorlar. Burada halen onları üretmeye çalışıyoruz. Bizim bahçemizde biber, domates, marul, maydanoz, dereotu, patates hepsi var. Çiçek sevgisi, göçmenlerin kanında var." Köy muhtarı Fahrettin Doruk, köyün 70 haneli olduğunu, çok göç verdiklerini ancak halen 200 civarında nüfusa sahip olduklarını aktardı. Köyün 1926 yılında Bulgaristan'dan gelen 8 aile tarafından kurulduğunu ifade eden Doruk, şunları söyledi: "Devamında akrabalar gelmiş. Göçmen köyüyüz, köyümüz temizdir. Biraz da gelenek görenek. Köyümüzün planı projesi çok güzeldir. Dedelerimiz domatesi getirmiş, eski buğdayları getirmiş, halen bazı komşularımız eker. Çiçeklerimiz oradan gelmiş, kadınlarımız çok çiçekçidir. Bahçelerimiz çok güzeldir, oradan gelen bir gelenektir."

(TRT Haber, 22 Mayıs 2018)

 

Ege Denizi'nde 3 Günde 410 Göçmen Yakalandı

Ege Denizi'nde, İzmir ve Aydın açıklarında son 3 günde düzenlenen 10 operasyonda yasa dışı yollarla Yunan adalarına geçmeye çalışan 410 yabancı uyruklu yakalandı. Alınan bilgiye göre, Sahil Güvenlik Komutanlığı ekipleri, aldıkları ihbar üzerine İzmir'in Dikili, Çeşme ve Seferihisar ilçeleri açıklarında farklı zamanlarda 6 ayrı operasyon gerçekleştirdi. Göç İdaresi'ne teslim edildi. Operasyonlarda, Dikili'de 161, Çeşme'de 82 ve Seferihisar'da 38 olmak üzere 281 yabancı uyruklu yakalanarak haklarında yasal işlem başlatıldı. Ekipler, Aydın'ın Didim ve Kuşadası ilçelerinde 4 operasyonda ise 129 yabancı uyrukluyu yakaladı. Aralarında Suriye, Irak, Somali, Afganistan, Senegal, Orta ve Güney Afrika uyrukluların da bulunduğu 410 kişi, işlemlerinin ardından İl Göç İdaresi Müdürlüklerine teslim edildi.

(Haber Türk, 23 Mayıs 2018)

 

İzmir’de 49 Kaçak Düzensiz Yakalandı

İzmir’in Dikili ilçesi açıklarında, Sahil Güvenlik ekiplerinin yaptığı operasyonda 49 düzensiz göçmen yakalandı. 22 Mayıs 2018 tarihinde saat 05.32’de İzmir’in Dikili ilçesi açıklarında içerisinde bir grup düzensiz göçmen bulunan lastik bot olduğu bilgisini alan Sahil Güvenlik ekipleri harekete geçti. Görevlendirilen Sahil Güvenlik botu tarafından bahse konu lastik bot içerisindeki 12 Orta Afrika, 10 Suriye, 8 Angola, 6 Irak, 5 Kuveyt, 4 Güney Afrika, 2 Senegal, 1 Kenya, 1 Mali uyruklu olmak üzere toplam 49 düzensiz göçmen yakalandı. Yasa dışı yollardan Yunanistan’a geçmek isteyen göçmenler, işlemlerinin yapılması için gerekli makamlara sevk edildi.

(Haber Türk, 23 Mayıs 2018)

 

Sakarya'da Kaçak Göçmen Operasyonu

Sakarya'da, yurda yasa dışı yollarla girdiği belirlenen Pakistan uyruklu 31 kişi yakalandı. Arifiye İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, göçmen kaçakçılığı suçu kapsamında yurda illegal yollardan giriş yapan şüphelilerin yakalanması için çalışma başlattı. Ekipler, D-650 Karayolu Arifiye mevkisinde 31 Pakistan uyruklu göçmeni yakaladı. Göçmenler, bulundukları yerden otobüse alınarak, Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne getirildi. Burada sağlık kontrolünden geçirilen 31 kişi daha sonra karakola götürüldü. Göçmenlerin Sakarya İl Göç İdaresi Müdürlüğü'ne teslim edileceği öğrenildi.

(Milliyet, 23 Mayıs 2018)